Beyaz elbiseleri, iki yandan ördüğü sırma gibi saçlarıyla oradan oraya koşturan bir kız çocuğuydum ben bu mahallede.
Şimdi ise baştan aşağı simsiyah bir kadındım. İntikam isteyen bir kadındım hemde. Bu dünyada intikam isteyen bir kadından daha tehlikelisi yoktur
Yüzümde masumane bir gülüş belirirken Yücel bana anahtarı uzattı.
"E hayırlı olsun o zaman."
"Aynen." yarım ağız onu geçiştirdim ve omzumda duran saçlarımı sırtıma attım. "Buralarda ızgara yapan bir yer var mı acaba?"
Konuyu istediğim yere getirince keyifle attığım taşı tutmasını bekledim.
"Var canım olmaz mı. Benim çok yakın bir arkadaşın et lokantası var mahallenin girişinde görmediniz mi?"
"Yok, dikkat etmedim. Acaba bana oraya kadar eşlik eder misiniz? Sözleşmeyi de konuşuruz hem."
Yücel yavşak gülerken yüzümü buruşturmamak için zor tuttum kendimi.
"Olur tabi olur."
"Olsun bakalım."
Ben Yücel'i beklemeden dışarıya çıktım va sahte gülüşümü sildim yüzümden.
"Pislik herif!"
Kendi kendime söylenirken Yücel de şerefsiz ifadesi ile bana doğru yürüdü.
"Gidelim Masal. Masal demem de sıkıntı yok değil mi?"
Aklı sıra bana asılan Yücel'in suratına tekmeyi basmamak için zor tutarken kendimi tekrar sahtece güldüm.
"Yok tabi, nasıl rahat edersen."
***
Biz masaya doğru ilerledik ve benim sandalyemi çekti. Ben oturdum sandalyeye ve bu sefer sağ sola bakındı.
Rıza'yı arıyordu.
Beklenilen kişi tuvaletlerin olduğu kısımdan çıkınca elimde oynadığım mendili sıktım.
Rıza, Yücel'i görünce yanımıza ilerledi ve masanın önünde durdu.
"Selamünaleyküm."
Allah'ın selamını veriyor birde Allahsız!
"Aleykümselam kardeşim. Masal hanımın canı et çekmişte sana getirdim, masayı donatırsın artık."
"Donatırım tabi canım." Rıza beni baştan aşağı süzerek ifademi bozmamaya çalıştım. "Oğlum donatın masayı." Rıza çalışanlara seslenirken Yücel'in yanında ki sandalyeyi çekti.
"Oturmam da sakınca var mı?"
"Yok tabi buyrun oturun lütfen." ben en hanımefendi halimle cevap verirken tırnaklarım etime geçmişti masanın altında yumruğumu sıkmaktan.
***
"Sıkıntılar elbet geçer be kardeşim. Oğlun avukat senin git iste ondan borç." Yücel kıt aklıyla Rıza'ya akıl verirken Rıza elini salladı havada.
"Avukatta bana avukat sanki. Hep kardeşine yediriyor paraları. Demiş mi acaba al bu parayı ihtiyacını gider. O kadar büyüt bu boya posa getir nankörlük yapsın."
Rıza Poyraz'dan dert yanarken sinirden gülmemek için zor tutmuştum kendimi.
Batmanın noktasında olduğunu tabiki biliyordum. Çünkü ben yapmıştım bunu.
"Ayıp oldu Masal hanıma da." diyen Rıza gülümsedi yarım ağız. "Yok ne ayıbı herkesin başına gelebilir."
Rıza tekrar beni baştan aşağı süzünce boğazımı temizledim.
"Eee şimdi ne yapacaksın? Batıyor o kadar yıllık lokanta."
"Bilmiyorum ki kardeşim. Bir şekilde halledeceğim artık."
Sonunda beklediğim an gelince elimde ki şarap kadehini masanın üzerine koydum.
"Ben yardım edebilirim belki."
İkisinin de gözleri bana dönünce tekrar boğazımı temizledim.
"Buraya ortak olabilirim. Bütün borçları kapatıp vergileri hallederiz. Yatırım yapmış olurum bende burada kar yaparak."
Rıza ve Yücel göz göze gelince keyifle güldüm. Kabul etmekten başka seçeneği yoktu ki zaten.
"Emin misiniz?" Gırtlağına kadar borca batmış Rıza tereddütle bakıyordu yüzüme.
"Çok eminim." kendimden emin bir sesle konuşunca tekrar göz göze geldi o ikisi ve Rıza yerinde dikleşerek kafasını salladı.
"Bunu bir konuşalım biz."
Ben sadece kafamı sallamakla yetinirken şarap kadehimi elime aldım ve dudaklarıma götürüp bir yudum aldım keyifle.
Yavaş yavaş Masal, az daha sabret çok az kaldı.
***
"Gönderdim eşyalarını."
"Sağol Helin." ben derin bir nefes aldım ve elimde ısırdığım sandviçi kenara bıraktım. "Helin, siz beni o gece bulduğunuz da etrafta sizden başka kimse var mıydı?"
"Neden sordun?"
"Öyle işte. Var mıydı yok muydu?"
"Yoktu. Leo seni kucağında çıkarırken yüzün tanınmayacak haldeydi zaten."
Lokman boğazımda düğümlenirken yutkundum ve zorlukla yuttum.
"Anladım. Peki benim komada yattığım sıralar mahalleden her hangi biri beni aradı mı sordu mu?"
"Bu sorular ne Masal? Bir şey mi oldu da söylemiyorsun?"
"Hayır öylesine soruyorum işte."
Helin derin bir nefes aldı ve ardından söze başladı.
"Masal'ın cesedinin yanından eşyaların çıkınca herkes öldüğüne inanmıştı zaten. Poyraz bir ay ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yattı ardından."
"Ne?" ben şok olmuşçasına dona kalırken elim ayağım titremeye başlamıştı. "Ve sen bana bunu şimdi mi söylüyorsun Helin!"
Ben titreyen ellerimle saçlarımı omzuma attım ve oturduğum yerden kalkıp sağ sola gittim stresle.
"O zamanlar söyleseydim daha da psikoloji düşüklüğü yaşardım Masal. Seni toparlamaya çalışırken dağılmanı istemedim."
"Ya sonra? On sene oldu Helin on sene!"
"Amacından sapacaktın. Poyraz hala dengelerini alt üst ediyor Rıza'dan alacağın intikamı bile yok sayardın onun için."
"Rıza'dan intikam almam neden bu kadar önemli senin için Helin?"
Kısa bir an sessizlik yaşandı aramızda ve Helin kendinden emin bir sesle konuştu.
"Çünkü ben seni Leo'dan ayırmadan büyüttüm Masal. Senin geçmişi böyle silebileceğini biliyorum ancak. Sil o geçmişi diye uğraşıyorum. "
Bu konuyu şimdilik rafa kaldırmayı seçtim ve derin bir nefes aldım.
"Peki ya abim? Araştırdı mı ölümümü?"
"Cihangir annenle uğraşıyordu. Annen, kızım ölmedi benim diyerek seni aramak için evden kaçıyormuş sürekli yanından ayrılmıyordu. Hatta annen bir ara Giresun'a gitmiş kızımı Gelevera Deresinde rüyamda gördüm diye. Abinle Doğan gidip aldı Giresun'dan onu sizin akrabalar haber verince."
"Ve sen bütün bunları benden sakladın! Sen yıllarca ailemi izledin, gördün ve benden yıllarca sakladın Helin!"
Tüm bedenimin titrediğini hissederken yumruğumu sıktım.
Bu mahalleye ayak basarken hiç zorlanacağımı düşünmedim bile. Şimdi bunları duydukça sanki ciğerim parçalanıyordu.
Ben komada yatarken sanki canımdan parça olanlar da burada komadaydı.
Kızıyordum, hatta kıskanıyordum hayatlarına devam ettikleri için. Belkide onlar ancak böyle ayakta kaldılar ardımdan.
Annem bir kız çocuğu getirdi dünyaya onun için ayakta kaldı. Poyraz işine sarıldı yeni birini hayatına aldı çünkü bir ölüyle hayat geçmezdi.
Herkes bir şeylere sarıldı, tıpkı benim Öztürk ailesine sarıldığım gibi.
"Yazıklar olsun Helin sana!"
Ben telefonu Helin'in yüzüne kapatırken yere çöktüm ve gözyaşlarımı sildim elimin tersi ile.
Titreyen ellerimle ezbere bildiğim numarayı çevirdim ve kulağıma götürdüm.
"Yavrum?"
"Anne, sana ihtiyacım var benim?"
Mine anne kısa bir an ne olduğunu anlamaya çalıştı ve yumuşak sesiyle konuştu. "Geleyim mi yanına?"
"Gel ama babamı da getir."
"Geliyorum yavrum ağlama."
Ben telefonu kapattım ve çenemi dizlerime yasladım.
Annem, sana koşup boynuna sarılmak isterdim. Buradayım artık anne yanındayım demek isterdim. Ama diyemem ki? O şerefsizleri bu mahalleden silmeden gelemem ben sana.
***
Ne kadardır bu şekilde yerde oturuyordum bilmiyordum ama kapım çaldığı anda yerimde fırladım ve titreyen bacaklarımla kapıya yürüdüm.
Kapıyı açtığım gibi karşıma Mine anne ve Nedim baba çıkınca ağlamam şiddetlendi.
Mine anne içeriye bir adım attı ve bana sardı kollarını.
Ben Mine anneye sıkı sıkı sarılıp ağlarken Nedim babam içeriye girdi ve kapıyı kapattı ardından.
"Ne oldu Yavrum sana? Kim ağlattı seni?"
"Bu kader canımı çok yakıyor anne."
Annem de benimle ağlamaya başlayınca gözlerimi sıkıca kapadım.
"Bu kader seni bir çok insandan daha güçlü yaptı kızım."
"Ama ben güçlü olmak istemiyorum ki. Gözümü kapayıp açtığımda kendi evimde ve yatağımda annemin sesiyle uyandırılmak istiyorum."
"Ona da sıra gelecek güzel kızım benim."
"Gelecek mi?"
"Gelecek tabi. Sen neyi istedin de almadın bu zamana kadar."
Ben annemden ayrıldım ve yaşlı gözlerine baktım. Nasıl da yorgun bakıyordu.
"Ağlama..."
"Asıl sen ağlama." biz birbirimize gülümserken Nedim babanın elini omzumda hissettim.
"Bence ikinizde ağlamayın çok çirkin oluyorsunuz."
"Baba ya!"
"Nedim!"
Biz Mine anneyle kahkaha atarken Nedim baba ikimizede sarıldı.
***
Biz annemle sohbet ederken televizyon izleyen babamın telefonu çaldı. O telefonunu açıp kulağına koydu.
"Masal'a geldik oğlum. Mahalledeyiz Kadem'de değil. Al Görkem'i gel bekliyoruz. Bu akşam burada yemek yiyeceğiz."
Babam telefonu kapayınca anneme döndüm.
"Görkem mi geldi?"
"Senin haberin yok tabi." annem iç çekince ne olduğunu anlamaya çalıştım.
"Suat pisliği mal mülk için istemiş Görkem'i. Çocuğun üzerinde ki mal varlığını hile hurdayla almış. Bize telefon açtı gelin alın yeğeninizi diye. Gittiğimizde çocuk perişan sokağın ortasındaydı. Abin dava açtı işte şimdi mal mülk için Görkem'in de morali düzelsin diye lunaparka götürmüştü. "
Ben sıkıntılı bir nefes aldım ve dişlerimi sıktım." Şerefsiz köpek. El kadar çocuktan ne istiyor!"
Görkem, Mine annenin kız kardeşinin oğluydu. Sekiz yaşındaydı ve iki yıl önce ailesiyle karavan tatilindeyken kaza yapmışlardı. Annesi, babası ve iki yaşında ki kız kardeşi ölmüştü bir o sağ kalmıştı. Mine anne Görkem'i almak isteyince diğer kardeşi Emine bizim eve okulu daha yakın bizde kalsın diyerek ikna etmişti onları. Fakat görünen o ki Emine'nin kocası olacak gereksiz çocuğun üstündeki mal varlığını alınca sokağa atmıştı.
Biz sohbet ederken kapı çalmıştı. Mehmet abinin geldiğini düşünerek yerimden kalktım ve kapıya gidip açtım. Karşımda annemi görünce gülümsedim.
"Buyrun Yasemin hanım?"
"Aaa hanım ne kızım Allah aşkına teyze de bana."
Ben anneme gülümserken elinde üstü kapalı tabağı uzattı bana.
"Börek yapmıştım da sana da getirdim yersin çayla."
Annemin meşhur böreği olduğunu düşününce gözlerim parladı ve elinden tabağı aldım.
"Teşekkürler. Buyrun birlikte yiyelim taze çayım var."
Annemle bir dakika bile yan yana olmak bana yetiyordu. Yanında bile anne kokusunu alıyordum ondan.
"E olur, hem sohbet ederiz."
Ben kapıdan çekilince annem girdi içeriye ve zorlanmadan buldu salonu.
Bende kapıyı kapatıp arkasından girince annem Mine anne ayağa kalktı.
"Misafirin mi vardı?"
"Yok annemler. Annem Mine ve babam Nedim."
Annem elini Mine anneye uzatınca Mine anneye açıkladım anlaması için kim olduğunu.
"Yasemin hanım, mahallenin ilerisinde ki Cemre pastanesinin sahibi."
Mine Anne ve Nedim baba anneme bakınca şaşkınlıkla boğazımı temizledim.
Mine anne durumu toparlayabilmek için gülümsedi.
"Memnun oldum." annemin elini sıkınca gülümsedim.
***
Annem ve Mine anne muhabbet ederken ben sadece onları izliyordum. Babam ise beni. Bu uysal halim onu mutlu etmiş gibiydi.
Benim öldüğümü düşündüğü zamanlar annem kim bilir neler çekmişti. Giresun'a gidip dağ bayır beni aramıştı rüyasında görerek. Kızıyordum onlara ama artık sanırım kızmıyorum. Aklım çok karışıktı ve hiç bir şeyi sağlıklı düşünemiyordum.
***
Annem gittikten sonra Mehmet abi ve Görkem gelmişti. Görkem bana sıkı sıkı sarılmış bırakmamıştı. Beni çok seviyordu çünkü Masal annesine benziyordu ve bende de Masal'ın yüzü olduğu için hep bana karşı ayrı bir sevgi besliyordu bu çocuk.
Biz Mine anneyle sofrayı kurunca hep birlikte masaya oturmuştuk.
"Cemre, eminsin değil mi bir sorun olmadığına?"
Mehmet abi her zaman ki sorgusunu çekerken derin bir nefes aldım.
"Gerçekten iyiyim abi. Sizi özledim bu yüzden yemeğe çağırdım hepinizi."
"Sen bizi özleyince evine çağırmazsın ki. Bizim eve baskın yapıp iki gün yakamızı bırakmazsın atma şimdi."
Mehmet abiye gözlerimi kısıp bakınca Mehmet abi beni bozmanın verdiği keyifle gülüyordu.
"Abi sen bugün biraz bana uyuz mu oldun ya?"
"Olabilir."
Mehmet abi sahte bir uyuzlukta bana gülerken bende dil çıkardım ona.
"Masal?" bana seslenen Görkem'e döndüm.
"Efendim canım?"
"Bende burada seninle kalabilir miyim?"
Ben bizimkilerle göz göze geldim ve gülümseyerek Görkem'e döndüm.
"Canım maalesef olmaz. Ben tüm gün çalışıyorum sen evde yalnız kalamazsın. Hem ben seni görmeyi gelirim."
Görkem gözlerini yemeye çevirdi ve en ufak bir tepki vermedi. Bu çocuğun yaşına göre olgun tavırları beni bitiriyordu.
Yaşadıkları belkide onu böyle hissiz bir çocuk yapmıştı bilemiyorum ama o yaralı bir çocuktu.
"Cemre sen mi yaptım yemeği tuzlu olmuş."
Mehmet abi tekrar benimle uğraşmaya başlayınca gözlerimi kıstım.
"Annem yaptı."
Mehmet abi anneme dönünce annem elinde ki çatalı abime doğru salladı.
"Yok ya tuzlu değilmiş ağzımın tadı yokmuş benim." Mehmet abi annemin tehdidini algılamış olacak ki U dönüşü yaptı.
Ben ona gülerken Görkem'de gülmeye başladı.
***
Annemler gidince kedilere ve köpeklere her akşam yaptığım gibi mama vermek için dışarıya çıktım.
Kapının önünde eğilip aldığım kaplara taze suyu ve iki çeşit mamayı döktüm ve ayağa kalktım. Arkamı dönmemle çarptığım beden ile sedeledim.
Poyraz ile göz göze gelince dudaklarımı birbirine bastırdım.
Kanlanmış gözleri ile bana bakıyordu. Ne hissettiğini ne düşündüğünü anlayamıyordum onun.
Ne düşünüyorsun Poyraz?
"Bir sorun mu var?"
Poyraz alayla gülünce kaşlarımı çattım.
"Kimsin sen?"
"Ne?"
Poyraz, sonunda söyleyecek misin bildiğin şeyi bana?
"Sen Masal Öztürk, adın kabuslarıma giriyor artık! Cemre ile ne bağlantın var?"
Ben donakalırken gümbür gümbür atan kalbimi bastırabilmek için kollarımı göğsümde bağladım.
"Cemre kim? Poyraz bey siz iyi değilsiniz bence evinize gidip dinlenin."
Ben arkamı dönüp oradan ayrılacakken Poyraz beni kolumda tuttu ve hızla kendine çevirdi.
Onunla burun buruna geldiğimde yüreğim titredi.
Poyraz yüzünü bana biraz daha yaklaştırdı ve tısladı.
"Cemre ile senin bir bağlantın var. İlk Cemre'nin geçmişten bir arkadaşı bile olabileceğini düşünmüştüm ama değilsin! Buraya gelmende tesadüf değil zaten değil mi?"
Poyraz'ın nefesi yüzüme çarparken kalbimin teklediğini hissediyordum.
Kendine gel Masal! Nefesinde dinleniyorsun adamın kendine gel!
Ben hızla Poyraz'ı kendimden ittim ve parmağımı ona salladım.
"Cemre kim bilmiyorum sadece delirdiğinizi düşünüyorum ama birdaha bana bu hareketleri sergilerseniz bir sonraki görüşeceğimiz yer karakol olur.
Elim ayağım titriyordu ama bunun sebebi öfke değildi. Kalbimin hala on yıl önce ki gibi zangır zangır titremesiydi.
Hâlâ mı Cemre?
Hâlâ mı kalbin tir tir titreyen bir serçeye dönüyor bu adamın karşısında.