Beni bir odaya kapatmışlar, otelin olduğu bölgeden çok uzak bir yere getirmişlerdi. Edwan, otelin avlusunda baygın halde kalmıştı. Şuan durumu nasıldı hiç bilmiyordum. Ona olan merakım beni yiyip bitirmişti. Durmadan gözyaşı döküyor, kapıyı yumrukluyordum. Artık tüm gücümü kaybedip kapının olduğu yere oturmuştum.
"Aptal kafam."
Hıçkıra hıçkıra ağlayıp tanırıya dua ediyordum.
"Lütfen ona bir şey olmasın."
Kapının kilidinin açılma sesi geldiğinde uzaklaştım. Sırtım kapının tam karşısındaki duvara değdiğinde dikkatlice ve korkuyla gelen kişiyi bekledim. Kapı aralandığında şakakları beyazlamış siyah saçı gördüm. Daha sonra uzun ve zayıf bedeni, kafasına eşlik ederek göründü. İçim bay Doll'u görünce ürperdi. Onunla karşı karşıya geldiğimde ürpermeye alışmalıydım. Ne de olsa gözünü kırpmadan Edwan'ı vurmuştu. O korkunç biriydi.
Tiksinti ile yüzüne baktığımı gören bay Doll "Bu bakışı hak etmiyorum." deyivermişti.
Saçmalıktı. Tiksinmem yetmiyor, yaptığı şeyden sonra onun yüzüne tükürmem bile gerekiyordu.
"Seni sonunda buldum."
Bu cümlesi beni şaşırtmıştı. Beni neden arıyordu ki?
Şaşkınlığımı gören bay Doll "Ben senin nişanlınım Mia." diye açıkladığında bir şeyler söylememi bekledi.
Gözlerimi aşağıya çevirip düşünmeye başladım. İmkansızdı. Böyle bir adam benim nişanlım olamazdı. Hafızamı kaybetmeden önce benimde böyle biri olabileceğim düşüncesi içimi kapladı. Ben, kendime dair bir şeyler hatırlayana kadar her ihtimali düşünmeliydim.
"Ama seni ben buldum."
Söylediğim şey onun dikkatini çekti. Bu doğruydu. Otele gelmeseydim, onu hatırlamasaydım ve o duvarın arkasında saklanmaya devam etseydim şuan Edwan yanımda olurdu. Benim yüzümden şuan bu vahşi adamın yanındaydım.
"Haklısın. Sana ne kadar minnattar olduğumu bilemezsin."
Yüzüne takındığı sırıtışı sinirimi bozmuştu. Bu adamı hatırlamadığıma sevinmiştim.
"Bana yalan söylüyorsun." diyerek nişanlısı olduğumu reddettim.
Bay Doll'un yüzündeki sırıtışı silinirken bana doğru yürümeye başladı. Yanıma ulaşması uzun sürmemişti.
Bir elini kaldırarak yüz hizamda duvara yaslayıp "Neden böyle davrandığını anlamıyorum." dedi şüpheyle gözlerime bakarken.
Hafızamı kaybettiğimden haberi yoktu.
"Kavga ettik."
Söylediğim şeyle ifadesi normale dönerken "Evet ama benden ayrılmak istemen aramızdakileri çözmeyecek." dediğinde biraz geriye çekildi.
Peki ne için kavga etmiştik? Benim anılarımda onun sadece bana öfkeli olduğunu hatırlamıştım. Ayrılmamı gerektiren nasıl bir kavgaydı bu?
"Demek ki çözeceğini düşünmüşüm."
Hafızamı kaybettiğimi ona belli etmemeliydim. En azından Edwan'a ulaşana kadar.
Bay Doll'un yüzünde belli bir gülümseme oluştu. Bu gülüş bana çok sinsice gelmişti. Ellerini arkasında birleştirip bana arkasını döndü ve oda da bulunan iki koltuktan birine oturdu.
Öne doğru hareketlenip "Ablam ve babam." diye cümleye girerken duraksadım.
Diyeceğim şeyi iyice düşünüp "Onlar nasıl?" diye sordum.
Şaşkın yüz ifadesini gizlemeyen bay Doll "Bak bu çok tuhaf." diyerek ayağa kalktı.
Olduğu yerde bana bakarak "Onları hiç bu kadar merak ettiğini hatırlamamıştım." demişti.
Pot kırmıştım. Anılarım henüz beni bulmamışken fazla soru sormamalıydım.
"Kişisel bir sebebi yok." diyerek onu geçiştirdim.
Bu bahaneme ikna olduğuna emin olmak için yüzüne dikkatlice baktım. Yüzünde tek bir kas hareket etmemişti. Oldukça soğukkanlı ve ne düşündüğünü belli etmeyen bir karakteri vardı. Yaptıklarından sonra bu karakterde bir insan olması da beni fazlasıyla geriyordu. Şuan onunla aynı odada olmak en korkutucu olanıydı. Belki daha korkunç yönlerini görmemiştim bile, gördüysemde hatırlamıyordum.
Olduğum yerde huzursuzca kıpırdanıp "Edwan nerede?" diye sormuştum.
Yüzünde ciddilik kırışıklıkları hakim olurken "O adamla işim bitmedi." diye cevap verdi sorumu göz ardı ederek.
Odadan çıkmak için kapıya hareketlenen bay Doll'un kolunu tutarak "Beni onun yanına götür." diye emrivaki yapmıştım.
Bu davranışım onun gözlerinde bir kıvılcım saçmasına neden olmuştu. Çenesinde ki kaslar gerilmiş halde dişlerini sıkıyordu.
Emrivaki yapmamın onun hoşuna gitmediğini anladığımda "Lütfen." diye ekledim.
Sıktığı dişleri gevşediğinde "Ondan daha önce kurtulmalıydım." diye bi cümle kurdu.
Kolunu ellerimin arasından kurtardığında kapıyı açıp beni burada bırakarak çıktı. Kilit sesi tekrar bu odaya hapsedildiğimin kanıtı olurken koltuklara doğru ilerleyip birine oturdum. Kurduğu bu son cümle beni şaşkına uğratmıştı. O Edwan'ı önceden tanıyordu. Anılarımda gördüğüm bu öfkeli adam, kaybetmekten korktuğum ve güvendiğim Edwan'ı tanıyordu. Bu düşünce aklımda tek soruyu sormaya başladı.
Edwan önceden benide mi tanıyordu?
...
Kararan hava ve aklımdaki karmaşa beni bunaltıyordu. Edwan gibi iyi bir insanın, böyle kötü kalpli bir adamla tanışıyor olması canımı sıkmıştı. Edwanın bu adamla ne işi olabilirdi?
Bu soruların cevabını ancak kendilerinden alabilirdim. Oturduğum koltuktan kalkıp kapıya ilerledim. Kapıya sertçe birkaç defa vurarak dikkat çekmeye çalıştım.
"Bay Doll'u çağırın, ben... Kendimi iyi hissetmiyorum."
Kapının önünde birilerinin beklediğini biliyordum ve ikna edici olmak için iyi hissetmediğime dair yalan söylemiştim. Bay Doll'un buraya gelmesini umuyordum, geldiğinde ise ona merak ettiğim her şeyi soracaktım.
Kapının ardındaki güçlü ayak sesleri duyulduğunda kendimi yere uzanır hale getirip bekledim. Kapı kilidinin açılma sesi duyulduğunda gözlerimi kapattım. Telaşlı adımlar bana ulaştığında tanıdık sesi duydum.
"Mia neden burada?"
Bu Buruno'nun sesiydi. Onun burada, bu adamla ne işi vardı? Hiçbir tepki vermeden öylece kaldım. Bir şeyler öğrenmek için bu numarayı sürdürmeliydim.
"Onu tanıyor musun?" diye sordu bay Doll.
Sesindeki şaşkınlık fark ediliyordu. Eminim odada bulunan herkes bunu fark etmişti.
"Matthew seni bu kasabaya yardımcı olman için çağırdım. İnsanları vurup kaçırman için değil."
Adı Matthew'di. Bruno ondan nasıl bir yardım istemişti ki?
"Bende zaten yardım etmeye çalışıyorum. Bugün yaşananların sorumlusu ben değilim." diyen Matthew öfkeyle nefes verdi.
Bruno beni kontrol ederken "Eğer seçimlerde desteğimi istiyorsan onları bırak." demişti.
Gözlerim kapalı olsada Matthew'in bu konuşmadan hoşlanmadığını anlamıştım.
Gergin sessizlik durumu daha da garipleştirirken "Kız kalacak." demişti.
Sesinde ki emir tınısı onun bu konuda oldukça ciddi olduğunu gösteriyordu.
Bruno kafamı yavaşça yere bırakıp "Bu kızla bir ilişkin yok. Hem kim olduğunu bile bil..." derken, Matthew'in güçlü sesi onun lafını kesti.
"O benim nişanlım." diyerek Bruno'yu düzeltti.
"Senin, ünlü iş adamının kızı Amy Miller ile evlendiğini duymuştum."
Bruno şüpheli bir halde söylemişti bunu.
Amy isminin bana nereden tanıdık geldiğini anımsarken, bilekliğimdeki isimle benzer olduğunu hatırladım. Aynı kişi olmadıklarını umdum.
Matthew "Bu geçici." diyerek onaylamış oldu.
Biriyle evli olmasına rağmen neden benimle nişanlı olduğunu söylemişti ki?
Bruno beni kucağına almak için hareketlenirken, Matthew'den "Bırak onu Bruno." diye tehdit tonlu kızgın sesi duyuldu.
