Gözler üstümde

1328 Words
Mira kekin son lokmasını ağzına attığında, Kağan hâlâ duş başlığıyla Jedi gibi geziniyordu. Dara koltuğun kenarına başını yaslamış, “Sistem bizi tamamen sildi,” diye mırıldanıyordu. Üçü de birer simsiyah sabah gevşeği olmuşken... BAMMMM. Kapı bir anda tekmelendi. Öyle öylesine bir tekme değil, “yasa dışı girişin diplomasi hali” gibi bir şey. Riven. Gölgesi önce girdi içeriye, sonra kendisi. Simsiyah tişört, kesik nefes, gözleri alev gibi. Ve o gülmeyen surat... Evin içindeki gevşeklik yerle bir oldu. Kağan hemen duş başlığını arkasına sakladı. “Abi valla role giriyorduk, ben düşmandım, ama şey—” “Ne yapıyorsunuz siz?” dedi Riven, gözleri üçlü arasında gidip gelirken. Ton düz, ama tehlikeli. “Simülasyonu sabote etmişsiniz. Sistemde kırmızı uyarıdayız.” Mira kollarını kavuşturdu. “Sen hayırdır? Artık düşman değildin?” Riven, Dara’ya doğru bir adım attı. Dara yerinden kalkmadı, ama bakışları keskinleşti. “Şimdilik değil. Ama sistem... sistem kararsız. Beni hâlâ potansiyel tehdit olarak tutuyor. Ve bir uyarı daha gelirse... geri atanabilirim.” Dara dişlerini sıktı. Riven’ın o boğuk sesi hâlâ içinde titriyordu. “Neden geldin?” Riven cebinden ufak bir veri çipi çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. “Bu... sistemin yeni test sürümü. Düşmanlık programlarını rastgele değiştiriyor. Yani bir sabah uyanırsınız, Mira Kağan’ın düşmanı değil, senin düşmanın olur, Dara.” Kağan hemen dizlerinin üzerine çöküp ağlama taklidi yaptı. “Ben şimdi sabah Mira’ya yüzük verdim, öğlen bana tekme attı, akşam Dara’ya düşman olacak? BENİ ÖLDÜRÜN!” Mira ona terliğini fırlattı. “Drama kraliçesi misin oğlum sen?” Riven gülümsedi mi, yoksa suratındaki gölge mi öyle göründü, bilinmez. Ama Dara onun yüzündeki minik kırılmayı fark etti. Hafif bir eğilim... insanlık mıydı o? “Bu test sürümünü bir hacker'a götüreceğim,” dedi Riven. “Ama sizi uyarmaya geldim. Sistem artık eğlenmiyor. İzliyor. Ölçüyor. Sabote edenleri... cezalandırıyor.” Kağan hemen araya girdi. “Yani sistem bizi fişliyor mu lan? Vallahi bu evde bel altı espriyle geçiniyoruz, sansür mü gelecek şimdi?!” Mira ciddileşti. Dara yerinden kalktı. Riven’la göz göze geldi. “Sistemi hâlâ kandırmamız gerek... değil mi?” diye sordu Dara. Riven başını yavaşça salladı. “Evet. Ama bu sefer... daha dikkatli olmalıyız.” Tavan lambası titredi. Dışarıda bir ses: “Kritik uyarı. Uyumazsanız yeni bir düşman atanacaktır.” Dara dişlerini sıktı. “Gelmeyelim de... çatlayalım mı?” --- Sabah ilk uyanan Mira oldu. Odanın camından sızan gri ışık, gecenin mavi loşluğunu kovalamıştı ama içerideki uyku hâlâ hüküm sürüyordu. Mira, yataktan kalktığında ilk iş banyoya gitmek oldu. Kapıyı kapatırken arkasından gelen horlama sesleriyle başını çevirdi. Kağan. Yerde, battaniyeye dolanmış şekilde yatıyordu. Yani tam olarak... banyoya giden yolu kapatmıştı. Mira önce durdu. Sonra ayağını uzatıp Kağan’ın kalçasına dürttü. “Çekil şuradan, canlı kâbus.” Kağan gözlerini araladı. Yarı uykulu yarı uyanık hâlde, ağzından çıkan ilk cümle: “Ben bu gece rüyamda kendimi süper kahraman sandım. Ama Mira’nın ökçesiyle tokatlandım. Ne alaka?” “Gerçekle rüyayı karıştırıyorsun Kağan,” dedi Mira, banyoya girerken. “Tokat kısmı doğru.” --- Dara da bir süre sonra uyanmıştı. Mutfaktan gelen saçma mırıldanmalar, onu yorganın altından çıkmaya mecbur bırakmıştı. Gözlerini ovuşturup salona geldiğinde Kağan, mutfak önlüğüyle kahvaltı hazırlamaya çalışıyordu. “Ne yapıyorsun?” dedi Dara. “Yumurta,” dedi Kağan, ciddiyetle. “Ama... yumurta bana savaş açtı.” Mira arkasından geldi. “Yumurtayı tavaya kırmak yerine tavayı yumurtaya kırdı. Ve ben hâlâ açım.” Kağan omzunu silkti. “Mutfakta işler biraz... yumurta gibi. Kırılgan.” --- Tam o sırada salon kapısı açıldı. Sessizce içeri giren Riven, giydiği koyu renk montla gölgeler gibi süzüldü. Bakışları herkesin üstünden geçip Dara’da durdu. Ardından kaşlarını çattı: “Sistem hâlâ sizi izliyor. Bu gevşeklik size pahalıya patlayabilir.” Kağan hemen eline bir yumurta aldı. “Gece sistem ‘düşman yok, yat’ dedi. Sabah da ‘yumurtanı ye, ölme’ falan mı diyecek? Bu nasıl sistem?” Mira yumurtayı kaptı, Kağan’ın elinden. “Bu nasıl espri?” dedi. “Ben sabah sabah beyin hücrelerimi sistemden çok seninle kaybediyorum.” Dara iç geçirdi. Ama sonra Riven’ın ona attığı kısa bakışta bir şey fark etti. Endişe? Hayır, başka bir şey. Takip? “Sen sabaha kadar neredeydin?” dedi Dara. “Görünmeyen protokollere bakıyordum,” dedi Riven. “Sistemde bir... pürüz var. Belki de sadece geçici bir dalgalanma. Ama o ‘geçici’ şeylerin ölümle sonuçlandığını gördüm.” “Gördüğümüz her şey, sistemin izin verdiği kadar,” dedi Dara, gözlerini kısıp. “Belki de asıl pürüz... sensindir?” Riven sustu. Kağan araya girdi. “Ooo savaş öncesi flört başladı, yine sistem uyarı verecek.” Dara gözlerini devirdi. Mira ise Kağan’a yumurtalı bir bakış attı. --- Ve o anda, tavandaki panel yine cızırdadı. Hep birlikte yukarı baktılar. Ama bu sefer alarm değil, sadece bir kelime yanıp söndü: “DENGE” Kağan kaşlarını çattı. “Denge mi? Ne dengesi ya? Yumurta-kavga dengesi mi? Çünkü şu an tek eksik şey portakal suyu.” Mira, mutfağın köşesindeki havluyu alıp suratına attı. “Kapa çeneni Kağan.” --- Sonra sessizlik oldu. Ama bu sessizlik, önceki gibi değildi. Fırtına öncesi… tatlı bir saçmalıkla örtülüydü. --- Sabah mutfak masasında üç kişi vardı. Mira hâlâ uykusuzdu, Kağan hâlâ saçmalıyordu ve Dara... gözleriyle kapıyı tarıyordu. Ama Riven yoktu. Ne sabahki o soğuk bakış, ne gölge gibi süzülen adımlar... Sessizlik fazlaydı. Ve bu, Dara’nın hoşuna gitmiyordu. “Uyandı mı acaba?” dedi Mira, ekmeğine sürülen çikolata gibi yumuşak bir sesle. “Yok, sabahın köründe kalkıp gitmiş,” dedi Dara. “Hatta gece bile dönmemiş olabilir. Sessizleşti... tehlikeli hale gelmiş olabilir.” Kağan esnedi. “Belki birine aşık olmuştur. Veya sabah koşusuna çıkmıştır.” Dara ona öyle bir baktı ki Kağan kaşığı bırakıp “Tamam lan, susuyorum,” dedi. --- Günün geri kalanı sakin geçti. Mira temizlik yaptı, Kağan bir şeyleri dağıttı, sonra Mira yine temizlik yaptı. Dara ise, gece için hazırlıklarına başladı. Kulübün sahnesi o gece kalabalık olacaktı. Cuma gecesi. Sokağın altı üstü her şey bir araya gelecekti. --- Saat 20.00 civarında Dara aynanın karşısındaydı. Dudakları kan kırmızısı. Gözlerinde buğulu far. Teninde satenle tenin uyumu. Aynada kendine bir bakış attı. Dara artık sadece bir ev arkadaşı değildi. O sahnede bambaşka biri oluyordu. Kendi adını sahnede kullanmıyordu. Sadece “Vesper”. Gölgelerden gelen, gecenin içinden süzülen bir isim. --- Mira odadan içeri sarkıp kaşlarını kaldırdı. “Yine yakıyorsun ortalığı Vesper. Riven görseydi...” “Riven görseydi, o sahneyi ben değil, kulüp yakardı,” dedi Dara gülümseyerek. Kağan kapının önünden bağırdı. “Lütfen bu gece biri sahneden düşmesin. Mira geçen hafta birini tekmeledi, hala konuşuluyor!” “Adam pantolonunun fermuarını açmıştı Kağan,” dedi Mira. “Tamam da dövmeden önce uyarabilirdin! Belki kapanacaktı!” --- Dara kapıdan çıkarken bir an durdu. Riven’ın ne zamandır gelmediğini düşündü. Telefonuna gelen hiçbir mesaj yoktu. Ama o hep böyleydi. Kaybolur, sonra fırtına gibi geri dönerdi. Yine de... içindeki huzursuzluk, sahnedeki şovdan çok daha derindi. Ve belki... o gece, kulübün arkasında yeni bir şey başlayacaktı. --- Kulübün içi her zamanki gibi karanlık, ama ritim sıcaktı. Neon ışıklar kıvranıyor, sahne parça parça aydınlanıyor, barın önündeki kalabalık içkilerle değil, beklentiyle sarhoştu. Ve tam ortada... parmaklıklarla çevrili yükseltiye bir gölge adım attı. Dara değil. Vesper. Dizlerinde süzülen siyah file çoraplar, beline kadar açıkta bıraktığı sırtı, ellerinde ışığı yakalayan metal halkalar. Müzik daha başlamadan insanlar susmuştu. Çünkü o, sadece dans etmiyordu. Bir dilek gibi kıvranıyordu. Tehlikeli bir dua gibi. İlk adımını attığında, yer yerinden oynamadı. Ama bir adam başını çevirdi. Bara yaslanmıştı. Yüzü görünmüyordu. Sadece bir çift göz… keskin, donuk ve hesap yapan gözler. Gölgede boğulan biri. --- Dara dansa başladı. Her adım, zemine mühür gibi iniyor, her kıvrım bir niyet taşıyordu. Sahnedeki ışık onu izliyordu. Kalabalık nefesini tutmuştu. Ama Dara bir anda fark etti. Sadece sahneye odaklı değildi artık. O bakışlar... bir yerden vuruyordu. Yüzünü çevirdi. Göremedi. Ama hissetti. --- Performansın ortasında bir hareket yaptı; metal direğe sırtını yasladı, başını arkaya attı, saçları savruldu. Saniyelik bir bakış. Ve o an... Oradaydı. Barın köşesinde, adam hâlâ izliyordu. Riven mıydı? Emin olamadı. Gölgeydi. Belki bir yabancı. Belki sadece hayal. Ama sahnedeki Vesper değil, Dara ürperdi. Son figürünü tamamladığında alkışlar patladı. Sahne ışıkları bir kez daha yüzüne vurdu. Terli, yorgun ama dimdikti. Ama aklında hâlâ bir soru vardı: "Beni kim izliyordu?" ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD