Evin çatısı sonunda bitmiş ve sıcak bir duş almak için sıra ile banyoya girdi üç arkadaş. Pelly ise bu sırada su kaynatıp sıcak bir çay yaptı. Çayını yudumlarken bir yandan da Ayka'nın ablası ile nasıl bir bağlantısı olduğunu düşünüyordu. Bu hale gelmesinin sebebi oydu ama bu adamın da bir parmağı olabilir miydi. Bekçi köpek ve Eric duşunu aldılar ve alt kata ısınmaya indiler. Bunu fırsat bilen Pelly, onlara ablasının rüyalarında sürekli o adamın ismini sayıkladığını söyledi. Ayka'nın daha önce arkadaşlarına bu kızın Kris'e olan benzerliğinden söz etmişti. Kafasında parçaları birleştiren Eric, '' Reenkarnasyon'' diyerek cümlesine başladı. '' Bunun başka bir açıklaması olamaz. Birbirlerine duydukları aşk sonucunda Kris, reenkarnasyon geçirmiş olmalı.'' dedi ve cümlesini bitirdi. Eğer bu gerçek doğru ise Ayka bu savaşta nasıl verimli olacaktı. Sevdiği kadının ikinci kez öldüğünü görmek onu karanlığa bir itebilirdi ve saf değiştirebilirdi. '' Bu silahı boşuna mı yaptırdık?'' diye sordu Eric. Haklıydı, silah oldukça güçlüydü ve iyi ile kötüyü ayırt edebilirdi. Merdiven tıkırtısı duyuldu. Ayka banyodan çıkmış ve aşağıya doğru iniyordu. Herkes bir anda sustu ve Bekçi köpek konuyu değiştirdi.''Ben çok acıktım Eric, bugün ne pişireceksin?'' diye ortamda ki gerginliği geçiştirmeye çalıştı. Ayka mutfağa yaklaştı ve eline bir kupa alarak çaydanlıkta ki sıcak çaydan içmek için bardağına doldurdu. Kalçasını alt raflara doğru yasladı ve '' Ne konuştuğunuzu duydum. Gergin olmayın. Karımın cansız bedenini kendi ellerimle gömdüm ben. Bu safımı değiştirmez sadece azda olsa canımı yakar'' dedi, çayından bir yudum aldı ve salona doğru ilerlerdi. Eric bu sözler karşısında oldukça üzülmüştü. Dostuna yardım etmeyi çok istiyordu ama elinden bir şey gelmemesi onu çıkmaza sokuyordu. Aklına eğitimlerinden bir an geldi ve koşarak salona Ayka'nın yanına gitti. '' Bana güven'' dedi ciddi bir şekilde ve dostunun gözlerini kapatıp kendi baş parmaklarını Ayka'nın başına koydu. Sanki ruhu bedeninden çıkmış ve renkli bir tünelden ilerliyordu. bu tünelde günümüzden geçmişe kadar bütün anılarını görebiliyordu. Can yakıcı anılara vardığında geri dönmeyi istemişti ama arkasına baktığına kocaman bir boşluk görmüştü. Fix, Babası, Kızı , Annesi, Kardeşleri ve kızı ile olan tüm anılarını yeniden yaşıyor gibi idi. Tünel bittiğinde siyah bir boşlukta kocaman sarı renkte gezegen taşlarına benzer bir halka üzerinde onu bekleyen Kris'i gördü. Eric beni öldürdü mü diye düşündü bir süre. Kris ona doğru bakarak '' Bu anı çok bekledim ve seni çok özledim.'' dedi sevgilisine sarılarak. Ayka durmak bilmeyen göz yaşları içinde eşine sarılıyor, saçlarını kokuyor ve eşinin ellerini yüzüne doğru koyarak tenini hissediyordu. Ayka onsuz nasıl olduğunu, onsuz hayatın berbat olduğunu defalarca söyledi. '' Süremiz kısıtlı sevgilim. O kızı kurtarman için sana yardım edeceğim. Öleceğim zaman seni sonsuza kadar seveceğime yemin ettim ve yeminim benim öldüğüm vakitte doğan bir kız çocuğunun ruhunda yer edindi. Duygularımın bir kısmı hala daha o kızın içinde duruyor. Sen tüm gücünle o pis şeytana karşı savaş ve gerisini bana bırak.'' dedi ve yavaşça yok olmaya başladı. Ayka gitmemesi için onu tutmaya çalışıyordu ama ellerinin arasından kayıp gidiyordu. Geldiği tünel onu içine doğru hızlıca çekmeye başladı o kadar hızlı geriye doğru gidiyordu ki nefes alması bile zorlaşıyordu. Gözlerini açtığında ise baş ucunda arkadaşlarını ve pembe tüylü Çığlığı gördü. Hepsi onun için endişelenmişti. Özellikle Eric çünkü bunu ilk defa denemişti ve başarılı olmuştu. '' Ablanı kesinlikle kurtaracağım.'' dedi Pelly'e uzun uzun bakarken. Aklına bir plan gelmişti. Vexana kan delisi bir Kraliçeydi ve ellerinde leziz mi leziz bir altın kan vardı. Bu kanın kokusu illaki onu ayaklarına getirecekti. Tabi Eric'în canı bu planda birazcık acıyacak ve fazla kan kaybedecekti. Bu yüzden de onu kan yapıcı meyve ve sebzeler ile besleyeceklerdi. Bu planı arkadaşları ile paylaştı Ayka '' Neden tüm acı verici kısım bana düşüyor.'' diye isyan etti Eric. Bu planı uygulamaları için detaylıca düşünmeleri ve biraz daha güçlenmeleri gerekiyordu. Bu sırada hayatta kalan insanlar ülkeyi yavaş yavaş onarmaya başlamıştı. Özellikle erkek nüfusu bir hayli azalmıştı. Denge gücü ile yardımda bulunuyordu Eric. Toprağın bereketini arttırmak için gücünden yararlanıyor ve ağır yaralanan insanları tedavi ediyordu. Artık insanlardan saklanmak yerine onlara yardım ediyor ve benliğinden asla utanmıyordu. Pelly'de bu sırada Ayka'dan kılıç eğitimleri alıyordu. ablasını oldukça özlemişti ve onu kurtarmak için elinden ne geliyorsa yapacaktı. Kılıç eline hiç yakışmıyordu ve ilk başlarda onu kullanmakta oldukça zorlanıyordu. Ayka oldukça başarılı eğitmendi ne de olsa a*s'ları o eğitiyordu. Pelly'yi eğitir iken sürekli eski günlere gidiyor ve daha çok hırslanıyor idi. İlk derler kılıcın nasıl tutulacağı ve nasıl savunma yapılacağı hakkındaydı. Pelly'i bedenen zayıf olduğu için vücut geliştirme programı biraz daha ağırdı. Her gün düzenli olarak arka bahçede bekçi köpeğin onun için hazırladığı ağırlıklar ile çalışıyordu. Şınav ve mekik çekip ip atlıyordu. Kısa sürede oldukça fazla yol kat etmişti. Ayka onunla gurur duyuyordu. Sanki kızına eğitim veriyormuş gibi hissediyordu ama bu fikre de çok kapılmak istemiyordu. Ne de olsa laneti henüz kalkmamıştı. Sonunda büyük gün geldi çattı ve planı uygulamaya koyuldular. Hepsi arka bahçede toplandı ve Eric koluna ufak bir kesik atıp kanını akıtmaya başladı. Rüzgar büyüsü yardımı ile kanın kokusunu en uzak diyarlara doğru uçurmaya başladılar ve daha sonra tuzak kurdukları bir kaç noktaya da kandan bir kaç damla sürdüler. Şimdi yapmaları gereken tek şey Vexana'nın bu kokuyu alıp gelmesiydi...
Kendi halinde baş büyücünün yanında takılan Vexana, oldukça sıkkın bir halde kitapları ve özleri karıştırıyordu. Artık Avinia ve istediğinde işkence edebileceği haraçlar yada zayıf iblisler yoktu. Tüm gün boyunca baş büyücünün yanına duruyor ve ne yaptığı hakkında bilgiler öğreniyordu. Kaldıkları yere şiddetli bir rüzgar esti ve leziz kanın kokusu Vexana'nın burnundan içeri girip aklına iyice kazındı. Bu lezzetin karşısında aklı yerinden çıkmıştı. Hiç bir insanda ya da hayvanda böyle muazzam bir koku duymamıştı. '' ben biraz dolaşıp geleceğim, oldukça sıkıldım beni merak etme ve beni izleme artık.'' dedi biraz sitemkar bir tavır ile baş büyücüye. Kanın kokusunu hafızasına kazıyan iblis Kraliçesi, kanın geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. İlerlerken de güç gösterisi yapıp önüne çıkan ne varsa yakıp yıkıyor, kül ediyordu. Bunu yapmaktan çok fazla keyif alıyordu. İlerlerken kokunun bir kaç farklı yönden geldiğini anladı. Demek ki birden fazla güzel lezzet var diye düşündü. Canının istediği bir yöne doğru ilerlemeye başladı. Bu koku bir dağın tepesinden geliyordu. Ölü bir dağ keçisinden bu kokunun geldiğini sandı Vexana. Dağın tepesine yaklaşıp buz ve çimenlerle kaplı olan zeminin üzerine indiğinde etrafına bakındı. Ortada ne bir insan ne de bir hayvan vardı. Etrafta biraz dolandıktan sonra kokunun bir taşın üzerinden geldiğini anladı. Taşa yaklaştı ve üzerine eğilerek koklamaya başladı. Taşa dokunduğunda ise birden vücudunda bir halsizlik hissetti. Bu halsizlik verici şey büyü kitabında yazan zehir büyüsüydü. İsterse tanrı yada iblis olsun bu zehirden etkilenirdi. Buradan ümidini kesen Vexana diğer kokunun geldiği yöne doğru uçmaya başladı. Liessanın bedeni bir insan olduğundan ötürü soğuk havadan oldukça etkileniyor ve üşüyordu. Vexana,'' Aptal insan bedeni.'' dedi alaycı tavrıyla ve uçmaya devam etti. Bu sefer harabe bir evin içine vardı. Bu evde de birinin olması mümkün değildi. Bunun bir tuzak olduğu hakkında düşünmeye başladı. Hemen yanında duran kapıdan geliyordu koku bu sefer parmağı ile kana dokunup diline değdirdi. Bir damlası bile ona bu arzuyu veriyorsa, kanın hepsini içme düşüncesi onu delirtiyordu. Dokunmanın verdiği etki ile vücudu yine zehir almıştı ve iyice bitkin bir hale gelmişti ama bu hiç umurunda değildi. Onun istediği tek şey amacına ulaşmaktı...
Yaptıkları planın işlediğini anlamışlar ve çok sevinmişlerdi. Son yer olan arka bahçede bir kadehin içerisine dolu bir şekilde altın kan koymuşlardı. Eric bu kadar kan akıtmasından ötürü bayıldı bayılacaktı. Yemediği meyve kalmamıştı ama kendine gelememişti bu yüzden büyü kitabından yardım almışlardı. Arka bahçede kurdukları pusuda saklanıp bekliyorlardı ve nihayet yem en son tuzağa da düşmüştü. Vexana uçarak beter bir vaziyette arka bahçeye indi. Kudurmuş bir hayvandan farkı yoktu. Deli gibi etrafını kokluyor kanı arıyordu. Bahçede masanın üzeride duran kadehi gördü ve yanına yaklaştı. '' Buldum seni'' dedi be kadehi bir anda ağzına dikledi. Öyle hızlı bir şekilde içiyordu ki . Kanın yarısı ağzından aşağıya akmıştı. Vücuduna bu kadar fazla zehir giren Vexana kitlenmiş bir şekilde yerde yatıyordu. Bunu fırsat bilip tüm bedenini bağlamak için saklandıkları yerden çıktılar. Ayka elinde ki ipleri Vexana'ya tam bağlayacaktı ki, Kraliçe uyanıp elini sıkıca tuttu. '' Senin olduğunu anlamayacağımı mı sandın? '' diye sordu öfkeli bir şekilde. '' Tabi ki de hayır, Sadece senin bundan haberinin olmadığına eminim.'' dedi ve usta cücenin yaptığı kılıcı Vexana'ya sapladı. Tam o sırada Liessanın ruhunda kalan Kris'in o son parçası kızı kurtarmak için harekete geçti. Ayka'nın kulağında bir ses yankılandı '' Şimdi sevgilim çıkar o iblisin ruhunu.'' dedi, bu Kris'in sesiydi. Ayka, kılıcı çekerken iblisin ruhunu da bedenden ayırıyordu. Tanrıların verdiği ve son kalan tanrı kapan şişesinin ağzını açtı ve Kraliçeyi yeniden şişenin içine mühürledi. Bu sefer onu kimse bulamayacaktı çünkü yanından hiç ayırmayacaktı.