MAVİ KOMUTAN

1809 Words
ŞIRNAK Ölmüş müydük? Yoksa ölecek miydik? Belki de bu defa kesin ölmüştük. Bugün bilmem kaçıncı kez son duamı ederken komutanın koluna daha fazla yapışarak gözlerimi kapattım. Bu beladan kurtulalım yemin ederim bir daha ona korkak, demeyeceğim. Yemin ederim demem. Yeter ki bu beladan da kurtulalım. "Mavi Komutan!" Yabancı bir ses duyulduğunda tek gözümü araladım. Ben tek gözle bakarken komutanın silahını indirdiğini gördüğümde üstümden koca bir dağ kalkmış gibi oldu. Komutan arkamda dur, dediğimde karşıdan gelenlere gözlerimi tamamen açarak bakmıştım. Adam bir kez daha mavi komutan, diyerek konuşmaya devam etti. "Benim komutanım Niyazi, ilerideki köyün koruyucusuyum. Beni hatırlamadın mı?" Koruyucu dediğinde benimle birlikte Karan da gevşer gibi olunca silahı beline sokarak "Tamam, güvendeyiz." demişti. Komutan konuşurken gözleri ellerime gidince ellerimi üstünden çekip geriye doğru bir adım attım. Tamam canım birazcık korkmuş olabilirim. Hem demezler mi denize düşen yılana sarılır diye. "Hayırdır komutanım ters bir durum mu var?" Koruyucu bize daha çok yaklaşırken arkasındaki adam da etrafı kolaçan ediyordu. Adını söyleyen koruyucu ise bana şöylesine bir göz attıktan sonra komutanından cevap bekledi. "Sonra Niyazi, sonra. Ben sana sonra anlatırım." Kesin anlatmayacaktı. Sırf onu geçiştirmek için söylemişti. Karnımdan bir kez daha guruldama sesi duyulunca elimi mideme götürdüm. Belki vurularak yahut yakılarak ölmeyecektim ama kesinlikle açlıktan ölebilirdim. "Mavi Komutan..." Her ikisi de bana baktığında onlara bir adım daha gerileyerek rahat nefes almak adına sırtımı ağaca verdim. Eğer burada durup onların geyik yapmasını dinlersem ve biraz daha bir şeyler yemezsem açlıktan bayılacaktım. "Karan ben tükendim, birileri bizi bulduğuna göre hemen merkeze ulaşamaz mıyız?" Karan koruyucuya bir şeyler fısıldayıp onun uzaklaşması beklemişti ki hemen hey nereye diyerek söylenmeden Karan Bey hızla yanıma doğru gelerek kolumdan tuttu "Senden ilk ve son kez bir şey isteyeceğim. Seni son görüşüm olduğumu bildiğimden az sonra yapacağımız şeyin senin için hiçbir önemi olmayacağına da eminim. Şimdi senden isteğim tam olarak şu olacak..." "Bir saniye orada dur bakalım. Ben senin için hiçbir şey yapmam." "Önce ne istediğimi duy istersen." "Çabuk konuş o zaman takatim kalmadı." "Koruyucunun yanında sevgilim gibi davranacaksın. Her ne olursa olsun kaçırıldığından haberi olmayacak." Ona idrak edememiş gibi ne, dediğimde eliyle ağzımı kapatmakla kalmayarak önüme geçerek gölgesinde kaybolmama neden oldu. Hem neden sadece ben kaçırılmışım gibi konuşuyordu. O da kaçırılmamış mıydı? Üstelikte benden istediği şey çok aptalcaydı. Değil onunla sevgili olmak arkadaş dahi kalmak istemiyordum. "Bana bak . Bana gözlerimin içine bak. Ben sana şimdiye kadar çok fazla tolerans gösterdim. Artık sana karşı gram tahammülüm kalmadı. Benim sabrımı sakın ola daha fazla sınama. Konu şu ki..." Soluklanmak ister gibi susup omzunun üstünden geriye bakmış daha sonra yeniden yüzüme bakarak kaldığı yerden devam etmişti. "Neyse ne. Şimdi söylediğimi yapacaksın. Yoksa yemin ediyorum seni burada kaderine terk edip giderim." Her sözüyle gözlerim biraz daha açılıyordu. Beni nasıl olur da tehdit ederdi. Ona ahmak gibi bakmaya devam ederken mavi gözleri biraz daha büyüdü. Başımı sağa sola çevirip kollarından kurtulduğumda derin bir nefes aldım. Bu defa fazla ileriye gitmişti. "Beni tehdit etmene gerek yoktu. Neler olduğunu öngöremeyecek kadar beyinsiz biri değilim. Söyleyeceğin tek şey tüm yaşanılan şeylerin gizli kalması gerektiğiydi. İnan ardını aramaz sözünü tutardım." Bende neredeyse tıslar gibi konuşurken hiçbir şey anlamadığıma dair yemin edebilirdim. Sözlerim yalnızca onun tehditlerine boyun eğmeyeceğim yönünde sözlerdi. "Sen mi? Hadi ama senin hayata at gözlükleriyle baktığına dair yemin edebilirim." "Eğer tek bir laf daha edersen adamlara senin beni zorla kaçırdığını söyleyerek avazım çıktığı kadar bağırırım.." Sonra da ciddiyetimi anlasın diye ona sargılı elimi gösterdim. Belime sapladığı paslı çiviyi hesaba katmıyordum bile... Bu arada ben tetanos aşısı olmuş muydum? Bu adam yüzünden ölürsem? Allah'ım neden her yolum ölüme çıkıyordu? "Tamam, tamam. Yeter ki kes sesini." Bana elini uzattığında hiç sevgili kısmını düşünmediğimi fark ettim. Söylediği gibi ben birkaç saat onunla yakın durabilir miydim? "Bu kadarına da katlanabileceğini düşünüyorum. Yoksa hiç erkek eli tutmadın mı?" İç savaşımı görmüş gibi kaşlarını çatmıştı. Ne yapıyordu iç sesimi mi duyabiliyordu. Terden sırılsıklam olmuş şekilde elimi ona uzattım. "Zevzek!" O an için ona diyecek çok sözüm varken yaptığım şey sert bir şekilde çıkışarak elinden tutmam olmuştu. Şu anda kaşınıyor ve açlıktan ölüyor olmasaydım. Tabi bir de arkamızda teröristler olmasaydı. Ve de yırtıcı hayvanlar... Tamam kabul her ne isterse şu anda yapabilirdim. Yeter ki beni şu sss ormanlarından çıkarsın. "Niyazi bize yolu gösterir misin?" Komutan arkasını dönüp ileride duran adamlara baktığında yaşlı olan gülümseyerek yanımıza doğru geldi. "Hanım kızım çok yorgun görünüyor. İsterseniz önce bize gidelim de dinlenin." Aslında çok iyi fikir değil miydi? Onlara gider önce aç karnımı doyurur daha sonra ağrıyan uzuvlarımı birazcık dinlendirirdim. "Sevgilim ne dersin?" Karan omzunun üstünden bana baktığında gülümseyerek kaşlarını kaldırdı. Bu demek gidersek ölürüz, demekti galiba. Ve ben de açlık haricinde hiçbir şekilde ölmek istemiyordum. Bu yüzden ona biraz daha sokuldum. Galiba bugünkü savaşımız son bulmamıştı. "Karan gitmesek olmaz mı? Ben bir anca evimize gidip uzanmak istiyorum. Bugünlük bu kadar gezinti bize yeter." Ona kedi gibi bakıp vızıldadığıma inanamıyordum. "Gezintiye mi çıkmıştınız?" Yaşlı adam kurt gibi atıldığında Karan hemen "Sabah yürüyüşüne çıkmıştık yönümüzü kaybedince fazla efor sarf ettik," diye bir açıklama yapmıştı.Tabi o da salaktı bu ormanlık alanda dağ gezintisi yapıyorduk. İnanmadığını bilsem de güç almak ister gibi Karan'ın biraz daha üzerine abandım. Bu adam hiç mi yorulmamıştı. "Geçmiş olsun olsun olmasında Mavi Komutan buralarda yürüyüş yapılmayacağını iyi bilir. Galiba aşka Komutanımıza pek yaramadı. Neyse biz buna şansızlık diyelim." Bu ne demekti şimdi? "Haklısın bilirim ama ne yaparsın sevgilimi de kırmak istemedim. Ama bu bize ders oldu bir daha bu taraflara yolumuz düşmez, değil mi canım?" Ben tabi derken Karan muhabbeti uzatmak istemiyor gibi bir kez daha gidelim demişti. "Mavi Komutan aklıma bir şey takıldı. Madem kayboldunuz neden birilerini aramazdınız. Güzel kızımızda bu kadar yorulmazdı." Bu adam ağzımızdan laf mı alıyordu? "Sorma, şans odur ki telefonlarımızın şarjı da bitti. Bizde kala kaldık ortada değil mi Karan?" Karan tabi, dediğinde devam ettim. "Şükür ki korkusuz, gözü kara bir sevgilim var. Ben sevgilime güveniyorum. Karan'ın gözü pektir. Dağ başında bile olsak, başımıza kötü bir şey gelmez. Haksız mıyım canım?" Karan öyle, dediğinde koruyucu el işareti yaparak diğer adama gidelim, demişti. Koruyucu bir şeyler söyleyip yola düştüğünde bizde peşine düştük.Koruyucu önden yürürken bizde onu takip ediyorduk ama içimden bir huzursuzluk vardı. Bunun sebebi ise Karan'dı... Bu kadar kasım kasım kasılmasının nedeni neydi? Hem adama neden yalan söylüyorduk, adam gayet tatlı güler yüzlü biriydi. Diğer koruyucu adımlarını azaltıp arka planda kalırken başımı çevirip ona bakmıştım. Elindeki silahla bizi arkamızdan takip ediyordu. Yürürken dallara takılıp düşmemek adına Karan'ın kolundan daha sıkı tutunurken Karan önüne bak, diye çıkışmıştı. Korkuyla yutkunarak ona baktığımda her an tetikte etrafını kolaçan ettiğini gördüm. "Komutan duydum ki geçenlerde saldırıya uğramışsınız doğru mu?" Yürürken omzunun üstünden sorduğu soruyla irkildim. Bu nasıl bir soruydu böyle? Hem koruyucu değil misin? Bilmiyor musun? "Haberin yok mu Niyazi, ben o gün bir askerimi şehit verdim. Şehit!" Karan'ın ses tonu değişince ona baktım. Bir eliyle bana sahiplenir gibi yürürken bir yandan da etrafı kesiyordu. Ne oluyordu burada? Ben yeniden korkmaya başlıyordum. Sebepsizce ona biraz daha sokulduğumda bana göz ucuyla bakmıştı. "Tabi ya şimdi hatırladım. Ne söylenir ki başımız sağ olsun." Adam ara sıra arkasına bakıp yürümeye devam ediyordu. Yoksa o adamdan şüpheleniyor muydu?Aman Allah'ım adamda şüphelendiğini biliyordu yoksa neden yaralarımın nasıl olduğunu sormamıştı ya da Karan'ın bariz belli olan yarasını sorgulamıştı. Bir anda durunca Karan da durup kaşlarını çattı. "Korkuyorum." Benim ne demek istediğimi anlamış olmalı ki koruyucuya baktıktan sonra bana yaklaştı. "Korkma ben varım. Sana zarar gelmesine izin vermem." Neden? Bu defa neden güven vermişti. Başımı olumlu anlamda sallayınca tekrar yola devam ettik.Neden tek sözüyle kendimi güvende hissetmeme neden olmuştu. Oysa şu anda çığlık çığlığa arkamda bakamadan buradan kaçmam gerekmez miydi? Yine de kaçmak yerine yol boyunca neredeyse Karan'ın sağ koluna ahtapot gibi yapıştım.Sabah ki ona dair hislerim bir anda değişivermişti. Gerçekten de büyük bir operasyonun içinde olabilir miydim? Kısa bir süre daha çalılıkların arasında yürümeye devam ettik. Yol boyunca hem çok yorulmuş hem de daha çok acıkmıştım. Artık yorgunluktan ölmek üzere olduğumu hissediyordum."Karan yürüyecek hâlim kalmadı ne olur artık duralım." Ona artık zorluk çıkarmak istemesem de bitmiştim. "Bittim Karan, bittim." Kan ter içindeydim ve bariz şekilde ter kokuyordum. Karan bana mavi gözlerini diktiğinde nedensizce içim titredi. Karan hiçbir şey söylemeden ani bir hareketle beni kucakladığında sesimi çıkarmadan boynuna sarıldım. O da en az benim kadar terlemiş ve yorulmuştu. Yine de her şeye rağmen beni bırakmıyordu. Bu hareketiyle gönlümü feth ettiğini söyleyebilirdim. Boynuna biraz daha sarılarak yorgunlukla yüzümü boynuna gömüldüm. Bu hareketim biraz olsun uzuvlarımın rahatlamasına neden olmuştu. Eğer yollar engebeli olmasa kollarında huzur içinde uyuyabilirdim. "Sabret az kaldı..." Acıyla inlediğimi onun sözlerinden sonra fark ederek başımı geriye çekip yüzüne baktım. Karan'ın damarları öylesine belliydi ki atan nabzını hissetmekle kalmıyor görüyordum da... Derin bir nefes alıp yüzüne doğru fark etmeden soluduğumda bana bakar gibi olsa da gözünü yoldan ayırmıyordu. Beni bir güç taşımaya devam ederken vicdanım sızlamaya başlamıştı. "İstersen indir." Bunu gönülsüz şekilde öylesine kısık bir sesle söylemiştim ki kendi sesimi tanıyamadım. Bir kez daha az kaldı, dediğinde yola baktım. Koruyucu ve yanında adam durmuş bize bakıyordu. "Komutan burada durup araç gelmesini bekleyeceğiz yine de ben telsizle bizimkilere haber verdim. Birileri gelmezse de bizimkiler burada olacaktır." "Sağ ol Niyazi, bu iyiliğini unutmam." "Lafı olmaz komutan ne yaptık?" Durduğumuzda beni indir dediğimde indirmeyerek yolun kenarında durup etrafına bakındı. "Karan indir diyorum, sende çok yoruldun." Neden ona karşı bu denli şefkatle doldum bilmiyordum. Tek bildiğim onunda çok yorgun olmasıydı. "Düğün ne zaman komutanım? Bizi de davet edecek misiniz?" "Yakında inşallah Niyazi, yakında." Yakında demek. Yakında evleniyoruz... O sırada aklıma ona sarf ettiğim sözler geldi. Ona ağzıma gelen her şeyi söylemiş şimdiyse sığınacak liman gibi ona yaslanıp ondan güç olmaya çalışıyordum. Kucağında yüzünü derinlemesine izlerken burada olmayı sevdiğimi fark ettim. Fark ettiğim o andaysa içim titredi. "Traktör geliyor..." Gelen seslerle birlikte yola baktım. Traktörü kullanan bir adam vardı. Karan beni kucağında indirdiğinde kendimi büyük bir boşlukta hissederek sarsıldım. Karan, burada kal, diyerek önce koruyucunun yanına sonra da duran traktörün yanına gitmişti. Bende uzaktan etrafıma bakındım. Burası gerçekten tenha bir noktaydı. "Canım gel gidiyoruz..." Karan'ın sesiyle birlikte ona doğru neredeyse ayaklarımı sürüyerek sesimi çıkarmadan yanına doğru yürüdüm. Traktörün arkasında adını bilmediğim bir şey vardı. Karan'a baktığımda beni yeniden kucağına aldığı gibi oturmamı sağlamıştı. O da hemen yanıma zıpladığımda heyecanla etrafıma bakındım. Burada nasıl gidecektik? Karan yerleşip beni kollarının arasına çekerken koruyucu ve diğer adamda ön tarafa binmişti. Ve ben Karan'ın kollarının arasında şuan burası temiz mi, neye bindik gibi şeyler düşünecek halim kalmamıştı. Karan eliyle tamam, der gibi demir zemine vurunca traktör çalışmış bizde taşlı yolda bir sağa bir sola doğru savrularak gitmeye başlamıştık. Traktör beşik gibi sallarken esnedim. Artık gözlerim direnme kapat beni diyordu. "Allah'ım tek dileğim eve gidip günlerce uyumak." Bunu sesli söylemiş olabilir miydim? Karan "Biraz daha sabret kurtulacaksın." dediğinde başımı kaldırıp hiç bıkmadan bana laf analatan adama baktım. Ben ona o kadar kötü davranmıştım ama bana hiçbir şekilde kötü davranmıyordu. O an içimden gelerek ona en içten şekilde gülümseyip "Irmak," dedim. Anlamayarak kaşlarını çattığında daha fazla sırıttım. "Adım Irmak, mavi komutan!" "Irmak demek... Güzel!" "Güzel olan nedir, sevgili komutanım?" Bölüm hastagları #Günışığım #mavikomutan Eh bundan sonra neler olacak dersiniz? İnstagram: Seldamkeser
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD