Çantamı iki elimle tutup başımı kaldırdım. İki katlıydı. İkinci kat ben varken yoktu. Burada kalacağı için yaptırmış olabilme ihtimali yüksekti. Egemen’in odasının yerini gözlerimle tararken fark ettim... Camdaki adamla göz göze geldik. Elleri cebinde bana bakıyordu. Kendisi gelmemişti ama bence beni zaten bekliyordu.
“Naire Hanım.” Koşarak yanıma yaklaşıyordu Egemen’in en güvendiği adamlardan İsmail. Buradaki işleri hiç düşünmeden ona bırakabilirdi. Çalışkan ve sadıktı. En önemli özelliğin o olması gerekmiyor muydu zaten?
“Merhaba İsmail. Nasılsın?” sıradan bir ziyaretmiş gibi rahat davranmıştım.
“Ben iyiyim Naire Hanım. Siz nasılsınız? Ne zaman geldiniz?” bu soruyu hayatımdaki herkesle karşılaştıktan sonra hatta ve hatta sadece karşılaşma değil uzun bir zaman duyacaktım.
“Çok uzak değildim. Egemen yukarıda sanırım.” Başını kaldırıp cama baktı.
“Evet yukarıda. Eşlik edeyim size.” Çevremizdeki çalışanların hepsi bize bakıyordu. Burada çalışan işçiler değişkenlik gösterebiliyordu. Günlük gelen kişiler bile olurdu. Beni tanımamaları normaldi.
“Yok ben giderim. Arabayı böyle bıraktım ama sorun olursa anahtarı üzerinde.”
“Tabi ben hemen ilgileneceğim Naire Hanım.” Çok büyük olmayan yapıya adımımı attım ve başımı dikleştirdim. Üst kata çıkan merdivenlere yöneldiğimde içeride olan beş kişinin başı bana dönmüştü. Egemen’in asistanı Vildan beni görünce yüzündeki ifade değişmişti. Herkes hortlak görmüş gibiydi. Normaldi tabi.
Merdivenlerden çıkarak koridor boyu yürüdüm. Karşımdaki kapıyı açtığımda iki sene sonra yüz yüze gelecektik. Aslında hiç konuşmak istemiyordum. Buraya kadar geldiysem… Liberate me ex inferis… Beni cehennemden kurtar Egemen. Bu sefer yanım da ol.
Kapıyı tıklamadan açtım. Tam karşıdaki camdan bakıyordu. Az önceki gibi… Geldiğimi bildiği halde bana doğru dönmemişti.
“O rengi stoklarda yokmuş. Bir buçuk ay diyorlar. Ama o zaman süreç uzayacak. Çok kararsız kaldım.” Konuşan bir kadındı. Egemen’e o kadar odaklanmıştım ki odada başkası var mı fark etmemiştim bile. Başımı sesin geldiği tarafa çevirince kadınla göz göze geldik. Tanımadığım biriydi. “Buyurun?” dedi. O da beni tanımıyordu belli ki. Kadının soru dolu buyurununu atlayarak Egemen’e döndüm.
“Kaya.” Dudaklarımdan dökülen adına yakışır bir şekilde kıpırdamıyordu.
“Egemen.” Dedi bu sefer de kadın. “Hanım Efendi kim?” derin bir nefes alarak kadına baktım.
“Bize biraz müsaade eder misin?” O buradayken Egemen’in buz gibi duruşunu eritemeyecektim. “Konuşmamız lazım Kaya.” Hala cevap vermiyordu.
“Egemen çıkayım mı?” yerinden kalkan kadını durdurmak için duydum sesini. Uzun zaman sonra… benim için iki yüz bin seneden sonra duydum…
“Otur oturduğun yerde Canan.” Sesindeki soğukluk kadını bile korkutmuştu. Bedenini döndü bana. Yıkmak istiyordu beni. Umudumu kırmak istiyordu. Giderken onun kalbini nasıl kırdıysam o da benim kalbimi paramparça etmek istiyordu…
“Konuşmamız lazım Kaya.” Takım elbisenin içinde dağınık bir haldeydi. Kravatını çözmüş gömleğinin kollarını dirseğinin altına kadar yukarıya kıvırmıştı. Sivri çenesindeki kaslarının oynamasından anlıyordum ki dişlerini sıkıyordu. Fiziksel olarak göz korkutucuydu. Değişmişti. Yaşlanmamıştı ama değişmişti. Güzel yüzünde bazı çizgiler oluşmuş, kısa sakallarında beyazlar çıkmıştı. Bunlar zamanla mı belirginleşmişti yoksa sadece bir gece de mi…
“Konuşacak bir şeyimiz kalmadı Pia.” Hızla gözlerimi kapadım açtım. Bana mesaj vermeye çalışıyordu. En son görüştüğümüzde, mezarlıkta, Enver’in kızı Naire öldü demiştim. Kadının belli belirsin Pia mı? dediğini duymuş ama gözlerimi Kaya'dan çekmemiştim.
“Geldim Kaya. Geldim ve konuşmamız gerektiğini sen de biliyorsun.” Kaya’nın dudakları tiksintiyle kıvrıldı.
“Geldin mi? Dalga mı geçiyorsun sen? Seni buldular Pia. Seni bulduk!” sesindeki neşeyi hissettim. Beni yargılamak için can atıyordu. Bunu görebiliyordum. Zalimliğin ötesine mi geçmişti?
“Kaya beni fark ettiğini anlamıştım. Gelmek istemeseydim o saniye oradan tüyerdim. İlk seferinde olduğu gibi güzel kaçardım.” Beni buraya zorla getirdiklerini düşünmesini istemiyordum.
“Evet Pia. Güzel kaçıyorsun. Bir anda kayıplara karışıyorsun. Bizde seni…” Cümlesini tamamlamadan elini çenesine götürdü ve ardından saçlarını karıştırıp yan döndü.
“Konuşalım. Bak ben…” Aniden tekrar bana döndü ve ilk defa yakınıma kadar geldi. Parfümünün kokusu çalındı burnuma. Derin bir soluk alırken dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim ilk defa. İlk defa güçsüzleştim. Çok özlemiştim. Gözlerindeki hüznü beni delip geçerken gerçekten ölmek istedim. Karşımda enkaz halindeydi. Dudakları aralandı… Bir anda, dudaklarının tadını, sıcak bedenlerimizin sarmaş dolaş olduğunda iki senenin hasretiyle nasıl yanacağımızı hayal ettim. Nefes alışverişlerim düzensizleşmişti.
“Seninle son kez karşılaşacağım yeri iyi biliyorsun. Ondan sonrası yok Pia. Şimdi git.” Bedenimdeki değişimlerin aynısı onda da oluyordu. İstemeden söylediği sözleri için onu affedecektim. O beni affetmese de ben onu affedecektim.
“Anlamadığın için kızıyorsun bana. Hep kızdın. Ama artık bitti. Her şeyle, herkesle yüzleşmeye hazırım. Bir hata yaptım kabul. Bunun telafisi için uğraşacağım.” Gözleri beni tartmak ister gibiydi. İçindeki ikilemi anlayabiliyordum. O da beni anlamalıydı. İstediğimi almadan gitmeyecektim buradan.
“Du vis pacem para bellum.” Gözlerimiz birbirinden ayrılmadan bekledik…ve beklediğim sözler döküldü dudaklarından. Eğer barış istiyorsan, savaşa hazırlan…
---
"Masonlar gerçekçi iseler, akıl ile hareket ediyorlarsa ve toplumun kalkınması için çaba sarf ediyorlarsa, toplum için faydalı olduğunu bildikleri veya inandıkları hususları gizli tutmakta ısrarlı olmaları nasıl izah edilir? Gizli tutulan husus, toplum için faydalı değil ise veya bir değer taşımıyorsa, gizliliği ve sır saklama oyunu oynamak nedir?"
"Sırrı açıkladıkları takdirde başka insanların alaylarına maruz kalma korkusu da var."
"Neden?"
"Masonluk bazı sırlarını ve hakikatleri maskeler. Arzu edenler ise esasen hafifçe maskelenmiş olan bu hakikatleri bulabilirler. Bu hakikatlerin bazı zayıf ve düşüncesizlere açıklanması ise tehlikeli olabilir. Hatta onların mevcut olan ihtiyaçlarını yok edebilir. Masonluğun intisap edenlerinkini ise kuvvetlendirir. Kadim sırların tesis edilme sebebi bundan ileri gelmektedir. Bunlar bilgi ve hikmet arayıcıları ile bu işe başlangıç veya verilecek malumata hazırlık safhası vazifesi gören mekteptir. Doğru dürüst bir hazırlık safhasından geçmeden verilen hakikatler bunları alanlar için yıkıcı ve şaşırtıcı olabilir"
"Hep üzeri kapalı konuşuyorsun baba. Bu gizlilik neden ben hala anlayamıyorum."
"Gayet iyi anlaşılacağı gibi, Masonluk gizli bir cemiyet değil, kapalı bir cemiyettir. Bu gizlilik, bu kapalılık, bütün insanların, bütün Masonik sembolleri anlayacakları seviyeye ulaşmalarına kadar sürecek ve ancak insanlık bu mertebeye ulaştıkları gün Masonluğa ihtiyaç kalmayacaktır."
"Söylediklerini birleştirmeye çalışıyorum ama olmuyor."
"Sır..."
"Ben de bu sırrın içerisinde olmak istiyorum."
"Mümkün değil Naire."
"Ben Naire Malkaralı, Evrenin Ulu Mimarı'nın huzurunda ve burada toplanmış bulunan Masonların önünde; Yurduma ve aileme bağlı kalacağıma, Onlar için elimden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğime, cehalet ve taassuba karşı savaşacağıma, hak ve adaletten yana olacağıma, başkalarının hakkını kendi hakkım gibi koruyacağıma, Kardeşlerimin yardımına koşacağıma, insanların mutluluğuna çalışacağıma, bana emanet edilen bütün sırları saklı tutacağıma, Türkiye Büyük Locasını, Türk Masonluğunda tek ve en büyük otorite olarak tanıyacağıma, Onun yasalarına bağlı kalacağıma ve kararlarına uyacağıma, kendi isteğimle şeref ve namusum üzerine yemin ederim. Evrenin Ulu Mimarı, Masonlar önünde etmiş olduğum bu büyük yemini yerine getirmemde bana yardımcı olsun." Babamın gözleri şokla açıldı. Gözlerinden geçenleri okuyamıyordum. Kızgınlık, öfke, şaşkınlık, gurur... Sırlarının ortaya çıktığının farkına varması çok hızlı sürdü. "Kaya Kardeşlere katıldı. O girdiyse ben de gireceğim baba." Sır... Bir kadın tarafından...
---