Bay ukala yani Arda sınıfın gözdesi olmaya başlamıştı. Kızlar onun ne kadar yakışıklı olduğunu konuşuyordu. Erkekler de kızları anlamadığını söylüyordu. "Ya abi, ben bu kızları anlamıyorum. Biz sınıfa geldiğimizde yüzümüze bakmadılar. Şu Hollywood çakmasının peşinden ayrılmıyorlar." gibi konuşmalar duyuyordum.
Erkeklere hak vermiştim. Ukalayla konuşmak için neredeyse beni sıradan atar hale geleceklerdi. Sevgilisi olan ya da ben gibi olan birkaç kız onunla ilgilenmiyordu ama yine de yakışıklı olduğunu söylüyordular.
Teneffüste tuvalete gittiğim bir sırada yerime ne zaman oturduğunu anlamadığım Peri'yi benim sıramda oturuyor buldum. Üstelik ukalaya çok yakındı. Kolları birbirine değecek kadar da yakındılar.
Kale bildiğim sıram düşman kuvvetleri tarafından işgal edilmişti. Ukalayla oturduğum yetmez gibi bir de yerimden olacaktım. Onların yanına gittim. Beni görmediler bile. Öksürdüm. Ukala bana baktı. "Bir şey mi diyeceksin?" dedi. İçimden sabır diledim. Geleli bir gün bile olmadı bu ne rahatlık ya? Sanki babasının okulu!
“Peri yerime oturmuşsun." dedim ukalaya bakarak. Peri oflayarak ayağa kalktı. Bana "Mızıkçılık yapmasan olmazdı değil mi?" dedi. Sıradan geçerken de omzuma vurdu. "Gıcık." dedi, homurdanarak.
Ukala bana "Dersin başlamasına daha beş dakika vardı ama." dedi. Sırama oturduktan sonra "Ne yani? Senin onunla rahat konuşman için ayakta mı bekleyin? Oradan bakınca kankan gibi mi gözüküyorum?" dedim. O ise küçük bir kahkaha attı. İtiraf ediyorum. Güzel gülüyor.
Neyse konumuza dönelim. "Sen benim kanka kriterlerime pek uymuyorsun." dediğinde ona küçümser gibi bir bakış attım. “Senin kankan olmak için çıldırmıyordum ben de. Merak etme." dedim. Elini saçlarına havalı bir şekilde geçirdi. Bana biraz daha yaklaştı. Kokusunu duyuyordum. Gözlerindeki mavilikte kaybolurken bana "Biliyor musun?" dedi.
Ona sinirle neyi demem gerekiyordu ama diyemedim çünkü anın büyüsüne kapılmıştım. "Kızlar sevgilim olmak için çıldırıyor." dedi ve bütün büyü bozuldu. Ukalayken yine iyidi. Ama şimdi? Şimdi, çapkın bir liseliydi. Ukalalık onun gizli silahıydı. En etkili silahından sonra yani yakışıklılığından sonra.
Kaşlarımı kaldırıp ona "Emin misin? Kızların neden delirdiğine?" dedim. O şaşırmış gözüküyordu. "Neden deliriyorlar?" diye sordu. Onun bozulan suratına bakarken gülümsedim. Onun yaptığı gibi yapıp yakınına geldim. "Kızları delirtiyorsun doğru ama senin dediğin anlamda değil. Senin yanında olan kişi akıl sağlığını koruyamaz. Yazık zavallılara." dedim. Öldürücü vuruşu da sona sakladım. "Tımarhaneye giden kaç sevgilin var?" dedim. Kahkaha atma sırası bendeydi. Bozulan yüzünü gördüğümde içimin yağları nasıl eridi, anlatamam. Bu, ukalaya iyi bir ders olmuştur. Bu diyalogdan sonra da konuşmadık hiç.
Öğleden sonra iki ders, beden dersimiz vardı. Siyah eşofman, beyaz bir tişört vardı üzerimde. Ukala ise lacivert eşofman ve beyaz, lacivert çizgiler olan bir tişört giymişti. Erkeklerin uzun boyluları arasında ikincideydi. Ben de kızlar arasında beşinci sıradaydım.
Ali Hoca sınıfı ısındırmak için her zamanki yaptığı gibi bizi koşturdu. Ter içinde kaldığımızda da dinlenmemiz için mola verdi. Ben boş bulduğum banka hemen oturdum. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Sık nefes alıp veriyordum. Beden dersiyle aram hiç bir zaman iyi olmamıştı. Beden yeteneğim sıfırdı. Sıfır!
Özeleştirimi yaparken ukala yanıma geldi. Banka yaslanıp elleri cebinde bana bakıyordu. “Yoruldun mu?" dedi. Ona hiçbir şey demeyince konuşmasına devam etti. "İroni de iyi sayılırsın. Ama beden dersi için aynı şeyi söyleyemem." dedi. Ona sinirle gülümsedikten sonra "Neden buradasın?" dediğimde bana "Seni kızdırmak eğlenceli. Galiba ondan burdayım." dedi. Ben de ona "Eğlenecek başka birini bul." dedim. O da "Senin gibisini bulamam." derken gıcık gıcık gülümsüyordu. Ukala madem eğlenmek istiyordu o zaman eğlenceyi görecekti.
Hocamızın düdük sesiyle yerimize gittik. Voleybol takımlarını oluşturdu, Ali Hoca. Ben kızlar voleybol takımının kaptanı olan Seçil'in takımındaydım. Takımda ben gibi voleyboldan az anlayan da vardı, Şeçil gibi olan da vardı. Karşı takımın kaptanı Alp'ti. Alp de basketbol takım kaptanıydı. Voleybolda da iyiydi. Ukala da o takımdaydı. Onu karşı takımda görünce heyecanlandım. Çünkü rezil olursam bunu tüm ders konuşurdu.
Düdük öttüğünde tüm konsantrem havalanan toptaydı. Top havada gezinirken büyük bir stres altındayım. 1-1 olduğumuzda top karşı tarafa geçti. Ukala servis atacaktı. Bana havalı bir bakış attıktan sonra topu yerde sektirdi. Topu havaya atıp servisi attı. Topu arkamda duran Kaan karşıladı. Çaprazında olan bana topu attı. Topu filenin üstünden geçirince rahat bir nefes verdim. Topu karşılayamadıklarından sayı bizim olmuştu. Galibiyet güzeldi. Özellikle de ukalayı yenmek çok ama çok güzeldi.
Maç bittikten sonra dinlenmek için banklara oturduk. Ukala karşımdaki banka oturdu. Yanına Peri geldi. Onlar konuşurken yanıma Kaan oturdu. "Güzel maçtı." dedi. Onu onayladım. Peri'ye baktığını görünce " Tahtın devrilmek üzere." dedim. O eski sevgilisine bakarken soğuk bir gülümseme geçti yüzünden. Peri ile o geçen sene çıkmışlardı. Bu beklenen bir şeydi. İkisi de havalıydı. Peki aşık mıydılar? Hiç sanmıyorum.
Bana havalı bir bakış atıp "Daha oyun yeni başlıyor." dedi. Daha sonra da "Unutma her zaman kralların adı anılır tarihte." dedi. Sınıfın çapkını sahalara geri dönüyor. Biz ona Behlül deriz. Selin'in aşık olduğu çapkın da Kaan'dı. Okulda adı çapkınlıkla anılıyordu. Şimdi yaptığımdan pişmanlık duymuyordum. Bu çocuk, kesinlikle akıllanmaz.
Ona "Sen de unutuyorsun. Her prensin kral olma ihtimali var." dedim. Gözleri ukaladayken "Kral varken bu imkansız." dedi. Kendimi bir an Game of Thrones dizisinde sandım. Taht oyunları arasında kalan biriydim.
Ayağa kalktığımda ona "Kaan, kralı devirenler çok olmuştur tarihte. " dedim. Sınıf iki acımasız güç savaşında kalacaktı. Eski kral mı yoksa yeni prens mi yenecek, bunu görecektik. Hangisi yener bilmiyordum ama ukalanın güçlü bir savaşçı olduğunu biliyordum. Bana göz kırptığı sıra onun yenen taraf olduğu anladım. O kraldı. Yenilmemek için doğmuş bir kraldı.