Sabah gözlerimi çalan kapının sesiyle açtım. O uyku sersemliği ile aklıma gelen tüm küfürleri sıralayarak yataktan kalkıp yavaşça aşağı indim. Tek gözümü arada açsam da gözlerim kapalı bir şekilde ilerleyip kapıyı açtım ve aynı şekilde yukarı çıkmak için geri döndüm. Fakat duyduğum sesle resmen beynimden vurulmuşa dönmüştüm. O az önceki uykumdan eser kalmamış, kafamın içinde resmen şimşekler çakmıştı.
"Bir hoş geldin demek yok mu Aslan oğlum." Dedi Kadim Apollon. Kendimi toparlayıp şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak arkamı döndüm ve karşımdaki adama baktım. Kaç yıldır görmüyordum karşımdaki adamı. 7- 8- 9 sayamamıştım ama çok olmuştu, yabancı gelmişti karşımda gördüğüm adam bana. Yaşlanmıştı Kadim Apollon, o dik duruşu hala yerini korusa da kilo vermiş veya kısalmıştı tam anlamlandıramasam da küçülmüştü sanki. Saçları ise iyice beyazlaşmış hatta siyah teller sayılacak hale gelmişti, yüzünde ki kırışıklıklar arttmış adeta çökmüştü. Onun karşımda bu denli aciz görünmesi beni istemsiz memnun etmişti, o koca yıkılmaz adamdan eser kalmamıştı, belki bir evlat olarak onun haline üzülmem gerekiyordu fakat aramızda öyle bir ilişki yoktu. Onun dünyasını öğrendiğim gün yitirmişti bendeki tüm değerini. Bundan dolayı kendimi de sevmiyordum ya, onun işlerini devam ettiriyordum hatta o işleri ben fazlasıyla büyütmüştüm fakat benim sebebim farklıydı. Bırakmayı çok denesemde olmamıştı, bu batağa yıllarca batmış bir adamın oğlu olarak doğduğum için maalesef ki bu bataktan çıkmak mümkün değildi. Belki gücüm çoktu ama yer altında benden daha güçlüsü de vardı ve yıllardır tek gayem yer altındaki en güçlü olmaktı. Belki o zaman kurtulurdum bu dünyadan.
Geç de olsa burada böyle dikilmenin uygun olmayacağını fark edip kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimden sıyrıldım ve kapıdan çekilip karşımdaki adamın içeri girmesine izin verdim. Kadim Apollon da ikiletmeden girip koltuğa oturdu. Bende ardından kapıyı kapatıl tam karşısındaki koltuğa oturdum. Tam arkasında iki adamı ayakta dikiliyordu. Onu her gördüğümde bu iki adamı da yanında olurdu bunun nedenini bir türlü anlamamıştım, hala da anlamıyordum ama bu durumu sorgulamayı bırakıp karşımdaki adamın gözlerine baktım ve
"Sabahın bu saatinde ne işin var burada?" Dedim. Kadim Apollon alaylı bir gülüşle bana bakıp elini kaldırıp bir yöne doğru uzattı. Elini uzattığı tarafa baktığımda saati gösterdiğini anlamıştım. Az önceki alaylı gülüşün sebebini de şu an anlamıştım. Saat 14.15 civarındaydı ve hiç de sabahın bu saati felan değildi.
"Henüz kendine gelemedin galiba aslanım. İstersen bi git üstünü giyin, yüzünü yıka." Dediğinde başımı onaylar şekilde sallayıp yavaşça ayaklandım ve merdivenleri bir bir çıktım. Odama çıkınca üzerimdeki iç çamaşırımı çıkarıp duşa girdim şu an tek ihtiyacım olan şey sıcak suydu. Tüm bedenimi esir alan sıcaklığın altında bir süre durduktan sonra artık çıkmam gerektiğini düşünüp saçlarımı köpükledim ve yavaşça durulayıp çıktım. Belime sarmaya ihtiyaç duymadığım havluyla kendimi kurulayıp giysi odasına geçtim ve üzerime siyah bir eşofman ve tişört giyip odamdan çıktım. Merdivenleri sakin bir şekilde inip salondakilere bakmadan mutfağa gittim ve makinenin tuşuna basıp kendime ve mecburen içeridekilere kahve yapmaya karar verdim. Bir süre sonra kahve makinesinden ses gelince kahveler hazır olmuştu bardaklara doldurup kendininkini elime aldım ve salona geçtim. Kısa süre önce kalktığım Kadim Apollonun tam karşısındaki koltuğa tekrar oturdum. Karşımdaki adamlara bakmadan
"Mutfakta kahve var gidip alın." Dediğimde birisi mutfağa doğru ilerlemişti. Bu evimi karış karış biliyorlardı çünkü Kadim Apollon hayatımı yönetmekten adeta zevk alıyordu, daha doğrusu hayatımı yönettiğini sanmaktan. Onun bu denli zevk aldığını gördükçe bende zevk alıyordum çünkü aslında her şeyden habersizdi. Ne mekanların 60a çıktığından ne de asıl evimden haberi yoktu. O sadece bilmesini istediğim kadarını biliyordu. Aklıma gelen düşünceler ile istemsiz gülümsemiştim, onunla dalga geçmek hoşuma gidiyordu. Beni düşüncelerimden ayıran mutfaktan dönen adam olmuştu. Elindeki kahveyi Kadim Apollona verip tekrar yerine geçtiğinde bende gözlerimi karşımdaki adama dikmiştim. Hala neden burada olduğunu söylememişti.
"Neden buradasın." Dediğimde kahvesinden bir yudum alıp bana baktı.
"Çok büyümüşsün, heybetli bir delikanlı olmuşsun. Resimlerini çok gördüm ama böyle kanlı canlı görmek bir başkaymış." Dediğinde anlamsız bakışlar yolladım Kadim Apollona. Beni kanlı canlı görmek için gelmiş olamazdı ya.
"Yani." Dedim. Kısa kesmesini istediğimi daha açık ifade edemeyeceğimi düşündüm. Kadim Apollon yine alaylı bir gülüşle gülüp
"Büyümüşsün ama hiç değişmemişsin. Hala aynı ukalalık." Deyip kahvesini içmeye devam etti. İnatla soruma cevap vermeyişi beni hem germiş hem de sinirlendirmişti. Karşımdaki adama sert bakışlar atıp bende kahvemi yudumladım. Bir süre sessizce ikimiz de sadece kahvelerimizi içmiştik. Sonunda kahvelerimiz bitince Kadim Apollon kahvesini adamlarına uzattı ve oturduğu koltukta dikleşerek dirseklerini diz kapaklarına koydu, bu onun resmî konuşma haliydi. Buradan anladığım kadarıyla durum ciddiydi. Bende kahve bardağımı kenardaki sehpaya koyup oturduğum koltuğa daha yayılarak onun sözlerini beklemeye başladım. Onun bu ciddi yavruna karşılık onun karşısında rahat bir şekilde durarak resmen meydan okuyordum. Bunun onun sinir edeceğini bildiğim için halimden oldukça memnundum. Adamlarını dışarı yollayıp söze girdi.
"Teslimatta Turhan görevliymiş." Dediğinde sözlerine anlam verememiştim. Ciddi bir durum olsa da rahatlığımı bozmadan
"Evet." Dedim. Duydukları ile Kadim Apollon kaşlarını iyice çatmış bir şekilde bana bakıyordu.
"Bunu da böyle rahat söyleyebiliyorsun öyle mi?" Dediğinde başımla onu onayladım.
"Turhan kendini bir çok kez kanıtlamış, güvenilir bir adamım. Yaptığım da bir sıkıntı göremiyorum." Dediğimde Kadim Apollonun kaşları soru sorarcasına havalanıp
"Güvenilir adamın öyle mi, o ite mi güveniyorsun. Ben sana böyle mi öğrettim. İki günlük adama mı bıraktın koca teslimatı." Dediğinde yine onu başımla onaylamıştım. Bir sıkıntı vardı, demek ki bundan dolayı Turhan kaç gündür arayıp duruyordu fakat Kadim Apollonu Londra'ya getirecek kadar büyük ne sorun olmuş olabilirdi ki. Kadim Apollon bir süre tahminimce sabır çektikten sonra bir hışımla ayaklanıp üzerime doğru geldiğinde mimik bile kıpırdatmamıştım. O karşısında eski ürkek Ateş olmadığını fark etmeliydi. Ve öyle de olmuştu, kıpırdanmama şaşırmış olacak ki soru dolu gözlerle bana bakıyordu. Ona meydan okurcasına tam gözlerinin içine bakarak ayağa kalktım ve bu sefer ben ona diklendim. Tıpkı küçükken onun bana baktığı gibi üstten bakıyordum şimdi ona. Kafasını gözlerime bakmak için kaldırdığında ondan heybetli olduğumu fark etmiş olacak ki bir adım geri gidip
"O güvendiğin adam teslimattan kız kaçırmış." Dediğinde sarsılmıştım. Güvenim öyle bir sarsılmıştı ki istemsiz sendeledim. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum adeta beynim durmuştu. Turhanın böyle bir şey yaptığını imkan vermem asla mümkün değildi. 9 senedir benimle çalışıyordu bu adam ve tek bir yamuğunu bile görmemiştim. Ailem diyordum ben o adama yapmazdı, yapamazdı. Beni en iyi bilenlerdendi. Aramızdaki bağı es geçse korkusu ağır basardı, önünde kaç kişiyi öldürmüştüm. Bir kadın için hayatını hiçe saymış olamazdı ya. Kafamdaki sesleri bir türlü susturamadığım için bir cevap da veremiyordum ki evin içinde bir ses yankılandı. Zir çalıyordu, Kadim Apollona kısa bir bakış atıp kapıya doğru ilerledim ve kapıyı açtım. Karşımda gördüklerim ile ilk kez ağzım açık kalmıştı. Normalde duygularını çok rahat saklayan bir adam olsam da şu an hiçbir duygumu saklayamıyordum. Turhan ve yanında bir kız öylece karşımda duruyordu. Kızın gözleri ağlamaktan olsa gerek kıpkırmızı olmuş ve şişmişti. Turhan yanındaki kızın elini tutup hızla içeri geçti bir yandan da konuşuyordu.
"Abi neden cevap vermiyorsun telefonuna, kaç gündür kıvranıyorum. Önemli bir ko..." deyip sustuğunda kafama dank eden Kadim Apollon ile hızla kendimi toparlayıp içeri geçtim. Kadim Apollon çoktan silahını çekmiş ve Turhana doğrultmuş bağırıyordu. Turhan kızı arkasına çekmiş kız da korkudan resmen titriyordu.
"Işık çabuk yanıma gel gidiyoruz. O yanındaki şerefsiz seni koruyamaz." Dediğinde bahsettiği kızın bu olduğundan emin oldum.
Kafam resmen durmuştu. Bir şey yapmam lazımdı ama ne yapmam gerektiğini bir türlü bilemiyordum. Ya ben bir çıkış yolu bulacaktım ya da bu evden iki ceset çıkacaktı...