ÇİKOLATALI PASTA, LÜTFEN!

1000 Words
Rüyamda Rüzgar Tepesi'ndeydim. Ayakta dikilmiş denize bakıyordum. Deniz, dağın yamacından çok öfkeli gözüküyordu. Büyük dalgalar kıyıya öfkeyle vuruyordu. Öfkeden gözü dönmüş denizi görünce korktum. Bir adım geri adım attım. O an ayağım kaydı. Toprakla beraber aşağı düşecekken biri elimden tuttu. El, elimi sıkıca tutuyordu. Elin sahibine baktığımda genç bir oğlan gördüm. Ona "Neden kurtarıyorsun beni?" dedim. Genç oğlan gülümsedi. Bana "Çık artık karanlıktan." dedi. "Karanlık mı?" diye sordum. "Ama ben karanlıkta değilim ki." Çocuk aniden elimi bıraktı. "Karanlıktasın." diye bağırdı ben düşerken. Aşağı doğru düşerken gördüğüm en şey, çocuğun bana gülümsediğiydi. Hayır diye bağırırken de uyandım. Uyandığımda ter içindeydim. Alnımdaki terleri sildim. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Derin bir nefes aldım. Annem bağırmamı duymuş olmalı ki içeriye girdi. "Ne oldu? Kabus mu gördün Hayal?" dedi. Başımı salladım. Annem bana sarılırken "Düşüyordum." dedim. Annem beni sakinleştirmek için saçımı okşadı. "Uçurumdan aşağı doğru düşerken elimi tuttu." dedim. Hala rüyanın etkisindeydim. Annem "Kim?" diye sordu. “Bilmiyorum. Yüzünü de hatırlamıyorum." Annem "Sonra?" dediğinde “Elimi tuttu. Bana karanlıktasın dedi." dedim. "Sonra da elimi bıraktı." Gözlerimin önünde o korkunç sahne belirince korkudan titredim. Annem saçımı okşarken "Sadece bir rüyadı." dedi. Yanağımdan öptü. "Gerçek değil." dediğinde "Ama gerçek gibiydi. Elimi tuttu. Sonra da bıraktı." dedim. Annem, zavallı kadın beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "Rüya kızım." dediğinde "Hayır, değildi. Bu gerçekti." dediğimde annem şaşkın şaşkın bana baktı. "Ne demek istiyorsun?" dedi. Bağırdım. "Babam gibi sen de beni terk edeceksin. Sonra başkası da. Herkes, beni terk edecek." dedim. Ağlamaya başladım. Gözyaşlarım çeşme misali akarken annem deli kızına ne diyeceğini düşünüyordu. Sarıldı bana. "Kimse seni terk etmeyecek. Ne baban ne de ben." dedi. "Herkes seni seviyor. Seni neden terk etsinler?" Buna güven problemi ya da ergen sorunları diyebilirsiniz. Adı psikolojide her neyse, hangi psikolog ne dediyse... Sorunum büyük. Belki de yaşamımın ilk beş, altı yılına bakmalılar. Kim demişti bunu? Geçmiş yaşantılar, gelecek yaşamı etkiliyor diye. Benim de öyle olabilir. Beni incelesinler ya. Bir faydam yok. Bari psikoloji bilimine fayda olsun. Evraka, buldum! Freud. Adamın adı Freud. Ah be Freud! Ölmeseydin keşke de bana bir çözüm bulsaydın. Ergen problemi mi yaşıyorum ya da bilinçaltımda daha büyük sorunlar mı var? Tanıdığım ünlü psikolog var o da ölü. Bendeki şansa bak! Acaba psikoloji mi okusam? Başkalarına yararım dokunur. Annem derin psikoloji düşüncemden beni "Dediğim gibi rüya. Kimse seni terk etmeyecek güzel kızım." diyerek kopardı. Anneme yaşlı gözlerle bakarken onun da gözlerinin yaşardığını gördüm. "Ağlama anne." dedim. Ona sımsıkı sarıldım. Annem beni öptükten sonra gözyaşlarını sildi. "Ben böyle olsun istemezdim." dedi aynı babam gibi. "Ben senin mutlu olmanı istiyorum. Tek istediğim bu. Senin mutlu olmanı her şeyden çok istiyorum, kızım." Tipik anne ve baba sözüdür. Herkes bunu söyler ama hiç kimse bir şey yapmaz. Tam tersine fark etmeden çocuklarını üzerler, kırarlar. Aslında bunu bilinçli yapmazlar. Oysa amaçları çocuklarını sevmek, onları sevindirmektir. Annem gülümsemeye çalışıp "Hadi benimle kafeye gel. Sana senin sevdiğin çikolata rüyası pastayı ısmarlıyorum." dedi. Gülümsedim. "Pasta mı? Bak işte buna hayır diyemem." dedim. Annem ayağa kalktı. Odadan çıkarken "Anne sana bugün yardım etmek istiyorum." dedim. Annem göz kırptı. "Yardımdan amacın pasta yemek mi?" dediğinde güldüm. "Günahımı alıyorsun." dedim. Annem "Hadi hadi! Seni bilmez miyim ben?" dedikten sonra da odadan çıktı. Üstümdekileri değiştirdim. Kot gömlek ve siyah bir pantolon giydim. Saçımı da topladıktan sonra odadan çıktım. Annem çantasınını almış, beni bekliyordu. Beni görünce gülümsedi. Ben de gülümsedim. Bu her şey yolunda, demek. Ben iyiyim anlamındadır. Evden çıktık. Annem yürürken pastacının yaptığı yeni meyveli pastanın çok sattığını anlattı. Ben arada gülümseyip ona cevap verdim. Kafeye geldiğimizde Düş Kafe'nin sahibi Canan Teyze, kafenin önündeki masalardan birinde çay içiyordu. Elindeki çiçekli fincanı bizi görünce masaya bıraktı. Renkli elbisesinin eteğini savurarak bize doğru geldi. Canan Teyze, kırk iki yaşında bir kadın. Kafenin sahibidir. Annem onun yanında benim küçüklüğümden beri çalışır. Bu arada annem garsondur. Üniversite eğitimini bana hamile olunca bırakmak zorunda kalmış. Annem için üzülüyorum. Eğer ben olmasaydım geleceği nası olurdu acaba? Yine mi bir garson olurdu yoksa başarılı bir akademisyen mi olurdu? Bunu düşünmeden edemiyordum bazı zamanlarda. Annem "Günaydın, Canan Hanım." dedi. Canan Teyze bana bakıp "Bugün de garson ihtiyacım vardı. İyi ki geldin, cadı." dedi. Annem bana bakıp göz kırptı. Annem ve Canan Teyze konuşurken ben içeriye girdim. Pastaları yapan Naz'ın yanına gittim. Naz benden büyük. Üniversite harçlığını kazanmak için kafede çalışıyor. Haftanın belli günleri, o günler dersi olmadığı günler, burda çalışıyor. Ona "Günaydın." dedim. O kremayı pastaya sürerken "Günaydın ve sana yeni yaptığım bir pastayı tattırmak istiyorum." dedi. O masadaki pastayı alırken annem, bana seslendi. Mutfaktan çıktım. Annem "Müşteri geldi. Sen siparişlerle ilgilensene." dedi. Annem, mutfağa gitti. Ben müşterilerinin yanında gittim. "Ne istersiniz?" dedim. Yüzümde gülümsemeyle müşteriye baktım. Karşımda bana kötü kötü bakan Peri "Sen ne önerirsin garson?" dedi. Sakin olmaya çalıştım. Derin derin nefes aldım. Gülümsememi bozmamaya çalışarak "Tatlı mı istiyorsun?" dedim. Başını hayır anlamında salladı. "Kiloma dikkat ediyorum." dedi. Bunu derken bana baktı. Bu kız kiloma bakıp dikkat et mi diyordu? Ona "Çok güzel sandviçlerimiz var. Tost da önerebilirim." dedim. Aferin kızım. Sabrıma aferin. Böyle devam et kızım. Peri dudak bükünce "Ben sonra geleyim mi siparişi almak için?" dedim. "Evet, iyi olur. Hem ben birini bekliyorum zaten." dediğinde onun arkadaşlarının uzun bir süre gelmeyeceğini düşündüm. Dışarıdaki masalara oturanların yanına gittim. Onlar Peri gibi on saatte düşünmedikleri için hemen sipariş verdiler. Siparişlerini götürdükten sonra Peri beni çağırdı. Elimde kalemim "Ne istiyorsun?" dedim. Peri kıkırdadı. "Sevgilim çok tatlısın ya." dediğinde başımı kaldırıp onlara baktım. Gözlerim şaşkınlıktan fal taşı gibi açılırken Peri'nin yanında oturan genç bana gülümsedi. Peri menüye bakıp "Ben diyet cola istiyorum." dedi. Peri sevgilisine bakarken "Hadi aşkım. Ne istiyorsun? Garson sandviç öneriyormuş." dedi. Garsonu vurgulu söyledi. Bunu bilerek yaptı. Beni sinir etmek istiyordu. "Ne istiyorsunuz?" dedim. Kalemle kağıda çizgiler çizdim. Peri'nin sevgilisi "Ben de kola alayım." dedi. Tam giderken bana seslendi. Durdum. "Vazgeçtim ya. Sen en iyisi bana limonata getir." dedi. Yürümeye devam ettim. Bağırdı. "Vazgeçtim." Arkamı döndüm. "Ne istiyorsun?" dediğimde kaşını kaldırıp bana baktı. "Ne mi istiyorum?" derken kaşları havaya kalktı. Yürümeye başladım. "Daha siparişimi söylemedim ama.” dediğinde “Evet?" dedim. Elini saçlarına götürdü. "Pasta istiyorum." dediğinde "Neli istiyorsunuz pastayı?" dedim, sabırlı olmaya çalışarak. Peri'nin elini tutup “Çikolatalı olsun." dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD