Bölüm 1
Not: Flashback yazan yerler geçmişi gösterir.
Media: Bahar
Baran, sinirle eline geçirdiği herşeyi bir tarafa fırlatırken, korumalar onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı.
''Nasıl olurda kızın kaçmasına izin verebiliyorsunuz ya?!''
Evin hizmetçileri korkuyla oldukları yerlere sinerken, etrafta parçalanan ve kırılan eşyaların sayısı artıyordu. Baran şimdiye kadar hiç bu kadar agresifleşmemişti. Yarı yolda bırakılma hissi gerçekten de insanı kızdırabiliyordu. Baran en sonunda etrafında kırılacak bir şey bırakmadığında sakinleşerek oturmaya karar verdi. Sırtını koltukla buluşturduktan sonra tepesini attıran alkış sesleri pek de yardımcı olmuyordu.
''Harikaydın Baran. Seni şimdiye kadar hiç böyle görmemiştim.'' dedi Egemen Baran'ın karşısına otururken.
''Demek en sonunda yengeyi kaçırttırdın. Hemde düğüne bir hafta kala. Yetenek doğrusu.''
''Eğer bu evden tek parça halinde çıkmak istiyorsan kes sesini Egemen! Sinirimi senden çıkartmayayım.''
Baran'ın sesi olduğundan daha sakin çıkmıştı. Fakat Egemen susmak yerine konuşmaya devam ediyordu.
''Peki, şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? Biliyorsun, yenge çoktan kameralar karşısına çıkmıştı. Çıkmasaydı başkasını bulabilirdik. Şimdi ne yapacağız?''
Baran derin bir nefes aldı ve oturduğu yerde doğruldu. Günlerdir Nihal'e ulaşmaya çalışıyordu ama Nihal ne telefonlarını açıyordu ne de mesajlarına geri cevap veriyordu. Baran en sonunda dayanamamış ve evine gitmişti. Lakin eve girdiğinde hiçbir eşyanın yerinde olmadığını görmüştü. Nihal tüm eşyalarını alıp kaçmıştı.
''Ya düğünü erteleyeceğiz ya da onu bulacağız. Yapacak başka bir şey yok.''
Egemen kafasını sallayarak onayladı. ''Onu senin için bulacağım.''
Baran gülerek Egemen'e bakmıştı.
"Benim için mi?''
''Evet.''
''Karşılığında bir şey istemiyor musun?'' Baran kuşkuyla Egemen'i süzmüştü. Egemen kaşlarını çatarak güldü.
''Tabii ki de istiyorum. Lütfen karşılıksız iş yapamam ben.''
'Ne biçim kuzensin sen böyle' diye iç geçirdi Baran.
''Ne istiyorsun?''
''Şu yurt dışından yeni aldığın yazlık var ya. Hani sahilde olan. Mesela gözüm kaldı benim onda." Egemen'in sırıtışı gittikçe artarken Baran arkasında duran yastığı suratına fırlattı.
''Sırıtma öyle. Tamam vereceğim. İki gün içinde bulursan tabi."
.
.
.
.
''Bahar! Daha ne kadar ağlamayı planlıyorsun? İki hafta oldu iki. Gözlerinde yaş bile kalmadı be kızım. Sadece garip garip sesler çıkartıyorsun.''
Bahar, Nazlı'nın uzattığı su dolu bardağı aldı ve bir dikişte içti. Günlerdir ağlamasını durduramıyordu.
''Ben aldatılacak kız mıyım?'' Bahar iç çektikten sonra tekrar ağlamaya başlamıştı.
Nazlı tek tatil günü olan Pazar gününü keyif yaparak geçirmek istese de Bahar hiç izin vermiyordu buna. Hemde iki haftadır.
''Bahar. Bana da acı lütfen.İki haftadır beynimin etini yedin be kızım. Başka erkek mi kalmadı dünyada?''
Bahar kafasını yorganın içine çekti ve garip garip çıkardığı seslere devam etti.
''Yakında işten kovulacaksın. Artık işe gitmeye başlasan iyi edersin Bahar.''
Bahar birden yorganı kafasının üstünden çekince Nazlı irkildi. Göz göze geldiklerinde Bahar'ın suratında ki ifade inanılır gibi değildi.
''Neden?! İşsiz kalırsam beni eve almayacak mısın?''
Bahar bunu söyledikten sonra daha şiddetli ağlamaya başlayınca Nazlı hayretler içinde arkadaşına bakıyordu.
''Hamile kadınlar gibisin Bahar! Kalk ve giyin!''
Bahar ıslak gözlerini sildikten sonra ayağa kalkarak banyoya girdi. Aynanın karşısına geçtiğinde korkudan mermere tutundu.
''Ben ne hale gelmişim böyle?!'' diye söylenmekten alamadı kendisini.
Kırmızı bir surat, akmış bir burun ve 'ben buradayım' diye bağıran göz altı morlukları hiç de hoş bir manzara değildi. Bahar şimdi neden terkedildiğini anlıyordu işte.
.
.
.
.
Bahar, ertesi sabah erkenden kalkarak işe gitmek için hazırlanmaya başladı. Artık toparlanması ve kendine gelmesi gerekiyordu. Lakin başı çok felaket ağrımaya başlamıştı. Nazlı, dün gece kafasını dağıtması için içki ısmarlamıştı fakat fazla kaçırınca neler yaptıklarını hatırlayamıyordu. Sanki kötü bir şey yapmış gibi hissediyordu. Tüyleri diken diken olmuştu. Hemen mutfağa indi ve kahvaltı yapmadan bir bardak su aldı ve baş ağrısı için ilaç içti. Hızla oturma odasına girdiğinde etrafa saçılmış olan kıyafetlerin arasından ceketini buldu ve kapıyı çarparak evden çıktı. Dışarısı fazla soğuk değildi ama sonbahar yaklaşıyordu. Ağaçlardaki yapraklar çoktan yerdeki yerlerini almışlar ve dallarda tek bir şey bırakmamışlardı.
Bahar sokakta yürürken bir anda durdu. Aklında dün gece yaşanan sahneler tek tek canlanmaya başlamıştı. Bahar dikkatlice etrafına baktı. Hatırladığı kadarıyla Nazlı ile bu yolda yamuk yumuk yürüyerek eve gidiyorlardı. Hemde ellerinde boya kutularıyla! Bahar birden yanındaki duvara sindi ve o boya kutularıyla ne yaptıklarını düşündü. Etrafındaki alaycı bakışları umursamadı ve aklına gelen diğer bir sahneyle ağzı sonuna kadar açıldı.
Flashback
''Nazlı! Boya kutularını görüyor musun?''
''Evet, neden?''
Bahar boş sokakta kahkaha attı.
''Hadi gel de biraz evleri boyayalım!''
Bahar başka insanların evlerini boyama düşüncesi ile telefona sarılırken hemen Nazlı'yı aradı.
''Ne var Bahar? Neden izinliyken bile beni rahat bırakmıyorsun?''
''Biz dün gece ne yaptık?'' diye sordu aniden.
Nazlı anlamamış gibi tekrar sordu. ''Ne?''
''Diyorum ki eve dönerken dün gece biz ne yaptık? Boya kutularıyla?! Elimizde boya kutuları olduğunu hatırlıyorum!''
Nazlı yattığı yerde doğrulurken tekrar sordu. ''Neyden bahse-''
Nazlı aklında canlanan sahnelerle çığlık attı.
''Bahar biz kimin evini boyadık?''
''Ne?! Birinin evini mi boyadık?'' Bahar tekrar ağlama kıvamına gelirken iç çekti.
''Kimin evini boyadık hatırlıyor musun? Ya yakalanırsak? Kameralar bizi çektiyse?''
Nazlı hemen yattığı yataktan çıktı ve alt kattaki salona koştu. Etrafa dağılan eşyaların arasından kendi eşyalarını bulduğunda ağlamaya başladı.
''Kıyafetlerim boya olmuş. Kesin yakalanacağız. Kimin evini boyadık bir hatırla ya! Ben sadece boyarken ki halimizi hatırlıyorum.''
Bahar daha fazla şey hatırlayabilecekmiş gibi saçlarını karıştırdı.
''Nazlı peki ev nasıl bir şeye benziyordu? Tarif edebilir misin?"
Nazlı üstüne ceketini giyerken hatırlamaya çalıştı.
''Sadece beyaz ve lüks bir ev olduğunu hatırlıyorum.''
''Beyaz ve lüks? Tamam bittik biz. Adamlar bizi öldürecekler."
Nazlı telefonu omzu ile kulağı arasına sıkıştırırken ayakkabılarını giymeye çalışıyordu.
''Ben etraftaki evlere bir göz atacağım sende etrafına bakarak yürü."
Bahar 'tamam' dedikten sonra telefonu kapattı ve etrafındaki evlere bakınmaya başladı. Bahar sanki beyaz ve lüks bir ev daha önce buralarda görmüş gibiydi. Hatırlamaya çalışacağı sırada bir bağırma sesi duydu.
''Kim benim evimi bu hale getirdi?!''
Bahar korkuyla yerinden sıçrarken kimin evini boyadıkları aklına yıldırım gibi düştü.
"Muhtarın evi.''
.
.
.
.
Baran sinirle saçlarını karıştırarak pencereden dışarıya baktı.
"Şimdi ne yapacağız Baran? Gazeteciler şirketin önünü işgal etmiş durumdalar."
Baran sinirle "Nereden bilebilirim?!" diye bağırdı ve koltuğa attı kendisini.
Bu sırada hızla açılan kapıyla tüm dikkatler oraya çevrilmişti.
"Onu buldum!"
Kapıda heyecanla elinde telefonla duran Egemen hızla Baran'ın yanına gitti.
"İşte burada."
Baran telefonun ekranına bakarken sinsice sırıttı.
"Benden kaçabileceğini mi sandın küçük hanım?"
Baran rahatlıkla arkasına yaslanırken Egemen'e bir bakış attı.
''Onu bana getir. Akşama evde olsun. Onunla konuşacaklarım var.''
Egemen mutlu bir şekilde ofisten çıkarken hiç biri fark edememişti ki buldukları kişi aslında Nihal değildi.
.
.
.
.
Bahar arkasını dönmek istese bile yapamıyordu. Korkudan duvara yaslanmış birisinin ona yardım etmesini bekliyordu. Eğer muhtar öğrenirse polislik olurlardı. Bu sırada çalan telefonunu kim olduğuna bakmadan açtı.
''Bahar buldum! Muhtarın evi!''
Bahar bayılacak gibi hissediyordu. Evet kendisi, kendi gözleriyle görmüştü.
''Evet. Şu anda görmüş oldum.''
''Bahar neredesin? Gel buluşup bu işi bir konuşalım. ''
Bahar etrafına baktı. ''Her zaman ki yerimiz.'' dedi ve kapattı.
Bahar ayağa kalkarak Muhtar'ın evinin çaprazında duran cafe'den içeriye girdi. Boş bir yer bulduktan sonra yerleşti ve Muhtar'ın çılgınca atarlanışlarını korkuyla seyretti. Nazlı ile kendisinin ortaya çıkmasına bir saat belkide daha az süre vardı ve onlar cafe de oturmayı tercih ediyorlardı. Evet ne ironi ama.
Nazlı koşar adımlarla içeriye girdiğinde kendisi de Bahar kadar korkuyordu.
''Ne yapacağız?"
Bahar istifini hiç bozmadan konuştu. ''Kaderimize katlanacağız. Ne yapacağız başka?''
''Yakında bulurlar bizi Bahar! Neden o kadar içtik ki?''
Bu sefer ağlama sırası Nazlı'daydı.
Bu sırada Muhtar'ın evinin önünde siyah bir araba durmuştu.Tabi Nazlı araba hastası olduğu için hemen arabayı analiz etmişti.
''Vay be. Siyah Cadillac Escalade! Bunlara binenler paranın anasını ağlatıyorlar valla.''
''Şu anda derdimiz araba mı sence Nazlı? Arabalardan ya da zenginlerden daha büyük problemimiz var şu anda.''
''Pek sanmıyorum.''
Bahar anlamamış gibi Nazlı'ya baktı.
''Siyah Cadillac'ın içinden çıkan adam bize bakıyor. Ve bu bakış hiç hoşuma gitmedi Bahar. Tüysek mi? ''
''Çoktan yakalandık mı yoksa?'' dedi Bahar ona bakan adama bakarken. Gerçekten adam gözünü kırpmadan onlara bakıyordu.
''Nazlı. Hemen gidiyoruz buradan.''
Bahar hemen masanın üstündeki eşyalarını aldı ve hızla kapının önüne gitti. Nazlı arkasından ilerlerken dışarıya çıktıktan sonra etrafı kolaçan ettiler.
''Ara sokaklardan gidelim bence.''
''Güzel fikir ama tecavüze uğramayı düşünmüyorum Nazlı.''
"Hava aydınlık Bahar. Bu saate kim ne yapabilir ki bize?"
dediğinde Bahar istemsizce bir homurdanma çıkardı ağzından.
Tam gidecekleri sırada arkalarından gelen ses korkunun çok çok üst seviyesindeydi.
'Nereye bayanlar?'
Umarım beğenmişsinizdir. Tüm olumlu, olumsuz ve önerileri dolu yorumlarınızı bekliyorum.