İLKYAZ Gecenin ilerleyen saatlerinde arabanın içinde, kucağımda duran çilek dolu ambalajla öylece oturuyordum. Cam hafif aralıktı; içeri süzülen serin rüzgâr saçlarımın arasından geçerken tuzlu deniz kokusunu da beraberinde getiriyordu. Dalgaların kıyıya vuran ritmi, kalbimin atışına karışmış gibiydi. Sanki dünya yavaşlamış, her şey bu anın etrafında susmuştu. Elimdeki çileği dudaklarıma götürdüğümde tatlı suyu dilime yayıldı, ama asıl dikkatimi dağıtan şey karşımda oturan adamdı. Boran’ın bakışlarını yakaladığımda zaman kısa bir anlığına askıya alındı. O mavi gözler… İlk kez ne sertti ne de uzak. İçlerinde alışık olmadığım bir yumuşaklık vardı. Sanki beni çözmeye çalışmıyor, sadece izliyordu. Sadece… beğeniyordu. “Neden öyle bakıyorsun?” diye sordum, sesim kendi kulaklarıma bile ya

