3."Meltem"

1496 Words
Canım yanıyordu. Eskiden gözbebeği olduğum insanların şimdi beni unutmuş olmasına canım yanıyordu. Görüyordum ki herkes unutmuştu beni. On yıl uzun bir süre. Yas tutmalarını bekleyemezdim onlardan zaten ama en azından kimsenin aklına ansızın gelmiyor muydum gerçekten? Her kahkaha atışlarında mesela benim gülen yüzüm belirmiyor muydu gözlerinde? Yüzümü kuruladığım peçeteyi çöpe attım ve derin bir nefes aldım. "Masal, iyi misin canım yardıma ihtiyacın var mı?" Kapının ardından gelen Bahar'ın sesi ile boğazımı temizledim. "İyiyim, geleceğim birazdan." "Bir şeye ihtiyacın var mı?" "Hayır teşekkürler." Bahar'ın ayak seslerinden gittiğini anladığım da derin bir nefes aldım ve aynada ki yansımama baktım. "Güçlü ol Masal! Sen Masal'sın, güçlüsün! Sen Cemre değilsin, sen onun gibi güçsüzde değilsin! Daha fazla orada durmayarak dışarıya çıktım ve hızlı adımlarla içeriye döndüm. Herkesin meraklı gözleri bana dönünce gülümsemeye çalıştım. "İyi misin?" Gönül endişe ile bana bakınca bir zamanlar dostluk bilekliklerimizin yeri olan sol bileğim sızladı. "İyiyim. Bugün doğru dürüst bir şey yiyemedim ondan biraz midem bulandı." "Öyle gidince birden bir şey oldu sandık." Poyraz beni süzünce boğazımı temizledim. "Dediğim gibi önemli bir şey yok. Ben gideyim artık." Pişkince oturan Rıza ve Yücel'e gözlerimi değdirmeden masaya ilerledim ve sandalyemin üzerinde olan çantamı aldım. "Biraz daha otursaydın." sabah ki konuşmamıza göre bana yakın davranmaması, onlara açık vermemesi gerekirken tam tersini yapmıştı. En ufak bir hata kimliğimi açığa çıkarırdı. Ben ona kısa bir bakış attı ve konuyu geçiştirdim. "Yorgunum zaten gidip dinleneyim. Her şey için teşekkürler sofranızı açtınız bana." O ne demek istediğimi anlamış gibi kafasını eğdi ve sadece tabağı ile ilgilendi. "Sen bilirsin canım." Bahar'a kafa salladım ve daha fazla uzatmadan o iki şerefsize son bir kez bakarak çıktım mekandan. Hızla eve doğru giderken aklıma gelen şey ile durakladım. Zamanı gelmişti artık. Yüzleşmeliydim o gece ile. Adımlarımı geri döndürdüm ve hızla o gecenin en lanet noktasına ilerledim. Bir kaç dakika sonra sonunda karşı karşıya kaldım o yerle. Yıkıntılıktan geriye bomboş bir arazi kalmıştı. Aynı ruhum gibi. Yavaş adımlarla oraya doğru ilerledim ve tam o noktada, öldüğüm o yerde durdum. Gecenin karanlığında kimsenin beni görmeyeceğinden cesaret alarak saldım gözyaşlarımı bu gece son kez. O savunmasız küçük kız çocuğu canlandı gözlerimde. Elini uzattı tutmam için. Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan ve yere çöktüm. "Ne yaptılar sana, nasıl kıydılar?" elimi yavaşça toprağın üzerinde gezdirdim. Yirmi yedi yaşında ben on sekiz yaşında ki kız çocuğuyla acısını paylaşıyordu o an. "Cemre'm, papatya kızım benim... Sana söz o an dünyanı enkaza çevirenlerin dünyalarını yok edeceğim. Sonra da seni ellerimle kazıya kazıya çıkaracağım o enkaz altından. Kaybettiğin ne varsa hepsini sana geri vereceğim." Kendimle bu sekilde konuştuğumu duyanlar beni büyük ihtimalle deli sanacaklardır. Ama şuan küçük bir çocuktan farkım yoktu. Sanırım yıllar sonra ilk defa kendimi bu kadar savunmasız hissetmiştim. "Bu işte en ufak bir parmağı olanın parmaklarını keseceğim söz veriyorum!" Sonlara doğru sertleşen sesim ile dişlerimi sıktım. Hızla yerden kalktım ve o yere son bir kez bakıp uzaklaştım oradan. En çokta can yakan neydi biliyor musun içimde ki papatya? Beni bu kadar çabuk unutup hayatlarına bakmaları. Bu kadar çabuk mu dolduruldu yerim gerçekten? Belkide ben bencilimdir. Koskoca 10 yıl geçti. Hala bende takılıp kalmalarını beklemek bencilliktir belki de. *** Uykusuzluğun verdiği uyuşuklukla yataktan kalktım ve odadan çıktım. Hemen yan tarafta ki banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Uykularım yine olduğu gibi haramdı bana. Son on yıldır doğru dürüst bir uyku uyumamıştım. Bir komadayken beş ay aralıksız uyumuştum ama ondan sonra sıfır uyku. Ne zaman gözlerini kapasam o pis eller üzerimde geziyordu sanki. Odama geri döndüm ve makyaj masasına oturup moraran gözaltlarımı kapatıcı ile kapatıp rutin makyajımı yaptım. Erken kalkan çabuk yol alır mantığı ile de ilerlemek adına mahallede ufak bir gezintiye çıkacaktım. Dün yerleştirdiğim dolaba ilerleyip üzerime siyah bir jean ve onun üzerine siyah bir askılı geçirdim. Saçımı da bir at kuyruğu yapıp şarja taktığım telefonu cebime attım. Kahve bile içmeden evden çıkmıştım ama amacım da kahvemi başka bir yerde içmekti. Mesela Cemre pastanesinde... Evden çıkıp pastaneye doğru ilerledim. Pastaneden içeriye girdiğimde sinsi bir gülüş kapladı yüzümü. Ben istedim bir göz Allah verdi iki göz. Herkes buradaydı... Poyraz, abim, Bahar, Gönül, Doğan, Mirza ve Kübra ile Sinem. Kübra, Poyraz'ın sevgilisi, Sinem de abimin sevgilisiydi. "Günaydın Masal, gelsene." Bahar tüm güleçliği ile bana selam verince bende kafa salladım. "İyi. Sizi rahatsız etmeyeyim ben kahve içecektim zaten." Gönül ağzını açacaktı ki annem çıktı elinde taze olduğu belli olan pastayla. Beni görünce gülümsedi ve elinde ki pastayı pasta tezgahına koydu. "Hoş geldin kızım." "Hoşbulduk efendim. Filtre kahveniz var mı?" dedim en hanımefendi halimle. "Var tabi olmaz mı geç otur." ben kafa salladım ve o sırada Bahar eliyle yanında ki sandalyeyi gösterdi. Gözüm anlık Kübra ve Poyraz'a kaysada çabuk toparladım ve gidip Bahar'ın yanına, Poyraz'ın karşısına oturdum. "Teşekkürler tekrar. Sürekli masanızı açıyorsunuz bana." "Duymamış olalım birdaha. Hem biz seni sevdik bunlar önemli bile değil." Bahar'a gülümsedim ve o sırada annem elinde kahve ile yanımıza gelip önüme koydu tepsidekileri. "Duyduğuma göre tutmuşsun Suna'nın evini. Suna'da bayağı sevmiş seni dün anlattı bize." Ben anneme gülümsedim ve kafa salladım. "Evet tuttum. Bende sevdim kendisini çok tatlı bir kadın." "Öyledir o. Hoş geldin o zaman kızım." Annem omzumu tutup sıkıca yüzüm donakaldı. Yüreğim kağıt kesiği gibi ince ince sızladı özlemle. Poyraz'ın bana diktiği dikkatli gözlerini görünce yerimde dikleştim gülümseyerek. "Sağolun." annem yanımızdan uzaklaşınca Kübra bana baktı. "Ben Kübra." bana elini uzatınca tiksinti ile bakmak geldi içimden. Ama tabi ki bakmadım, elini sıktım. "Masal bende." "Bahar'lar anlattı seni, tercümanmışsın?" "Evet öyleyim." "Bildiğim kadarıyla maaşları iyi tercümanların, senin ne işin var böyle bir mahallede?" Kübra'nın sorusu ile konuşma sesleri kesilmiş herkes ona bakıyordu. Az önce Atmaca'yı küçük mü görmüştü o? "O ne demek?" kaşlarım çatık bir halde ona bakarken masada ki tüm sesler kesilmişti. Galiba onlarda beklemiyordu Kübra'dan bu çıkışı. "Yani belli ki kültürlüsün de, konuşmandan bile belli bu. Böyle mahalleler pek bilmez öyle şeyleri. Yabancılık çekme sonra." Doğan abi elinde ki çatalı gürültü ile tabağına bırakınca karşımda ki Poyraz'ın sinirden damarları şişmişti boynunda. Bu kız ne yaptığının farkında mı acaba? "Yabancılık çekmem ben sen dert etme. Maaşımız yüksek diye illa rezidansta mı oturmam lazım? Mahalle içi bağları seviyorum ben, çocukluğumu hatırlatıyor bana. Mahallede ki insanlar rezidansta oturan züppelerden çok daha iyiler diye düşünüyorum. Çok yer gezdim bu yaşıma kadar, her türlü kültürü gördüm ama maalesef kültürle insan olunmuyor." Dediğim şeylerden sonra herkes bana bakmış, Kübra ise renkten renge girmişti. Kübra'nın rezidansta oturduğunu ve torpille özel hastanede görev yaptığını tabi ki biliyordum. Taşı ona atmıştım ya zaten. Bahar yandan bir gülümse attı Kübra'ya ve onun önünde ki kruvasan tabağını alıp benim önüme koydu. "Bak ben yaptım bunları canım, çok meşhurdur bizim mahallede benim kruvasanım. Ye hadi kuru kuru içme onu." Mahalleyi bastırarak söyleyen Bahar'a gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve o sırada masanın üzerinde ki telefonum çaldı. Poyraz'ın da benim de gözlerim ekrana kayınca gördüğüm 'M' harfi ile yerimde dikleştim. "Müsadenizle." Telefonu alıp ayağa kalktım ve masadan biraz uzaklaşıp aramayı cevapladım. "Çabuk söyle müsait değilim." "Abla yardım et! Annem Aşevine gitti, babam dün gelmemisti eve şimdi içip içip gelmiş odamın önünde korkuyorum." Meltem'in yardım çığlığıyla on sene önce ki yardım çığlığı aklıma gelince tüylerim diken diken oldu. Evet! Rıza şerefsizi kendi kızına göz dikecek kadar pislikti! "Geliyorum! Kilitle kapını saklan sakın çıkma odadan!" "Abla gelme kimliğin açığa çıkar!" Ne yapacağımı bilemez bir halde etrafıma bakarken aklıma gelen şeyle gözlerimi kapadım. "Şimdi bir arkadaşım gelecek oraya senin arkadaşın olduğunu söyleyecek. İsmi Levent, sakın bozma. Onunla çık evden bana getirecek seni." "Tamam abla ama çabuk ol korkuyorum." "Korkma, ben varım." Meltem sesimde ki güven duygusunu kavramış hemen telefonu kapatmıştı. Ben derin bir nefes aldım ve hızla masaya döndüm. "Kusura bakmayın lütfen gitmem lazım." cebimde ki parayı çıkartıp masaya koyacaktım ki Poyraz'ın sesiyle durakladım. "Gerek yok kahveyi biz ısmarladık." "Olmaz öyle şey davetsiz misafirdim ben." Poyraz masada ki gözlerini bana çevirdi. İçim yandı alev alev yüreğim titredi sanki. "Tanrı misafiri diyelim." Poyraz'ın dediği şeyin ardından Gönül konuştu. "Tanrı misafiri de demeyelim bence bizden sayılırsın." Gönül'ün dediği şeyle herkes onaylar gibi sesler çıkarırken aklım hala Poyraz'ın dediği şeydeydi. Dün abimle bakışmaları bugün bu dedikleri, ne oluyordu Allah aşkına? Aklıma gelen Meltem ile kendimi topladım ve teşekkür ettim kısa keserek. "Teşekkürler o halde. Görüşürüz." Poyraz ve abim dışında herkes görüşürüz derken daha fazla buna takılmadım ve hızla dışarıya çıktım pastaneden. Telefonumda Leo'nun numarasını buldum ve onu aradım. "Leo beni iyi dinle. Atacağım adrese hemen gidiyorsun sakın oyalanma duydunmu beni. Bir kız var adı Meltem şuanda Rıza pisliği tarafından sıkıştırılmış kız kaçamıyor. Git eve arkadaşıyım ben diyip çıkar kızı evden bana getir." "Ne oluyor yine ya?" "Dediğimi yap acele et." "Tamam haber bekle." "Leo?" "Söyle." "Ne olur Meltem'e yetiş bir şey olmasın ona." Yüreğime çöken ağırlıkla burnumu çektim. "Sağ salim getireceğim o kızı sana. " "Teşekkür ederim abi." Abimden sonra sadece iki kişiye demiştim ben bunu. Biri Leo, diğeri de Masal'ın abisi Mehmet. Çünkü ikisinde de güven buluyordum ben. Kısa bir telefonun diğer tarafından ses gelmedi. Hatta soluk bile kesildi. Ben ne olduğunu soracakken Leo'nun sesini duydum. "Etme, sen bana teşekkür etme." Leo telefonu kapayınca derin bir nefes aldım ve kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım. Bir gün her şey çok güzel olacak ve o gün hayatıma tam anlamıyla Cemre Güntay olarak devam edeceğim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD