İsveç'in Gotland adasındaki Visby kasabasında en soğuk aylardan Şubat ayındaydık. Soğuk havaya eşlik edercesine yağan, oldukça şiddetli kar, kimi zaman odamın camına yakın duran ağacın, kuru dallarını savuruyordu. Savurma şiddeti cama çarpıp beni huzursuz ederek geri çekiliyordu. Uyurken bu çarpma ürkmeme neden olduğundan uyku tutmamıştı.
İleri geri giden ağaç dallarını izleyip karanlığın hakimiyetinde ki beyaz kar örtüsünü görmek için gözlerimi kıstım. Bir o kadar hırçın yağıp Visby kasabasında hakimiyet kuran kar, karanlığın ardında savunmasız kalarak sadece ayın aydınlattığı kadarıyla buğulu bir görüntüye neden olmuştu.
Kendi karanlığımda derin nefes alıp sadece közleri yanıp çatırdayan şömineye doğru ilerlerken nefesimi verdim. Tek başıma gecenin bu saatinde neden hala uyanık olduğumu sorguladım. Neredeyse bir haftadır kaçan uykularımın nedeninin Edwan olduğunu biliyordum. En son Bruno'nun muayenesinde konuşmuştuk. O günün üzerinden beş gün geçmişti ve onunla aramızda soğukluk vardı. Henüz Edwan ile konuşmaya fırsatımız olmadığından kendi içimde olan bu soğukluk uzaklaşmamıza neden olmuştu. Kurduğu cümle sonrası uyuyakalmış ve ben daha fazla cevap öğrenemeden, Bruno tedavisi için onu yormamamı istemişti. Bu istediğinde haklıydı.
Şömineye doğru eğilerek közlerini demir maşayla karıştırırmaya başladım. Edwan'ın beni bulmadan önce gözlerimi açtığım ormanı hatırlamaya çalıştım. Oraya nasıl geldiğimi hatırlarsam bu olanların arkasında kimin olduğunu bulabilirdim.
Gözlerimi sıkıca kapatıp anımsamama yardımcı olabilecek her detayı hatırlamaya çalıştım. Fakat görebildiğim tek şey karanlık oldu. Gözlerimi açıp sinirle elimdeki maşayı sert bir şekilde yere fırlattım. Oldukça tok ve gürültülü bir ses çıkarmıştı.
Hızla olduğum yerde doğrulup yatağıma ilerledim ve sıkıntıyla oturdum. Gözyaşlarım akmaya başladığında tüm çabalarımın boşuna olduğunu anladım. Hafızamın kaybolmadığı zamanlar kimdim? Kimin canını bu kadar çok sıkmıştım?
Babamın ölümünden sonra o ormanda olmam tesadüf değildi. Ben bir şeyler biliyordum ve şuan bu bildiğim şeyi hatırlamıyordum. Babamla aramızın nasıl olduğunu önemsemiyordum. Sırların açığa çıkmasını istiyordum.
Yavaşça kapı açıldığında ıslanmış kirpiklerimi kırpıştırarak baktım. Jessica kapı pervazından meraklı bakışları ile bana doğru bakıyordu. Karanlık odada nasıl göründüğümü bilmiyordum. O da zaten ince kıvrımlarıyla kendisini ele vermişti.
"Bir ses duydum. İyi misin?"
Jessica kapıdan ayrılmayıp bana bakmaya devam ederken sordu.
Onaylarcasına kafamı aşağı yukarı sallayıp "İyiyim." dedim kısılmış ve üzüntünün esiri olan sesimle.
Jessica bunu fark edip kapıyı biraz daha açtı ve bana doğru gelip "Sen ağladın mı?" diye sordu.
Sesindeki endişe açıkça ortadaydı. Yatağın üzerinde yanımda yerini alarak ince bedenini bana döndü. Avuç içi elmacık kemiğime yaslandığında gözyaşlarımla ıslandı.
"Neyin var Mia?"
İçten ve samimi gelen bu soruya karşılık "Her şey kötüye gidiyor." diye cevapladım.
Jessica odada sessizce bakışını gezdirip "Bu oda içinde aynı şeyi söyleyebiliriz." dedi espriyle.
Duran gözyaşlarımı silip gülümseyerek "Seni uyandırdığım için üzgünüm." diye sitem ettim.
Jessica boşver decesine elini savuşturup "Zaten uyumuyordum." diye açıkladı.
Merakla "Neden?" diye sorduğumda "Aklım abimde." diye hemencecik cevapladı.
Suçluluk duyarak "Bunun içinde çok üzgünüm." diyebilmiştim.
Tatlı tebessümünü yüzüne takınan Jessica "Üzgün olma, bu yaşananı engelleyemezsin. Abim böyle bir insandır." demişti.
Anlamayan bakışlarım sabit kalırken "İki sene öncede annemle babamı kurtarmak için ölümden dönmüştü." dedi anlamamı sağlayarak.
Yeni bir şeyler öğrendiğimi fark ederek "Nasıl öldüler?" diye sordum anne ve babasını kastederek.
Jessica iç çekip "Karın altında kaldılar. O zamanlar dağa kayağa gitmiştik. Annemle babam birlikte önden kaymak istediler. Edwan arkalarından giderken ben kayak takımlarımı giyiyordum. Her şey çok hızlı olmuştu. Etrafta koşturan insanlar ve insanları uyaran düdük sesleri tepede oluşan çığı durduramamıştı. Benim olduğum yeri teğet geçerek aşağısına ulaşan çığ büyümüş ve önüne çıkan insanları yutmuştu. Her şeyi bir kenara atıp aşağıya doğru koştum, bazen kayarak bazen koşar adım ilerliyordum. Çığ çoktan durduğunda bir tarafa çekilmiştim. Olası bir çığ tekrarında başka insanlara zarar gelmesin diye uzaklaştırıyorlardı. Fakat ben dinlemek istemedim. Uzakta gördüğüm, çırpınan Edwan'a ulaşmak istedim. Karı hızla kazıyordu. Yanına ulaşan görevliler onu da çekiştiriyordu ama o karşı koyarak buna devam etti. Tekrar düdükler çaldığında küçük bir çığ daha oluştu ve Edwan kayboldu. Bir saat sonra karın içinden çıkarıldığında uzun süre tedavi görmüştü. Anne ve babamın ölü bedenlerine iki gün sonra ulaşılmıştı." diye anlatarak yutkundu.
Jessica burnunu çekip "Benim ailemden tununabileceğim tek o var. Onu da kaybedersem ne yapacağımı bilmiyorum." diye içini dökmüştü.
Onun ellerini avuçlarımın içine alarak "Edwan iyi olacak Jess. Bruno ona gözü gibi bakıyor." diye teselli ettim.
Haklıydım. Bruno, Edwan'ın iyileşmesi için elinden geleni yapıyordu. Onun bu eve kısa sürede sağlıklı bir şekilde döneceğine emindim. Ondan uzaklaşmış olmam onu düşünmediğim anlamına gelmiyordu. Sadece bana açıklama yapacak olması içinde sağlığına kavuşmasını düşünmüyordum. Onun gerçekten iyi olmasını istiyordum.
"Bir şey sorabilir miyim?"
Jessica, eğdiği kafasını kaldırıp "Tabii ki." demişti.
"Beni daha önceden tanıyor musun?"
Jessica sorduğum soruya şaşırmıştı.
"Hayır, tanısam neden sana bunu söylemeyeyim?"
Bana inandırıcı gelen cevabına karşılık "Peki abin benden sana hiç bahsetti mi? Önceden ya da bu eve ilk geldiğim zamanda bahsetmiş olabilir." diye sordum.
Jessica düşünmeye başladığında aydınlanmak üzere olan hava görüşümü kolaylaştırmıştı. Jessica'nın yüzünde bir ifade yoktu. Aklında bir şeyleri tartıyor görünüyordu.
"Abim kapalı bir kutu olduğu için onun hakkında bir şey bilmek zor. Fakat hayatında önemli bir durum olduysa bile benden gizlemeyeceğini düşünüyorum. Annemle babamın kaybından şuana kadar geçimimiz dışında başka şeylerle meşgul olmadı. Hayatında, birilerine ya da bana bahsedebileceği bir kadın yok."
Açıksözlülüğü gerçekti. Yüzünde yalan kırıntısı göremedim.
Jessica "Neden bunları soruyorsun?" diye sordu.
Bunu merak etmesi ve sorması normaldi. Bu hayatta tek zorluk çeken ben değildim.
"Beş gün önce yani abinin ameliyat olduğu ve kendine geldiği gün, söylediği şey kafamı karıştırıyor."
Jessica anlayışla gülümseyip "Umarım seni üzecek bir şey söylememiştir." demişti.
Onun kızıl perçemi gözünün tekini gizlereken tatlı ifadesi değişmedi. İnce dudakları kıvrılmış halde samimi gülümsemesini sürdürüyordu. Bu gülümseme çil lekeli burnunu kırıştırmıştı.
Bende onun bu pozitif tavrına içten gülümseyerek "Aslında beni merakta bıraktı diyebiliriz. Beni daha önce tanıdığını söylemişti." diye açıkladığımda Jessica'da şaşırmıştı.
Jessica "Bu durumu sana daha önce söylememesinin eminim bir açıklaması ve nedeni vardır." diyerek Edwan'ı savundu.
"Bende öyle umuyorum Jess."
Birbirimize sarıldığımızda Jessica "Edwan seni bu eve ilk getirdiği gün, benden endişesini gizlemeye çabalasada senin için çok endişeliydi. Sen uyanana kadar başından hiç ayrılmamıştı. Bana, sadece seni ormanda bilinçsiz bir şekilde bulduğunu söylemesine rağmen bu yaptığı çok garip gelmişti ama şimdi abimin neden böyle davrandığını çok iyi anlıyorum. Nasıl ya da nereden seni tanıyor bilmiyorum ama o gün seni tanıyor olduğu için sürekli başındaydı. En son onu bu kadar endişeli anne ve babamı kaybettiğimizde görmüştüm. Eğer senin için endişelenecek derecede seni tanıyorsa onun sana karşı kötü bir niyetinin olmadığının kanıtıdır." diyerek beni düşündürtmüştü.
Edwan için kimdim bir fikrim yoktu. Ona karşı hissettiğim hoş hisler belki önceden tanıştığımız içindi. Onun her ismi geçtiğinde kalbimdeki küçük kıpırtı bundan daha fazlası olduğunu bana düşündürüyordu. Cevapları Edwan'ın kendisinden almadan farklı birçok şey düşünebilirdim. Belki aramızda tek gecelik bir şey yaşanmıştı ve bundan utanıp bana beni tanıdığını söylememişti. Belki de gizli aşkımdı ve Matthew'den habersiz görüşüyorduk, kimsenin bilmemesi gerektiği için beni tanıdığını gizlemişti. Belki daha farklı bir şey vardı.
Boğazımı temizleyip "Haklısın Jess. Edwan iyi olduğunda onunla konuşacağım." diyebilmiştim.
Jessica kafasını sallayıp gülümsedi ve benden ayrılıp ayaklandı. Kapıya ilerleyip bana tebessüm etti ve arkasından kapıyı kapatıp gitti. Yatakta oturur pozisyonda kalarak derince nefes alıp Edwan ile nasıl konuşacağımı şimdiden düşünmeye başladım. Belkilerimle bulduğum cevaplar doğruysa ne tepki vereceğimi kestiremedim. Onun bakışlarının bende bıraktığı tatlı his içimi eritmeye yeterken, öğrendiğim gerçeklerle fazlasının yaşandığını bilmek bedenimi hoş bir uyuşukluğa itebilirdi.
Yüzümde oluşan habersiz tebessümü yok edip ayağa kalktım. Hava tamamen aydınlanmıştı ve artık Edwan'ın yanına gidip nasıl olduğunu görmeliydim. Çünkü bugün öğrendiklerimden sonra aklımdan çıkmayacak biri olmuştu. Onun beni tanıdığı kadar bende onu tanımalıydım.
...
Bölüm sonu