İMAM NİKAHI KIYILACAK!

1014 Words
* * * * * Yaşlı adam dolap kapaklarını açtı ve silahı onlara doğrulttu. İkisi de gözyaşlarına boğuldu. Bize bakıyor, hâlâ bizden medet umuyorlardı. Ama biz ne yapabilirdik ki? “Çıkın lan dışarı!” diye bağırdı. Önce gelinlikli genç kızı saçından tutup dışarı çekti. Kız yere savrulup ağlarken annesini de çekip yere attı. “Son duanızı edin!” diye haykırdı. Silahı önce genç kızın kafasına doğrultmuştu. Kız, için için ağlarken başını kaldırıp Alper’e ve bana baktı. Alper doğrulup, “Durun! Bunu neden yapıyorsunuz? Orta yolu bulabiliriz,” dedi. Ben de ona destek çıktım. “Evet, başka bir yolu yok mu bunun? İlla kanla mı çözülmeli?” Adam bana dönüp bağırdı: “Ne biliyorsunuz da konuşuyorsunuz? Bu iki şeytan beni bütün Urfa’ya rezil etti! Bu benim kızım, bu da karım. Urfa’nın en büyük aşiretine gelin gidecekti. Namusunu kirletmiş, korktu düğünden kaçtı! Aha bu anası olacak şeytan da ona yardım etti. Her şeyi bile bile rezil ettiler beni. Ama nihayet bulduk işte… Töreye göre bunları öldürmezsem ben adam değilim!” Genç kız titreyerek, “Baba… Ben o adamı sevmiyorum. İstemiyorum. Benim sevdiğim var, ona varmak istiyorum,” dedi. Babası hemen silahın kabzasıyla kafasına vurduğunda içim acıdı. “Sus kız! Ne sevmesi? Evlenmeden halvet olan adam sever mi? Ben de kullandı! Senin gibi salağı mı alacaktı? Koskoca ağa oğlu istemiş seni ama ben diyemedim, ‘kızım kirlenmiş’ diyemedim!” “Kirlenmiş de ne demek?” diye araya girdim. “Çamaşır mı bu, kirlensin? O bir insan, o senin kızın, evladın. Onu nasıl öldürürsün?” “Dedim ya, sen karışma bu işe! Aklın ermez bizim törelerimize! Ben bu utançla yaşayamam. Önce bunları vuracağım, sonra da kendimi!” O sırada genç adam bağırdı: “Baba, vur gitsin! Yoksa ben vuracağım!” O an anladım… Bu da yaşlı adamın oğluydu. Yani evimize sığınan kadının oğlu, genç kızın kardeşi. Alper hemen araya girdi: “Başka bir yolu olmalı. Sevdiği adama verin o zaman kızı. Evlensin, namusunuz da temizlenmiş olmaz mı?” Sesim titreyerek ben de destek verdim: “Evet… Evet, sakin olun. Bakın, bir şekilde çözülür. Ama ne onları ne de kendinizi vurmakla çözülür bu. Ölmek size şimdi basit geliyor olabilir ama siz öldükten sonra kimsenin umurunda olmayacaksınız. O ağa dediğiniz adam da, Urfa’nın geri kalanı da hayatına devam edecek. Herkes gülecek, oynayacak, sizi hatırlamayacak bile. Ama siz ‘el alem ne der’ diye kendi ailenizi kendi ellerinizle yok etmek istiyorsunuz. Ben bunun neresinde mantık arayayım? Bir de kalkmış bana ‘senin aklın ermez’ diyorsun!” Yavaşça ayağa kalktım. Bu kez müdahale etmediler. Yaşlı adamın kafası söylediklerimle karışmaya başlamıştı, hissediyordum. Susmadım, devam ettim: “Şimdi öz kızınızı, karınızı öldürdüğünüzde elinize ne geçecek? Söyleyeyim: hiçbir şey. Hiçbir şey düzelmeyecek. Aksine her şey daha da berbat olacak. Kızınız o adamı sevmemiş, gönlünü başka birine vermiş. Yaşı kaç bilmiyorum ama belli ki çok toy. Siz onun yaşındayken hiç hata yapmadınız mı?” “Ben böyle namussuzluk yapmadım!” diye bağırdı. “Kime göre namussuzluk, neye göre?” dedim. “Benim için namussuzluk birinin hakkına girmektir, yetime zulmetmektir, masumun ekmeğini almaktır, bir cana kıymaktır. Evet, farklı yerlerde büyüdük ama hepimiz insanız. Ortada bir ölüm varsa herkesin içi yanar. Bir zamanlar kucağına minicik haliyle verilen, hâlâ çok toy olan bu kızına kıyabilecek misin? Yıllardır senin yükünü taşıyan, sana destek olan, sana iki evlat veren bu kadına kıyabilecek misin?” Arkadan oğlu bağırdı: “Sana ne! Karışma işimize, seni de gebertirim!” Omzunun üzerinden dönüp ona baktım. “Asıl sen karışma.” Daha da sinirlendi ama babası onu susturdu. “Sen karışma, Miran!” “Baba…” dediğinde adam tekrar, “Karışma dedim!” diye bağırdı. Bu kez sustu. Adam durmuş, düşünüyordu. En azından düşünmesini sağlamıştım. Yerde oturan Alper’i gösterip, “Bu senin kocan mı?” diye sordu. “Evet,” dedim. Bir süre daha düşündü. Sonra gözlerini bana dikti: “Tek bir şartla bunların hayatını bağışlarım.” Sevinçle ileri atıldım. “Tabii, söyleyin. Şartınız nedir?” Adam Alper’e, sonra bana baktı. “Kızımın namusu kirlendi. Bu olaylardan sonra kimse almaz onu. Urfa’da da yaşatmazlar. O burada sizinle kalacak.” “Olur,” dedim hemen. Sonrasını sonra düşünürdüm. O an tek önemli olan, bu adamın teklif sunması ve kızının, karısının hayatını bağışlamasıydı. “Kabul ediyorum. Bizimle kalabilir.” Alper ise hiçbir şey söylemedi. Adam başını salladı. “Yok öyle… Boşu boşuna bırakmam. Senin kocan kızımı kuma diye alacak. İmam nikâhı kıyacağız. Ondan sonra siz sağ olun, ben selamet.” Silahı bana doğrulttu. Gözlerim dehşetle açılmıştı. “Sen sakın uyanıklık yapmaya kalkma. Oğlun,” diyerek Alper’i işaret etti, “seninle gelecek. Yakınlardan bir imam bul, getir. Kızımla kocanı nikâhlayacağız.” Beynime sanki kurşun sıkılmıştı. “Sana diyorum!” diye bağırdı. Donmuş gibi dönüp Alper’e baktım. O da benim gibi şoktaydı ama sonunda başını hafifçe salladı. “Git getir Duygu. Ne olacaksa olsun. Başka şansımız yok… Yoksa onları öldürecek.” İçimde her şey yıkıldı ama adama dönüp, “Peki, getireceğim,” dedim. “Miran, sen de ona eşlik et. Bir yanlışlık yapmasın,” dedi. Beraber küçük evden çıktık, ana eve doğru yürüdük. Kapının önünde durup ona, “Beni bekle, anahtarımı alıp geleceğim,” dedim. “Yok öyle,” dedi ve silahı belime dayayıp beni içeri itti. “Ben de seninle geliyorum. Uyanıklık yapma.” Sıkıntıyla soluyarak merdivenleri çıktım. O da peşimden geldi. Arabanın anahtarını aldım, aşağı indik. Montumu giydikten sonra dışarı çıktık, arabaya bindik. Yanıma oturdu ve yola çıktık. Yolda da tehditlerine devam etti: “Arabayı yanlış yere sürersen, birine işaret yapmaya kalkarsan beynini uçururum. Sonra döner o kocanın da, diğerlerinin de hepsinin beynini uçururum, haberin olsun.” “Tamam,” dedim direksiyona sıkı sıkı tutunurken. “Sakin ol. Öyle bir şey yapmayacağım.” Ellerim titriyordu ama sakin görünmeye çalışıyordum. İçimde ise büyük yıkımlar kopuyordu. Alper’le masalsı bir aşk yaşamamıştık ama güzel bir ilişkinin ardından evlenmiştik. Son zamanlarda ikimiz de çalışıyor, pek vakit geçiremiyorduk. En son ne zaman seviştiğimizi bile hatırlamıyordum… Ama o benim kocamdı. Ve şimdi silah zoruyla kocam, benden neredeyse on yaş küçük bir kızla evlendiriliyordu. Bulunduğumuz durum o kadar çirkindi ki ne düşüneceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. Bildiğim tek şey şuydu: O kızı ortada bırakamazdık. Ama onların canını kurtarmak için kendi ellerimle o kızı kocamla evlendirmek zorundaydım…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD