İYİ MİYDİK?

1559 Words
ŞIRNAK geçmeyen zaman Rüya! Hepsi kötü bir rüyadan ibaret olmalıydı. Evet, ben yalnızca kötü bir kabus görüyordum. Tüm bunların hiçbir açıklaması olamazdı. Uyanmak ister gibi kıpırdadığım da üstümdeki ağır bedenin altında daha fazla ezildim. Her ne kadar rüya olmasını istesem de rüya falan değildi. Öyle olsaydı hala üstümde duruyor olamazdı. Etraftan sesler gelmeye devam ederken o da başka yönlere bakıyordu. Kaslı bedenin altında ezilirken tüm sıcaklığını hissedebiliyordum. Bu adam ne kadar ağır olduğunun farkında değil miydi? Tamam. Sakin. Sakin. İyisin.İyiyim, gayet iyiyim. Birkaç saniye kaslı vücudunun altında ezildim diye de kendimi kötü hissetmeyecektim. Bu adam benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu adam korkağın tekiydi. Arkasına bakmadan kaçan korkak! Düşüncelerim kapının açılmasıyla birilikte parçalara ayrılmıştı. Kapının açılma sesiyle birlikte üzerimdeki adam sıçrayarak ayağa kalktı. Yakalanmanın verdiği dehşetle gözlerimi yumup son duamı etmeye başladım. Bu adamlar ya bizi öldürecek ya da daha kötüsü başka şeyler yaparak can çekiştirerek öldürecekti. "Komutanım!" Komutan mı? Mavi göz bir şeyler mırıldanırken duyu yetimi kaybetmiş gibiydim. Hareket etmeden önce gözlerimi aralayarak başımı çevirdim. Yalnızca ayaklarını gördüğümde başımı kaldırıp ayakta duran iki adama baktım. Askeri kıyafetli adam bana bakmazken mavi göz elini bana doğru uzattı. Ben burada yerde öylece yatarken ikisi bana bakıyordu. Asker başını çevirse de konumum hiçte güzel değildi. "Keyfini bozmak istemezdim ama gerçekten gitmemiz gerekiyor." Bir ona bir de yanındaki askere bakarken utanmıştım. Yerde boylu boyuna uzanmak, özelilikle de az önce bizi yanlış şekilde görmesi cidden sinir bozucuydu. Uzattığı eli bu son diyerek tutup ayağa kalktım. Üstümü başımı çırparken ilk kez asker doğrudan bana bakarak iyi misiniz, diye sordu "Kaçırılana kadar gayet iyiydim." Kaçırılana kadar gayet sıradan bir o kadar da saki bir hayatım vardı. Ben söylenirken gözü yanımdaki adama tekrar gitti. "Komutanım yaralanmışsınız." Cevabını beklemeden dışarıya doğru bağırarak ilk yardım çantasını istedi." Demek bu adam cidden askerdi, hem de bunların komutanı. Ama ne yazık ki korkak bir komutandı. Hem de kocaman korkak! İçeriye başka bir asker girdiğinde "Ben iyiyim onunla ilgilenin," demiş sonra da diğer askere sen benimle gel, diyerek küçük kulübeden dışarıya çıkmıştı. Hala adını öğrenemediğim mavi gözlü komutanın ardından bakarak somurttum. O yüzüme bakmadan dışarıya çıkarken başka bir askerle yalnız kalmıştım. "Lütfen oturun, yaranıza müdahale etmeliyiz." İşte bu gerçek bir askerdi. Asil ve yardım sever. "Yardım etmene izin veririm ama bana cevap vermen gerekiyor. Şu giden adam kim?" "Kimden bahsediyorsunuz?" "İşte mavi gözden canım, az önce dışarıya çıkan adam yok mu? Ondan bahsediyorum. O kim?Sizin gerçekten komutanınız mı?" "Karan komutanım mı? Gerçekten kim olduğunu bilmiyor musunuz?" Ben oradan bakınca müneccime mi benziyordum. Yeryüzünde soluk alan her mavi gözlü canlıyı tanımam falan mı gerekiyordu. Hem adam benim okey arkadaşım falan da değildi. Adını bile şimdi onun ağzından çıktığında öğrenmiştim. "Evet, onu soruyorum. Kim?"dediğimde elimi uzatmamı isteyerek avucumun içindeki yaraları temizlemeye koyuldu. Galiba anlatmayacak derken yüzüme bakmadan devam etti. "Karan komutanımı beş yıldır tanıyorum. Özel hayatını bilmem ama adı gibi gözü karadır. Ben dahil altındaki bütün askerleri onu çok sever. " Sonradan adının Yiğit olduğunu öğrendiğim asker işine odaklıyken bende aralık kapıdan Karan komutanına bakmaya çalıştım. Adının güzel olması da çok sevilmesi de onun korkak olduğu gerçeğini değiştirmezdi "Korkusuz diye yere göğe sığdıramadığın adam tam aksine korkağın teki! Kaçarken geri de bir kadın ve yaralı bir adam bıraktı. Korkak kedi gibi arkasına baka baka kaçtı..."Onunla değil de kendimle konuşuyor gibi bu sözleri söylemiştim. Ondan nefret ediyordum. Asker olmasına rağmen ardında birilerini bırakmasını bir türlü sindiremiyordum. "Anlamadım kimden bahsediyorsunuz?" Yiğit iyisin hoşsun da fazla mı anlayışın kıt? Kimden bahsedebilirim. Beni birlikte bulduğunuz ahmak adamdan bahsediyorum. "Komutanından bahsediyorum. Onun bir korkak gibi kaçtığını ve geride iki rehine bıraktığını söylüyorum... Biri canlı bomba olacakmış diğeri ise yaralandı belki de şuan ölmüştür..." Son sözlerimi yine kendi kendime söyler gibi mırıldanmıştım. "Aynı kişiden bahsettiğimize emin misiniz? Karan komutanım varken herkes güvendedir. Sadece benim hayatımı kendi canını hiçe sayarak iki defa kurtardı. Şuan yaşıyorsam onun sayesindedir. Bu yüzden komutanım hakkında asla kötü söz söylenmesine izin vermem... Ellerini sardım bu seni hastaneye gidene kadar idare eder." Sen ne dersen de o komutansa eğer söylediğin gibi gerçek bir askerse diğer canları hiçe sayarak kaçmaz. Kaçamaz... İzinizle, diyerek yanımdan ayrıldığında geride bir başıma kalmıştım. Mecburen yeniden ayağa kalkıp pencereye yaklaştığımda Karan uzakta askerlere hararetli şekilde bir şeyler söylüyordu. Az önceki askere yanına gittiğinde ona bir şeyler söylemiş ki Karan bir anlığına da olsa bu tarafa bakmıştı. Onlar konuşurken kendimi yalnız ve bitkin hissediyordum. Sadece birkaç dakika sonra Karan yanında duran askerinden silah alarak sağlam eliyle beline sokmuş. Sonra da bütün askerler geldiğimiz yöne doğru gitmeye başladı. Onlar hızla ayrılırken panikleyerek dışarıya çıktım. Bunlar bizi bırakıp nereye gidiyorlardı. Ben bu adama biraz daha tahammül edemezdim. Askerlerin ardından saf gibi bakarken Karan yanıma gelerek pervasızca "Gitmemiz gerekiyor acele et."demişti. Ona bilmediğim bir şey söyle, demek için kendimi zor tuttum. "Bana emir falan veremezsin tamam mı? Ben senin askerin değilim. Hem onlar bizi bırakıp nereye gidiyorlar?" diye sorduğumda komik bir şey söylemişim gibi beni süzüp bıyık altı güldü. Sözlerimde bu kadar komik olan ne vardı? "Ne o? Az önce gittikleri yöne tek başına koşarak gitmekten bahsediyordun? Yoksa bizim dişi kaplanımız bir anda tırstı mı?" "Bana bak, benimle alay etmeyi bir an önce kessen iyi edersin. Ben tüm o sözleri senden ötürü söyledim. Ve şunu da bil seninle yola devam etmeyeceğim." Hiç düşünmeden "Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?"diye sorduğunda omuz silktim. Ah, bende ne yaptığımı bilsem keşke. İçimden bir ses askerlerin peşinden koş dese de o tarafa yeninden dönmek istemiyordum. "Seninle yola devam etmeyeceğim tamam mı? Senin gibi bir korkakla yola devam etmektense tek başıma kurda kuşa yem olurum daha iyi."derken fazla ileri gitmiş olmalıyım ki gözlerinde alevi görüp sustum. "Ben gidiyorum." Neden gidiyorum dediysem git var işte. Arkamı dönerek önce gideceğim rotayı seçmiş sonra da kulübeden tarafa yönelerek yürümeye başlamıştım. Giderken sadece bir saniyeliğine arkama bakmıştım ki o hala olduğu yerde duruyordu. Sanki adamdan ne bekliyorsam beni takip edecek hali yoktu ya... Gideceğim yol taşlı olduğu için kulübeden tutunarak insanların az çok geçip yol yaptığı yere gidecektim ki birinin kolumdan tutması ile sırtımda keskin bir acı hissettim. "Ah!" diyerek gözlerimi acıyla yumdum. Canımın acısıyla inlerken Karan aniden beni kendine doğru çekti. Onun lanet olsun, demesiyle elimi belime götürdüm. Karan ise benden önce davranarak beni kendine doğru çevirip tişörtümü yukarıya sıyırdı. "Paslı çivi..." Paslı mı? Az önce canımı yakan şeyi gördüğümde o çivinin orada ne işi var diye düşünmekten kendimi alıkoyamamıştım. O çiviyi kim hangi akılla oraya saplamıştı. "Canın yanıyor mu?" Yok canım yanmıyor aksine zevkten çığlık atıp inliyorum. "Seni ahmak adam. Beni hemen bırak! Hemen!" Bana zarardan başka hiçbir şey vermiyordu. Tam ondan kurtuldum derken canımı bir kez daha yakmıştı. Elim belimde ona döndüğümde nefretle ona baktım. O ise bana acıyan gözlerle bakıyordu. Acınacak haldeki kişi ben değildim. Acınası biri varsa yalnızca oydu. Bir kez daha elini bana uzattığında nefretle kolumu çekip ondan uzaklaştım. "Bir saniye hareket etmeden durmaz mısın?" Sen yakınlarımdayken bu mümkün müydü? "Bak korkutuğunu aynı zamanda da çok yorulduğunun farkındayım." O konuştukça sinirlerim biraz daha fırlıyordu. "Korkmuyorum tamam mı, ben sen değilim." "Eyvallah. Sen ben değilsin." Acıyla yüzümü buruşturuğumda elini ensesine götürerek etrafa göz attı. "Çivi çok derine girmemiş ama biz yine de hemen hastaneye gitsek iyi olur." Tabi tabi zaten hemen ilerde de özel hastaneler vardı. Bu adam ormanda yolumuzu kaybettiğimizi bilmiyor muydu? "Beni rahat bırak tamam mı? Senin gibi bencil adam beni düşünmesin, istemiyorum..." Onca şeyden sonra elimin acısı yetmiyormuş gibi bir de belime çivi de batmıştı. Kendimi ondan kurtararak yaralı elimi belime götürmeye çalıştım. "Önce senin için elimi parçaladım, şimdiyse belime çivi batırdın, sıra da ne var? Beni diri diri yakmak mı?" Bu adam tek başına ayaklı belaydı. "Gördüm de, hayatımda senin kadar inatçı,başı dik birini hiç görmedim. Ama sana tavsiye tatlım, bu tavırlarından bir an önce vazgeç. İnsanlara bu denli ön yargılı davranırsan sonunda canı yakan tek kişi sen olursun." "Ah bir de edebiyat yapıyor. Ne etkilendim. Ne etkilendim." Bana gözlerini devirdiğinde aynı hareketi bende yaparak az önce gitmeyi planladığım yola doğru ilerlemeye başladım. Biraz yürüdükten sonra durup arkama baktığımda onun peşimde olduğunu görmüştüm. Bu adam neden beni takip ediyordu? Sırf ondan uzaklaşmak için başka yöne saparak hızla yürümeye çalıştım. Allah'ım şuradan bir kurtulayım gidip şeker dağıtacağım. Yok yok çocuk sevindireceğim. Bu nedir ya? Lanetli bir gün gibi... Merak ederek arkama meraklı bir bakış attığımda beni takip ettiğini görmüştüm."Bıraksana peşimi be adam. Seninle aynı yöne falan gitmek istemiyorum. Seninle aynı yönde ilerlemeyi geçtim aynı havayı bile solumak istemiyorum." Neden ardımdan geliyordu ki neden? "Boşuna kendine yorma, sende bu ön yargı bende bu sabır olduğu sürece asla peşini bırakmam..." "Cehenneme kadar yolun var." "Adın ne?" Arkamdan bağırdığında durum nefes aldım. Bu sorusunda cevap vereceğimi sanıyorsa büyük yanılgı içindeydi. O arkamdan ağır adımlarla gelirken ben ondan kaçar gibi hızla yürümeye devam ettim. Nefesim kesilince saklanarak ağacın arkasından ona baktım. "Adını bahşetmeyecek misin?" "Sana ne Karan, sana ne? Sen bana adını söyledin mi ki ben sana söyleyeyim." Söylemeyecektim işte inat değil miydi, sen bana söylemedin bende sana söylemeyeceğim. Karnım guruldamaya başladığında ne kadar acıktığımı yeniden fark ettim. Elimi karnıma götürerek durmuştum ki ne olduğunu anlamadan Karan önüme geçti. Ona çekil önümden demeye hatta önümden çekilmesi için onu iteklemeye hazırlanıyordum ki yalnız değiliz demişti. Bunu söylerken de kendini bana siper etmişti. Yeniden dehşete düştüğümde korkuyla yolun devamına baktım. Ve o anda eli silahlı bir adamla göz göze gelmiştim. Allah'ım bu dağın başında ne çok silahlı adam vardı. Lütfen bu defa son olsun. "Karan, şimdi ne olacak?" "Korkma ben buradayım." "O halde bu defa kesin öldük!" HER ZAMAN YÜREĞİNİN GÖSTERDİĞİ YOLDA MI İLERLEMELİSİN? Yeni bölüm için pasajın altına yorumları alıyoruz. İnstagram hesabım: Seldamkeser
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD