Bölüm 8: Düğün Davetiyesi

1014 Words
Gözlerimi açıp uyuşmuş bedenimi yataktan çıkmaya zorladım. Başıma dikilmiş hizmetçilerden biri sanki uyanmamı bekliyormuş gibi "Günaydın prenses," diye mırıldandı. "Günaydın," dedim boğuk çıkan sesimle. "Babanız ve kardeşiniz sizi bekliyor," diye konuşmaya devam etti. "Şimdi mi?" diye sordum şaşırarak. Sabah uyanır uyanmaz benden ne istiyor olabilirlerdi? Hizmetçi başını sallarken sorularıma devam ettim. "Neredeler?" "Babanızın çalışma odasında." "Hazırlamama yardım et," diye emrettim. İşim bittiğinde odamdan çıkmış sarayın taş duvarlarla kaplanmış loş koridorunda yürümeye başlamıştım. Kendimi kendi idamıma gidiyor gibi hissediyordum. Neyle karşılaşacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu ve olası bir tehlikeye karşı son derece savunmasızdım. Acaba Edward babama kendi saçma düşüncelerinden bahsedip tahta göz diktiğimi mi ima etmişti? Eğer öyle bir şey yaptıysa kendimi her türlü sonuca hazırlanmalıydım. Ölüme bile. Hayatım babamın ve ağabeyimin ellerinin arasındaydı ve bu adaletsizlik canımı yakıyordu. Annem bu halde olduğumu görseydi üzüntüsünden kahrolurdu. Onu yeterince tanıma fırsatı bulamamıştım ama o da benim gibi tüm bu oyunlardan nefret ediyor olmalıydı. Yürümeye devam ederken dua etmeye başladım. "Tanrım, lütfen Edward babama taht saçmalıklarıyla ilgili bir şeyler söylemiş olmasın." Çalışma odasının önüne geldiğimde "Amin," deyip baştan ayağa kırmızı giyinmiş muhafızlardan içeri girmek için izin aldım ve derin bir nefes alarak odaya daldım. Babam tüm heybetiyle çalışma masasına oturmuş bir kitap kurcalıyor, Edward ise sessiz ve gözlerini yere dikmiş bir şekilde babamın yanında dikiliyordu. Odanın içinde beklediğim kaostan eser yoktu. Edward beni görünce gülümseyerek "Hah, Victoria da geldiğine göre artık itiraf edebilirim," dedi. Panik tüm bedenime yayılırken aklımda tek bir soru yankılandı. Bu kuş beyinli neyi itiraf edecekti? "Oturun," diye emretti babam krallara yaraşır bir sesle. Edward'la aynı anda yerlerimizden fırlayıp masanın önüne yerleştirilmiş sandalyelere geçtik. "Ne söyleyeceksin oğlum?" diye sordu babam Edward'a yönelerek. "Bizi sabah sabah meşgul ettiğine göre önemli bir şey olduğunu umuyorum." Babam konuşurken Mary'nin de odanın bir köşesinde dikildiğini fark ettim. Herkes burada olduğuna göre önemli bir şeyler vardı. "Elbette," dedi Edward baş döndürücü bir gülümsemeyle. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Edward'ın benimle ilgili saçmalamasını beklerken o bambaşka bir konu açtı. Hepimizi şaşırtan bir konu. "Cartelar'la ilgili sevgili kralım. Lafı dolandırmayacağım. İzniniz olursa Carterlar'ın en büyük kızları Elizabeth'le evlenmek istiyorum." Mary'le aynı anda şaşkınlıktan dudaklarımız aralandı. Carterlar da çevremizdeki diğer aileler gibi soylulardan biriydiler ve Elizabeth Carter'la resmen tanışmış olmasam da birkaç akşam yemeği ve baloda karşılaşmıştık. Sarı, uzun saçları ve bembeyaz teniyle oldukça güzel bir kızdı. Üçümüz aynı heyecanla babamın ne cevap vereceğini beklemeye başladık. Edward heyecanlı görünüyordu. Bu ani evlilik isteğinin nedeninin bir varis sahibi olmak istemesi olduğunu bilsem de belki de Edward, Elizabeth'den gerçekten hoşlanmıştı. Ağabeyimin kaçamak dolu bekar hayatına nasıl veda edeceğini ise hiç bilmiyordum. Babamın çatık kaşları normale döndüğünde Edward'a benim evliliğimden bin kat daha anlayışlı gözlerle bakmaya başladı. İçimin kıskançlıkla dolduğunu hissettim ve sertçe alt dudağımı dişlerken tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim. Şanslı, pislik Edward. "Demek oğlum aşık oldu," dedi babam krallara uygun olmayan bir samimiyetle. Edward'ın ani kararlarının taht planlarından kaynaklandığından zerre haberdar olmadığından onun yıldırım gibi bir aşka tutulduğunu sunacaktı. Edward, gayet güzel rol yaparak kızardı ve bakışlarını yere indirip "İtiraf ediyorum ki evet kralım," dedi son derece masum bir şekilde. "O halde bu işi resmiyete dökelim," dedi kırlaşmış gür sakallarını sıvazlayarak. Babam, yaşlılığın izlerini taşımaya başlasa da yakışıklı bir kraldı. "Peki tam olarak ne zaman düğün istersin?" diye sordu babam şefkatle yerinden kalkıp oğluna sarılarak. "Yaz bitmeden kralım," diye yanıt verdi Edward. "Malum dedikodulara yer vermek istemem." Babam da İngiltere'nin geri kalanı gibi ağabeyimin çapkınlıklarından haberdardı ve bu nişanlanma olayı uzadığı takdirde oğlunun kaçamaklar yapıp dedikoduya mahal vereceğini biliyordu. "Pekala," dedi. "O halde hazırlıklara başlayalım. Mary, bizi yalnız bırakın. Edward'la baş başa konuşmak istediğim şeyler var." Kral Henry, sadece dadıma hitap etse de odadan çıkmam gerektiğini anlamış ve uzun eteklerimi iki elimle yukarı toplayarak dadımı takip etmiştim. Dadım aceleci adımlarla yemek salonuna daldığında ben de peşinden girdim. İçeride bulunan birkaç hizmetçiye müjde verdikten sonra sevinçle bana döndü. "Ah Victoria, bu son zamanlarda duyduğum en güzel haber," dedi. "Benim de," dedim kendi evliliğimi düşünüp hüzünlenerek. Ne düşündüğümü anlamış olacak ki şefkatli gözlerle yanıma gelip ellerimden tuttu. "Sevindiğim tek kişi Edward değil," dedi kocaman bir gülümsemeyle. "Nasıl yani?" "Bu yaz bitmeden Edward'ın düğünü olursa seninki bir yıl sonraya ertelenir." "Gerçekten mi?" diye sordum ufak bir çığlık kopararak. "Mary, gerçekten mi?" "Kraliyet ailesinde bir yaz boyunca iki düğün birden olduğu nerede görülmüş," dedi bilmiş bir tavırla. Tanrım, inanamıyordum. Andrew'le evlenmek için önümde uzun bir zaman vardı ve kendi adıma bu başıma gelebilecek en güzel şeydi. Beni öldürmek iste de Edward'ı gidip yanaklarından öpmek istiyordum. Kollarımı dadıma doladım büyük bir huzur hissederek. Tam olarak özgür olamasam da en azından önümüzdeki yaza kadar özgürdüm. Andrew'le hemen evlenip Dawson malikanesinde cehennem hayatı yaşamak zorunda kalmayacaktım.  En azından şimdilik. *** Dawsonların nasıl olur da ışık hızıyla bu saraya gelebildiklerini bilmiyordum. Prensimizin evleneceği haberi tüm İngiltere'de Dawson hızıyla yayılmış ve saray hiç olmadığı kadar büyük bir insan kalabalığıyla dolmuştu.  Her zamanki gibi akşam yemeğindeydik. Babam en başta, Edward nişanlısı Elizabeth'le onun sağında, ben ise Andrew'le solunda oturuyorduk. Tavus kuşu ve kırmızı surat hemen yanımızdaydı. Elizabeth, hayatı boyunca bu kadar ilgi görmemiş olacak, hafifçe kızarmıştı. Sanırım benden bir yaş küçüktü. Bu da onun on altısında olduğunu gösteriyordu. Carterlar, Dawsonlara göre daha samimi ve cana yakın görünüyorlardı. Elizabeth'in annesi de onun olduğu kadar güzeldi. Babası ise en azından soyluların geri kalanında olduğu gibi şişman değildi. Babam, elindeki kadehle ayağa kalktığında hepimiz yerlerimizden fırladık. Böyle önemli törenlerde kralı takip etmek yüzyıllardır süren bir gelenektir. "Sevgili ailem," dedi gururla. "Gün geçtikçe büyüyor ve daha da güçleniyor." Güç, babamın her zaman ön planda tuttuğu tek şeydi. "Katherine, aramızda olsaydı eminim o da oğlumuzun ve kızımızın bu hallerine en az benim kadar mutluluk duyardı." Babam, annemin adını telaffuz ettiğinde kalbimin teklemesine mani olamadım. Katherine, benim için bu dünyadaki melek isimlerinden biriydi. Annemi andığı için babama minnetle gülümsedim ve gözlerim dolarak elimdeki kadehi Kral Henry ve diğer herkes gibi havaya kaldırdım. "Ve şerefe." Andrew'in hayran bakışlarını umursamadan kadehimden koca bir yudumu boğazımın yanması eşliğinde mideme indirdim. Edward, cebindeki yüzüğü çıkarıp Elizabeth'in zarif parmağına geçirdiğinde salonda bir alkış tufanı koptu. Mary ve babam gururla ağabeyim ve nişanlısının birbirlerini öpmelerini izlerken Andrew üzerime doğru eğildi. Amacının beni öpmek olduğunu anladığımda ağır bedenini benden uzaklaştırmaya çalışarak "Sakın," diye tısladım. "Aklından bile geçirme."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD