3.

2185 Words
Zihnimin uğultuları geçtikçe bedenimdeki acıları hissetmeye başlamıştım. Dakikalar geçtikçe üzerimdeki uyuşukluğun yerini acı alırken gözlerimi birkaç defa kırpıştırıp olduğum yere baktım. Yaşıyordum ama canım da çok acıyordu. Boğazım o kadar acıyordu ki şiddetle öksürerek karnımı tuttuğum gibi yatakta doğrularak oturdum. Burası benim odamdı. Hava kararmış gece çökmüştü. Odamın gece lambası yanıyor, kapı hafifçe aralıktı. Tekrar eden ve uzun süren öksürük krizimi duyan Mazhar amca ile Mercan yenge soluğu odamda almışlardı. Mercan yenge ilgiyle ateşimin düşüp düşmediğini kontrol etmiş, hala ateşimin olması onları tedirgin etmiş olsa bile buna alıştığım için sorun olmadığını onlara dakikalarca anlatmaya koyulmuştum. Kedim Duman beni asla yalnız bırakmayıp yanıma kıvrılmış beni izlemişti. Ateşim biraz daha düştüğünde Mercan yenge biraz daha rahatlamışa benziyordu. Mazhar amca aşağıdan bana su getirmeye gitmişti. Mercan yenge de hemen yanı başımda alnıma bıraktığı sirkeli bezi değiştiriyordu. "İyiyim ben," Mercan yengenin havada kalan elini tutarak yatakta oturdum. "Sadece alıştığımız soğuk algınlığı yengeciğim, gerçekten iyiyim. Yarına kadar geçer." "Geçey tabii ya kuzum," omuzlarını düşürerek korkuyla yanıma oturdu. Nemli yüzüme yapışan saçımı geriye iterek yüzümü sevdi. "Bi yıldur ölü gibi dolaniysun ha. Yetmedi mi acun? Dinmedi mi yasin?" Kalbime yuva kuran acı sızladı. "Bir yıldır ölü gibi dolanıp duruyorsun. Yetmedi mi acın? Dinmedi mi yasın?" Elimi tutarak okşadığında dudaklarım titredi. "Etme gari kendine bu kadar zulüm, güzel kizum." Yaşla dolan gözlerimden yanaklarıma birkaç damla aktı. "Ölenle ölünmeyi daa kuzum." Bana doğru yaklaşarak dudaklarını şakağıma bastırdı. "Ateşun düşmiş, sabaha bir şeyin kalmaz." Yanaklarımdaki ıslaklığı avuçlarıyla silerek saçımı sevdi. Bu sırada içeri giren Mazhar amcanın su getirmesiyle bardağı alarak bana uzattı. "Suyunu iç de bi daha uyu yavrum." Büyük bardağı tek dikişte kana kana içerek akan burnumu çektim. Uykum gelmiyordu, Mazhar amcanın yarım saat önce verdiği ağrı kesici etki etmeye başlamış, ağrılarım dinmişti. Sağ ayak bileğimi burkmuştum. Sargıyla sarmışlardı.Hafif sızlıyordu ama katlanılmayacak bir acı değildi. Mercan yenge ile Mazhar amca odadan çıkacakken beni buraya getiren yabancı adamı sordum. "Beni buraya getiren adamı tanıyor musunuz?" İkisi birbirine kısa bir an baktılar. Mazhar amca konuşmak için dudaklarını aralamışken kapıda görünen adamla hepimizin ilgisi ona yöneldi. "Kimsin sen?" Diye sorduğumda ayağa kalkmaya çalıştım. Ne yazık ki burkulan bileğim yüzünden ayağa kalkamadan tekrar yatağa oturdum. Bileğimn acısına eşlik eden şakağımdaki sızı yüzümü buruşturmama neden oldu. Duman gideceğimi düşünerek bacaklarıma oturduğunda kısa bir an kedimi kucağıma sıkıca hapsettim. "Bizi yalnız bırakabilir misin?" Mazhar amcaya oldukça yumuşak bir şekilde sordu. Mazhar amca onaylayarak dışarı çıktığında Mercan yenge yabancı adamı uyarırcasına konuştu. "Kinali kuzuma karışmayi ha, canini da yakmayasun!." Diye uyardı. Yabancı adam başını hafifçe eğerek onayladığında Mercan yenge de odadan çıkarak bizi yalnız bıraktı. Yabancı adam kapıyı hafif aralık bırakarak odanın ortasına heykel gibi dikildi. Otuzların başında görünüyordu. İri ve oldukça fitti. Sıradan biri olmadığı oldukça belliydi. Bu sabahki kıyafetlerini değiştirmiş, üzerine siyah bir tişört, altına ise koyu jean giymişti. Koyu kahve saçları dağınıktı. Kolunda siyah deri keremli bir saat, ayağında ise Mazhar amcanın ona küçük gelen terlikler vardı. "Aptallığın canına mal olacak bir gün." Sessizliğini bölerken aynı zamanda sinirimi de bozmaya kararlıymış gibi devam etti. "Bilerek kendine acı veriyorsun. Canın yandıkça kendine olan öfken diniyor, vicdan azabını öyle susturuyorsun." Küçümseyici bir şekilde beni süzdü. "Ne biliyorsun da böyle konuşuyorsun!" Diye bağırdığımda haddini bilmez küstah adama öfkeyle baktım. Duman sesimin yükselmesiyle uzandığı yerden sıçrayarak bana baktı. Kafasını usulca okşayıp yere bıraktığımda odanın köşesindeki yatağına uzandı. Onu rahatsız ediyorduk. Yabancı adam Dumana kısaca bakarak tekrar bana döndü. "Hakkında bilmediğim hiçbir detay yok Mina Arısoy." "Böyle aptalca konuşmaya devam mı edeceksin?" Kaba biri değildim ama bu adam sinirimi bozuyordu. "Bana kim olduğunu ve ne istediğini söyle!" Gözleri tanıdıktı, bir yerde karşılaştığımıza adım gibi emindim ama lanet olsun ki hatırlamıyordum. Odanın ortasında dikildiği yetmezmiş gibi üstüne odama ve bana rahatsız bakışlar atıp durması beni daha çok öfkelendiriyordu. "Ve ayrıca odama öyle bakışlar da atıp durma!" Son sözlerim yabancı adamın gülmesine neden olmuştu. Saniyelik dudak kıvırması anında kayboldu, gözlerime dikkatle baktı. "Son bir yıldır uzaktan bakıcılığını yapıyorum kız çocuğu," bana ikide bir böyle söylemesine de ayrı sinir oluyordum. Yirmi dört yaşındaydım. Çocuk değildim. "Yani babam tarafından tutulan bekçim misin?" Dedim. Babamın beni uzaktan koruduğunu tabii ki de biliyordum ama bu kadar gıcık bir adam tarafından korunduğumu asla bilmiyordum. Zaten çatık kaşları daha bir çatılırken huysuzca ona alayla bakan yüzüme baktı. "Baban tarafından tutulduğum çocuk bakıcısı desek daha doğru olur." Küstah pislik adam! "Kaba herif!" Diyerek huysuzca homurdandım. Bunu duymazdan gelerek hareketlendi. "Daha fazla sorun yaratmadan yaşamayı dene artık." Diyerek kapıyı açtı. Odadan çıkmadan hemen önce göz göze geldik. Soğuk ve kaba biriydi. Dudak büzerek ona baktığımda kafasını iki yana sallayarak kapıyı kapattı. Odada yalnız kaldığım an derin bir soluk bırakarak az önce yaşadıklarımı idrak etmeye çalıştım. Bu adam neyin nesiydi bilmiyorum ama çok kabaydı. Babamın bu adamı göndermesi gerekiyordu. Bana bir yükmüşüm gibi bakmasından nefret ediyordum. Babamı arayıp bu adamın kim olduğunu öğrenmek istiyordum ama saat geçti ve bu saatte babamı aramayıp telefonumu geri bıraktım. Yatağa uzandığımda bileğimdeki ağrıyı görmezden gelerek uyumaya çalıştım. Odamın camının kapalı olması beni uyutmuyordu. Dakikalarca dönüp durmuştum. Uykusuzluktan sızlayan göz kapaklarıma rağmen beni uyutmayan zihnime söve söve güç bela yataktan kalkmış, acı içinde camı açarak yatağıma geçmiştim. Bileğimdeki sızının şiddeti artmıştı fakat aldığım ilaçların yan etkisiyle uykuya dalmam kolay olmuştu. Uyku ile uyanıklık arasında gelip giderken odama biri girdi. Önce ateşimi kontrol etti ardından camın kapanma sesini işittim. Gözlerimi açıp camı kapatmaması gerektiğini söylemem gerekiyordu ama bunu yapmayıp tamamen uykuya daldım. Odama giren kişi kimdi bilmiyordum ama burada güvendeydim. Tabii kabus görmediğim sürece. Sabah uyandığımda daha iyi hissediyordum. Hava düne göre bugün güzeldi. Gökyüzünü kara bulutlar kaplamıştı yine. Sis yoktu. Sabah Mercan yenge odama birkaç defa gelmiş beni kontrol etmişti. Gece bile ara sıra geldiğini hatırlıyordum. Saat sekiz olduğunda yataktan kalkarak güç bela banyoya girmiştim. Dün sabahın çamuru bedenime sinmişti resmen, Mercan yenge beni kendi çabasıyla temizlemiş olsa bile hala çamur içindeydim. Birbirine karışan saçımı yıkamak yarım saatimi almıştı. Tek ayağım üzerinde duramadığım için banyodaki tabureye oturmuş yaklaşık bir saat boyunca duş almıştım. Duştan çıkıp odama girdiğimde Mercan yenge tek başıma yıkandığım için söylemişti biraz. Üstelik hala iyileşmemiştim bunun için de minicik bir azarı işitmiştim. Hızla eşofmanlarımı giyerek saçımı kurutmaya gerek bulmayıp salık bıraktım. Mercan yengenin örmesi için tarağımı yanıma aldım. Bileğime de tokamı taktığımda odamdan çıktım. Sargımı çıkarmıştım. Mazhar amcanın tekrar sarması gerekiyordu. Buraya geldiğimden beri o kadar şeyler atlatmıştım ki Mazhar amcalar bana alışmışlardı artık. O kadar sık hastalanıyordum ki bu kaçıncı yağmurdan ıslanıp hastalandığım oluyordu sayamıyordum bile. Düz yolda bile düşüp kafamı yarmışlığım vardı. O kadar dikkatsiz o kadar pasif biri olmuştum ki eski benliğimden eser kalmamıştı. Mercan yenge fırına attığı mısır ekmeğini kontrol etmek için yanımdan gitmişti. Onu fazla yormamak için aşağı inmek istiyordum. Zaten yeterince yoruyordum yaşlı çifti. Ahşap merdivenden yavaş ve dikkatli bir şekilde inerken bileğime fazla basmamaya çalışıyordum. Son üç basamak kalmışken acı içinde inledim. Daha fazla yürüyemezdim. Soluk soluğa olduğum basmağa oturduğumda yine inledim. Merdivenin hemen sol tarafında kalan mutfak kapısından görünen Mercan yenge korkuyla, "Uyy kızım senin canına kastın mı var?" Diye sorarak kızarak halime baktı. "Canın ölüm mü çekiyor yavrum?" "Gelebileceğimi sandım," halime bakarak kıkırdadım. "Ama gelemiyormuşum." Diyerek sevimli bir şekilde Mercan yengeye baktım. "Burada oturmak da çok güzelmiş ya Mercoş." Mercan yenge oldukça sevimli tutmaya çalıştığım bakışlarım karşısında daha fazla kızgın kalmayarak kıkırdadı. "Saçımı burada mı tarasan acaba?" Kirpiklerimi kırpıştırarak gülümsedim. "Delu kız." Diyerek kıkırdadığında evin ahşap dışa kapısı açıldı. Önden Mazhar amca içeri girerken hemen arkasından dün gece sinirimi hoplatan ve hala ismini öğrenemediğim kaba adam içeri girdi. "Geç içeri koçari. Mercan’um taze mısir ekmeği pişurdi, gel daa ye biraz." Mazhar amca hemen karşısında beni merdivende otururken görünce olduğu yerde durup endişeyle gözlerini bedenimde gezdirdi. "Kizum ne oldi sana? Neydi bu halun?" Bana doğru korkuyla yaklaştı. "İnadı tutti gene." Mercan yenge kaşlarını çatarak sargısını çıkardığım bileğime baktı. "Bacagi kopacak ha, sonunda o olacak." "İyi misun kizum?" Mazhar amca bana doğru atılacakken gülümseyerek onu durdurdum. "Korkmayın canım, baksanıza turp gibiyim," ayaklanmak için hareketlenecektim ki Mazhar amca buna izin vermedi. "Dur yavrum dur." Arkasında çatık kaşlarla bize bakan adama döndü. "Barlas daa, haydi kaldır kizumu da salona götür." Yabancı adamla göz göze geldiğimizde bana şımarık bir çocukmuşum gibi baktı. Adı Barlas'tı. İstemeyeistemeye bana doğru yaklaştı. İtiraz etmeme fırsat vermeden bir elini sırtıma, diğer elini de dizlerime sarıp beni kucakladı. Ellerimi nereye koyacağımı bilmediğim için tarağı parmaklarım arasına sıkıca tutup elimi kucağımda birleştirdim. O kadar ani bir şekilde beni kucağına almıştı ki kısa bir an başım döndü. Beni taşımakta hiç zorlanmıyormuş gibi gayet rahat bir şekilde salona taşırken gözlerimi sıkıca yumup baş dönmemin geçmesini bekledim. Bedenimi kabaca koltuğa bırakan adama içimden söverek inledim. Öküzdü! Bileğim burkulmuştu benim, canım acıyordu! Bana bu kadar kaba ve sert davrandığını babama derhal söyleyecektim. "Kizum iyi misun?" Mercan yengenin endişeli sesiyle gözlerimi açarak Bileğimi tuttum. "Yavaş ol oğlum, hasta benim kızum." Mazhar amca kaba adama kızarak kınayıcı bakışlar attı. "Bileğim acıdı," diye sızlanarak Mercan yengeye baktım. "Bu kaba adam beni öldürmek istiyor yengeciğim." Gözlerim anında sulandı. "Yok kizum, korkma. O burda seni korumak içundur zaten." Mercan yenge ne yapacağını bilmez bir şekilde tepeme dikilmişti. "Hayır hayır," diyerek yanaklarıma hızla akın eden yaşları silerek kada adamı parmağımla gösterip konuştum. "Bu adam çok kaba, beni öldürecek." "Evet seni öldüreceğim sonunda o olacak!" "Bak işte, beni öldürecek." Hıçkırarak ağlamaya başladığımda yüzümü avuçlarım arasına alıp sesli bir şekilde ağladım. Mazhar amca ile Mercan yenge aynı anda kaba adamı uyardılar. Beni teselli etmek için ne yapsalar da ağlamaya dakikalarca devam ettim. Dakikalar sonra ağlamam bittiğinde yüzümü avuçlarımdan kaldırıp salonda oturup beni izleyenlere baktım. Mazhar amca ile Mercan yenge çaresizce beni izlerken, kaba adam hiç buralı olmayıp televizyon izliyordu. Üstelik televizyonun sesini o kadar yükseltmişti ki ağlama sesimi bastıracak kadar yüksekti. "Mazhar amca!" diye sızlanarak kaba adamı gösterdim. "Hastayım ama ben, başım ağrıdı." Kaba adam hiç duymamış gibi televizyonun sesini açacakken Mercan yenge televizyonu kapatarak kaba adama baktı. "Oğlum şu kıza güzel davran ha!" Diye uyardı. Elinde tuttuğu ilk yardım çantasını Pis korumamın kucağına bıraktı. "Kalk da Mina’nin bileğini sar, morardi kizumun bileği." Dehşetle bileğime baktığımda gerçekten morardığını görmemle hıçkırdım. "Hayır yaa!" Diyerek bileğime uzandım. "Bileğimi kesecekler yaa!" Burnumu çekip ağlayacakken kaba adam sabrı kalmamış gibiiki adımda tepeme dikildi. "Çocuk gibi ağlamayı kes! Vir vir vir başımı ağrıttın be çocuk!" Kafamı kaldırıp ona sinirle baktım. Kirpiklerimi kırpıştırıp burnumu çektiğimde uzattığı peçeteye burun kıvırdım. "Seni babama söyleyeceğim." Burnumu ona inat çekip önüme döndüm. Sabır dilercesine burnundan sert bir soluk bırakıp peçeteyi resmen kucağıma fırlattı. "Sil şu sümüğünü!" Burnumu silmeden hemen önce ona inat seslice çektim. "Pis kız çocuğu." Söylenerek yere oturduğunda bileğime baktı. Gerçekten şişmiş ve morarmıştı. Mercan yenge yanıma bıraktığım tarağı alarak orta sehpaya bırakarak Mazhar amcayla salondan çıktılar. "Kinali kuzumu getir mutfağa oğlum," Mazhar amca kapıdan bize bakarak devam etti. "Canini yakma, dikkatli ol ha." Diye uyardı kaba adamı. İkimiz yalnız kaldığımızda ona öfkeyle baktım. Bunu umursamayıp ilk yardım çantasından çıkardığı ilacı bileğime sıktı. Dakikalar sonra bileğimi sardığında çok zahmetli bir iş yapmış gibi gerinerek bana baktı. "Yürüyebilir misin?" Aptalca sorular sormayı bırakmalıydı. Bu adamın iletişim bozukluğu vardı. "Bıraksanız buradan ta köye kadar koşarım!" Diyerek adama ters ters baktım. "İyi o zaman, mutfağa da gelirsin koşa koşa." Adam umursamaz bir şekilde omuz silkerek odadan çıktı. Arkasından bakakaldım. "Kaba herifin tekisin!" Diye arkasından resmen bağırdım. "Seni gerçekten de babama söyleyeceğim!" Mercan yenge ile Mazhar amca art arda salona girdiklerinde ikişi de şaşkınca bana baktılar. "Az önce bağırdin mi sen?" Mercan yengenin yüzündeki şaşkınlık giderek yerini koca bir gülümseme aldı. Az önce ne yaptığımın farkına varınca utançla dudağımı ısırdım. Buraya geldiğimden beri asla sinirlenmemiş ve bağırmamıştım. Hep susmuş, köşeme çekilmiştim. Dünden beri bu adam yüzünden sinirden köpürüyordum. Onun yüzünden bileğim burkulmuştu ve onun yüzünden bu haldeydim. "Bu haddini bilmez adam bana sürekli kızıyor ama." Mazhar amca güler gibi oldu ama anında kendini toparlayıp bağırdı. "Ula koçari! Gel kızımı mutfağa getir!" Saniyeler sonra adam bezmiş gibi kapıdan içeri girdiğinde hafif eğilerek kapıdan geçti. Vay canına! Adam o kadar iriydi ki bu küçük ahşap evde yürüdüğü an bütün tahtalar gıcırdıyordu. Yetmezmiş gibi bir de kapıdan eğilerek geçiyordu. Evet! Bu adam gerçekten katildi. Bedenimi hiç zorlanmadan kucakladı. Yüzüme dahi bakmadan beni mutfağa taşı. Mercan yengenin söylediği sandalyeye oturttu beni. Bacağımı hemen karşı sandalyeye uzattığımda kaba adam bana bakmadan yemeğine kaldığı yerden devam etti. Bu adam kimdi ve neden bu kadar rahattı çözemiyordum. Aklımı karıştırıyordu. Mercan yengenin taze mısır ekmeğine sürdüğü tereyağ ve balla güzel bir kahvaltı yapmıştım. Kahvaltı sürecinde kaba adam sessizliğini korumuş hiç konuşmamıştı. Kahvaltıdan hemen sonra beni yine salona taşımış bileğimin altına kırlent yerleştirmiş odadan hatta evden ayrılmıştı. Mazhar amca da yarım saat önce çarşıya gitmek için çıktığında yine Mercan yengeyle yalnız kaldık. Duman onu dışarı çıkarmadık diye huysuzca evde dolanıp duruyordu. Duygu sömürüsü olan mırmırına asla kanıp onu daha dışarı çıkartmayacaktım. Bir gün eve dönmeyecek diye ödüm kopuyordu. Mercan yenge arkama geçmiş kuruyan ve birbirine dolanan saçımı canımı acıtmayacak bir yavaşlıkla tarıyordu. Kahvaltıdan sonra aldığım ağrı kesici haplar uykumu getirmişti. Uyuşuk bir şekilde mırıldandım. "O adam çok kaba biri yenge." Saçımı taramayı bırakıp örmeye başladığında kıkırdadı. "Barlas mi da?" Diye sorduğunda onaylar mırıltılar çıkardım. "Bana çok kötü davranıyor." "Özünde iyidur haa, deli uşağdur." Saçımı örmeyi bitirdiğinde doğrulup yüzüme baktı. "Öfkesune bakma ha kizum. Şefkati daa çuktur ki, sana olan sevgi içun öfkeleneyidur." Gözleri ışıl ışıl parlayan kadına dudaklarımı büzerek hala alışamadığım konuşmasını anlamaya çalışarak baktım. Laz şivesini hala tam olarak anlayamıyordum. "Hıhı öyledir tabii." Diyerek burun kıvırdığımda Mercan yenge kıkırdayarak güldü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD