4. Bölüm

1924 Words
3 hafta sonra Mayra'dan Bir aydan fazladır şirkette çalışıyorum. Mercan arada bir gelip şirkette gününü geçiriyor. Artık mezun olduk. Şimdi tam anlamıyla işe başlamışım gibi oldum. Stajın bitmesine 1 ay daha var. Eğer Çağhan bey izin verirse burda çalışmaya devam edebilirim. Alışmıştım bu tempoya. Yemeğimi alıp boş bir masaya geçtim. Gülsüm abla ile arkadaşlığı ilerletmiştim. Diğerleri ile ise ayaküstü merhabalaşıyorduk. Çorbam dan bir kaşık alınca masama koyulan tepsi ile kaşlarım çatıldı. Bakışlarım tepsinin sahibini buldu. Erdem'di. "Merhaba Oturabilir miyim?" diye sorunca biraz duraksayıp "Elbette oturabilirsin" dedim. Reddetmek istemedim. Erdem muhasebe bölümünde çalışıyordu. "Afiyet olsun" diyerek oturdu. "Sana da afiyet olsun" dedim. Birlikte yemeye başladık. "Nasıl işe alışabildin mi?" "Evet alıştım" kısa cevaplar veriyordum. "Stajın ne kadar sürecek?" "Bir ayım var" "Devam etmeyi düşünüyor musun?" sorular biraz canımı sıkmıştı. Bakışlarını üzerimde hissederken geriliyordum. "Mayra hanım" diyerek bir kadın geldi. Ben şaşkınlıkla ona bakıyordum. "Çağhan bey seni odasına çağırdı. Acil olduğunu söyledi" "Gelirken bir şey dememişti" "Bana söyleneni ilettim. Bence acele etsen iyi olur" "Tamam teşekkür ederim" dedim kadına. Daha çorbam dan bir kaç kaşık almıştım. Sabahları pek yiyemediğim için de fazlasıyla açtım. Acaba tepsiyi alıp gitsem ne olurdu? Hemde içindekilere yazık olacaktı. Yiyeceklerin dökülmesini asla istemezdim. Annemin ülkesine çok kez gittim ve oradaki insanların halini görünce yaşadığımız bolluk beni üzmüştü. Keşke onların da olsaydı. Biz kendi yağında kavrulan insanlardık ama annem her zaman yardım götürürdü onlara. Babamın arazileri vardı, satışlardan kazanıyorduk. Babam tutucu bir adam değildi, bizim her istediğimizi alırdı. Ayağa kalkıp tepsimi elime aldım. Erdem'e bakıp "Gitmem lazım sana afiyet olsun" "Teşekkür ederim iyi günler" dedi nazikçe. Başımı sallayıp tepsiyi tezgaha götürdüm. Çalışanlar dan birine seslenip "Tepsiyi bir kenara koyar mısınız? Acil işim çıktığı için gitmek zorundayım. Dönüşte yiyeceğim" "Soğur ama" iç çektim. "Soğukta yerim sorun değil" "Aslında yasak mutfağı toparlayıp çıkacağız bizde" yüzüm düşmüştü. Üç çeşit yemek vardı tepsi de. "Sarıp sana vereyim istersen, işin bitince yersin" Bu iyi fikir miydi bilmiyorum ama başımı olumlu anlamda salladım. Kız yiyecekleri bölmeli bir kaba koydu kendi kabıymış. Çorbayı da sarıp öylesine saklama kabının üzerine koyup bir poşete koydu. Poşeti bana verince ona çok teşekkür ettim. Bir kaç şaşkın bakışın arasında yemekhane den çıktım. Asansörün yanına giderek 10. Kata çıktım. Elimde ki poşete odaklanmışken odama doğru yürümeye başladım. Önüme çıkan Çağhan beyi sonradan fark ettim ve durdum. Bakışlarım yüzüne kaydı ve sinirli olduğunu fark ettim. Neden sinirli görünüyordu? "Neden geç kaldın?" diye sorunca afalladım. Geç kalmamıştım ki. "Bir sorun mu var Çağhan bey?" derin bir kaç nefes alınca sakinleşmeye çalıştığını anladım. Anlaşılan büyük bir sorun vardı. "Elinde ki ne?" diye sordu. Yemeğim desem ayıp olur muydu? "Şey yemeğim. Siz çağırınca" bir süre şaşkınca yüzüme baktı. Bakışları sanki yumuşamıştı. "Çok mu acıktın?" diye sorunca başımı olumlu anlamda salladım. "Bizde yemek dökülmez Çağhan bey. İzin verirseniz odama bırakıp döneyim" "Yemeğini yiyebilirsin Mayra. Daha sonra odama gelirsin" kaşlarım çatıldı hafiften. "Acil çağırdığınızı söylediler?" dedim anlamayarak. "Bana karşı mı geliyorsun Mayra?" diye sorunca başımı sağa sola salladım. Ben daha şaşkınlığı üzerimden atamadan o önüne dönüp odasına girdi. Ben ise kafam karışık olduğum yerde kalmıştım. Kendime gelince odama geçtim. Bu adamın tavırları da neydi böyle? Önce sinirle sorular soruyor sonra açım diye yumuşuyor. Daha sonra ise azarlıyor. Sorunu nedir anlamıyorum bir türlü. Neyse artık patron kısmını anlamak mümkün değil. Yemeğimi yedikten sonra küçük mutfakta bulaşıkları yıkadım. Çağhan beye kahve yapıp odasının önüne geldim. Kapısını tıklayıp "Gel" sesini duyunca odaya girdim. "Size kahve yaptım" dedim. "Koy" dedi bana bakmadan. Ya sabır birde görmezden geliyor. Kafamı sürekli karıştırıyor. Kahvesini önüne koyup geriye çekildim. Bir kaç dakika sessizlik oluştu. Bakışlarını bana döndürüp "İnsan kaynakları bölümünden kırmızı bir dosya alınacak. Al ve bana getir" dedi. Kaşlarım çatılmak için benimle mücadele ederken neden benden istediğini düşündüm. Normalde bu kata getirilen şeyleri ben ona verirdim. Bunun için mi kaldırmıştı beni yemeğimin başından? Beni şaşırtıyor her zaman. Başımı sallayıp insan kaynakları bölümüne gidip dosyayı alıp geldim önüne koydum. Dosyayı alıp içinde ki bir kaç yere imza attıktan sonra tekrar bana uzattı. "Yerine götür" dedi. Artık bu hallerine alışmalıydım. Dosyayı insan kaynaklarına götürüp odama geçtim. Telefonumu elime alınca Mercan'ın cevapsız çağrılarını gördüm. Acil bir şey olduğunu düşünerek hızlı bir dönüş yaptım. Mercan çırlayarak açtı telefonu. "Nerdesin kızım ya?" diye sitem etti. "Çalışıyordum Mercan" dedim. "Yemek molasında aradım Mayra" dedi. "İşlerim vardı dedim ya Mercan. Hem nedir manitam gibi beni sorguluyorsun?" samimiyetimiz onunla iyiydi, ikimizde alınmazdık. "Manitan olana kadar böyle tatlım" dedi. Gülümsedim. "En kısa sürede manita edeceğim" diyerek kıkırdayarak yan tarafıma döndüm refleksle. Çağhan beyin bana baktığını görünce tükürüğüm boğazıma kaçtı öksürmeye başladım. Neden sinirli bakıyordu bu adam bugün? Artık storlar hiç inmiyor sürekli onun görüş alanındaydım. "Helal, helal" dedi Mercan. Onun sesiyle kendime geldim önüme döndüm. "Sen ne söyleyecektin?" "Mezuniyet partisi için aradım. Pazar günü yapılacak" "Ben onu tamamen unutmuşum. Hem gelip gelmeme konusunda kararsızım" "Ne demek kararsızım? Beni yanlız mı bırakacaksın orada?" "Kalabalık ortamları sevmem bilirsin" "Sınıf olarak son kez buluşacağız Mayra, gelmelisin" buda abisi kılıklı rica etmiyor zorluyor. "Babam dan izin alırsam gelirim" yine beni ikna etmişti. "Kıyafetin benden güzelim" diyince "Kendi elbiselerimden birini giyerim" dedim. "Yarın akşam bize gel deneme yapalım" "Olmaz. Yorgun oluyorum" "Pazar günü gel bahane uydurma o zaman" "Ya kızım patronumun evine nasıl gideyim" diken üstünde olmadığım bir pazarım var onu da Mercan mahvedecek. "Abim evde olmuyor pazar günleri" ilk defa gidecektim onların evine, haliyle gergin hissediyordum. "Vazgeçmeyeceksin değil mi?" "Sence?" "Tamam geleceğim" "Seni seviyorum Mayra" "Yalaka seni" dedim homurdanarak. "Bir tek sana böyleyim, bir tek sen bebeğim" "Oldu olacak çıkma teklifi et" "Onu seneler önce yaptım" dedi. İlk arkadaşlık adımı ben çekindiğim için ondan gelmişti onu demek istiyordu. "Hadi kapat işim var ukala" dedim. "Kolay gelsin canım pazar günü bekliyorum." "Teşekkür ederim geleceğim bir aksilik olmazsa" dedim. Telefonu kapatıp çekingen şekilde yana döndüm. Neyse ki elinde ki telefona bakıyordu. Kaşlarım çatıldı. Acil dediği iş sadece o dosya mıydı? Yoksa bana eziyet etmek için mi böyle davranıyordu. Bir şekilde zihnimi meşgul etmeyi başarıyordu. Neden etrafımda görünmeyen bir kalkan hissediyorum. Bazen takip ediliyorum gibi hisse kapılıyorum dışarıda. Zaten şirkette göz altında gibiyim. Belki de benim kuruntumdur bilmiyorum ama onunla çalışmaya devam etmek belki de mantıklı değildir. Staj bitince duruma göre karar verecektim. Bana bakışları yoğun olsa da sevgilisi ile arada o odaya giriyor. O sayede benden hoşlanmadığını anlıyorum. Zaten kim hoşlandığı birinin yanında başka bir kadını odaya atar ki? Ben olsam atmam gizli yaparım, mal mıyım? Neyse ben zaten kendi standartlarımda birini alacaktım. Patron, zengin kısmı bana göre değildi. Bugün yoğun değildi. Çağhan bey erken çıkacağını söyleyip bana izin verince mutlu bir şekilde ayrıldım şirketten. *** Pazar günü Yazar'dan "Ben geldim Mercan" diyen Mayra oldukça gergindi. "Tamam canım geliyorum birazdan" geceye kadar Mercan, Mayra'nın kafasının etini yemişti kahvaltıya gel diye. Mayra yine dayanamamış kabul etmişti. Zaten ne zaman Mercan'a hayır diyebilmişti? Konağın büyük bahçe kapısı açılırken Mayra derin bir nefes aldı. Buraya taksi ile gelmişti. Kapı açılınca ona gülümseyen Mercan'a baktı. Neden gerginim diye kendini azarladıktan sonra arkadaşı Mercan'a sarıldı. "Hoşgeldin canım" "Hoşbuldum Mercan" dedi Mayra bahçeye biraz göz atarken. Mercan ondan ayrılıp "Birazdan kahvaltıya oturacağız, önce üzerindekileri odama bırakalım" Mayra başını salladı sadece. Birlikte merdivenleri çıkarken Mayra ağzı açık kocaman bahçeyi ve görkemli konağı izliyordu. "Çok büyük bir konak burası" dedi şaşkınlıkla. "Evet büyük ihtimalle şehrin en büyük konaklarından biridir" dedi Mercan keyifle. Odaya girip eşyaları koyduktan sonra birlikte yeniden girişe indiler. Mercan annesini çağırdı arkadaşını tanıtmak için. Annesi gelirken Mercan nedensiz gerildi. Demek ki patronu bu kadının kopyasıydı. Soğuk ifadesini belki yanlış anladım diye düşündü fakat kadının ona olan bakışları yargılayıcı ve küçümserdi. Bu bakışı nerde olsa tanırdı, çok kez yaşamıştı. Kadın onlara yaklaştıkça bedeni kasıldı. "Sana en yakın arkadaşımı tanıtayım anne. Arkadaşım Mayra." Mercan arkadaşına dönüp "Buda annem Gülhan sultan" dedi Mercan. Kadın başını sallayıp "Hoşgeldin Mercan" dedi. Kadın dikkatle Mayra'ya bakıyordu. İlk defa bu kadar esmer bir kız görmenin şaşkınlığını yaşıyordu. Mercan ona arkadaşının esmer olduğunu söylese de Mayra esmer değil sütlü çikolata rengindeydi. Şaşırmıştı kendince. "Teşekkür ederim efendim, hoşbuldum" dedi Mayra yüzüne bir tebessüm yerleştirmeye çalışarak. Mercan'ın annesi olduğu için tahammül edecekti bu duruma. Neyse ki bu kadınla bir yakınlığı yoktu. Isınmamıştı ona ısınmayan tuhaf bakan kadına. Hem ısınmak zorunda da değildi. "Kahvaltı hazır, hemen geçelim" diyerek Mercan Mayra'yı sürüklemeye başladı. Mercan'ın iki evli ablası vardı. 1 erkek 3 kız toplam 4 kardeşlerdi. Mercan Mayra'nın oturmasını sağlayıp kendisi de oturdu. Gülhan hanım da masaya gelince çaylar doldurulmaya başlandı. Gülhan hanımın kocası seneler önce ölmüş iki kızı da evlendiği için masa da fazla kişi olmayacaktı. "Çayları getirin" diye bağıran kadınla Mayra irkildi. Onun huzurlu evinde hiç bu kadar kaba bir uslup olmadığı için irkilmişti. Doldurulan çaylar masaya geldi. Gülhan hanım "Afiyet olsun" dedikten sonra kahvaltı başlamış oldu. Mayra gerginlikle çayından bir yudum aldı. Bardağını yerine koyup tabağına peynir ve salatalık tarzı hafif şeyler aldı. Masada o kadar çok şey vardı ki gözleri bakınca bile midesi dolmuş gibi oldu. Zaten her yerden zenginlik akıyordu, masanın böyle şölen gibi hazırlanması da çok normaldi. Mayra ağzına attığı minik bir dilim peyaz peyniri yedikten sonra yeniden çayını eline aldı. Bardağı dudaklarına götürüp bir yudum aldı. "Beni neden kimse kahvaltıya çağırmadı" Mayra duyduğu bariton sesle çay boğazında kaldı ve öksürmeye başladı. Yanında oturan Mercan sırtına hafif hafif vururken o hala öksürüyordu. Gülhan hanım şaşkınlıkla önce Mayra'ya baktı, ardından ayağa kalkıp oğluna baktı. Mayra sakinleşmeye çalışırken Gülhan hanım çatık kaşlarla oğluna bakıyordu. "Konakta olduğunu bilmiyordum. Genellikle kalmazdın, hayırdır?" diye sordu kadın kuşkuyla. Çağhan ifadesini hiç bozmadan "Kendi evimde kalmak için bir nedene mi ihtiyacım var anne?" diye sordu üste çıkmak için. Kadın şaşkınlıkla oğlunun masaya oturuşunu izledi. "Afiyet olsun" diyerek baş köşesinde ki yerini aldı Çağhan. "Çağhan ağanın çayını getirin" dedi Gülhan hanım yerine oturmadan hemen önce. Bakışları Çağhan'ın üzerindeydi. Çağhan'ın Mayra dan dolayı kalma ihtimalini düşündü. Genellikle Çağhan pazar günleri de dahil evde olmazdı. Bu nadir olaylardan biri şu anda gerçekleşiyordu. Çağhan önüne gelen bardağını eline alıp içmeye başladı. Annesinin onu izlediğini biliyordu. O yüzden tabağına et ağırlıklı yiyecekler doldurup yemeye başladı. Mayra'nın iştahı tamamen kaçmıştı ama göze batmamak için bir şeyler yedi. Mercan ise abim burda olmayacak demenin mahçupluğunu yaşıyordu. Ama nerden bilebilirdi ki abisinin bu hafta sonu evde kalacağını. Hem neden kalmıştı ki abisi bugün? Şimdi kendisi de huzurlu hissetmeyecekti. Neyse kahvaltıdan sonra gider diye düşündü. Mayra'nın o geldikten sonra kasıldığını hissetti. Ona da hak veriyordu, kim patronu ile aynı masada rahat edebilirdi? Kahvaltı tuhaf bir atmosferde geçerken Mayra Çağhan'ın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Bu durum onu gererken 30 dakikalık kahvaltı ona 10 saat gibi gelmişti. "Biz hara'ya doğru gideceğiz. Mayra'ya atımı göstermek istiyorum" diyen kızla Mayra rahat bir nefes aldı. Kesinlikle o atı görecekti. Mercan ayağa kalkınca Mayra da kalktı. "Evet atını görmeyi çok isterim" dedi çoşkulu bir sesle. Sonra sesine yüzünü buruşturdu. Birlikte sandalyenin önünden çıkıp yürümeye başladılar. Mayra Mercan'ın koluna hafif sert olacak şekilde vurdu. "Hani burda olmayacaktı Mercan?" diye sordu sitemle. "Valla bana da sürpriz oldu Mayra'm gerçekten bilmiyordum" Mayra bıkkın bir nefes verdi. "Pazar günümü bana patronumla geçirtiyorsun ya, ben sana daha ne diyeyim?" "Abim insan yemiyor Mayra, abartma istersen" "Senin de patronun olursa seni de göreceğiz Mercan hanım" "Valla ben zengin bir kocaya gideceğim. Çalışmak istediği mi hiç sanmıyorum. Bir hevesle okula gittim ama sadece aileme rezil olmamak için bitirdim. He birde sen varsın tabi" "Plan kurulmuş. Aile şirketinde staj, zengin koca derken oh ne ala memleket" çık çıklamıştı Mayra. Çağhan ikilinin didişmesini hayretle ve hafif bir gülümseme ile izliyordu. Ne dediklerini şu an duymuyordu ama daha önce çok kez duyduğu için az çok tahmin ediyordu. Bakışları annesine dönünce yüzüne eski sert ifadesini yerleştirdi. Kadının kolları önünde dolanmış şekilde oğluna bakıyordu. Çağhan rahat bir şekilde ayağa kalkıp "Çalışma odasında olacağım" dedi. Gülhan hanımın tek kaşı ilgiyle havalansa da bir şey söylemedi. Çağhan soru sormasına fırsat vermeden yürümeye başladı. Tüm günü evde geçirmek için biraz sebebe ihtiyacı olabilirdi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD