1.Bölüm
Havin'in İlk Okul Günü
Havin liseye pazartesi başlayacaktı ve bugün pazardı. Bütün hazırlıklarını yapmış, kıyafetlerini yıkamış, ütülemiş, çantasını da hazırlamıştı.
“Ohhhh, tamam,” deyip derin bir nefes aldıktan sonra, “Allah’ım, bir tek ben mi heyecanlıyım, yoksa bütün arkadaşlarım da benim gibi mi hissediyor?” diye düşündü.
Havin okumayı çok istiyordu. Kalbi heyecandan pır pır atıyordu. Yatağa geçti ama nasıl uyuyacaktı? Korktuğu gibi olmadı; hemencecik uyuyuverdi.
Sabah erkenden uyandı. Hemen elini yüzünü yıkadı, okul formasını giydi. Saçları uzun olduğundan hemen iki örgü yaptı. Kahvaltıyı hazırladı. Babası da uyanmıştı. Onu okula ilk gün babası bırakacaktı; işe giderken Havin’i bırakıp öyle geçecekti.
Havin okulun bahçesine girdi. Bahçede öğrenciler vardı. “Günaydın,” diyerek selam verdi ve bahçenin bir köşesine geçip beklemeye başladı. Sınıfını, sınıf arkadaşlarını merak ediyordu.
Okul zili çaldı. Eylül ayı olduğundan havalar sıcaktı ama yakıcı değildi; hatta tatlı bir serinlik vardı. Midyat, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer almasına rağmen Nusaybin, Kızıltepe gibi diğer ilçeler kadar aşırı sıcak olmazdı.
Okul zili tekrar çaldı, bütün öğrenciler sıraya geçti. Havin, 9. sınıf olduğu için yerleri henüz belli değildi. Okul müdürü mikrofonu aldı, yeni eğitim öğretim yılını kutladı. 9. sınıflara “Hoş geldiniz” dedi ve alkışlattı. Okul kurallarından bahsetti ve İstiklal Marşı’nın ardından, “9. sınıflar, hangi sınıfta okuyacaklarını gelip yukarıdan listeden öğrenebilirler,” dedi.
Havin listeye baktı; adı 9-B sınıfında yer alıyordu. Sınıfı zemin kattaydı. Sınıfını buldu ve pencere tarafında ikinci sıraya oturdu. Sınıfa girenleri izliyordu. O sırada yanına esmer, zayıf ve kısa boylu bir kız geldi:
— Yanın boş mu? Oturabilir miyim?
— Tabii ki, oturabilirsin.
— Merhaba, ben Rojin.
— Ben de Havin, memnun oldum.
Bu tanışmanın ardından ders zili çaldı. İlk dersleri Edebiyat’tı. Teneffüs zili çalınca bahçeye çıktılar. Rojin’le ikisi bahçede bankta oturuyorlardı. Arka taraftan üzerlerine neredeyse yıkanacak kadar su sıçradı. Saçları ıslanmış, forması sırılsıklam olmuştu. Sinirlenerek bir döndü:
“Kim ya bu densiz?”
Elinde hortumla Zinar:
— Pardon! Ben arkadaşımı ıslatacaktım da…
Havin:
— Bu kalabalıkta niye dikkat etmiyorsunuz? Gidin başka yerde şakalaşın!
Zinar:
— Kusura bakma, bilmeyerek oldu. Ne olur affet…
Zinar telaşla cebinden peçete çıkardı ve Havin’in saçlarından yüzüne gelen suyu silmek için eğildi. Tam silecekken Havin, hızla oturduğu yerden kalktı. Zinar da yüzünü silmek için eğilirken neredeyse burun buruna geldiler. Zinar’ın kalbi küt küt atmaya başladı. Heyecandan konuşamadı, kekelemeye başladı:
— Ç… çok pardon…
Havin, Rojin’e dönerek:
— Hadi gidelim. Sevmedim burayı. Okulun ilk günü, şu halime bak…
Zinar donakalmıştı. Sevinse miydi, üzülse miydi, bilemiyordu. Heyecanlıydı. “Varsın olsun, ben onun gönlünü alırım,” dedi kendi kendine. Arkadan Havin’e bakıp mutlu olmuştu. Ne kadar güzel bir kız.
Havin’in arkasından bakakaldı ve şu Gülay'ın “Cesaretin Var mı Aşka” şarkısını mırıldanmaya başladı:
“Cesaretin var mı aşka, çarpıyor kalbim bir başka…”
Zinar, lise son sınıfa gidiyordu. Dersleri asıyor, ders çalışmıyordu ama saygısız hareketleri sevmezdi. Okulda saygısızlık yapan olursa onlarla konuşur, bir daha yapmamaları için uyarırdı.
Diğer teneffüste Zinar, bahçede gözleriyle Havin’i arıyordu. Havin bahçeye çıkar çıkmaz yanına koştu:
— Beni hatırladın mı? Sizin ayakkabı dükkânından ayakkabı almıştım. Nasıl oldun? Üzerini ıslattım, ne olur affet. Kantine geçelim, sıcak bir çay ısmarlayayım, olur mu?
Havin:
— Evet, hatırladım seni. Ama gerek yok, ben unuttum.
Zinar:
— Sana okulu tanıtayım mı?
Havin:
— Hayır, istemem. Teşekkür ederim. Müsaade edersen arkadaşım bekliyor.
Zinar bir türlü yanaşamıyordu. Her defasında ters tepiyordu.
Ama Zinar bir yolunu buldu. O sırada derste Beden Eğitimi dersi vardı. Dersten hocadan izin alarak nöbetçi öğrencinin yanına gitti:
— Nöbetçi kartını bana verebilir misin?
— Neden?
— Sen git, biraz dinlen. Ben senin yerine bakarım.
Nöbetçi öğrenci:
— Teşekkür ederim ama çok uzun sürmesin, tamam mı?
— Merak etme, bende, dedi.
Nöbetçi kartını takıp iş başına geçti. Havin’in sınıfını bilmiyordu, bu yüzden bütün sınıfları dolaşarak şansını deneyecekti. 9-B’ye kadar birkaç sınıf dolaşmıştı. 9-B’nin kapısını çalıp:
— Hocam, pardon. Dersinizi böldüm. Müdür Bey, Havin’i odasına çağırıyor.
— Tamam oğlum. Havin kızım, gidebilirsin.
Koridorda Zinar, Havin’e bir nöbetçi kartı uzattı. Nöbetçi öğrencilerin bulunduğu yere geçip masanın üzerindeki çayı uzattı:
— Benimle hem nöbet tutup hem de çayını yudumlamak ister misin? Teneffüste canın istememişti, belki şimdi istemiştir.
Cebinden de çikolatalı gofreti çıkardı:
— Çay tek başına lezzetli olmaz. Hadi, emniyetteyiz artık.
Havin:
— Sen ne yaptığını zannediyorsun? Müdür Bey çağırmadı mı beni?
Zinar:
— Yoo, ben çağırdım.
Havin:
— Disiplin cezası mı aldıracaksın bana okulun ilk gününde? Ben istemiyorum. Hem de böyle yalanlardan hoşlanmam. Bir daha da böyle şeyler yapma, tamam mı?
Zinar:
— Bundan sonra dersten çağırmam, teneffüste çağırırım.
Havin, çayını içmeden nöbetçi kartını Zinar’ın avucuna sıkıştırdı, sınıfına doğru yürümeye başladı. Arkasını döndüğünde ise hafifçe gülümsedi. Hoşuna gitmişti ama çok da belli etmiyordu.
Zinar’da karşı konulmaz bir sempatiklik ve şeytan tüyü vardı.
Okulun Son Teneffüsü
Son teneffüs gelip çatmıştı. Havin, belli etmiyordu ama Zinar’ın yanına gelmesini bekliyordu. İçten içe…
Zinar bu sefer ters psikoloji yaptı ve ona istediğini vermedi; fakat uzaktan Havin’i izliyordu. Neyse, dersler bitti ve herkes evine gitti.
Evdeki Anlar
Havin eve gittiğinde kurt gibi acıkmıştı. Annesi kitel yapmıştı. Kitel, Mardin yöresinde içli köfteye verilen isimdi. Havin mutfakta hemen bir tane ayaktayken yedi.
Annesi:
— Hadi kızım, sofrayı kurmadan yeme öyle. Hele okulunu anlat; nasıl geçti, anladın mı derslerini, arkadaşların sevdi mi seni?
— Evet anne, derslerimi de anladım. Arkadaşlarım bayıldı bana, dedi ve içerideki kanepenin üzerine uzanarak Zinar’ı düşünmeye başladı.
Zinar’ın ilgisi onu çok memnun etmişti. Zinar, yapmak istediğini yapmış, Havin’in ilgisini üzerine çekmişti. Artık Havin hem düşünüyor hem de gülümsüyordu. Havin, bütün hayatının kalanını etkileyecek, hayatının yönünü değiştirecek aşkının ilk gününe kapılarını aralamıştı.
Zinar’ın Eve Dönüşü
Zinar ise o gün eve gittiğinde başka duygular içindeydi. “Ben bu kıza bir yaklaşıp bir uzaklaşıyorum ya, ters teperse? Bir an önce bu durumu düzeltmem gerek, yoksa kızın gönlünü kazanmadan kaybedeceğim,” diye düşünüyordu.
Zinar odasında dalmışken kapısı çalındı.
Annesi:
— Zinar oğlum, hadi gel, yemek hazır.
Zinar:
— Anne, ben aç değilim.
Annesi:
— Olur mu oğlum? Okuldan geldin, açsındır.
Zinar’ın annesi harika yemekler yapardı. Yemek yapmak onun için bir zevkti. Zinar, annesine hep takılırdı:
— Anne, sen lokantacı karısı değil, lokantacı olmalıydın.
Annesi gülerek:
— Benim kocam da güzel yemek yapar, derdi her zaman.
Evde üç kişi güzel yemek yapardı: babası, annesi ve bir de Zinar’ın kendisi. Zinar’la evlenecek kız çok şanslıydı. Zinar, çok güzel yemekler yapardı: mezeler, kebaplar, çorbalar… Kimisi mecburiyetten yapardı, ama Zinar ise zevkle yapardı. Çoğu zaman evde mutfağa girer, farklı farklı tatlar denerdi.