* * * * * Ertesi sabah uyandığımda odanın köşesindeki koltukta onu görünce irkilip hemen doğrulup oturdum ve çarşafı üzerime iyice sardım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Dün geceki dokunuşlarının izi hâlâ tenimde yanıyordu; boynumdaki morluk, göğsümdeki kızarıklık, bacak aramdaki o sızlama… Hepsi dün geceki fısıltılarının, parmaklarının, nefesinin kanıtıydı. Ve şimdi o buradaydı. Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından sızarken, siyah gömleğiyle, kolları sıvanmış, sakalları hafif uzamış, ela gözleri karanlıkta bile parlıyordu. Yüzünde keskin bir ifadeyle, “Çırılçıplak mı yattın?” diye sordu. Sesi sakin ama altında çelik bir sertlik vardı. Sanki sorusu değil, hükmüydü. “Evet,” dedim, sesim titrek çıkmasına rağmen dik durmaya çalışarak. “Çünkü bana başka kıyafet vermediniz.”

