Mahzen’in o boğucu, barut ve ihanet kokan atmosferinden çıkıp İstanbul’un serin gece havasıyla buluştuklarında, Lara ciğerlerine çektiği her nefesin biraz daha "kanlı" olduğunu hissetti. Limuzin, şehrin ışıkları arasında sessiz bir hayalet gibi süzülürken, Baran’ın eli hala onunkini sımsıkı tutuyordu. Bu tutuş artık sadece bir sahiplenme değil, bir ortaklığın sessiz yeminiydi. Baran, başını koltuğa yaslamış, gözlerini kapatmıştı; ancak çenesindeki o seğirme, zihnindeki savaşın Mahzen’deki masadan çok daha büyük bir cephede devam ettiğini gösteriyordu. Lara, kendi ellerine baktı; o narin parmaklar az önce bir namluya hükmetmiş, bir adamın hayatını elinde tutmuştu. Korkması gerekiyordu, titremesi gerekiyordu ama hissettiği tek şey, Baran’ın yanındaki o sarsılmaz aidiyet duygusuydu. Artık bil

