7.Bölüm(+18)

855 Words
Sessiz geçen araba yolculuğundan sonra mekana gelmiştik. İkimiz de sessizce yemeklerimize gömülmüştük. Sadece çatal bıçak sesleri duyuluyordu. Hava, konuşulmamış kelimelerin ağırlığıyla yüklüydü. Güneş başını hafifçe eğmişti, bakışlarını tabağından ayırmıyordu. Sonra birden kara gözlerini ona dikti. “Yıllardır içimde tutuyorum,” dedi. “Ama artık zamanı geldi. Bunu sana söylemem gerek.” Güneş şaşkınlıkla başını kaldırdı. Kara devam etti: “Seni ilk kez üniversite yıllarında, aynı derste görmüştüm. O günden beri... seni düşünüyorum. Hatta o Mert denilen çocuktan bile önce fark etmiştim seni. Ama o zamanlar bazı şeylerden dolayı sana yaklaşamadım.” Güneş’in boğazına içtiği şarap takıldı. Ne demişti o? “Beni mi görmüş? Yıllar önce?” Kara bakışlarını onun gözlerinden ayırmadan devam etti. “Biliyorum, sana bu kadar ani geliyor. Ama seni yeniden karşımda görmek, bazı duyguların hâlâ içimde taze olduğunu gösterdi. Senden başka kimseyi düşünemedim, Güneş.” Son cümleyi kurarken masadaki elini Güneş’in eline uzattı. Güneş hızla geri çekildi. “Bize bir şans ver…” dedi Kara. Güneş, onun sözlerini duymak istemiyordu. “Bir hafta bile olmadı tanışalı! Beni tanımıyorsun bile. Bu söylediklerin şaka gibi geliyor. Sizinle dalga geçilecek biri değilim,” dedi sert bir ses tonuyla. Masadan kalkmak üzereydi ki, Kara kolundan tuttu. İkisi burun buruna gelmişti. Kara’nın sesi kararlıydı: “Sen bu geceyi unutamayacaksın, Güneş. Ben de sana söylediklerimi.” Bir anlık boşlukta dudaklarını ona yaklaştırdı. Güneş şok içindeydi. İtti onu, yanağına bir tokat indirdi. “Bir daha asla bana zorla dokunma!” dedi öfkeyle ve restoranı terk etti. Taksiye binip evine doğru yol aldı. Eve geldiğinde hâlâ olayın etkisindeydi. Hemen duşa girdi. Sıcak suyla birlikte düşünceler de akıp gitmeye başlamıştı. “Neden şimdi? Kara ne istiyor benden?” diye düşündü. Saçlarından damlayan sularla birlikte, zihnindeki karmaşa da derinleşiyordu. Duştan çıktığında biraz rahatlamış gibi hissetti. Fakat o an, alt kattan gelen bir takırtı duydu. Tüyleri diken diken oldu. Eline ilk bulduğu objeyi — küçük bir bankayı — aldı ve sessizce aşağı indi. Loş salonun içinde, gölgeler kıpırdanıyordu. Sonra o karaltı Güneş’e doğru yaklaşmaya başladı. “Kimsin sen?” diye haykırdı. Birden ışıklar açıldı. Kara karşındaydı. “Burada ne işin var?” diye bağırdı Güneş. Kara pişkinlikle gülümsedi. “Olmak istediğim yerdeyim,” dedi. Güneş bornozuyla ayakta, yarı çıplak hâliyle korku ve öfke arasında kalmıştı. Kara adım adım yaklaştı. Güneş onu durdurmak istedi ama sarhoşluğun ve yorgunluğun da etkisiyle bedenine hâkim olamıyordu. İçinde garip bir his yükseldi; geçmişe ait bastırılmış duygular mıydı bu, yoksa Kara’nın etkileyici bakışları mı? Aralarındaki mesafe kalmadı, dudakları tekrar birleşti. Güneş bu kez itiraz edemedi. Kalbi hızla çarpıyordu. Kara’nın kollarına kendini bıraktı. Gece, giderek yoğunlaşan bir duygunun içine aktı. Bir anda beni duvarla kendi arasına sıkıştırdı. Tanıdık bir kokuydu. "Bu kokunun sahibi düşündüğüm kişi olmasın lütfen," dedim içimden. Ne ara, Mia, aniden ışıkları açtı? "Senin burada ne işin var?" diye bağırdım. O da bana bütün pişkinliğiyle, "Ben olmak istediğim yerdeyim," dedi. Yarı çıplaktım, sadece üzerimde bir bornoz vardı ve bana olabildiğince yaklaştı. Beylik laftı, yıllardır kimse ile bu kadar yakın olmamıştı. Bir anda dudaklarıma tekrar yapıştı ama onu itebilecek ne gücüm ne de kuvvetim vardı. İçtiğim şarapların da etkisi yüzünden bir anda kendimi onunla sevişirken buldum. Kara adeta beni yönetiyordu. Bebeğima, yapma!” “bebeğim, sen de beni bu kadar çok istiyorsun biliyorum. Bırak bu gece miladımız olsun, bırak bu geceyi sana unutturmayayım," diyerek beni adeta kapanın içine sıkıştırdı. "Ah Kara," diyerek kendimi onun kollarına bıraktım. Öpücükler dudaklarımdan boynuma kadar, oradan göğsüme kadar ilerlemeye başladı. Bornozumu çıkarttı. Üzerindeki takımı ben kendi ellerimle çıkarmaya başladım. Hem bir yandan öpüşüyorduk hem de bir yandan onu soymaya başlamışdım. Kara bir anda sağ mememi emerek aklımı kaybetmeme sebep oldu. "Ah Kara, devam et, durma sakın!" Ben ne diyeceğimi şu anda bilmiyordum. İlk defa böyle şeyler yaşıyordum. Mert'le iken bile bu kadar iyi hissettiğim anlar olmamıştı. Memelerimi yoğurmaya, emmeye, ısırmaya ve morartmaya başladı. Adeta beni tahrik etmek için her şeyi yapıyordu. Yavaş yavaş aşağı doğru inmeye başladı. "Bebeğim," dedi bana, "Sakın gözlerini kapatma, sana unutamayacağın anlar yaşatacağım." Ve bir anda vajinamı emmeye başladı. Aklımı kaybedecektim adeta. Vajinamı öpüyordu. Boşalacağımı anlamış gibi durdu. "Şimdi," diye fısıldadı, "Şimdi bebeğim, şimdi benim küçük Kara'mla karşılaşacaksın." Ve bir anda pantolonunu çıkartarak boxer'ıyla karşımda kaldı. Onu elimle durdurdum. "Ben indireceğim," dedim. "seninim, bana istediğini yapabilirsin," dedi ve boxer'ını yavaş yavaş indirip ne devasa boyutlara gelmiş penisine elimle kavradım ve sakso çekmeye başladım. Hayatımda yaptığım en güzel şey Kara'ya sakso çekmekti çünkü daha ileriye gitmem için yalvarıyordu. "Güneş! Şu an, şimdi bebeğim, yapma bunu bana," diyordu. "Oh Kara!" dedim. Penisini bıraktım. "Hadi gir içime!" Kara bir anda beni itti ve "Emrin olur bebeğim," dedi. Bir anda içime girdi. Adeta duygu patlaması yaşıyordum, o içimdeydi. O gece neredeyse beş kez daha beraber olduk, tutkuyla ve suskunlukla... Kara’ya kalsaydı, bir o kadar daha olurdu. Ama bedenim artık yorgun düşmüştü; kendimi ona bıraktıktan kısa bir süre sonra uykuya yenik düştüm. Kara, yatakta usulca sağ tarafıma yerleşti. Beni göğsüne çekip sarıldı. Elini saçlarıma dolarken dudakları kulağıma yaklaştı ve fısıldadı: “Bu günü yıllardır düşledim… Bebeğim, bana dünyaları verdin…” Söylediği son sözler, kalbimin en derin yerine işledi. O huzurla gözlerimi kapattım. İçimde karmaşık duygular, ama üzerimde onun sıcaklığı vardı. Şimdi yeni bir sabah yaklaşırken, aklımda tek bir soru vardı: Sabah, nasıl bir güne uyanacağım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD