Okulun kapısından içeri girdiğinde o kadar mutsuzdu ki, çok ağlamıştı; yüzü ve gözü şişmişti. Okulun bahçesine geldiğinde sıra arkadaşı Rojin yanına geldi.
— Günaydın Havin.
— Günaydın Rojin.
— Ne oldu sana? Yüzün, gözün şişmiş, birine mi bir şey oldu?
Havin:
— Kusura bakma Rojin, şu an hiç konuşacak halde değilim. Daha sonra konuşsak olur mu?
— Tamam arkadaşım, teneffüste konuşalım o zaman.
Ders zili çaldı ve derse geçtiler. Havin teneffüse çıktı ve bahçenin en uzağındaki bankta oturdular. Tam Havin Rojin’e içini dökecekken, Rojin idareden çağrıldı.
— Rojin, nöbetçi öğrenciyle giderken, sen bekle Havin, ben hemen gidip geliyorum.
— Gözlerim dolu, tamam, dedi Havin, gözyaşlarını silerken.
Tam o anda Zinar uzaktan onu gördü ve yanına geldi.
— Havin, ne oldu sana?
Havin o kadar üzgündü ki konuşamadı bile.
— Oturabilir miyim?
— Tabii tabii, dedi Havin.
Zinar:
— Şimdi anlat.
Havin, Zinar’ın boynuna atladı, ona sıkı sıkı sarılarak ağlamaya başladı. Zinar neye uğradığını şaşırdı ama yavaşça Havin’in kollarını üzerinden aldı; okulda yanlış anlaşılmak istemiyordu.
Zinar o kadar şaşırmıştı ki, Havin’in ona sarıldığı o an, vücudunu hissetmesi içini ürpertmişti. İçinden “Keşke bu an hiç bitmeseydi,” dedi, ama yer yanlıştı.
Zinar sessizce Havin’i oturttu ve:
— Bana olan biteni anlatır mısın? Lütfen!
— Tamam, dedi Havin. Ablamı istemediği biriyle evlendiriyorlar. Ablam daha çok küçük, hayalleri vardı.
— Bir de kiminle biliyor musun? Amcamın oğlu Azad’la. O pisliğin teki. Böyle birine göz göre göre veriyorlar. Onun ne işler çevirdiğini herkes biliyor. Ablamdan da on iki yaş büyük. Herkes biliyor ama kimse sesini çıkarmıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Amcama ayıp olur, mallar bölünmesin diye babam ablamı verecek.
— Ablam çok zekiydi, okumak istedi ama kız çocuğu diye okutmadılar. Şimdi de ayıp olur diye evlendirmek istiyorlar. Bu hayat ablamın! Nasıl olur da sevmediği bir insanla ömür boyu birlikte yaşamaya mecbur edilir?
Ağlamaya başladı.
Tam o sırada üst sınıftan iki çocuk yanlarından geçerken:
— Oooo, namus bekçisi Zinar Bey, kıza ne yaptın lan? Üç günde hüngür hüngür ağladığına göre…
— Zinar kardeşim, işinize bakın. Ben sizin gibi miyim?
Çocuklar yine durmadı.
— Oğlum, herkese ahlak dersi veriyorsun ama kendin okulun tam ortasında sarmaş dolaş, ohh mis gibi Zinar!
Çocuklar sonra uzaklaştı ama konuşan çocuk, lise son sınıfta okuyan, Zinar’ın yan sınıfında okuyan Baran’dı.
Baran, işi gücü kızları kandırıp onları kendine bağladıktan sonra kafelere götürüp evine götürür, kızların her yerini öpüp koklayıp hayvani duygularını tatmin ederdi. Sonra evlenme vaadiyle kandırırdı. İşi bittikten sonra da sudan bahanelerle hemen ayrılırdı; sapığın tekiydi.
Yetmemiş gibi kızların dedikosunu yapıp onları zor durumda bırakıyordu. Okuldaki kızlar bekaretlerinin gideceği endişesiyle tam ileri gidemiyordu. Evli kadınlara gidip bunun ileri boyutunu da onlarla yaşadığını görenler olmuştu. Çok tehlikeli sularda oynuyordu. Bir gün birine yakalanacaktı ama ne zaman belli değildi.
Baran çok zengindi. Babası ticaret yapıyordu, paraya para demiyorlardı. Babası Baran’ı varisi olarak görüyordu ve inanılmaz derecede şımartmıştı. Annesi sürekli uyarıyordu: “Yapma, bak sonra baş edemezsin,” dese de babası onu hiç takmıyordu.
Baran sürekli sınıf tekrarı yaptığı için okulun yaşça en büyüğüydü. Çok yakışıklıydı, zengindi, kızları bu yönüyle tavlıyordu zaten.
Zinar da geçen yıllardan Baran’ın okuldaki kızlardan birini iftira atarken onu durdurmaya çalışmış, kavga etmişti onunla. Bu yüzden Zinar’a karşı önceden bileylenmişti. Bu da onun için bulunmaz bir fırsat olmuştu.
Zinar, “Sonra konuşsak,” dese de Baran pek aldırış edecek gibi değildi. Sanki yıllarca bu anı bekliyormuş gibi Zinar’ın üzerine yürümeye başladı.
— Bak oğlum, herkesin içinde olmaz Baran! Sen herkesin içinde bana ahlak dersi veriyordun ama ben ahlaksızlık yapmıyorum. Senin gibi ne yaptığını çok iyi biliyorsun. Ama benim tepemin tasını attırma!
— Baran: “Atarsa ne olur, ne yapacaksın oğlum? Hadi yap, buradayım!”
Arkadaşları araya girdi ve ikisini birbirinden uzaklaştırdılar.
Zinar deliye dönmüştü. Hem suçlu hem güçlü… “Ya bu ne biçim çocuk, baş belası!”
Havin çok korkmuştu.
— Zinar, sen üzülme. Bu konu seninle ilgili değil. Canını sıkma. Seninle daha sonra yine konuşuruz. Ablan için de üzülme, bir çaresini düşünürüz.
— Çok teşekkür ederim. Seni zor durumda bıraktım, ne olur affet.
— Yok ya, senlik bir şey yok zaten. O malzeme arıyordu.
Akşam, Havin eve gitmek için köy arabasını bekliyordu. Zinar yanına geldi.
— Hayırdır, nereye?
— Eve. Siz nerede oturuyorsunuz? Köyde mi?
— Evet, biz köyde oturuyoruz.
— Nasıl gidip geliyorsun?
— Sabahları babam getiriyor, giderken de ben kendim gidiyorum.
— Arabana ne kadar var?
— Yarım saatim var.
— İyi, o arada yarım kalan hikayeyi anlat. Malum, okul bugün bayağı huzurluydu, deyip gülümsedi.
Havin de gülmüştü.
— Kısaca anlatayım, zaten ablamın durumu… Sevmediği birine vermeleri çok zoruma gidiyor. Kız okumak istedi, okutmadılar. Bari evliliğine karışmayın, o daha çocuk.
— Ablan okula devam edebilir ki!
— Nasıl?
— Okula gidemeyenler dışarıdan sadece sınavlara girip okuyabilir.
Havin’in gözleri parladı.
— Aman ha diyeyim, bu defa da sevinçten boynuma atlama! Bu sefer Baran’ın gazabından kimse kurtaramaz bizi, deyip kahkahayla güldüler.
Havin’in gülüşü o kadar güzeldi ki, Zinar onu izliyordu. “O gülerken canım ablam,” dedi içinden.
— Çok teşekkür ederim, seni iyi ki tanıdım. Beni nasıl mutlu ettin bilemezsin.
Zinar belli etmiyordu ama o kadar gururlandı ki, kendisiyle Havin’i de mutlu etmişti. Artık işler rayına oturmuştu, çok şükür.
Havin de iyiden iyiye Zinar’dan hoşlanmaya başlamıştı. Onu görünce kalbi kıpır kıpır atıyor, karnında kelebekler uçuşuyordu sanki.
“Allah’ım, bu ne? Üç günde ne oldu bana, ne yapıyorum ben? Ailem beni okutmak için gönderdi okula. Benim yaptığıma bak!” diye kızıyordu kendi kendine.
Ama durakta onunla bekleyen Zinar’a bakınca da yüzü o kadar temiz ve güzeldi ki, içten içe “Ben kötü bir şey yapmıyorum ki. Hem sevgili değiliz ki, sadece arkadaşız. Bana yardımcı olan biri sadece,” deyip kendini kandırmaya çalışıyordu.
Minibüs gelmişti.
— Havin, bak sizin minibüs geldi, bin istersen.
Havin tam binecekken Zinar:
— Havin, ben seni ilk gördüğüm günden beri seviyorum, ben sana âşık oldum, dedi.
Havin:
— Neee? Ne diyorsun sen?
Cevap veremeden minibüs hareket etti ve büyük aşk böylece başlamış oldu. Havin minibüste boş bulduğu bir koltuğa geçti, duyduklarına inanamadı.
“Zinar’a bak, bu minibüse binerken ayak üstünde söylenecek bir şey miydi? Ben yarın nasıl okula gideceğim, çok utanırım. Benden cevap da bekler, ne diyeceğimi bilemiyorum.”
Hem şaşkın hem de mutluydu.