İzlenme

1187 Words
Kulübün içi her zamanki gibi karanlık, ama ritim sıcaktı. Neon ışıklar kıvranıyor, sahne parça parça aydınlanıyor, barın önündeki kalabalık içkilerle değil, beklentiyle sarhoştu. Ve tam ortada... parmaklıklarla çevrili yükseltiye bir gölge adım attı. Dara değil. Vesper. Dizlerinde süzülen siyah file çoraplar, beline kadar açıkta bıraktığı sırtı, ellerinde ışığı yakalayan metal halkalar. Müzik daha başlamadan insanlar susmuştu. Çünkü o, sadece dans etmiyordu. Bir dilek gibi kıvranıyordu. Tehlikeli bir dua gibi. İlk adımını attığında, yer yerinden oynamadı. Ama bir adam başını çevirdi. Bara yaslanmıştı. Yüzü görünmüyordu. Sadece bir çift göz… keskin, donuk ve hesap yapan gözler. Gölgede boğulan biri. --- Dara dansa başladı. Her adım, zemine mühür gibi iniyor, her kıvrım bir niyet taşıyordu. Sahnedeki ışık onu izliyordu. Kalabalık nefesini tutmuştu. Ama Dara bir anda fark etti. Sadece sahneye odaklı değildi artık. O bakışlar... bir yerden vuruyordu. Yüzünü çevirdi. Göremedi. Ama hissetti. --- Performansın ortasında bir hareket yaptı; metal direğe sırtını yasladı, başını arkaya attı, saçları savruldu. Saniyelik bir bakış. Ve o an... Oradaydı. Barın köşesinde, adam hâlâ izliyordu. Riven mıydı? Emin olamadı. Gölgeydi. Belki bir yabancı. Belki sadece hayal. Ama sahnedeki Vesper değil, Dara ürperdi. Son figürünü tamamladığında alkışlar patladı. Sahne ışıkları bir kez daha yüzüne vurdu. Terli, yorgun ama dimdikti. Ama aklında hâlâ bir soru vardı: "Beni kim izliyordu?" --- Dara kulisten içeri girdiğinde, saçlarındaki ter hâlâ soğumamıştı. Aynada kendine baktı. Kalabalığın alkışları hâlâ kulaklarında çınlıyordu ama yüzü donuktu. Çünkü tek bir alkış onu ilgilendirmemişti: O izleyen kimdi? Elini ense köküne götürdü. Cildi hâlâ gergindi. Gözleri karardı bir anlığına; ya Riven’sa? Ya yeniden sistem onu harekete geçirdiyse? Tam o sırada kulisin kapısı BANG diye açıldı. Dara hızla dönünce, içeri giren Kağan’ın “o-ha!” diye çığlık atmasıyla birlikte ortalık karıştı. "Lan Vesper, bu ne ışık ha! Gözüm kamaştı, kendimi DJ kabininde lazerle sevişirken zannettim!” Dara kaşlarını çattı, ama gülümsememek elde değildi. “Kağan, yemin ederim bir gün şu dilini direğe dolayacağım.” Kağan omuz silkerek içeri daldı. Elinde bir şarap şişesi vardı, diğer kolunda bir havlu. “Ben Mira’yla konuşmaya geldim ama önce senin o dansını canlı izlediğim için kendimi kutsanmış hissediyorum. Gerçekten. Tanrı belanı vermesin, bir an varoluşumu sorguladım.” Dara göz devirdi. “Neden Mira?” Kağan omzunu silkti. “Yüzüğü geri verdi biliyorsun. Tokat izi hâlâ yanağımda. Ama aşk dediğin şey zaten tokatlı bir şey değil mi? Baksana...” Tam o sırada Mira kapıdan göründü. Siyah spor taytı, dağınık topuzu ve yumruk kadar enerjiyle: “Kağan, buradaysan ayağın kırılmak üzeredir.” Kağan gülümsedi. “Bu ses... benim kadınlıktan dayak yediğim ilk andaki ses. Nostalji gibisin.” Dara ikisinin arasına girip elini kaldırdı. “Yeter! Kulübün arkasında biri vardı. Beni izliyordu. Sadece performansımı değil, beni.” Kağan ciddileşti. Mira kaşlarını çattı. “Riven mi?” diye sordu Mira. Dara omuz silkti. “Bilmiyorum. Ama o değildiyse bile... onun gibi bakan biri.” Kağan şarabı havaya kaldırdı. “O zaman buna içiyoruz. Gözlerden kaçamayan Vesper’a! Ve tabii ki hâlâ tek böbreğiyle ayakta kalmayı başaran Kağan’a!” Mira elindeki bir dosyayı Kağan’a fırlattı. Dosya direkt suratına çarptı. Kağan sendeledi. “Belki de iki böbrekle bile hak etmiyorsundur,” dedi Mira. Dara hafifçe güldü. Ama gözleri hâlâ ciddiydi. Çünkü içeride bir şaka vardı, evet... ama dışarıda artık şaka kalmamıştı. Ve dışarıda bir gölge, geri adım atmadan onları bekliyordu. --- Kulübün gece ışıkları arkasında kalmıştı. Dara, deri ceketini üzerine geçirirken sigarasından bir nefes çekti. Kulis aynasının önünde normal görünmeye çalışsa da, içindeki huzursuzluk kabına sığmıyordu. Ayak sesleri olmamasına rağmen birinin onu izlediğinden emindi. Ayaklarını siyah topuklularına aldırış etmeden kaldırıma bastı. Arkada çöp konteynerlerinin yanından bir gölge süzüldü. “Güzel dans,” dedi biri alçak bir sesle. “Ama daha güzel soyuluyorsun galiba.” Dara aniden dönmeden önce sesi tanımaya çalıştı. Riven değildi. Bu, daha pürüzlü, daha yeraltından gelen bir sesti. “Kim var orada?” Gölge adım attı. Kalın, ağır bir postalı yere vurdu. Ceketi vücuduna dar geliyordu, elleri cebindeydi ama tavrı tehditkârdı. Uzun siyah saçları gözlerini örtüyordu. “İsmim önemli değil,” dedi. “Ama senin sistemde biraz fazla ‘dokunulmaz’ olman dikkat çekici. Senin gibi dansçı kızlar, normalde sahnede kalır. Ama sen... göze batıyorsun.” Dara bir adım geri çekildi. Belinde taşıdığı küçük bıçağa davranacak gibi oldu ama adam çok hızlıydı. Ceketinden fırlayan biri tokat gibi indi Dara’nın bileğine. Bıçak yere düştü. Ardından, adam Dara’yı bileklerinden tuttu ve duvara sertçe yasladı. “Bakalım sistem seni neden seviyor, ha? Belki de üstündekilerle ilgilidir.” Dara tekme atmaya çalıştı ama adam onu sertçe yere itti. Betona düşerken canı yandı. Üstü başı kirlenmişti, ama en çok zihni bulanmıştı. Bu saldırı... kişisel değildi. Bu, sistematikti. Planlıydı. Adam üstüne eğildi. Ama tam o anda bir fısıltı duyuldu. Hızlı, keskin bir ses. “Ellerini çekmeden önce bir daha düşün.” Gölge irkildi. Dara da başını çevirdi. Riven. Gözleri karanlıkta bile yanıyordu. Üzerinde sistem zırhı yoktu, sadece siyah kapüşonlu, gözleri ise tam bir ölüm ilanı gibi. Adam, Riven’ı gördü. Ve ilk kez, kelimeler boğazında düğümlendi. “Sen... Riven mısın?” Riven sadece bir adım attı. “Sence?” Ve sonra sahne değişti. Adamın bedeni önce havalandı, sonra betonla tanıştı. Çatlayan kemik sesi gecenin sessizliğinde yankılandı. Dara yerde, nefes nefese kalmıştı. Riven sessizce yanına eğildi. Gözleri onu baştan aşağı taradı. “Bir daha yalnız çıkma,” dedi. “Senin hâlâ düşmanın değilim... ama sistemin hâlâ düşmanı var.” --- Dara, salondaki kanepenin ucunda oturuyordu. Üstündeki tişörtün yırtık yerinden kolundaki morluk görünüyordu. Elinde buz dolu bir torba, alnına dayalıydı. Kağan diz çöküp onunla ilgileniyormuş gibi yapıyor ama aslında yandan yandan gözüne kestirdiği cipsi çaktırmadan kapmaya çalışıyordu. “Yani bak,” dedi Kağan, ciddiyet taklidiyle, “bence bu adam direkt sistem değil. Yani, sistem olsa çipli olurdu. O değil, bu bildiğin eski usul... tecavüzcülü RPG düşmanıydı.” Dara gözlerini devirdi. “Teşekkürler Kağan. Çok rahatladım şimdi.” Kağan cipsi ağzına atarken mırıldandı: “Ne var ya, mizah iyileştirir.” Tam o anda Mira içeri girdi. Üstünde sabahlık, elinde antiseptik krem. “Yine saçma saçma mı konuşuyor bu?” “Yo, yo. Ben sadece olayları analiz ediyordum,” dedi Kağan, ama Mira onun kulağından tuttuğu anda çığlık attı. “Amanın! Kadına şiddete hayır Mira! Bir kadının başka bir kadını iyileştirmesini destekliyorum ben!” “Kağan sus,” dedi Dara, gülmemeye çalışarak. “Ya da seni bu kremle mumyalatırım.” Mira ciddi bir suratla Dara’nın kolundaki morluğu inceledi. “Çok derin değil. Ama iyice şişmiş. Neyse ki bu krem hayvani etkili. Kullanırken göz teması kurma, sinir sistemi karışıyor.” Kağan bir anda dikkat kesildi. “Göz teması derken... romantik mi oluyor? Yani ben de biraz şiştim galiba. Bak mesela sol yanağım, Mira sen bir bak istersen—” ŞAK. Mira tokadı öyle bir koydu ki Kağan koltuktan devrildi. Cips paketi yere saçıldı. “Lan ben sadece sağlığımı düşünüyordum!” diye bağırdı Kağan yerde debelenirken. Dara sonunda kahkahayı bastı. Vücudu sızlıyordu ama içi biraz da olsa hafiflemişti. Mira kremi sürdü, sonra battaniyeyi onun omuzlarına yerleştirdi. “Bundan sonra yalnız çıkmıyorsun,” dedi Mira. “İster Riven, ister Kağan, ister ben... biri yanında olacak.” “Ben olayım ya,” dedi Kağan yerden. “Ben Dara’ya çok yakışıyorum bence. Hatta bak, bu olaydan sonra bence... biz çıkalım mı Dara? Ben seni her türlü...” Yine tokat. Bu sefer yastıkla. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD