İlerleyen bölümlere eklemeler yapılacak. Mucizem Sensin'le yarışmaya katıldım. Yorumlarınızla destek verirseniz çok mutlu olurum.
Hayaller gerçekle birleştiğinde hüsranla sonuçlanıyordu. Kimisi için mucize olsa da kimi için işkence oluyordu. Hayatımın üzerinde kumar oynayanlar benim fikirlerimi önemsemeden geleceğim hakkında rahatlıkla karar veriyorlar. Ben itiraz ettiğimde şımarık ya da kötü bir kız oluyordum. Biri seni seviyorum hayatımda olmanı istiyorum derken diğeri ölmeni istemiyorum bu evden gitmeni istiyorum diyordu. Bana uzak olan kişi de yaşasan da fark etmez yaşamasan da diyordu.
Herkes konuşuyor, herkes kararlar alıyor, kimse Avşin ne diyor dinlemiyorlardı.
Bana biçilen hayatı yaşamamı istiyorsalar yaşayacaktım. İstemeyerek de olsa bu hayata uyum sağlayacaktım. Başkalarının gözyaşları akmasın diye kendi gözyaşlarımın akmasına izin verecektim.
Buraya kadardı! Güçlü oluşumun, ayaklarımın üzerinde duruşumun gücü buraya kadardı. Şimdi yanımda duran adam benimle birlikte hareket edecek, benimle birlikte nefes alacaktı. O benim hayatıma rahatlıkla uyum sağlayacaktı, ben onun hayatına uyum sağlayabilecek miydim hiçbir fikrim yoktu.
Benim hayatım karanlıktan ibaretken onun hayatı beyazdı. Ne karanlık beyaza yakışırdı ne de beyaz karanlığa. Biz gri oluncaya kadar bu yolda savaşacaktık. Can yakmadan, gözyaşı dökmeden yürüyecektik. Bugün benim yüzümden ağlayan adamın gözünden bir damla yaş gelmemesi için onun beyazına karışacaktım. O bana uyarak siyah olacağına ben ona uyup beyaz olmak için çabalayacaktım. Çığlıklara, bağırışlara dur diyecek nefes almak için yaşayacaktım. Avşin için değil yeni hayatım için adım atacaktım bundan sonra.
Ağır adımlarla ilerlediğim sokağın karşı kaldırımından yürüyen adam gözlerini üzerimden bir saniye çekmiyordu. Yarın akşam beni istemeye gelecek olan, şu an yanıma yaklaşmaya çekiniyordu. Kim bilir aklından neler geçiyordu. Belki öğlen babamın beni döverken halini düşünüyor, belki yarın gece için heyecanlanıyordu. Her ne kadar söz zorla olacak olsa da eminim onun kalbi heyecanlanıyordur. Keşke ailem bana baskı yapmadan Akın duygularını gelip söyleseydi. Belki ona bir şans verir birinin beni sevecek olması düşüncesiyle heyecanlanırdım.
Başımı gökyüzüne kaldırıp, ‘Sahi böyle mi olurdu?’ dedim içimden. Ben onu görünce geriliyordum, huzursuz hissedip kaçacak yer arıyordum. Yanıma gelip sevdiğini söylese karşılık mı verecektim? Sanmıyorum!
O bana karşı sevgi beslerken benim ona bu kadar sert olmam bizden nasıl bir çift olacağını kestiremiyordum. Ailemin bana dayattıkları hayatı yaşamayacağım diyerek kalbini kırmış olabilirim. Tamiri olur mu bilmem ama onu kırmamak için çabalayacaktım. Nasıl olacaktı hiçbir fikrim yoktu. Aileme karşı öfkeyle harmanlanan yüreğim onun karşısında nasıl sakinleşecek bilmiyorum.
Evin önüne geldiğimde bahçe kapısını içeri ittim. Havaya kalkan ayağım aynı yerde durduğunda içeri girmek yerine arkamı döndüm. Evinin kapısındaki merdivenlere oturmuş bana bakan adama doğru ilerledim. Bunu beklemiyor olacak ki heyecanla oturduğu yerden kalkıp elindeki telefonu yere düşürdü. Kaşlarım havalanırken bir eli ensesine gitti diğeri yerdeki telefonu alıp doğruldu.
"Yarın gece nasıl bir gece olacak hiçbir fikrim yok. Şunu bil sana karşı kötü duygular beslemiyorum. Aileme öfkeliyim bu yüzden sinirimi herkesten çıkarıyorum."
"Anlıyorum, ben sana kırılmıyorum ya da acımıyorum. Sadece üzülmeni istemiyorum. Dünya yaşamak için zor bir yer, vaktimiz kısa. Bugün varız yarın yokuz. Kendini bırak şu kısacık hayatın tadını çıkar. Düşünme, insanlar konuşsun, bağırsın sen düşünme. Eğer yanında biri ağlıyorsa başka yere git. Eğer biri yanında hiç durmadan gülüyorsa sen de ona katıl. Seni üzen kişilerin yanında durma Avşin, seni üzmek istemeyen insanların yanına git."
Bunu her şeyden çok istememe rağmen yapamıyorum. Biri ağladığında gözyaşını siler derdine derman olmaya çalışırdım. Yaralı bir insana arkamı dönüp gidemeyecek kadar merhametli bir kalbim vardı. Eğer o kişiyi bulunduğu yerde terk edip gidiyorsam gece yastığa başımı koyduğumda huzurla uyuyamazdım.
Ama bir yerde haklıydı, Zeliha hariç kimse benim gözyaşımı silmemişti. Konuşurken zorlandığımda beni dinlemek yerine sabırsızlanıp yanımdan kalkan çok kişi olmuştu. Bir kişi hariç, o hep yanımda olup bana desteğini göstermişti. Sanırım omuzlarımdaki yükün farkında olan arkadaşım bu yükün altında kalmaktan korkuyordu. Gözlerime bakıp, anlat seni dinliyorum diyemiyordu, ağlama diyemiyordu. O ilk kez benim hayatımda olmak istemiyordu. Ne yapmam gerekiyordu, arkamı dönüp ondan da uzaklaşmam mı gerekiyordu? Başımı iki yana salladım. Asla ondan uzak duramazdım. O benim bu hayatta en değer verdiğim insandı.
Geri adım atıp, "İyi akşamlar," dedim. Birazdan ezan okunacaktı. Bu yüzden evlerin mutfaklarından tabak çanak sesleri geliyordu. Bunlardan biri de bizim evdi. Ne babamı ne de annemi görmek istemiyordum.
Betonu parçalamak isteyen ayaklarımı sürüyerek eve doğru ilerledim. Anahtarı kilide sokarken içeriden gelen kahkaha sesleri ölmüş ruhumu sızlattı. Nasılda mutlulardı...
Ayakkabıları ayağımdan çıkarıp kimsenin yüzüne bakmadan odama ilerledim. "Avşin," diyerek bağıran yengeme cevap vermeden odaya girdim. Çantamı kapının arkasına asarken, saçlarımı bilgisayar masasının üstünden aldığım siyah lastikle topladım. Bugün hem ruhen hem de bedenen yorgundum. İçeride olan cümbüşe katılmayacak biraz olsun uyumaya çalışacaktım. Dolaptan aldığım eşofman takımını yatağın üstüne bırakırken odanın kapısı açıldı. Müsait olup olmayacağımı düşünmeyen ailem her zaman olduğu gibi kapıyı çalmadan içeri giriş yaptılar. Suç onlarda değildi aslında, suç onların huyunu bilip kapıyı kilitlemeyen bendeydi.
"Heyecanlı mısın Avşin, yarın Akın'la sözleniyorsun. Çok şanslısın, mahallenin en yakışıklı erkeğiyle evleniyorsun."
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutuyor, kapalı olan pencereyi sert hareketlerle açtım. Ani hareketlerim onların umurunda değilmiş gibi konuşmaya devam ediyorlar, kuzenim Firuze'nin heyecanına ortak oluyorlardı.
"Çok sevindim yengecim, bizim milletten değil en azından bu adam. Seni koruyup kollar."
Sırıtıp, "Sizden mi?" dedim kollarımı göğsümün üzerinde toplayarak. Kaşlarını çatıp sağ elini kaldırdı. "Biz sana ne yaptık?" diyerek elini göğsünün üstüne bastırırken, annem kolunu sıvazladı boş ver bunu der gibi.
"Bugün babam beni dükkânda dövdü."
Firuze hariç annemle yengem ee der gibi yüzüme baktıkları için kahkaha atıp başımı iki yana salladım. "Yanağıma oldukça sert bir tokat yedim. Sanırım Osmanlı tokadıydı ki canım öyle bir acıdı ki akşama kadar kök dişlerim sızladı."
Ağlamak üzere olan kuzenim bana doğru adım atmak istedi geri çekildim.
"Onun elinden beni Hüseyin amcayla Akın aldı. Eminim bunlardan haberiniz vardır. Vardı değil mi?" Yine Firuze hariç annemle yengem başlarını aşağı yukarı salladıklarında, "Ah," diyerek gözlerimi ikisinin üzerinde gezdirdim. "Siz benim yanıma gelip durumu mu kontrol etmek yerine akşama kadar yarın için planlar yaptınız. Acaba ne yemek yapsak, ne giysek diye yerinizde oturamadınız, değil mi?" Mahcup bakışlarını farklı yerlere çeviren iki kadın bugün her zaman olduğu gibi hayal kırıklığına uğrattı beni.
“Benim bu olanlardan haberim yoktu Avşin. Sen isteyerek evleniyorsun sandım.”
"Ben bu evliliği isteyerek yapmıyorum Firuze. Nasıl bir evlilik hayatım olacak bilmiyorum ama şunu bilin bir gün kızım olursa düştüğünde ilk yanında ben olacağım, ağladığında yanına oturup onun masum gözyaşlarını sileceğim. Üzüldüğünde elimi sırtına getirip ben senin yanındayım anneciğim, bu hayatta senden değerli hiçbir şey yok diyeceğim. Ona öyle bir sarılacağım ki sadece sen olsan bana yeter anneciğim diyecek."
Yanağına damlayan yaşı silen annem elimi tutmak için uzansa da başımı iki yana salladım.
"Bana sarılmana ihtiyacım yok anne. Akın bana seni ağlatan insanların yanında durma dedi. Bundan sonra sizden uzak durmam gerekiyor kocam olacak adam öyle istedi. Biliyorsun erkek ne derse onu yapmalıyız, o otur dediğinde oturacağım, kalk dediğinde kalkacağım. Evleneceğim adam bana bugün seni üzenlerin yanında durma dedi, üzgünüm anne sizinle geçireceğim vakitler kısa. Beyaz gelinliğimi giyip bu evden ayrıldığımda sanırım bir daha bu eve adım atamayacağım. Eğer atarsam kocam ayaklarıma beton dökebilir. Biliyorsunuz buna hakkı var!"
Hıçkırarak ağlayan annem arkasını dönüp odadan çıkarken yengemle kuzenim gözleri dolu dolu bana bakıyorlardı. İkisinin üzerinden bakışlarımı çevirip arkamı döndüm.
"Dışarı çıkarsanız üstümü giyineceğim."
"Çıkacağız kızım. İftar vakti annenin kalbini kırdın oldu mu şimdi?"
Olmadı. Belki yiyeceği yemeği kursağına dizdim ama içim acımadı. Hayatımda ilk kez anneme karşı gamsız oldum, tıpkı babama olduğum gibi.
***
Omzuma değen elle gözlerimi açıp başımı yastıktan kaldırdım. Annem heyecanlı ve sabırsız bir şekilde uyanman için omzumu sarsmaya devam ederken yatağın içinde kenara kayıp, "Ne yapıyorsun?" dedim uykulu sesimle.
"Uyan hadi. Akın'la annesi kapıda bizi bekliyor."
"Sebep?"
Kaşlarını çatıp ellerini beline yerleştirdiğinde örtüyü ayaklarıma ittim.
"Akşam için alışveriş yapacağız. Söz için elbiseyle yüzük alınacak."
"İlgilenmiyorum, kafalarına göre takılsınlar."
Başımı tekrar yastığa koyduğumda ayağını yere vurup, "Kalksana kız," diye bağırdı. Ses tonunu kontrol altına almaya çalıştığı için kendini sıkmaktan yüzü kızardı. "Kız kalksana," diyerek parmağını ısırdığında sinirle saçlarımı yolasım geldi.
"Bugün orucumun ilk günü, bu sıcakta gezemem ben. Çok istiyorsan sen git."
Elini komodinin üzerine vurup üzerime eğildi. Yüzüme çarpan nefesi oldukça öfkeli olduğunu gösteriyordu. En az onun kadar sinirli olduğum için yataktan kalkmak istemiyordum.
"İnsanlar bu sıcakta seni bekliyor dışarıda. Filiz'in tansiyonu var yazık değil mi kadına?"
Akın'la annesi gözümün önüne gelince alt dudağımı ısırıp hırsla yataktan kalktım. "Hepinizden nefret ediyorum." Kapıyı kırar gibi çarpıp banyoya girdiğimde suyu açıp yüzümü yıkadım. Beni boğmaktan vazgeçin artık. Durun yalvarırım, durunda biraz da olsun nefes alayım.
"Geliyoruz Filiz," diye bağıran annemin sesini duymamak için ellerimi kulaklarıma bastırıp odama girdim. Dolaptan yazlık şile bezinden olan beyaz askılı elbisemi aldım. Bu elbiseyi giydiğim için üstüme yürüyen babamdan bugün korkmuyordum. Akın istediğini yapabilirsin demişti. Onlar benim hayatıma karışamazdı bundan sonra. Elbiseyi üzerime geçirip saçlarımı balıksırtı ördüm. Dışarısı sabah olmasına rağmen çok sıcaktı. Kıyafet, yüzük derken bizi gezdirecek gibi duran annemle Filiz abla yoracaktı bugün bizi.
Çantamı sırtıma alıp odadan çıktım. Salonda oturan babamla göz göze geldiğimizde bakışlarımı hızla çekip koşarak kapıya çıktım. Onunla göz göze gelmeye korkuyordum artık. Eskiden karşısında güçlü duran yanım yok olmuştu. İstediğini bana yaptırdığı için omuzları dik benim dediklerim olacak der gibi bakıyordu. Sandaletlerimi giyip bahçeye çıktım. Kapının önünde annemle konuşan Filiz ablayla göz göze geldiğimizde yüzünde kocaman gülümseme oluştu.
"Nasılsın canım?" dedi bana doğru adım atarak.
"İyiyim Filiz abla, sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim güzel kızım. Akın telefonunu evde unutmuş onu almaya gitti şimdi iner aşağı."
Başımı sallayıp geri çekildim. Onların evinin kapısı açıldığında gözlerim ister istemez orayı buldu. Demir kapıdan çıkan adam giydiği lacivert kapri ve beyaz kısa kollu gömleğiyle dikkat çekiyordu. Gözlerine taktığı siyah gözlüğü çıkarıp saçlarının üzerine taktığında göz kırpıp elindeki cüzdanı arka cebine koydu.
"Hazırsanız gidelim."
Dinç çıkan ses tonu annem ve Filiz ablayı heyecanlandırırken ben bir şey hissetmedim. Bakışlarımı derin bakan gözlerinden çekip annemin arkasından arabaya ilerledim.
"Sen Akın'ın yanına otur kızım."
Bir şey dememe fırsat vermeden arka koltuğa oturan annemle Filiz ablaya hayretle bakarken karizmatik bir şekilde gülümseyen adama çevirdim bakışlarımı.
"Kapıyı açmamı ister misin?"
Başımı iki yana sallayıp beyaz arabanın kapısını açtım. Durumları oldukça iyiydi. Bunu lüks arabaya binince daha iyi anladım. Oturduğumuz mahallede birçok evi amcası yaptığı için burada olan evlerin bir kısmı onlara aitti. Aile olarak birbirine bağlı olduklarından sanırım paraları da ortaktı. Tam emin değildim ama bildiğim kadarıyla Akın'ın burada olan marangoz dükkânının yanı sıra dört tane daha mobilya dükkânı vardı. Burada yaptıkları ürünleri sanırım diğer mağazalarda satıyorlardı.
"İlk önce nereye gidelim?"
Annem ve annesine soruyor sanıyorken bana sorduğunu anlamak iki saniyemi aldı. Sürekli beni izlemesi beni rahatsız ediyorken nasıl evlenecektim onunla?
Omuzlarımı kaldırıp, "Bilmiyorum," dedim kekeleyerek. Tek kelimeliyi bile söyleyememek canımı sıktı. Terapiye devam etmem gerekiyordu. Konuşmam için bunu başarmam gerekiyordu.
"Çarşıya gidelim oğlum, ilk önce yüzüklerinizi alalım."
"Olur anne."
Ne kadar garip bir durum. Babamın kızını vereceği o kadar belli ki, isteme olmadan yüzükler bakılıyordu.
Sakin bir şekilde arabayı kullanan Akın’a bakıp hemen önüme döndüm. Araba dar sokaklardan geçtiği için ağır ağır hareket ediyordu. Annemle Filiz abla sağ olsun arabaya bindiklerinden beri susmadılar. Akın’a ne olursun radyoyu aç dememek için zor duruyordum. O rahatsız olmamış mıydı anlamıyorum. Beş dakika içinde söz, nişan, çeyiz, kına, düğün hepsini konuştular. İkisi de aynı şeyleri söylemelerine rağmen susmak nedir bilmiyorlar. Tamam, anladık sözleniyoruz bir sakin olun demek istiyordum.
Akın'ın telefonu çalmaya başladığında gözüm ekrana ilişti. Zeliha yazısını görünce bakışlarımı Akın'a çevirdim. Telefonu meşgule alıp ekranı ters çevirerek yerine koydu.
"Neden açmadın?"
"Sonra ararım, kitaplık yaptıracaktı büyük bir ihtimal onun için aramıştır."
"Zeliha mı? O kitap okumayı sevmez ki."
"Bilmiyorum, dün akşam ölçüleri atmış."
Zor konuştuğum için başka bir şey demeden önüme döndüm. Zeliha'nın bir kere bile kitap okuduğunu hatırlamıyorum. Okulda bile kitap okumazdı, sınavlara onu zorla çalıştırırdım. Belki başka birine hediye yaptırıyordu.
Akın arabayı otoparka park etmeden önce arabadan aşağı indik. Onu açık otoparkın girişinde beklerken hâlâ konuşan annem ve Filiz abladan biraz olsun uzaklaştım.
"Söz ufak olur ama nişan büyük olur," diyen Filiz abla bana dönük konuştuğu için, "Fark etmez," dedim. "Fazla masraf yapmaya gerek yok."
"Olur mu öyle şey, bir tane oğlum var benim dillere destan düğün yapacağım ona."
Sanki gelin ben değilmişim gibi, "Siz bilirsiniz," dedim. Oldu olacak hayırlı olsun de Avşin diyen bir yanım bana sırıtırken gözlerim hararetli bir şekilde telefonla konuşan Akın'ın üzerindeydi. Uzak olduğumuz için sesini duymuyordum ama el ve kol hareketlerinden öfkeli olduğu anlaşılıyordu. Konuştuğu kişi eminim korkudan titriyordur. Daha önce onun öfkeli halini bir kere görmüştüm. Yaklaşık dört ay önce Baran yanlışlıkla babasını öldürdüğünde bu kadar sinirlenmişti. Onu götüren polislere onun bir suçu yok bırakın diye bağırmıştı. Bahçeden öfkeye dönen halini izlerken karşısındaki adamın yerinde olmak istemediğimi fark etmiştim o an. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Telefonu kapatmış gözlüğü gözüne indirmişti. Bize yaklaştıkça gergin olduğu kaslarından ve sıktığı çenesinden belli oluyordu. Sağ eli yumruk olmuş, damarları dışarı çıkmıştı resmen. "Gidelim mi?" dedi yumuşak tutmaya çalıştığı ses tonuyla. Kendini kontrol altına alabildiğine göre sabırlı biriydi de. En azından sinirini başkalarından çıkarmıyordu. Benim tam tersimdi.
Birlikte yaya geçidinden karşı sokağa geçerken belimde elini hissettim, öne doğru gidip elini belimden kurtardım. Tekrar elini belime yerleştirince derin nefes alıp rahatsız olduğumu belli etmek adına biraz daha uzaklaştım ondan. Bir adımla yanıma gelip elini belimin üzerinden kaydırarak karnıma doğru getirdi. Şaşkın bakışlarım yüzünü buldu. Bana değil direkt karşıya bakıyordu. "Akın, biraz uzak durur musun?" dedim. Arabalardan ne kadarını anladı bilmiyorum ama kaldırıma çıktığımızda kendini biraz geri çekti. Eli karnımın üzerinde değil de belimde duruyordu şu an. İnatla çekmemek için direniyordu.
"Önce yüzükleri alalım."
Bir an önce bitmesi için, "Olur," dedim.
Annem ve Filiz abla ilerlemeye başladığında peşlerinden gitmek için adım attım. Kolumu tutup beni sol tarafına aldı. Sorgulayıcı bakışlarımla cevap beklerken, "Koluna çarpmasınlar," dedi sert sesiyle. Başımı sallayıp yan yana yürümeye devam ettik. Annelerimiz heyecanla vitrinlere bakarken ister istemez tebessüm ettim. Evlatları evlenecek diye bu kadarda mutlu olunmaz ki.
"Heyecanlılar. Tıpkı benim gibi."
"İçimi mi okuyorsun?" dedim başımı ona çevirerek.
"Hissediyorum, sen konuşmadan ben seni anlıyorum."
"Söylesene ne zamandır beni seviyorsun?"
"Yarın söyleyeceğim. Bu akşamı atlatalım yarın akşam birlikte sahilde iftar yapalım o zaman sana kendimi uzun uzun anlatacağım, olur mu?"
Duygusuz bir şekilde, "Olur," dedim.
"Lütfen sadece bir şans. Farz etki yeni yeni sevgili oluyoruz. Aramızdaki ilişkiyi ailemiz bilmiyor gizli gizli buluşuyormuşuz gibi hisset. Bu akşam sözün değil ilk buluşmamız olacakmış gibi hisset. Gözlerini kaçırma benden, sen bana bakarken kalbim durma noktasına geliyor. Biraz olsun mutlu olayım lütfen."
Şekerini yere düşürmüş küçük çocuğun üzgünlüğü vardı üzerinde. Onun gözlerine baktığımda, ağlama ben sana yeni şeker alacağım diyerek güven veren bir babanın hüznü vardı gözlerinde.
"Sana bir şans vereceğim, Akın."
Ellerimi kendi avcunun içine alıp, "Mutlu olacağız," dedi güven veren sesiyle. Nasıl olacaktı? Elimi tutuşundan bile rahatsız oluyordum.
"Söz veriyorum senin için çiçekleri soldurmayacağım, söz veriyorum her zaman güneşi görmeni sağlayacağım, söz veriyorum senin için şarkılar söyleyeceğim, söz veriyorum sana bisiklet sürmeyi öğreteceğim, söz veriyorum sana yüzmeyi öğreteceğim, söz veriyorum seni canımdan çok seveceğim. Daha fazla daha çok seveceğim. Sevgim ikimize zarar değil mutluluk verecek. Sen yeter ki elimi hiç bırakma."
"Sen çok iyi birisin. Üzülmeyi hak etmiyorsun."
"Öyle bir yerdeyim ki, herkesin gözünde mükemmel senin gözünde hiçbir şeyim. Keşke herkesin gözünde hiçbir şey, senin gözünde mükemmel olsaydım."
"Benim gözümde de mükemmelsin. Senin bana ya da bir başkasına zararın dokunmadı. Evet, hiç konuşmadık ama seni görüyordum mahallede. Hiçbir kıza yan gözle bakmadığın gibi mahalledeki kızları, çocukları koruyorsun. Yaşlılara karşı saygılısın. Sen kimseyi üzmemeye çalışıyorsun ama biri seni üzdüğünde can yakıyorsun. Bak, ilk başlarda gizli gizli beni izlemen rahatsız hissettiriyordu. Bu tür olayları sevmediğim için açıkçası senden çekiniyordum. Evet, iyi birisin ama bu davranışların korkutuyordu beni."
Başını aşağı yukarı sallayıp bir adım yaklaştı.
"O an seni alıp kaçırmayı düşündüğümü itiraf etsem kızar mısın? Uzun zamandır seni seviyorum, açıkçası seni görünce ne yapacağımı bilemiyordum.”
Etrafta gözükmeyen annemle Filiz ablayı aradı gözlerim bir süre. Sonra bu yaptığımın yanlış olduğunu anlayıp bakışlarımı beklentiyle bakan gözlerine çevirdim.
"Yaşayarak göreceğiz Akın. Seni kandırmak istemiyorum, kalbini de kırmak istemiyorum. Birlikte bazı şeyleri yaşayarak öğreneceğiz."
"Güzel günlerin bizim için geleceğine inanıyorum. Umarım ikimiz de hayal kırıklığına uğramayız."
Umarım…