Acılı baş ağrısı ve şakaklarıma saplanan bıçak gibi bir acıyla gözlerimi açtım. Yeni doğan güneşin sıcak ışığı yüzüme değerek ısıtırken gözlerimi birkaç kez kırpmama sebep oldu. Ne olduğunu anımsamaya çalışarak etrafa bakındım. Bunu yaparken hala güçsüz olduğumu fark ederek olduğum yere geri uzandım.
"Sonunda uyandın."
Edwan sabırsızca yanıma geldiğinde parmakları alnımda yer aldı. Ateşimi ölçüp parmaklarını geri çekerken gece burktuğum ayak bileğime ulaştı. Bileğime dokunup acı hissetmediğimden emin oldu.
"Neyse ki bir sıkıntı yok."
Gülümseyip bana baktı. Artık karanlık olmayan otel odası, güneş ışığının kendisini aydınlatmasına izin vermişti. Bu aydınlıkta Edwan'ın yüzü net bir şekilde karşımda duruyordu. Gülerken dudağının kenarında ve göz çevresinde oluşan hafif kırışıklıklar onu çekici kılıyordu.
Bende gülümseyip "İyi uyudun mu bari?" diye sormuştum.
Edwan ne söyleyeceğinin düşüncesiyle gözlerini kaçırdığında zaten henüz uyumadığını kızarmış gözlerinden anlamıştım.
"Yalan söylemeye kalkma, anlarım"
Uyarıcı ses tonuma gülümseyip "Senin için endişelendim." dedi soruma cevap vermemeyi seçerek.
Kurduğu cümle ile bakışlarımı ondan ayırıp mahçupça "Üzgünüm." diyebilmiştim.
Edwan, sorun yok dercesine elini sallayıp "Şimdi daha iyi misin?" diye sordu.
Kafamı aşağı yukarı sallayıp onu onayladığımda "Şakaklarım sızlıyor." diye şikayet ettim.
"Peki ne hatırladın?"
Edwan yeni sorduğu soruda merakını gizlememişti. Açık açık sorması hoşuma gitmişti. Özellikle meraklı olunca bu özelliği ona ayrı bir karizma katıyordu. Gözbebeği büyüyor, alt dudağını dişiyle ısırıyordu.
"Bir adam vardı. Bana öfkeli görünüyordu. Korktuğumu hissettim."
Edwan cümlemi kesip araya girerken "Görsen tanır mısın?" diye bir soru yöneltmişti.
Kafamı olumlu yönde sallayarak "Muhtemelen tanırım." diye cevapladım.
"Bu iyi, sana tekrar öfkelenirse kimi yumruklamam gerektiğini bulmam zor olmayacak."
Yüz hatları gergin görünüyordu. Onu rahatlatmak için yatağın üzerinde duran eline uzanıp tuttum. Bu hareketim onu şaşırtırken ürpermişti. Bakışları tuttuğum elinden ayrılıp benim gözlerime dönmüştü. Bu bakış vücudumun ısınmasına neden olmuştu. Boynumdan yanaklarıma doğru yanma hissi bana garip geldiğinden konuşmak için hazırlandım.
"Umarım böyle bir durumla karşı karşıya kalmayız. Şuanlık bu zor görünüyor, çünkü hala hafızam geri gelmedi."
Espiriyle karışık söylediğim gerçekler ister istemez yüzümün düşmesine neden olmuştu. Edwan elini hareket ettirip elimi, parmaklarıyla sıkıca kavradığında onun yüzüne baktım.
"Bence kendini hafife alıyorsun. Daha bir hafta olmadan birkaç şeyi hatırladın bile, niye zor olsun ki? Gayet üstesinden geliyoruz."
Umutsuzca nefes alıp "Benim bir kardeşim ve babam var. Annem var mı bilmiyorum. Sadece kesik kesik anılar görüyorum. Bazen anılarımda bir çocuğum, bazen de genç bir kız. Bu anılarımda sarışın bir kız ve yaşlı bir adam görüyorum. Yüzleri hiç net olmadı. Kime benzediklerini bilmiyorum. Her gün beni ararken yitip gittiklerini, yıprandıklarını düşünüyorum." demiş bileğimde takılı bilekliği gösterip "Kardeşimin adı Amy büyük ihtimalle." diye itirafta bulunmuştum.
Anlattıklarımdan etkilenen Edwan "İşte bundan bahsediyorum. Kendini hafife almaman gerekiyor. Çünkü sen çoktan kendinle alakalı bir şeyler öğrenmeye başladın." diyerek bana destek olmak istedi.
"Haklısın Edwan."
Onu onayladığımda, kendime gelerek olduğum yerde doğruldum. Merak ettiğim şeyler vardı ve ben cevaplar için sabırsızlanıyordum.
"Bu otel hakkında bir şeyler söylemiştin."
Sorduğum soruyu "Evet, iki sene önce işlenen cinayetler nedeniyle kötü bir nam saldı ve burada hizmete son verildi." diye cevapladı.
Düşünceyle gözlerine bakıp "Nasıl bir cinayet işlendi?" diye sorduğumda "Çok vahşice." diye açıklama yaptı.
Sanki gerçekten bunu bilmem benim için iyi olacak mı diye kendi kafasında tartıp "Üç haftada üç insan aynı şekilde öldürüldü. Buranın yerlileri ayin yaptıklarını söylerken, polisler seri katilden şüpheleniyorlardı. Ne yazık ki sadece şüphe ile kaldılar, cinayetler hala sır gibi saklı." dediğinde tüylerim diken diken olmuştu.
Yutkunup "Gerçekten insanların buraya gelmek istememesini anlayabiliyorum." diyerek etrafa korkarak baktım.
Buraya gelirken bu kadar korkmamıştım. Bazı hikayeleri bilmemek bizi daha cesur yapıyordu. Aklımdan geçen şey beni daha çok korkutmuştu. Hafızam geri geldiğinde korkutucu gerçeklerle yüzleşmek zorunda olabilirdim. Bu gerçekle yüzleşip yüzleşemeyeceğimi düşünmeye başladım. Henüz kendimi buna hazır hissetmiyordum. O yüzden şuan sadece hatırlamaya çalışacaktım ve gidişata göre ne yapacağımı düşünecektim. Belirsizlik sinirimi bozuyordu.
"Artık gitme zamanı geldi. Birilerinin geleceğini sanmam ama her ihtimali değerlendirmemiz daha iyi olur." dediğinde ayaklandı.
Bende ayaklanmak üzereyken "Detayları evde konuşuruz." diyerek ayağa kalktım.
Başım ani kalkışla dönmeye başladığında kısa mesafede duran masaya tutundum. Edwan endişe ile omuzlarımdan tutup bana baktı. Gözlerimi sıkıca kapatıp baş dönmemin geçmesini bekledim. Bu süreç beynimi parçalayacak gibi hissettiriyordu.
"Mia neler oluyor? İyi misin?"
Titreyen ses beni kendime getirirken "Başım dönüyor." diyebilmiştim.
Sesim güçlükle dudaklarımdan çıkarken gözlerimi açtım. Bu acı verici durum gözlerimi doldurmuştu.
Edwan'ın endişeli bakışı üzerimdeyken "Şuan daha iyiyim." demiş ve ellerimi masadan çekmiştim.
Omzumu hala tutan Edwan "Benim yüzümden." diyerek suçluluk duyan bir ifadeyle bana baktı.
Ona anlamayan bir ifadeyle bakarken "Seni buraya getirmemeliydim." diye açıkladı.
Kafamı olumsuz yönde sağa ve sola doğru yavaşça sallarken "Senin suçun değil ve inanmanı isterim ki buraya sensiz gelsem daha kötü olurdu." diyerek onu bu suçluluktan vazgeçirmeye çalıştım.
Edwan, düşünceyle kafasını sallayıp "Haklısın, benim başıma bela olduğun için mutluyum." diyerek gülümsedi.
Kaşlarımı çatıp "Hey! Kimseye bela olduğum falan yok." diye çıkıştım.
Verdiğim tepkiyle gülümsemesi kahkahaya dönüşürken "Kesin öyledir." diyerek beni daha çok kızdırmıştı.
Nefes alıp sesli bir şekilde dışarıya nefes vererek "Gidelim." deyip otel odasından çıktım.
Edwan'da arkamdan gelirken "Sen sinirlendin mi?" diye bir soru sordu.
Yürümeye devam ederek "Hiçte bile." diye geçiştirdim.
Bu cevapla susan Edwan yanıma ulaşıp benimle yürümeye başlamıştı. Havanın aydınlığı tüm koridoru aydınlatıyordu. Tavanlarda örümcek ağları, yere düşmüş birçok tablo ve taş duvarlardaki lekeler burayı oldukça yıpratmıştı. Bu unsurlara rağmen bina çok sağlamdı.
Soğuk ve dağınık koridorun sonuna geldiğimizde gece giriş yaptığımız kapıya ilerledik. Fakat birçok ayak sesi ve birkaç kişinin konuşma seslerini duyduğumuzda olduğumuz yerde kaldık.
Ses bu kalenin başka bir kanadından geliyor gibiydi. Uzaktan duyulan anlamsız konuşmalar kısa sürede sağ tarafımızdaki avluya ulaştı. Oradan bir giriş olduğunu anladığımda korkuyla Edwan'a baktım. Onun yüzünde de endişe kırıntıları bulunuyordu. Beni kendisiyle birlikte kısa duvarların arkasına gizlediğinde sessiz olmamı işaret etti.
Onu onayladığımda gizlice kafamı kaldırıp gelen kişilere baktım. Bir kişi bize arkası dönük bir şekilde karşısındaki adamlara bir şeyler anlatıyordu. Üzerlerinde temiz kıyafetler vardı. Siyah kabanları ve siyah kumaş pantolonlarıyla tamamen siyah görünüyorlardı. Kim olduklarını ve neden buraya geldiklerini merak etmiştim.
"Bay Doll"
Tamamen siyah giyinimli adamlardan biri karşısında konuşan adama seslenmişti. O kişinin önemli biri olduğu ses tonunda ki saygıdan anlaşılıyordu.
"Söyle."
Otoriter ses tonu içimi ürpertirken gerildiğimi hissetmiştim. Bana bunları hissettiren kişiyi daha çok merak etmiştim.
"Bayan Miller sizinle konuşmak istiyor."
Bize arkası dönük olan kişi omuzlarını dikleştirip "Meşgul olduğumu söyle." diyerek konuştuğu adama sırtını döndü.
Yüzü görüş açıma girdiğinde şaşkın ifademi gizleyemedim. Bu yüz anılarımda gördüğüm yüzden başkası değildi. Hafızamdaki halinden biraz daha yaşlanmış görünüyordu. Şakaklarında beyazları görünmeye başlamıştı bile. Koyu kahverengi gözleri etrafa ateş saçıyordu. Bir bakışıyla birini ortadan ikiye bölebilirdi. Etrafa yaydığı korkutucu aura şüphesiz, insanları ondan uzak tutuyordu. İstemsizce gizlendiğim duvarın arkasından çıkıp ona bakmaya devam ettim. Gözleri beni fark ettiğinde aynı şaşkınlık onda ifade edindi.
"Mia."
"Mia."
İki farklı ses ismimi söylemişti. Biri şefkatli Edwan'ın sesi, diğeri içimi ürperten bu adamın sesiydi. Edwan'ı ilk defa gördüğüm ana gittim. Onu tanımıyor olmama rağmen güven vericiydi. Onunla ilgili yaşanan durumu sorgulama gereği duymamıştım. Fakat bu adam bana güven vermiyordu. Hatıralarım dışında, şuan onu ilk defa görmeme rağmen ondan kaçmak istiyordum.
Duvarın arkasından çıktığımı geç fark etmiştim. Düşüncelerim iç güdüsel beni bu duruma düşürmüştü. Kendimin bir süre görünmez olduğunu sanmıştım. Bakışlarımı Edwan'a çevirdiğimde özür dilemek istedim. Fakat konuşacak gücü kendimde bulamadım. Onu ve kendimi zor duruma sürüklediğimi hissettim. Anılarımda gördüğüm kişiye son kez bakıp buradan gitmek için hareketlendim.
Beni durdurmak isteyen, uzun bacaklarıyla bana hızlıca ulaşan bu güvensiz adam, sağ bileğimden tutarak gitmemi engelledi. Parmakları bileğimi sıkarken acıyla gözlerimi kısıp onun gözlerine baktım. Bakışında bir şey parlıyordu. Bileğimde ki baskı şiddetlenince gözlerimi kapattım.
"Ona dokunma!"
Bileğim serbest kaldığında gözlerimi açtım ve birbirini yumruklayan iki adamı gördüm. Siyah giyinimli adamlar onları ayırmaya çalışıyordu ama başarılı oldukları söylenemezdi. Edwan, bay Doll dedikleri adamın üzerinde asılı kalmış onu yere bastırarak şiddetle yumrukluyordu. İri cüssesi Edwan'ı tutup çekmeye çalışan adamları zorluyordu. Bay Doll ise onu kendinden uzaklaştırmak için Edwan'ın karnını yumrukluyordu.
"Lütfen durun."
Güçsüz çıkan sesim onlara ulaşmamış kavganın süratini artırmıştı. Aceleyle onlara doğru koşup Edwanın üzerine çullanmış adamları itmeye başladım.
"Durun!"
Sesim gücünü bularak şiddetli çıkıyordu. Adamları Edwan'dan uzaklaştırma çabalarım işe yararken birisi beni tutup çekmeye başladı.
Ayaklarım yere sürterken "Bırak beni!" diye bağırdığımda Edwan yumruklamayı bırakıp bana döndü ve hızla ayaklandı.
Beni tutan adamın yakasından tutup bir kenara ittirdi. Benim omuzlarımdan tutup gözlerimin içine baktı. Sol kaşından akan kan gözünün içine kaçmıştı.
Nefes nefese "İyi misin?" diye sordu.
Elleri yüzüme ulaştığında beni kibarca kontrol ediyordu. Parmakları usulca elmacık kemiğimi okşarken bir patlama sesi duyuldu. Boş avluda bu güçlü ses yankı yaparken Edwan'ın gözleri kısıldı.
Kollarıyla bana sımsıkı tutunup "Beni bırak ve kaç buradan." demişti.
Sesinde duyduğum acı ton ne olduğunu anlamama yardımcı olurken güçsüzce yere düşen Edwan'ı tuttum.
"Hayır... Edwan, lütfen ayağa kalk."
Dolan gözlerimle ağlamamak için uğraşıyordum. Yerde yatan Edwan'ın kafasını dizlerimin üzerine koyup nefes almasını sağladım. Nefes alışı çok zayıftı. Korku beni ele geçirmişti. Onu kaybediyordum.
"Pislik adam."
Sesin sahibine baktığımda ağzındaki kanı tükürüp elinde silahla keyifle gülen bay Doll'dan başkası değildi. Yüzü kanlar içinde olmasına rağmen, acı dolu keyifli bir ifade hakimdi.
"Kızı alın."
Emir verdiği adamlar bana doğru gelirken korkuyla Edwan'a baktım. Gözlerinden yaş akıyor ve beni tutup götürmeye çalışan adamlara karşı beni sıkıca tutarak direniyordu. Bu çabası kısa sürede işe yaradığında dayanamayan bay Doll, onun yüzüne sert bir yumruk attı. Edwan'ın iri bedeni bu sayede uykuya yenik düşmüştü.
...
Bölüm sonu