Nemoris’in üzerine çöken sessizlik, fırtınadan önceki huzursuz bir bekleyiş gibiydi. Gökyüzü günlerdir kararmış, rüzgâr ağaçların dallarını öfkeyle savuruyordu. Kasaba halkı sanki görünmeyen bir tehlikenin yaklaşmakta olduğunu hissediyor, geceleri kapılarını sıkıca kapatıyordu. Ancak Elara, artık korku duymuyordu. Onun içinde, korkunun yerini alan şey kararlılıktı. Kaderine yenik düşmeyecekti. Geceleri göl kenarında saatlerce oturuyor, mühürden yayılan ışıltıyı kontrol etmeye çalışıyordu. Artık o işaret, sadece bir lanet değil, gücün kaynağı gibiydi. Fakat her defasında, içinden yükselen o karanlık yankıdan kaçamıyordu. Raphien’in sesi gibi… ama aynı zamanda ondan çok daha eski, çok daha soğuk bir fısıltı. Bir akşam, rüzgârın uğultusu arasında bir figür ona doğru yürüdü. Lucien’di. Ancak

