5. "Video"

2221 Words
Enkazların Altında kalan ruhum zar zor nefes alırken bedenim de yaprak kıpırdamıyordu. Bu mahalle de günler geçerken her gün daha da nefesim daralıyordu. Böyle olacağını tahmin etmemiştim asla. Şuan benim ruh halimden daha önemli bir şeyse varsa oda abim ve Poyraz'ın ne bildiğiniydi. Bunu anlamayacak kadar salak değildim. Bir şey biliyorlardı ama ne? Meltem bir kaç günün sonunda eve dönünce gözlerim sürekli onun üzerindeydi. Her şey üst üste gelmişti. Bir taraftan abimler, bir taraftan Meltem diğer bir yandan o pisliklerle karşı karşıya gelmem. Sıkıntıyla ev topuzu yaptığım saçlarımı karıştırdım ve gözümde ki numaralı gözlüğü çıkarıp masanın üzerine koydum. Ekrana bakmaktan sızlayan gözlerimi ovuşturdum ve o sırada telefonum çaldı. Ekranda Mine Anne yazısı ile açtım telefonu ve kulağıma götürdüm. "Mine Anne?" Evet, Masal'ın annesiydi. Masal'ın babası Nedim baba ve abisi Mehmet bana sahip çıkmışlardı. Hastanede en zor zamanlarımda onlar vardı yanımda. "Güzel kızım, nasılsın?" Mine annenin sesi ağlamaklı gelince yerimden kalktım. "Anne ne oldu? Niye ağlıyorsun?" "Seni merak ettim. İyisin orada değil mi?" "Anne doğruyu söyle neyin var?" Benim sesim telaşlı çıkınca annem daha çok ağlamaya başladı. "Masal'ı gördüm rüyamda. Hiç konuşmadı bile benimle. Baban yatıyor sesini duymak istedim senin." "Ben iyiyim anne lütfen ağlama. Sen demiyor muydun kokusunu özledim Masal'ın diyen. Ondan gelmiştir." "Ne bileyim öyle masum masum yüzüme baktı sadece, içim dağlandı be yavrum." Dolan gözlerime saate çevirdim ve gece yarısını çoktan geçtiğini gördüm. "Oraya geliyorum ağlama artık." "Gelme kızım ben öyle bir sesini duyayım dedim." "Nasıl bırakayım seni anne. Geliyorum tamam mı ağlama." "Gel, Gelde göreyim kızımın yüzünü." *** Ben Mine anneye geldiğime dair mesaj attım ve o sırada evin kapısı açıldı. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Bana sarılınca bende ona sarıldım sıkıca. "İyi ki geldin yavrum benim." "Tamam ağlama artık bak senin için geldim ben." Mine annenin yüzünü avuçlarıma aldım ve yanaklarını öptüm. Mine anne saçlarımı okşadı ve kenara çekilip beni içeriye aldı. "Nedim babam uyuyor mu?" "Uyuyor o? Abinde bu ara ofisten çıkamıyor hala gelmedi." Mine anneyle koltuğa oturduk ve onun ağlamaktan şişmiş gözlerine baktım. "Anne yapma, kendine zarar veriyorsun." "Nasıl yapmayayım kızım. Kokusu burnumda tütüyor dayanamıyorum artık." "Biliyorum annem biliyorum ama kendini harap ediyorsun." Mine anne elini saçlarıma götürdü ve okşadı onları şevkatle. "Beni yavrumun mezarına götür kızım. Yalvarırım artık bir dua okuyayım kızımın başında." Mezar taşında Cemre Güntay yazan ama içinde Masal Öztürk olan mezara. Mine anneler hiç gitmemişti Masal'ın mezarına. Mezarlık bekçisi babamın çok yakın arkadaşıydı bu yüzden hiç bir zaman gidemediler. Canına tak etmiş olmalı. "Biliyorsun ama durumu annem, nasıl götüreyim şimdi seni ben?" "Yavrum bana küs. Bu yüzden konuşmuyor benimle rüyalarımda." Derin bir nefes aldım ve uzanıp Mine annenin elini tuttum. Dudaklarıma götürdüm ve avcunun içini öptüm. "Söz veriyorum halledeceğim. Götüreceğim seni Masalımızın yanına. Ama şuan değil." "Ne zaman peki?" çocuk masumluğu ile bana bakan Mine annenin durumuna hüngür hüngür ağlamak gelsede içimden gelmedi gözlerimden tek bir damla yaş. Ben ağlarsam oda ağlar toparlayamazdı birdaha. "En kısa zamanda.." Ben Mine annenin çökmüş yüzünü elimin tersi ile okşadım ve o sırada dış kapıdan bir kilit sesi duyuldu. Görüş alanıma Mehmet abi girince beni gördüğüne şaşırmış gibi durakladı. "Cemre?" Bu evde, Kademde ve çevremde bana hala Cemre diyen tek kişi Mehmet abiydi. Buna çoğu zaman kızsam da artık umursamıyordum. Mehmet abi düz bir adamdı ve kardeşinin yerine ailesi gibi beni koymadığını biliyordum. Masal ve Mehmet abi çok yakınmış Mine annenin anlattığına göre. "Abi... Ben Mine anneyi görmeye geldim de." Mehmet abi kafa salladı ve elinde ki araba anahtarlarını sehpaya attıp saçlarımı karıştırarak yanımdan geçip karşıma oturdu. "Bu saatte?" dedi ve kolunda ki saatti gösterdi gözleriyle. "Senin şeyde olman gerekmiyor mu?" "Mahallede. Evet oradaydım zaten öyle görmek için geldim annemi." "Her şey yolunda mı?" Bana şüphe ile bakan abine gülümsemeye çalıştım ve kafa salladım. "Evet, her şey yolunda merak etme." Abim inanmayan bir eda ile bakınca güldüm sadece. "Ben gideyim artık." ben ayaklanınca annemlerde ayaklanmıştı. "Biraz daha kalsaydın?" "Yok gideyim ben. Yarın biraz yoğun olacağım yatarım hemen." "Sen bilirsin kızım." Mine anneye sıkı sıkı sarıldım ve yanaklarından öptüm. "Babama selam söyle tamam mı en kısa zamanda onu da görmeye geleceğim." "Tamam yavrum." Bu sefer Mehmet abiye sarıldım ve ayrıldım. "Ben bırakayım mı seni?" "Hiç gerek yok arabamla geldim zaten." Abim kafa salladı ve işaret parmağını bana salladı. "Başını belaya sokmayacaksın Cemre. Bir kez daha yakmayacaksın kendini." "Merak etmeyin Mehmet abi, böyle bir şey olmayacak. Bu sefer yanan ben olmayacağım en azından." Mehmet abi gözlerini kısarak bana bakınca sevimlice güldüm. "Allah sonunu hayır etsin." *** Arabayı evimin önüne parkettim ve inip kapıları kitledim. Cebimden anahtarı çıkarırken elimde ki telefon titredi. Telefonun ekranına bakınca gelen numara ile kaşlarımı çatıp mesajı açtım. Gönderen: Bilinmeyen • Aynı taraftayız Kır Papatyası ve ben istediğim sürece bu oyun bitmez. Şimdi ise asıl oyun başlıyor hazır mısın oynamaya? • Bence intikamını gerçek kimliğin ortaya çıkmadan almaya bak Cemre. Ardı ardına okurken mesajı algılamaya çalıştım. Kaşlarım çatık bir halde etrafıma baktım hızla. O sırada bir mesaj daha geldi. Gelen videonun üzerine tıkladım ve açılan video ile tüylerim ürperdi. Kanım çekildi baştan aşağı sarsıldım. O geceye bir kez daha şahit olmak canımı yakmıştı. Ben çaresiz çırpınışlarımı izlerken daha fazla duramadım ayakta ve kaldırımın üzerine çöktüm. Son saniyelere kadar donuk bir şekilde ekrana bakarken birde ateş yandı ve fark etmeden düştü gözlerimden yaşlar. Canım yanıyordu. Saçlarımdan tutunca canımdan can koptu sanki tekrar tekrar. Ben hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayınca sessiz olmak için elimi dudaklarıma kapadım. Beni ateşin üzerine attıklarında daha fazla bakamayarak telefonu düşürdüm ellerimden ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim. Kolumda hissettiğim elle irkildim ve başımı kaldırıp baktım. Karşımda gördüğüm Poyraz ile dudaklarım aralandı şaşkınlıkla, ardından Poyraz'ın elinin altından kolumu çektim. "İyi misin?" Sesimi dahi çıkartmadan gözlerimi ondan çektim ve karşıya, bomboş sokağa baktım. "Çok iyiyim." "Belli oluyor." Poyraz yanıma uzatınca ceketinin cebinden mendil çıkarttı ve bana uzattı. "Çok kötü görünüyorsun." Poyraz'a kısa bir bakış attım ve daha fazla ona bakmayarak mendili aldım. "İçimi rahatlattın." Poyraz gülerken ben boş bakışlarla baktım sadece. "Bu saatte bir kadın burada böyle boşuna ağlamaz. Bir sorun yok değil mi?" "Yok dedim ya." yere düşen telefonumu hızla aldım ve cebime attım. "Masal demem de bir sakınca var mı?" "Hayır nasıl istersen öyle de." "Masal, tesadüflere inanan biri değilim." Gözlerimi hızla Poyraz'a çevirdim ve kaşlarımı çattım. "Masallara inanacak yaşı da geçtim." "Ne diyorsun sen ya?" elimde olmadan terslenince Poyraz güldü. "Senin bir tahminin vardır eminim." "Neden bahsettiğini bilmediğim gibi psikolojinin bozuk olduğunu da düşünüyorum biliyor musun?" "Tahmin edebiliyorum. İnsanlar duymak istemedikleri şeyleri duyunca diğer insanların aklından şüphe ederler." Elimde ki peçeteyi buruşturup attım ve hızla yerimden kalktım. "Daha fazla bu saçmalığı dinlemeyeceğim!" Anahtarımı çıkarttıp kapıyı açarken Poyraz da kalktığı oturduğu yerden. "İyi geceler Masal." Poyraz'a bakmadan içeriye girdim ve kapıyı hızla çarpıp önüne çöktüm dermansız bacaklarımla. Bir şeyler var. Benim bilmediğim ve planlarımı alt üst edecek bir şeyler var! Çok yanlış yaptım ben! Poyraz ve diğerlerinin bir şeyler bilip bilmediklerini öğrenmeden aralarına girmem yanlıştı. Hiç biri salak değildi tabi ki sezerlerdi! Allah'ım deliricem! Bir çıkış yolu göster bana yarabbim. *** Şişmiş gözaltlarımı saklamak adına güneş gözlüğü taktım ve evden çıktım. Mahalle de ilerlerken karşıma Yücel çıktı çocuğu ile. Evet Yücel'in dokuz yaşında Melih adında bir oğlu vardı. Kısa bir an duraklasamda gülümsemeye çalışarak seslendim. "Merhaba Yücel bey." Yücel çocuğundan gözlerini alıp bana çevirince önce bir süzdü. Utanmazca yüzüme bakan adamın gözlerini oymak istedim ve baş gösteren mide bulantım ile derin bir nefes aldım. "Merhaba, Masal hanımdı değil mi?" "Evet. Sizden bir şey isteyecektim. Duyduğuma göre mahallede bir dükkanınız varmış, boş duruyormuş." "Evet var, neden sordunuz?" "Ben bir tercüme bürosu açmak istiyordum ama mahallede uygun yer bulamadım." "Kiraya vermiyordum normalde ama sizin için bir güzellik yaparım. " çenesinde elini gezdiren Yücel'e sahte bir gülüş sundum. "Çok isterim." "Ben çocuğu eve bırakayım daha sonra sizinle irtibata geçer dükkana bakarız." "Olur, olur tabi." Yücel memnuniyetle güldü ve numaramı istedi. Numaramı ona verdim ve daha fazla oyalanmadan ilerledim. Elde var bir. Bir kuş kaldı onu da kafese soktum mu tam gaz devam. Yüzümde sinsi bir gülüş belirirken boğazımı temizledim ve pastaneden içeriye girdim. Annemi Yağmur'un saçlarını toplarken bulunca gülüşüm yüzümde soldu. Annem beni gördüğünde gülümsedi ve bileğinde ki tokayı geçirdi Yağmur'un saçlarına. "Hoşgeldin kızım gel otur." i "Merhaba." ben masaya oturdum ve o sırada annem Yağmur'u oyun hamurlarıyla masada bırakıp yanıma geldi. "Ne istersin?" "Türk kahveniz varsa az şekerli alırım." "Var tabi olmaz mı getireyim." "Kendinize de getirin ama birlikte içelim." Annem bana samimiyet ile güldü ve omzuma iki kere yumuşakça dokunup mutfağa ilerledi. Ben ardından iç çektim ve gözlüğümü çıkarıp masanın üzerine koydum. Yağmur bana elini çenesini yaşlamış kocaman gözlerle bakıyordu karşı masadan. Onun bu haline gülmek istesemde boğazımı temizledim. "Merhaba.." sanki bunu bekliyormuş gibi hızla masadan indi ve bana göre küçük ona göre büyük adımlarla yanıma gelip oturdu. "Merhaba.. Saçların ne güzel.." minicik işaret parmağı ile saçlarıma dokununca sıcacık oldu içim ve refleksle parmağını tutup öptüm. "Seninkiler daha güzel." "Gerçekten mi?" Yağmur kıkırdayınca bende güldüm ve o sırada annem çıktı elinde tepsi ile. Annem tepsiyi masaya bıraktı ve önüme kahve ile çikolatayı koydu. "Kaynaşmışsınız bakıyorum." "Kızınız çok tatlı." "Öyledir o, ne cimcimedir bilmezsin." annem gülüp karşıma oturunca Yağmur kıkırdadı kendisini biliyormuş gibi ve annemin önünde ki çikolatayı alıp yedi. "Tek kızınız mı?" Merakla annemin vereceği cevabı beklerken annemin yüzü düştü. "Yok en küçüğü. Bir kızım daha var, seninle aynı yaşlarda." Boğazımda nefesim düğümlenirken kendimi zapt etmek için kahvemden içtim. "Öyle mi? Oğullarınızla tanıştım ama onunla tanışmadım yok mu burada?" "Yok uzakta o." Annem konuyu kapatmak ister gibi kısa cevap verince bende daha fazla uzatmadım ve soru sormayı bıraktım. Önümde ki çikolatayı alıp Yağmur'un önüne bırakınca Yağmur bana öpücük attı. Onun bu kadar sıcak kanlı olmasına şaşkınlıkla bakarken pastanenin kapısından Bahar girdi elinde tepsi ile. "Ooo kızlar kahveler içiliyor, insan beni de çağırır." Bahar tepsiyi masaya koydu ve çaprazıma oturdu. "Nasılsın Masal?" "İyi Bahar sen?" "İyi bende. Size çörek getirdim." "Pastaneye çörek mi getirdin kızım." annem Bahar'la dalga geçince bende güldüm. "Ay yok Yasom bunlar öyle çörek değil. Diş çöreği oğluşumun. İlk dişi çıktı da." "Ay maşallah paşama benim çıkardı demek." "Öyle vallahi başından ayrılamıyorum ateşi sürekli çıkıp iniyor." "Olur öyle olur hele bir çıkarsın dişlerini de rahat edersin." "İnşallah." Bahar bana döndü ve tepsiden çörek uzattı. Gülümseyip çöreği aldım ve önüme koydum. "Biz kızlarla Gönül'de toplanacağız bu pazar sende gelsene." Ben aradığım fırsatın ayağıma gelmesi ile gülümsedim. "Rahatsız etmeyeyim?" "O ne demek tabi ki rahatsız etmezsin. Kesin gel çok mutlu oluruz." "Olur tabi çok isterim." "Güzel." ben Bahar'a gülümserken ayağa kalktım. "Ben artık gideyim." "Biraz daha otursaydın ya kızım." "Yok ben gideyim işlerim vardı zaten." "E tamam madem, yine gel ama." "Gelirim tabi ki. Hoşçakal Bahar." "Hoşçakal canım." Ben Bahar'ın peçeteye sarıp tutuşturduğu çörekle dışarıya çıkarken eve doğru ilerledim. Yolda yürürken karşıma çıkan Poyraz ile gülümsemeye çalıştım. "Nasılsınız Poyraz bey?" "İyi Masal sen? Uyku tutmamış seni galiba dün." "Yok ben tutmadım uykuyu." Soğuk esprime sahtece gülerken Poyraz sinir olacağımı bilerek güldü. "Belli oluyor. İyi günler." "Size de!" Daha fazla orada durmayıp hızla eve doğru ilerledim. Hadi bakalım Poyraz, ne biliyorsun da bu kadar imalısın göreceğiz. • 6 ay önce • • 17.04.2020 saat 14.52 • Poyraz dün gecenin etkisinden hala çıkamamış tüm vücudu buz kesiyordu. Bir eli kotunun cebindeyken diğeride sigara tutuyordu. Sigarayı dudaklarının arasına götürdü ve derince içine çekip dumanı dışarıya üfledi. Böyle olmamalıydı. O gece o keki istemeyip Cemre'ye dışarıya çıkmak için sebep vermemeliydi. Onun yüzünden Cemre yoktu, onun yüzünden Cemre'den geriye külleri kalmıştı. Nasıl yaşardı bu vicdan azabı ve kalp acısıyla? Nasıl devam ederdi zaten bitik olan hayatına? Poyraz gördüğü kişi ile yaslandığı duvardan sırtını ayırdı ve biten sigarasını yere atıp ayakkabısıyla ezdi. "Ne oldu oğlum çağırdın alelacele beni?" Cihangir anlamak istercesine ruh gibi görünen Poyraz'da göz gezdirdi. "Anlatacağım içeriye girelim." Cihangir kafa salladı ve cebinden dükkanın anahtarını çıkardı. Burası ailesi pastane açmadan önce babasının tamirhanesiydi fakat Cemre'nin ailesi onun ardından burayı kapatmış inzivaya çekilmişlerdi. İki sene sonrada açmışlardı pastaneyi burası da boş kalmıştı. Cihangir'de burayı baştan aşağı değiştirip kendilerinin takılabileceği bir yer haline getirmişti. Onlar içeriye girdi ve Poyraz ezbere bildiği düğmeye basıp ışıkları yaktı. Kahverengi deri koltuğa ilerledi ve oturdu düşüncelerle. Cihangir'e söyleyip söylememek arasında kalsada şuan en doğrusunun bu olduğuna inanıyordu. "Ee anlat?" Cihangir de karşısında ki tekliye oturdu ve merakla Poyraz'a baktı. "Dün gece bana bir video geldi.." "Eee?" "Videonun içinde Cemre vardı." Cihangir duyduğu isimle kaşlarını çattı ve anlamaya çalışarak Poyraz'a baktı. "Cemre'nin ölmeden bir kaç dakika öncesi.." Cihangir'in yüz hatları sertleşti ve yutkundu art arda. Titreyen ellerini uzattı Poyraz'a. "Göster!" Poyraz cebinde ki telefonu çıkardı ve videoyu açıp Cihangir'in eline bıraktı. Cihangir titreyen elleriyle kavradı telefonu ve gözlerini dikti ekrana. Cemre, güzeller güzeli. El bebek gül bebek büyüttükleri gözlerinden bile sakındıkları Cemreleri çığlık çığlığa yardım istiyordu. Yüzleri bulanık iki adam Cemre'nin kıyafetlerini yırtarken Cihangir gözlerini kaçırdı ve bir hıçkırık koptu dudaklarından. Cihangir bir eliyle ağzını kaparken diğeriyle ekranda Cemre'nin çıplak olduğu kısmı örttü. Çok değil bir kaç dakika sonra Adamlar ateşe verdiler o harabeyi, biri tuttu saçlarından attı Cemre'yi alevlerin içine. Cihangir daha fazla dayanamadı ve telefonu koltuğun üzerine fırlatıp ayağa kalktı. "O gece lan o gece! Ben o gece evde olsaydım bunlar olmayacaktı!" Cihangir tekme ile cam sehpaya vurunca paramparça oldu sehpa camlar saçıldı dört bir yana. Poyraz hiç bir şey yapmadan bomboş duvara bakarken Cihangir önüne gelen her şeyi dağıtıyordu. Cinnet geçiriyordu evet tanımı buydu bunun. "Şuan kendimizi de öldürsek Cemre'yi geri getiremeyiz Cihangir. Ama ona bunu yapanları bulup yerin yedi kat dibine gömebiliriz." Nefes nefese Poyraz'a baktı Cihangir. İşaret parmağını kaldırdı ve salladı. "Bunu yapanlar her kimse gelmişini geçmişini sikip atacağım! Bundan sonra tek amacım bu piçleri bulmak olacak!" "Güzel, bende öyle düşünmüştüm."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD