4. Bölüm

1031 Words
Havin minibüse bindiğinde, aman Allah’ım, bu neydi böyle? Hayatının şokunu yaşamıştı. Zinar’ın bu hareketi hem hoşuna gitmişti hem de onu ürkütmüştü. Şimdi ne yapacaktı, bilmiyordu. Eve vardığında büyük bir kalabalık vardı, kapının önünde bir sürü ayakkabı. “Allah’ım, bu da neydi?” İçeri girdiğinde amcası, yengesi, Azad takım elbisesini giymiş ve onlarla gelen bir on kişi daha vardı. Havin hemen mutfağa geçti. — Zelal nerede? Annesi yukarıda hazırlanıyormuş. — Anne, ne için hazırlanıyorsun? Havin hemen yukarıya koştu. Zelal hem ağlıyor hem hazırlanıyordu. — Sen ne yaptığını zannediyorsun? — Ne yapayım? — Elimden bir şey gelmiyor. — Gelecek, göreceksin. Bak, sen şimdi aşağıda hayır diyeceksin. — Ama sen benim fikrimi sormayacaklar ki… — Olsun, yine de “ben istemiyorum” diyeceksin. Havin: — Sana bir müjde verecektim bugün ama amcam benden daha hızlı davranmış. Zelal: — Ne olur müjdeyi versene! Havin: — Okuyabilirsin biliyor musun? Zelal: — Nasıl? Havin: — Dışarıdan bitirme sınavları var ve sen okula gitmeden evde çalışarak okulunu okuyabilirsin. Zelal yalan söylemiyordu, değil mi? — Olur mu böyle bir konuda? Sana nasıl söyleyebilirim? Senin hayatını senden kimsenin çalmasına izin vermeyeceğim. Hadi, benim güzel Zelalim. İki kardeş sıkı sıkı sarıldılar. — Havin, bu hayat bizim ve biz hayatımızı kendimiz istediğimiz gibi yaşayacağız. İki kardeş: “Bugün bizim hayatımızın dönüm noktası olacak, hadi ablam, hadi inelim.” Bu sahneyi dört gözle bekliyordum, çok heyecanlı olacaktı. Havin büyük bir heyecanla merdivenlerden indi. Annesi: — Hadi kızım, Zelal, güzel bir kahve yapın. Zelal mutfağa geçti, sinirden elleri titriyordu. Mutfakta sinirlenene sinirlendi, kahveyi yaptı ve odaya gelip ikram etti. Azad’a kahveyi verirken, Azad hedefine ulaşmış gibi bıyık altından sinsi sinsi gülüyordu. Zelal kahveleri dağıttıktan sonra oturdu. Amcası: — Allah’ın emri, peygamberimizin kavliyle kızınız Zelal’i oğlum Azad’a istiyorum. Zelal’in babası Halil: — Tamam, verdik, gitti. Amcası: — Hadi Azad kalk oğlum, amcanın elini öp. Tam o anda Zelal: — Peki, kimi kime verdiniz? Benim rızamı niye almadınız? Baba: — Bak, amcam Azad’ı dinlemiş, onun isteğini dikkate almış ve buraya kadar gelmişler. Zelal: — Adetlerimizde kızın da fikri alınmaz mıydı? — Bana sorsana, sen sormuyorsan ben fikrimi söyleyeyim o zaman. — Ben Azad abimle evlenmek istemiyorum çünkü o benim amcamın oğlu, benden büyük ve ben bugüne kadar onu abim gibi gördüm. — O yüzden cevabım hayır. Zelal’in babası çılgına döndü. — Zelal, sen ne dediğinin farkında mısın? Zelal: — Hem de hiç olmadığım kadar artık her şeyin farkındayım. Okula göndermedin, onun pişmanlığını sonradan yaşadığın için bir şey demedim. Bugüne kadar sen üzülmeyesin diye sustum ama bu sefer susmayacağım, baba. — Rızam olmayan bir evliliğe beni zorlayamazsın. — Ben senin verdiğin yanlış kararların kurbanı olmak istemiyorum artık. — Bu konuda kusura bakma ama seni dinlemeyeceğim. Azad ayağa kalktı. — Amca, bu ne demek oluyor? Zelal: — Bu şu demek oluyor; sen benim rızam olmadan büyüklerimizi ikna ettin ama benim ne düşündüğümü önemsemedin. — Şimdi ben de sana, benim düşüncelerimin ne kadar önemli olduğunu sen de dahil herkese gösteriyorum. — Bilmem anlatabildim mi? — Bu benim hayatım, kimse benim hayatımla ilgili planlar yapamaz. Zelal’in amcası: — Böyle rezillik olmaz, hadi hanım kalk gidiyoruz. Azad sinirli sinirli Zelal’e bakarak evden çıktı. Zelal’in babası öfkeden deliye dönmüş, Zelal’in üzerine yürüyerek elini hırsla kaldırdı. Eli havadayken annesi elini hızla yakaladı. — Sen ne yaptığını zannediyorsun? — Kızım istemiyor, neden anlamıyorsun? — Kız gayet güzel açıkladı. Zelal’i arkasına alarak: — Bugüne kadar sesimi çıkarmadım, sustum. Ben sustukça siz hepiniz kendinizi haklı gördünüz. — Benim hayatımı kızlarıma da yaşatmayacağım. — Birilerine ayıp olmasın diye ben kendimi heder ettim, kimse beni görmedi, sen bile beni beğenmedin. — Peki, ben sizi beğeniyor muyum? — Yıllardır kul köle oldum, bir gün bir teşekkür görmedim. — Kızlarım benim hayatımı yaşamayacak. — Zelal’i zorlarsan kızlarımı da alır giderim, bu konu burada kapanmıştır. Herkes şokta, herkes sus pus olmuştu. Yıllardır susan Zarife içini dökmenin verdiği ferahlıkla: — Hadi, herkes yatsın. Havin’in babaannesi Zarife: — Yemek hazırla sen, sana düşmeyen laflar etme. Bu erkeklerin bileceği iş. Zarife yıllardır cevap vermediği kaynanasına dönerek: — Kız, benim kızım, yıllardır sustum, sustum, hepten beni yok saydınız. — Hamallığa gelince sen, keyfe gelince sen, karar verilince sen, ben neredeyim? — Yıllarca kocama karşı beni doldurdun, yeter artık. — Yemek de yok, bu gece yiyeceğimizi yedik. — Yıllardır yemek kokmamdan şikâyetçiydin ya, bak bu gece mis gibi parfüm kokuyorum. — Senin de yıllardır ayakların kokuyordu, ayaklarını sirkeli suyla yıka, ondan sonra yatağa geç. — Ekmek paramız için gün boyu ayakta kalıyor diye üzüldüğümden söyleyemiyordum, şimdi söylüyorum. — Sirkeli suya hemen bandır, çıkarma, iyice beklet en az yarım saat. — Hadi, herkes dağılsın. Zelal ve Havin ağzı açık, ayakta heykel gibi duruyorlardı. — Annesi kime diyor? — Hadi herkes odalarına kızlar. — Tamam anne, deyip odalarına geçtiler. Zelal ile Havin odaya geçtiler ama şoktaydılar. Son vuruşu Zelal yapacaktı ama anneleri Amerikan filmlerindeki gibi bir sahne sergiledi. Havin kahkaha attı. — Allah’ım anneme bak, içinden bir canavar çıktı. Zelal’e ne yapsın, kadın yıllardır sustu, sustu, ezdiler kadını, kadın da patladı ama patladığı yerde güzeldi. — Babam nasıl sus pus oldu, süt dökmüş kedi gibi. Zelal: — Havin, sen bir sınavdan bahsettin, sen ciddi miydin? Havin: — Tabii ki de ciddiyim. Millî Eğitim Bakanlığı okul okuyamayanlar için dışarıdan bitirme sınavları yapıyormuş. İstersen hemen araştıralım, seni hemen kaydedelim olur mu? Havin: — Bakarsın avukat oluruz ikimiz, yazıhanemizi açarız, Azad gibileri atarız hapse, sonra da arkalarından çekirdeğimizi çitler çayımızı yudumlarız, ne dersin? Zelal: — Ne diyeceğim, on numara bir hareket derim avukat hanım. Havin: — Vay Allah, söyletti avukat hanım. Annemi ne yapalım ne dersin, onu da dışarıdan bitirme sınavlarına koyup onu da hâkim yapalım, herkese haddini bildirir. Bu geceden sonra çok iyi anladım. Zelal: — Havin, hadi uyu, yarın sabah dersin var, erken kalkacaksın. Havin: — Tamam abla, sevinçten uyuyamam ki. Zelal: — Hadi, sen de uyumamak için bahane üretiyorsun, seviniyorsun uyuyamıyorsun, üzülüyorsun uyuyamıyorsun. Havin yatağa geçti, Zinar’ı düşünmeye başladı. Son hamlesini ne yapacaktı? Nasıl tepki verecekti? — Allah’ım bu ne biçim bir gündü, kimsenin içinde bir şey kalmamıştı. Zelal içini dökmüş, Zinar içini dökmüş. Her şeyi geçtim, anneme ne demeli? Yıllardır sustuğunu bu gece döktü. Gülmek geldi içinden. Babaannesinin annesine bakışını gözünün önüne getirip gülüyordu. — Herkesin aç yatmasına mı gülsün, babasının sessizce ayaklarını sirkeli suda bekletmesine mi? Gülmekten kendini tutamıyordu, en sonunda zorla da olsa uykuya daldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD