Toprağın altında kalan bedenimi yukarı çıkarmaya çalıştıkça toprak çamura bulanıyor, bedenimin her yerini kaplıyordu. Nefes almak için başımı kaldırdığımda çamura karışan toprak boğazıma kadar doluyordu. Doğrulmamı istemiyorlardı, gözlerimi kapatıp karanlığa mahkûm olmamı istiyorlardı.
Dudağımın üzerine süzülen gözyaşımı dudaklarımın arasına alıp başımı duvara yasladım. Yatağa doğru uzattığım uzun bacaklarımı karnıma doğru çekerken göle dönmüş gözlerimi pencereye korkarak çevirdim. Görmek istemediğim siluet ağır bir şekilde pencerenin önünden geçerken toprak üstüme daha çok yayılıyordu. Dibe doğru batıyordum, nasıl kurtulacağımı bilmiyorum.
Canını yakmaktan korktuğum insanlar canımı yakmaktan korkmuyordu. Mızraklarını her defasında bana batırmaktan çekinmiyorlardı. Yaralı ruhumu öldüren ailem bedenimin de yok olmasını istiyordu. Başka bir açıklaması yoktu bu olanların. Ne söylenir ne söylenmez bilmiyorum ama canımın çok acıdığını söyleyebilirim.
Umutlarıyla, hayalleriyle pencerenin önünde sağa solan giden adama ne diyeceğimi bilmiyorum. Kalbim onun için cayır cayır yanarken içim öfkeyle doluyordu anneme karşı. Nasıl bu kadar vurdumduymaz olabilir ki, gururumu nasıl ayaklar altına alabilir? Benim evlenmemek için direndiğimi bilen bir kadın başkasının temiz duygularıyla nasıl oynayabilir? Karşısına çıkıp seni sevmiyorum demek benim için oldukça zorken, boynuma bu vebali yükleyen annem nasıl can verecekti? Yirmi sekiz yaşındaki bir adamın onurunu ayaklar altına nasıl alabildi ki?
Akan burnumu çekip başımı ağır ağır duvara vurdum. “Üzgünüm,” dedim titrek sesimle. “Üzgünüm seni heveslendirdiğim için, üzgünüm kalbinin hızlanmasını sağladığım için, üzgünüm gecenin bir vakti penceremin önüne seni diktiğim için. Üzgünüm Akın, kalbimi nefretle doldurdukları için, seni sevemeyeceğim için.”
Işığı yanıp sönen telefonumu elime alıp parmağımı telefonun üstünde kaydırarak peş peşe gelen mesajları dudaklarımda buruk bir ifadeyle okudum. Bu mesajlarda seven bir adamın umudu, hayalleri vardı. Özenerek seçtiği kelimelerde kendini yansıtan ruhu vardı.
AKIN:
Yalan olmayacak kadar gerçek bu gece. Kalbine karşılık bulacak kadar sahici. Umudun var olduğuna inandığım bir gece bu gece. Uyudun sanırım, yarın sabah dükkâna giderken konuşuruz olur mu? Ya da öğlen, belki akşam. Sen ne zaman istersen konuşuruz. Seni uzun uzun dinleyeceğim vaktim çok.
Avşin, ağlamıyorsun değil mi?
Alt dudağımı ısırıp başımı iki yana salladım hıçkırarak ağlamamak için. Sesimi duymasın diye elimi dudaklarımın üzerine bastırırken diğer elimle mesajı yazmaya başladım. Parmaklarım idam raporunu hazırlayan hâkim gibi ağır ağır hareket ediyordu. Birazdan birinin umutlarını yakıp kül edecektim.
AVŞİN:
Merhaba Akın, yüz yüze konuşmak isterdim ama bunun zor olduğunu düşündüğüm için yazarak kendimi sana ifade etmek istedim.
Mesajı gönderdiğimde pencerenin önünde durdu. Beyaz tüle yansıyan silueti sanki içeriyi görüyormuş gibiydi. Bakışlarını elindeki telefona çevirdiğinde gözlerimi telefona çevirdim.
AKIN:
Yarın yüz yüze konuşalım. Ben seni dinlerim Avşin, istersen saatlerce konuşuruz. Saat geç oldu, uyu yarın konuşuruz.
Telefonu yere bırakıp pencerenin önünden ayrılan görüntüsünü izledim. Kaybolunca oturduğum yerden zorla ayağa kalkıp pencereye doğru ilerledim. Aralık kısımdan başımı dışarı uzattığımda gitmiş olduğunu gördüm.
İnsanların balkonda neşeyle konuştuğu gecede içim hüzne bulanmıştı. Bu gece gözüme uyku nasıl girecekti bilmiyorum. Kendi acım yüzünden değil Akın'la konuştuğumda onun vereceği tepki yüzünden üzülüyordum. Evet, ondan hoşlanmıyordum, gördüğüm zaman geriliyordum. Her ne hissediyorsam hissedeyim bunları yaşamasını istemezdim.
Geri çekilip adımlarımı kapıya çevirdim. Kilidi ağır bir şekilde çevirip kapıyı araladığımda kulağımı aralık kısma dayadım. Babam normalde erken yatan biri olmasına rağmen bu gece oturabiliyor olacağını düşünüp geriliyordum. Onun yüzünü görmek istemediğim için kıpırdamadan içeriyi dinledim. Sadece üst kattan gelen amcam ve yengemin seslerinden başka ses olmadığı için nefesimi bırakıp kapıyı kendime çektim. Karanlık holde temkinli adımlarla ilerlerken babamın her an bir yerden çıkacak olması beni oldukça geriyordu. Sanki karşıma geçince o büyük eliyle suratıma tokadı atacaktı. Beyaz yanağım onun verdiği şiddetle kızaracak ve alev alev yanacaktı, bütün gece boyunca uyutmayacak şekilde acıyacaktı.
Mutfağın kapısına yaklaştığımda telefonun ışığını yakıp kendime bir bardak süt aldım. Işığı yakıp ikisini uyandırmak istemiyorum. Bu gece onlarla daha fazla konuşmayacaktım. Yarın annemle yüzleştiğimde birbirimizi kıracağımız için bu gece biraz da olsa sakinleşmek istiyordum.
Ağlamaktan sızlayan burnumu koluma bastırıp demir kapıyı açtım. Kapının önünde duran beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirirken iki basamak aşağı indim, ortada duran yuvarlak masaya doğru ilerlerken sokak lambasının altında oturan adam dikkatimi çekti. Ayaklarımın üzerine sanki beton dökmüşler gibi kalmıştım bahçenin ortasında.
Elindeki sopayla yere bir şey çizen adam düşünceli gibiydi. Aklındaki düşünceleri tahmin ediyordum. Tıpkı benim aklım ve kalbim gibi onun da karıştı aklıyla kalbi. Dikenli tellerin arasında mahsur kalmış, elindeki çubukla kendine çıkış yolu arıyordu.
Başını hafif kaldırdığında gözleri benim odamın olduğu pencereye uğradı. Görmek istediğini göremediği için hüzünlenen yüzü sokağın bomboş sokaklarında kısa bir süre gezip bizim evi buldu. O an göz göze gelmemiz onu şaşırtmış olacak ki uzun parmakları arasında duran sopa yere düştü. Kapalı dudakları aralandığında bir adım geriye gittim. Sanki yanıma gelecekmiş gibi, heyecanlı ve sabırsızdı.
Lütfen bana bağlanma, Akın.
Gözlerimi üzerinden çekmek istememe rağmen, inatla onun gözlerine mahkûm kalan gözlerime kızıyorken, ona bakmaktan kendime engel olamayan hislerime öfkeleniyordum.
Oturduğu yerden ağır bir şekilde kalkarken yüreğimi korku sardı. Şimdi konuşmak istemezdi, değil mi? Şu an çok sinirliydim, anneme olan öfkemi ondan çıkarmak istemiyordum. Bu olayda onun bir suçu yoktu, bu yüzden kalbini kırmak istemiyorum.
Bana doğru gelen ayakları kavuşmak ister gibi hızlanırken kısacık mesafeyi iki adımla geldi. Kollarını demir kapının üzerine koyarken çenesini hafif kaldırıp kalın dudaklarına tebessüm kondurdu. Her zaman taranmış olan saçları karışmış, bir iki teli alnına dökülmüştü.
Alevlerin ortasında kalan bedenim onun yanıma gelmesiyle tutuşmuştu. Şimdi ben nasıl kaçacaktım?
"İyi geceler."
Kulaklarıma ulaşan kalın tok sesi yutkunmamı sağlarken, avuçlarımın arasında olan bardağı sıkı bir şekilde tuttum.
"Uyku tutmadı sanırım?"
Gözlerimi gözlerinden çekmeden başımı aşağı yukarı salladım.
"Beni de, sanırım sabah oluncaya kadar mahalleyi dolaşacağım."
Ona işin yok mu git yat demeyi, düşünme demeyi o kadar çok isterdim ki şu an. Biliyorum ki konuşmak için dudaklarımı araladığımda ona kendimi anlatıncaya kadar sesimi duyan amcamlar balkona çıkardı. Avşin ne yapıyorsun bu saatte dışarıda dediklerinde babam sesini duyup öfkeyle bahçeye çıkardı. Vurmaz diyemiyordum artık, bu geceden sonra zehirli sözcükleriyle beraber saçımdan tutup beni eve sokabilirdi.
"Ben seni zor durumda bırakmayayım. Buralardayım, bir ihtiyacın olursa mesaj atman yeterli."
Kollarını demir kapıdan çekip geri adım attı. Arkasını döndüğünde sanki benden ayrılmak istemiyormuş gibi omzunun üzerinden gözlerimin içine baktı. İlerliyor ama gitmiyordu. Hâlâ ruhu aynı yerde duruyordu. Kolları yine demir kapıya yaslanmış bir çocuğun yüzü kadar masum olan yüzüyle bana bakıyordu.
Başımı iki yana sallayıp eve ilerledim. Hava almak için çıktığım dışarıda hepten havasız kaldım.
***
Üzerime geçirdiğim lacivert tulumun kuşağını bağlarken, annemin sesine kulak misafiri oldum ister istemez. Hiçbir derdi sıkıntısı yokmuş gibi türkü söylüyordu. Dün gece en kaza çevirdiği odama gelip beni kontrol etme zahmetine girmemişti. Gerçi o böyle durumlarda olayın hemen kapanacağını düşündüğü için genelde tartıştığımız zaman uzatmayıp kendi yaşantısına devam ederdi. Aile arasında küslük olmaz diyerek döktüğü gözyaşlarını hiçe sayardı.
Çantamı alıp odadan çıktım. Salona doğru yürürken babamın evde olmaması işime geldi. Annemle tartışırken onunla kavga edip günümün kötü geçmesini istemiyordum. Bu sabah her şeyi halledecektim. Konu bir daha açılmamak üzere kapanacaktı.
Elimdeki çantayı tekli koltuğun üzerine bırakıp, "Anne," dedim elindeki işi bırakması için.
Başını kaldırıp, "Efendim kızım," dediğinde ona karşı saygısızlık yapmamak için gözlerimi devirmedim. Şu an sanki karşımda annem değil de başka bir kadın varmış gibi hissediyordum.
"Ne oldu, Avşin?"
"Sen Akın'ın annesine Avşin Akın'ı mı seviyor dedin?"
Kekeleyerek konuştuğum için kaşlarını çatmış sabırsız bir şekilde sözlerimin bitmesini istiyordu.
"Evet," dediğinde kaşlarımı çattım. "Ne hakla? Ben onu sevmiyorum."
"Seversin kızım, Akın çok efendi bir çocuk seni sevmiş sen mi onu sevmeyeceksin?"
Tırnaklarımı avcumun içine batırıp derin derin nefes alıp verirken karşımda sırıtan ifadesine katlanamıyordum.
"Adamın duygularıyla oynadın."
Ayağa kalkıp ellerini beline yerleştirdi. Başından aşağı kayan tülbent yeri boylarken sabrı yokmuş gibi gözlerini gözlerimden çekti.
"Pazar günü isteme olacak Avşin, yengenle konuştum. Yarın hep birlikte hazırlıklara başlayacağız."
Kendimi tutamayıp kahkaha atmaya başladım.
"Sana inanamıyorum, nasıl olurda bu kadar gamsız olursun? Evlenmek istemeyen kızını nasıl olurda zorla evlendirmeye çalışırsın?"
Elini göğsüne vurup başını kaldırdı.
"Bana vicdansız muamelesi yapma Avşin, ben seni düşünüyorum. Baban senden nefret ediyor, sana zarar vermemesi için Akın'ın annesine öyle söyledim. O çocuk iyi biri, annesi oğlum senin kızını seviyor dediğinde ne kadar mutlu olduğumu tahmin edemezsin. Fırsat bu dedim, kızım bu adamdan kurtulacak. Gözümün önünde olacağı için onu göreceğim, kocası saygılı, efendi olduğu için onu el üstünde tutacak dedim. Ben ne yaptıysam senin iyiliğin için yaptım, Avşin. Tek başına bu evden gitme hayalleri kurma. Bu imkânsız, dünyanın bir ucuna gitsen, baban, amcan, deden seni bulur kızım. Bizler modern bir aile değiliz, ailemizde kadının değeri yok. Aklını başına al, bu adam senin bu evden tek kurtuluşun."
Sıkmaktan kızaran avcumun içi acıyordu ama hâlâ tırnaklarımı geri çekmiyordum. Kalabalık insan topluluğun arasında sıkışmış ruhum kaçmak için yolu arıyordu. Zıplayıp insanların üstünden geçmek isteyen bedenim birine çarptığında yere düşüyordu. Emekleyerek kaçmak isteyen dizlerime tekme atan insanlar bacaklarımı kırmak istiyorlardı kaçmamam için.
"Sen," dedim bir adım ona yaklaşarak. "Sen hayatın boyunca korktuğun için ne yapacağını bilmiyorsun. Eğer hayatımızda erkek olmazsa kendi başımıza bir şey yapacağımızı düşünmüyorsun. Sana göre erkek kadından üstün, o otur dediğinde oturacağız, o yürü dediğinde yürüyeceğiz. Sana göre bu anne."
"Hayır kızım, ben elli beş yaşında bir kadın olarak sana ailemizi anlatıyorum. Bir gün sokağın bir köşesinde kızımın cesedini görmek istemiyorum. Ailemizin erkeklerinin ne polisten ne de askerden korkusu var. Onların Allah korkusu yok sen bana diyorsun ki her şeye boyun eğiyorsun. Senin bu annen okumak için evden kaçan kızların cesetlerini gördü, senin bu annen sevdiği adamla evlenmek isteyen kızların cesetlerini gördü. Senin bu annen her an bir yerlerde ölüm korkusu yaşayan kadınları gördü. Ben," dedi elini bağrına sert bir darbeyle vurarak. "Kızımın cesedini görmek istemiyorum. Senin kuma olarak bir adama satılmanı istemiyorum. Ben senin acı çekmeni istemiyorum. Akın senin için hayırlı bir kısmet, istediğini giyersin, istediğin yere gidersin, istediğin kadar konuşursun. Ne yediğin yemeğe karışır ne de giydiğin kıyafete. O baban değil, o seni seviyor sana değer veriyor. Annesi bana seni bir saat anlattı. Oğlunun gözündeki Avşin'i anlatırken kadının gözleri doldu. Baban gibi bir adamla hayatını birleştirmek istiyorsan ben bundan sonra karışmam kızım. Akın gibi efendi bir adamla evlenmek istiyorsan arkanda olurum."
Sözlerini bıçak gibi kesip salondan ayrıldı. Donmuş bedenim koltuğun üstüne yığılırken kamburlaşan omuzlarım öne doğru kaydı. Sara hastalığına yakalanmış gibi titreyen bedenimi kontrol altına alamıyordum. Dişlerim birbirine çarptıkça tane tane yere döküleceklerdi. Bu adaletsiz dünyada tek başıma ayaklarımın üzerinde var olmak zor olmamalı. Hayatımızı başkaları değil bizler yönetemediğimiz sürece yaşamanın bir anlamı yoktu. Nefesimi kesmek için bıçağa giden elimizi bile başkaları yönlendiriyordu.
Dizlerimin üstünde kaydım. Sağ omzumu kahverengi koltuğa yaslayıp onunla aynı renk olan halının üzerindeki çiçek desenlerini boş boş izledim.
Sanırım buraya kadardı. Yolumu kesmek isteyenler bunu başarmıştı. Elimi kırdılar pes etmedim, kolumu kırdılar pes etmedim, bacağımı kırdılar pes etmedim şimdi bütün kemiklerimi kırdılar. Bana bir çıkış yolu bırakmadılar.
Akın'a mesaj atıp yerden kalktım. Mutfakta ağlayan annemin yüzüne bakmadan dışarı çıktım. Buz gibi havada kalmış gibi titreyen kollarımı zapt etmek için göğsümün üstünde birleştirdiğim kollarımı çözülmemek üzere bağladım. Parka doğru giden ayaklarım hızlanırken yanımdan geçen adamın kokusu burnuma iliştiğinde gözümden bir damla yaş daha aktı.
Yüzüme baktığını hissediyordum ama bakışlarımı onun gözleriyle buluşturmuyordum. Eminim neden ağladığımı merak ediyordu. Yanımda yürüdüğü için eli öne arkaya doğru gidip geliyordu. Parmaklarını avuç içine aldığında nefesini dışarı bırakıp arkama geçti. Camiye giden komşularımız bizi yan yana görmesin diye eminim adımlarını yavaşlattı.
"Nasılsın Avşin kızım?" diyen Naşide teyzeye başımı kaldırmadan, "İyiyim," dedim. Yüzlerine baksam bir saat neden ağladığımı sorgularlardı.
"Yazık ya, iyice içine kapanık oldu. Konuşamıyor diye dışlıyorlar kızcağızı."
Kulaklarımı dış dünyaya kapatıp adımlarımı hızlandırdım. Bu tür söylenmelerini sürekli duyduğum için artık canım acımıyordu. Eskiden kekeme, yazık kendini zor ifade ediyor dediklerinde ağlardım ama şimdi zerre üzülmüyordum. Sanırım kalbim taşlaşmıştı. Ben kendi derdimi anlatabiliyorum, onlar beni anlamakta sıkıntı yaşıyorsa benim yapacak bir şeyim yoktu.
Parka giriş yaptığımda saatin henüz erken olmasından dolayı parkta kimse yoktu. Kaydırakların arkasında duran banka ilerlerken onun taşların arasına sıkışan kumlara bastığını duyabiliyordum. Benden uzaktı ama yakınındayım der gibiydi adımlarıyla.
Bankın en köşesine oturup yanıma gelmesini bekledim. Adımlarını hızlandırıp bana doğru adım atarken yüzünde hem telaşlı hem de heyecanlı bir ifade vardı. Sanırım ona mesaj attığımda henüz dükkâna gitmemişti. Üzerinde bilekleri dar dizlerinden yukarısı bol olan gri spor eşofman vardı. Eşofmanın lastiği kalçasının üzerinde dururken üzerine giydiği salaş beyaz tişört eşofmanının üstüne dökülüyordu. Yeni uyanmış gibiydi ama dinçti.
Eli saçlarının arasında boğazını temizlemek ister gibi öksürdü. Yanıma oturduğunda bacaklarını hafif iki yana açtı. Dirseklerini bacağının üstüne koyarken öne doğru eğildi. "Günaydın," dedi yeni uyanmış olmanın verdiği pürüzlü sesiyle. Konuşmadım, önümdeki kaydırağı izledim. "Baban mı canını yaktı? Bu yüzden mi ağladın?" Yine konuşmadım. Onu buraya konuşmak için çağırdım ama şu an susuyordum. İçim savaş alanıydı, dışım dilsizdi.
"Sırf senin baban olduğu için kendimi zor tutuyorum. Nasıl kıyabiliyor sana, hiç mi vicdanı yok anlamıyorum."
Yok, gamsız bir adamın vicdanı olmaz. Ölüm korkusu olmayan bir adamın vicdanı olmaz. Canı yanmasından nefret eder, can yakmaktan zevk alır. O gamsız bir adam!
"Beni seviyor musun?" dedim bakışlarımı ona çevirerek. Sırtına ekmek parçalarını yüklemiş karıncaları izlerken bakışlarını bana çevirdi. Gözleri cam gibi parladı. Oturuşunu dikleştirip bana doğru döndüğünde gerginlikten dilim damağım kurudu.
"Evet. Sen beni seviyor musun? Annen anneme seviyor demiş, duyunca inanamadım. Ben seni görmek için fırsat kolluyordum ama senin beni görmek için çabaladığını hiçbir zaman fark etmedim. Yanlış anlama lütfen, gözlerine bir kere bakmak için bakışlarım hep senin üstündeydi, senin bakışlarında kendimi göremediğim için senden duymak istedim."
Beni benden daha iyi tanıyan adam.
"Olaylar nasıl gelişti bilmiyorum, annem pazar günü sizin bize geleceğinizi söyledi. Duyunca çok şaşırdım. Akın seni seviyormuş dedi buna da şaşırdım. Tamam, az çok bir şeyler hissettiğini anladım ama şaşırdım. Bana söylemeden babasını bizim eve nasıl gönderir dedim. Sinirlendim."
Gözlerini kısıp omuzlarını dikleştirdi. "Ben babamı sizin eve göndermedim annem duygularımı anlamış bana sorduğunda ona anlattım. Bu yeni bir şey değil Avşin uzun zamandır senin bendeki yerin başka, hissetlerimi, yaşadıklarımı ailem biliyor. Annem dayanamayıp annenle konuşunca annen Avşin'de Akın'ı seviyor demiş." Gözlerini kapatıp açtı, ardından derin nefes aldı kendini sakinleştirmek için. Çok hızlı konuşuyordu, kendini bana yanlış anlatmamak için kelimelerini düzgün seçiyordu.
"Annem de bunu duyunca babamın yanına koşmuş. Ona olan biteni anlattıktan sonra babam bana sormadan senin babanla konuşmuş. Benim isteme olayından haberim yok Avşin, ben daha düne kadar sana karşı hissettiklerimi nasıl söylerim diye düşünüyorken bir anda babamı size yollamam. Hele ki senin duygularını öğrenmeden, babanın nasıl adam olduğunu bildiğim halde asla seni zor duruma sokmam."
Gözlerindeki ışık yavaş yavaş sönerken bakışlarını kaçırdı gözlerimden.
"Sanırım annem yanlış anlamış, sen beni sevmiyorsun."
Gözlerimi kapatıp ağlama isteğimi bastırmak istedim. Sesindeki hayal kırıklığı ruhumu paramparça etti. Topallayarak yatağının yanına sıkışan ruhum can çekişirken bedenim her zaman olduğu gibi onun yükünü sırtlanıyordu.
"Babamı biliyorsun Akın. Beni sevmiyor, sevmediği için bana hakaret etmekten vazgeçmiyor. Evlenmem için baskı uyguluyor, ayaklarımın üzerinde güçlü durmamı istemiyor. Annem onun bana olan davranışlarından kurtulmam için annene öyle demiş. Seni asla üzmek istemem."
"Ben de," dedi acı çeker gibi. "Yanağına damlayan gözyaşını silemediğim için parmaklarımı kırmak istiyorum ben. Başın öne eğildiğinde omuzlarından tutup kaldıramıyorum. Sesine ses olamıyorum. Seni asla kırmak istemem, seni kıranları acımdan kırar gözyaşının hesabını sorarım ama seni asla üzmem."
Yumruk olmuş elinin üzerine elimi koydum. Gözünden akan bir damla yaş elimin üzerine düştüğünde, "Lütfen," dedim oldukça kısık sesle.
"Ben çalışıp babama ayaklarımın üzerinde durduğumu göstermek istiyorum."
"Sen çok güçlü bir kadınsın Avşin, ülkenin başına geçsen kalbi bozuk olan baban senin kıymetini anlamaz. Ben seni zor duruma soktuğum için özür dilerim. Babanla konuşacağım. Kimse duymadı merak etme asla seni zor duruma sokmam."
"Ben özür dilerim."
"Sen niye özür diliyorsun ki? Gönlünde olmayan kişiyle yuva kurulmaz. İsterdim, her şeyden çok isterdim seninle aile olmayı. Ama seni zorlayamam. Ben, sen mutlu olunca mutlu olan bir adamım. Sen yanımda olup mutsuz olursan ben mutlu olamam. Uzağımda olsan da seni severim. Hep uzaktan sevdim, yakınımda olup acı çekersen kalbim parçalanır."
Seven taraf için gitmek ne kadar zordu. Ben gitmek için ayağa kalkarken o oturduğu yere yapışmış gibiydi. Dik duran omuzları çökmüş, ara sıra iç çekip avcunun içini dizine çarpıyordu. Şu an onu geride bırakmak benim için çok zordu. Sanki buradan ayrılınca ağlayacaktı, benim yüzümden gözünden yaş aksın istemiyordum. Her zaman dik duran omuzları benim yüzümden çöksün istemiyordum.
Öne doğru adım attığımda derin nefes aldı. Arkama dönüp dağılmış haline bakmadan ilerledim. Yalan söyleyemezdim, o evden kurtulmak için onun duygularıyla oynayamazdım. Aynı evin içinde hem onu hem de kendimi üzmeye hakkım yoktu.
Eve uğramadan koşar adım direkt dükkâna girdim. Zeliha'yı karşımda görünce deminden beri tuttuğum gözyaşlarımı akıttım. Oturduğu yerden telaşla kalkıp yanıma geldi. Hiçbir şey demeden boynuma sarılırken, "Yoruldum," dedim tek kelime ile.
"Baban olacak adam ne yaptı yine?"
Başımı iki yana sallayıp, "Boş ver," dedim. "Sen neden durgunsun kaç gündür, arıyorum ulaşamıyorum."
"Dayımı biliyorsun okumam için baskı yapıyor. Liseyi bitirmişim ne gerek var üniversiteye."
"Sana diyecek tek kelimem yok Zeliha. Adam onca sene üniversiteyi gitmen için sana baskı yapıyor. Aklını başına al lütfen."
"Aman salla. Bebekleri ne zaman teslim edeceğiz?"
Beni oyaladığı için ona göz devirip kasanın yanına gittim. Kolilere koyduğum bebekleri sayarken aklımda Akın vardı. Onu geride bırakmak canımı tahmin etmediğimden fazla yaktı. Belki onu sevebilirdim ama bu zorla olmazdı. Ailem bana baskı uygulamasaydı ona şans verebilirdim. Olmuyordu, biri beni bir şeyleri yapmaya zorladığında inatla kendi istediğimi yapmaya çalışırdım. Yanlış da olsa, doğru da olsa hep benim kararlarımla olsun isterdim. Belki zor bir kişiliktim ama bu bendim. Birilerinin beni yönetmesine izin verirsem ben, ben olmaktan çıkardım.
Öğlene kadar düşünmekten başıma ağrı girdi. Paketlediğim kutuları kapının önüne dizip bir an önce içeri giriyordum. Güneş ağrıyan başıma iyi gelmiyordu. Son paketin içindeki bebekleri sayarken dükkânın kapısı gürültüyle açıldı. Korkudan Zeliha'yla çığlık atıp içeriye giren babama tedirgin halde baktım. Kızgın boğadan farksız üzerime geliyordu. Öğrenmişti, onun bu tavrı her şeyi bildiğini gösteriyordu.
Elini havaya kaldırdığında bana vuracağını anladım. Kendimi korumak adına elimdeki bebeği yüzüme tutarken saçlarımdan yakalayıp beni yün iplerin üzerine fırlattı.
"Ne dedin de çocuk seni almaktan vazgeçti? Adam dün gece aşkından ölüyordu bugün istemiyorum diyerek babasını kapıma gönderiyor. Ulan Hüseyin'de Akın'da asla vazgeçecek adamlar değiller. Sen bir şey söyledin ki kesin bu çocuk vazgeçti. Öldüreceğim seni."
Yanağıma tokat attığı an onu geri itmek için kaldırdığım ellerimi tuttu. "Yapma!" diye bağıran Zeliha çığlık çığlığa bağırırken onun gözü kimseyi görmüyordu.
"Or*spu mu olacaksın lan başıma? Ayakları üzerinde duracakmış, senin o ayaklarını keserim. Dilin gibi ayaklarını sakat bırakır yattığın yerden kalkamazsın."
Sözleri canımı acıtmıyordu. Tırnaklarımı saçımı çeken koluna batırmama rağmen hiçbir belirti göstermiyordu. Acımasızca vuruyor, gücünü ondan bedenen güçsüz olan kız çocuğunun üstünde gösteriyordu.
"Rüstem ne yapıyorsun?" diye bağırarak içeriye giren Hüseyin amca beni babamın elinden almak isterken nefes nefese dükkâna giren Akın'la göz göze geldik. Gördükleri onun canını acıtmış gibi yumruk yaptığı elini havaya kaldırıp babamın üzerine yürüdü. Zorlanmadan beni babamın ellerinin arasından alıp onun üzerine atıldı. Havaya kaldırdığı yumruğunu babamın yüzüne vuracakken, "Yapma," diye bağırdım. "Yapma," dedim fısıldayarak. "Sen kötü biri değilsin, yapma."
Az önce ümitle kapattığım kolilerin üstüne düşen bedenimi Zeliha tutarken onun havada kalan eli ağır hareketle yere indi.
"Sen bu kızı alacaksın, ben herkese bu hafta sonu isteme olacak dedim. Madem istemiyorsun neden adını çıkardın bunun? O söz olacak Akın."
Yüzümü Zeliha'nın göğsüne sakladığımda benim gibi içli içli ağladığını fark ettim. Korkmaması için beline sarılırken yüzünü saçlarımın arasına gömdü.
"O söz olacak Rüstem, bir daha bu kıza elinin kalktığını görmeyeceğim. Sen nasıl bir adam oldun anlamıyorum. Kızın bir melek olacak kadar pırıl pırılken sen onu üzmekten, canını yakmaktan zevk alan bir adamsın. Kusura bakma ama sen nasıl bir babasın?"
"Benim babalığımı sorgulama Hüseyin, sizin yaptığınız doğru mu, oğlun baştan seviyorum, istiyorum dedi, şimdi ne oldu?"
"Benim oğlum hâlâ seviyor senin kızını. Senden çok seviyor, sırf o üzülmesin diye istemedi. Ama bu saatten sonra vazgeçmek yok ben bu kızı senin eline bırakmam. Yarın akşam geleceğim Rüstem, hazırlıklı ol."
"Bekliyorum, Hüseyin."
Isırdığım dudaklarımı serbest bırakıp başımı Zeliha'nın güven veren göğsünden çektim. Dışarı çıkan babamla Hüseyin amcanın yüzüne bakmadım. Ellerini yumruk yapmış öylece bana bakan adamı izledim. Gözlerinde acı vardı, bu zamana kadar görmediğim acı.
"Bizi yalnız bırakır mısın, Zeliha?"
Titreyerek iç çeken Zeliha şaşkın ve üzgün halde ayağa kalktı. Bacakları birbirine karışmış gibi sendeleyerek dışarı çıktığında gözlerimi Akın'a çevirdim. Karşıma geçip sağ dizinin üstüne çöktü. Eli dokunmaktan korktuğu yanağıma yaklaşırken gözlerini kapadı.
"Özür dilerim, bunları sana yaşattığım için gerçekten çok özür dilerim. Böyle olacağını bilseydim asla aileme söylemezdim." Ses tonu en az benim kadar acı çektiğini fısıldıyordu. "Bana bir şans veremez misin? Söz veriyorum seni üzmem. Hiçbir şekilde kısıtlamam, sen ne dersen o olur. O evde acı çekmeni istemiyorum Avşin, şu yanağındaki kızarıklığı gördükçe babanı öldürmek istiyorum. Ben kötü bir adam değilim, beni birazcık sevemez misin?"
"Canım çok acıyor, içim hırsla dolmuş durumda. Buradan gitmek istiyorum, gidersem annemin canını yakacaklarını biliyorum. Babam ayaklarımı zincirlemiş adım atmamı istemiyor. Tek özgürlüğün ölüm diyor."
Başını iki yana salladı hızla. Sözlerim hoşuna gitmemiş olacak ki bakışlarını kapıya çevirdi.
"Özgür olman için ölmeye ihtiyacın yok. Annem evli, emekli iç mimar. Hiçbir zaman pes etmemiş, babamla üniversitede tanışıp evlenmiş, okuluna devam etmiş, işini başarılı bir şekilde yapmış, bana sahip olmuş bir kere pes etmemiş. Hep güçlü olmuş. Sen istersen güçlü olursun, benimle evlenirsen hayatın bitmez Avşin. Ben senin özgürlüğünü kısıtlayacak bir adam değilim."
Kollarımı bacaklarıma sarıp, "Bu saatten sonra benim sözlerimin bir önemi yok," dedim tekrardan gözlerimizi kavuştururken. "Babam ve baban son sözü söylediler. Yarın ikimizin parmağına giren o halka bizi bir yola sokacak. O yolda neler yaşayacağız bilmiyorum, şunu bil mutlu değilim."
"Bunu söyleme!"
Bağırdığı için irkilip bir adım geri çekildim.
"Söyleme, sen böyle konuştukça yüreğim yanıyor. Sevdiğin kişinin seni sevmemesi ne kadar zor bilir misin sen?"
Sanırım beş yaşımdan beri biliyorum.
"Yakıyorsun Avşin, kalbimi ateşli avcunun içine almışsın onu acımadan yakıyorsun. Zarar vermeyelim birbirimize. Bu hikâyedeki tek günahsız sen değilsin, ben de günahsızım. Hayalini kurarken gerçek olur mu diyemediğimsin. Ve şimdi sen acaba beni sever mi diyeceğim kadınsın, karım olacaksın. Bu benim için çok zor, lütfen yakma."
"Üzgünüm," dedim son bir damla akan yaşı silerek.
"Üzülme sen,"
Geri çekilip adımlarını dükkânın dışına çevirdi. Az önce şiddete tanıklık eden dükkânım şimdi bomboş kalmış gibi sessizleşti.
Hayatımda ilk defa kendi kararlarımı kendim veremedim. Benim için verilen bu karar başıma nasıl bir iş açacaktı bilmiyorum. Canımı yakanlar bu sefer sadece beni değil yaralı bir adamın canını da acımasızca yaktılar.
Kader bize neyi gösterecekti bilmiyorum.
Sadece bu yolda üzülen taraf tek ben değil Akın'da olacak...