Bruno onu dinlemeyip "Buna devam edersen bu işin nasıl biteceğini biliyorsun." demişti.
Bu cümle tehtidden daha ağırdı. Tüylerime kadar hissetmiştim bu ağırlığı. Öyleki Matthew'de bunu hissetmişti. Seçim dedikleri şeyi kaybetmek istemediği kesindi.
"Öyle olsun Bruno. Onu benden uzak tutabildiğin kadar tut, çünkü onun için geleceğim."
Yine korkutucu tehditlerini savurup gitmemize izin vermişti. Gözlerimi açmamak için uğraşıyordum. Sadece duyarak ne olup bittiğini anlamak zordu. Bruno beni taşırken güçlük çekmiyordu. Bu da düz bir zeminde yürüdüğümüz anlamına geliyordu.
Demir kapının açılma sesi ve kapanma sesi sonrası birkaç adımda yumuşak bir yere bırakıldım. Bir kapı kapanma sesi sonrası derin bir sessizlikte sıkıntıya boğuldum. Gözlerimi kısarak açtığımda yalnız olduğumu görür görmez tamamen açtım.
Arabanın içerisindeydim. Etrafa baktığımda donmuş gölet ve ıssız, karla kaplı bahçeyi görmüştüm. Tutultuğum yerin tam önümdeki malikane olduğunu düşünürken burasının şehirden uzakta bir yer olduğu gerçeğine ikna oldum. Başka ev ya da benzer malikaneler yoktu.
Bruno ve zar zor yürüyen bandajlı Edwan malikaneden çıkarken tekrar gözlerimi kapatıp uzandım. Neler olup bittiğini şuanlık bu şekilde anlayabilirdim. Bruno kapıyı açıp Edwan'a destek olarak koltuğa oturmasına yardım etti. Sonrasında kendiside arabaya bindi.
"Bu adamı senin çağırdığına inanamıyorum."
Edwan'ın çatallaşmış sesi kulaklarımı tırmalarken "Böyle yapacağını bilemezdim." diye savundu Bruno.
Zorlukla nefes alıp veren Edwan "Mia'ya zarar verebilirdi." dedi tekrar Bruno'ya sitem ederek.
Bruno "Dostum, o adinin Mia'yı tanıdığını nereden bilebilirim?" diye sordu aynı sitemle.
Edwan öksürmeye başladığında Bruno "Kendini yorma, ilaçlar sayesinde bir süre uyanık kalabiliyorsun." diyerek sakinleştirdi.
Edwan kuvvetli öksürüğünün ardından "O iyi mi?" diye sordu beni kastederek.
Bruno arabayı sürerken "Evet ama bu olanları ona anlatınca nasıl olacak bilmiyorum." dedi tereddütle.
Edwan "Bizi anlayacağını umuyorum." derken Bruno "Matthew'de bir gariplik var." diye konuyu değiştirdi.
"Ben onu, senin kadar iyi tanımıyorum."
Edwan'ın sesinde ki alay Bruno'yu sinirlendirmişti.
"Bende tanımıyorum. En azından artık tanıdığım kişi değil." diye açıklık getirdi.
Edwan acıyla bağırdığında Bruno arabayı ani frenle durdurdu. Artık dayanamayıp gözlerimi açıp doğrulduğumda Edwan'ın göğsünü tutarak kıvrandığını gördüm. Bruno beni fark ettiğinde sorgulamayıp can çekişen Edwan'a odaklandı.
"Neler oluyor?"
Ürkekçe sorduğum soruya, Bruno "Kan kaybediyor. Kurşunu çıkardım ama tipine bağlı olarak zehirlenme yaşıyor olabilir. Bunu kestirmek zor." diye cevapladı.
Edwan olduğu yerde titriyor ve terliyordu. Acı çektiği, boynundan yüzüne uzanan kızarıklık ve damarlarının şişmesiyle anlaşılıyordu. Geçen gece üzerine giydiği, kan bulaşmış haki kazağının içinde Edwan'ı görerek korkunç bir manzaraya şahid oluyordum. Dudaklarım titrediğinde ağladığımı fark ettim.
"Kanayan bölgeye bunu bastır."
Bruno'nun sesiyle irkilip gösterdiği gazlı bezle baskı yaptım. Araba artık hareketlendiğinde olan her şeyi unutup Edwan'ın kanamasını durdurmak için uğraştım. O kadar çok bastırıyordum ki kurşun deliğinin yanında başka bir delik daha açabilirdim.
"Lütfen beni bırakma."
Titreyen dudaklarım onun saçlarına değdiğinde soluksuz öpüp geri çekildim. Bruno bu yaptığımı görüp bir şey söylemedi ama bakışlarında gizlediği bir şey vardı. Her sorunun cevabını zamanı geldiğinde alacaktım.
...
Bölüm sonu