İsveç'te alıştığım yoğun kar örtüsü Amerika'da çok etkili değildi. Kış ayının getirdiği kuru soğuk cildi yakmıyordu. Bruno'nun kiraladığı dairenin geniş camından dışarıya bakıyordum. Yüksek binalar gökyüzüne kadar uzanıyor ve kardan ıslanmış koyu asfaltta arabalar güçlü kornalarıyla trafikte ilerliyordu.
Şehrin merkezinde olan konumumuz her an her şeye ulaşmayı kolaylaştırıyordu. Amerika'ya geleli sadece birkaç saat olmuştu. Buradaki altı saatlik saat farkı sebebiyle hala gündüzdü. Bu durum bünyemi yorsada aklımdaki planın heyecanı beni dinç tutuyordu. Büyük ve geniş pencerenin yanından uzaklaşıp, sade bir dekora sahip olan salona baktım. Oturma grubu sağda kalırken hemen sol tarafta da açık mutfak vardı. Her şey sadeliğin getirdiği şıklıkta düzenlenmişti.
"Şimdilik bu evde yaşayacağız."
Bruno bunu söylerken koyu mavi koltuğa yerleşti.
Edwan'a bakarak "Sen salonda uyursun." dedi ve bana dönüp "Mia, sende misafir odasında kalırsın." diye ekledi.
Edwan da Bruno'nun hemen yanına oturduğunda "Ne zaman harekete geçeceğiz?" diye sordum.
Yorgunca geriye yaslanan Bruno "Yarın, bugün güzelce dinlenelim." diye cevapladı.
Edwan'da onu onayladığında küçük bavulumu alıp "Oda ne tarafta?" diye sordum.
"Koridorun en sonunda."
Bavulla beraber koridora döndüm ve ilerledim. Uzun bir koridor değildi, on adım sonrasında tarif edilen odanın kapısındaydım. Krem rengi duvara uyan badem renkli kapının gümüş kulpunu tutup aşağıya çektim. Kapı içeriye doğru açıldığında hızlıca odaya girdim. Krem renginde duvar kahve tonlu yatak odası takımıyla beni karşılamıştı. Burası salona göre daha sıkışık duruyordu. Bir tane çift kişilik yatak, hemen yanında gece lambasıyla bir komodin ve iki kapaklı gardırop vardı.
Küçük bavulumu yatağın diğer tarafına sürükleyip bıraktığımda, kendim rahat yatağa doğru uzandım. Açık kalan kapıyı umursamayıp gözlerimi sıkıca yumdum. Ancak şimdi tüm yorgunluğu üzerimde hissettiğimde heyecanımın bile beni dinç tutamayacağını anladım. Yorgun bir şekilde nefes verdiğimde ayakkabılarımı çıkarmak için doğruldum. Bağcıklı ayakkabılarımı çözmeye başladığımda odanın kapısı kapandı.
Kapanan kapıya doğru baktığımda Edwan'ı gördüm. Sol elini baş parmağı dışarıda kalacak şekilde kot pantolonunun cebine sokmuş, sağ elinde ise küçük bir çanta tutuyordu.
Yanıma yaklaşırken "Bruno uyumak için odasına gitti. Benimde yaralarıma pansuman yapmam gerekiyor, yardım eder misin?" diye sordu tam önümde durarak.
Kafamı onaylarcasına aşağı ve yukarıya doğru sallayarak "Gel otur." dedim hemen yanımı göstererek.
Yanıma oturduğunda elinde tuttuğu çantayı yatağın boş tarafına koydu ve içini açarak malzemeleri hazırladı. Bana baktığında tereddütle üzerindeki ince uzun kollu bluzunu çıkarmak için hareketlendi. Fakat kolunu kaldırdığında hissettiği acı onu durdurmuştu.
"Yardım edeyim." diyerek uyluklarına değen bluzuna uzandım. Parmaklarım onun tenini gıdıkladığında ikimizde elektirik çarpmış gibi titredik. Yavaşça onun bluzunu yukarıya doğru sıyırırken terlediğimi hissettim. Midemden boynuma uzanan sıcaklık yayılarak yanaklarımı kızarttığında artık bandajlı göğsüne ulaşmıştım.
"Sanırım tamamen çıkarmamız gerek."
Sesim çatlak çıktığında öksürerek boğazımı temizledim. Dikkatli ve yavaş bir şekilde Edwan'ın önce sağ kolunu kaldırdım ve bluzun uzun kollarını üzerinden çıkardım. Sol kolunu da yavaşça kaldırıp bluzu tamamen çıkardığımda Edwan'a baktım. Bluz saçlarını dağıtmıştı. Bu durum onu oldukça kışkırtıcı yapmıştı ve üzerinin çıplak oluşu işleri daha çok zorlaştırıyordu. Göğsünü ve sırtını saran bandajı da dikkatle çıkardığımda üst vücudu tamamen çıplak kalmıştı.
Oldukça ihtişamlı sıkı göğsü ve sertleşmiş meme uçları dikkatimi çektiğinde kısaca öksürdüm. Dikiş atılmış yaralarına baktığımda hala iyileşmek üzere olduğunu gördüm. Bu dikişler kesinlikle iz bırakacaktı.
"Yaraları önce bunlarla temizlemelisin." diyerek elime pamuk verdi ve antiseptik solüsyonu gösterdi.
Pamuğun üzerine birkaç damla antiseptik solüsyon döktüm ve göğsünde bulunan dikişli yarayı küçük dokunuşlarla temizledim. Bu kısımda daha önceden oluşan morarmalar geçmişti. Sırtına doğru döndüğümde antiseptik solüsyonlu pamukla aynı küçük dokunuşlarla temizlemeye başladım. Fakat önceden sırt bölgesinde olan morarmalar daha yoğun olduğu için geçmesi zaman almıştı. Bazı kısımlarda morluklar duruyordu.
"Şimdi sıra kremde." dedi ve açık çantanın içinden alıp bana uzattı.
Kremin kapağını açıp bir miktar işaret parmağımın ucuna sıktım. İşaret parmağımla önce göğsünde bulunan yaraya uygulamaya başladım.
Edwan acı duyarak yüzünü astığında "Çok mu acıttım, özür dilerim." deyip kremi sürmeyi kesmiştim.
Acılı yüz ifadesini değişip gülümsemesini yerleştirdi ve "Senin suçun değil." diye düzeltti ve "Lütfen devam et." diye de ekledi.
Parmak ucumda kalan kremi yayarak sürdüğüm de biraz daha kremden sıkıp sırtına döndüm. Buraya daha fazla miktarda sürmem gerekiyordu. Her morluğun üzerinde krem olduğuna emin olduğumda yeni bandajları alıp düzgünce, çok sıkmadan sarmaya başladım. Bandajın artık sonuna geldiğimde çıkmaması için içine sıkıştırıp Edwan'a baktım. Onun hâlihazırda bana baktığını fark ettiğimde utandım.
Edwan bu utangaç tavrıma gülümsediğinde "Yorgun olmalısın?" diye sordu.
Kafamı salladığımda "Farkında olmadığım kadar çok yorulmuşum." diye cevapladım.
"O zaman seni yalnız bırakayım."
Bu dediği ile ayağa kalkmak üzereyken onu durdurdum. Bu yaptğım sanki dürtüsel bir şekilde gerçekleşmişti. Onun gitmesini istemediğim için ona engel olmuştum ve şuan bir şey söylemem için bana bakıyordu. Ne diyeceğimi düşünmeye başladım ama beynimin içinde sadece dağınık kumral saçları, deniz mavisi gözleri, sırıtan dudakları ve çıplak teninde neler yapılacağı düşüncesi dönüyordu.
Düşüncelerim arsızlaştığında "Kal." demiştim bir açıklama yapmadan direkt istediğim şeyi belirterek.
Edwan bu sözümle memnun görünen yüz kaslarını gizlemedi. Bana davetkar olan bakışları içime işlediğinde benim ateşimi söndürmesini diledim. Bu adamın bir sözüne, bir bakışına yanıp bitiyordum. Önceden bildiğim ve şuan hatırlamadığım bir aşk gerçekten varsa, ben bu karşımdaki delici bakışlı adama aşık olmuştum. Tutkulu vücudu dışında beni kendine çeken güven hissi ile kollarında hapsolmaya hazırdım.
Onu istiyordum. Her şeyini bana versin, tadını bilmediğim duyguları bana tattırsın istedim. Gözlerimde ki tutkulu bakış onun dolgun dudaklarını yiyip bitirirken bir anda bana yaklaştı ve beni deli gibi öpmeye başladı. Bu yaptığı beni daha çok çıldırtırken kollarımı boynuna sarıp parmaklarımla saçlarını okşamaya başladım. Bu hareketim onu daha çok azdırırken dudağımı yavaşça ısırdı.
Hafifçe inlediğimde "Ah Mia, beni mahvediyorsun." demişti nefes nefese.
Bende aynı şekilde nefes nefese kaldığımda "Seninle olmak istiyorum." demiştim tek solukta.
Edwan beni geriye doğru itip üzerime çıktığında yüzüme doğru eğildi ve "Seni seviyorum." dedi.
Dudakları kurduğu iki kelimenin karşılığını beklemeden üzerimde gezinmeye başladı. Boynuma ve köprücük kemiklerime değen dudakları vajinamda gıdıklanmaya neden olurken inledim. İnlemem Edwan'ı çıldırtırken üzerimdeki ağırlığı tek bir yönde arttı. Kot pantolonun içinde sertleşen erkekliği üzerimdeki kıyafete aldırmadan bana sürtünüyordu. Parmaklarım onun beline uzanıp sıktığında daha hızlı hareket etmeye başladı.
"Seni istiyorum."
Kısık sesle söylediği arzulu sesi kulaklarımı okşadı. Elleri göğüslerim de gezinirken bluzumu kavradı ve tek hareketle üzerimden çıkardı. Üzerimde sadece sütyen kaldığında açıkta kalan göğsüme dudaklarıyla öpücük kondurmaya başladı. Yaptığı bu şey bana fazlasıyla zevk veriyordu. Aldığım bu zevkle inlememe engel olamıyordum.
"Daha fazlasını istiyor musun?" diye sordu vücudumda gezinen öpücükleri arasından nefes nefese konuşarak.
"Evet." dediğimde hızlıca üzerimdeki tüm kıyafet parçalarından kurtuldu.
...
Odanın kapısına vurma sesi geldiğinde rahat uykumdan uyandım. Uyku sersemliğini atlatıp kendime geldiğimde yanımda benimle çıplak bir şekilde yatan Edwan'ı gördüm. Bende aynı şekilde çıplaktım ve vücudumu saran çarşafa sarılıyordum. Edwan'ın üzerinde de aynı şekilde çarşaf örtülüydü ve çıplak vücudunu gizliyordu.
Kapı artık açıldığında Bruno bana ve yanımda uyuyan Edwan'a şaşkınca baktı.
Bakışlarıyla özür dilerken öksürdü ve tamamen içeriye girip "Akşam yemeği için geldim ama meşgulsün." dedi yatakta gerçekleşen yaramazlığı ima ederek.
Yanımda uyuyan Edwan'a odaklandığında utangaç bir şekilde "Hemen geleceğim." diyebilmiştim.
Bruno kafasını aşağı ve yukarıya doğru sallayarak onayladığında "Yemekte görüşürüz, acele etme." deyip arkasından kapıyı kapatıp gitmişti.
Yüzümü çarşafla kapatıp utanmamın geçmesini bekledim. Rahatlayan vücudumu Edwan'a yaklaştırıp sarıldım. Edwan da olduğu yerde hareketlenip belime sarıldı ve beni kendisine çekti. Dudakları yüzümün her yerini öperken gözlerini açtı ve bana baktı.
"Neden uyandın?" diye sordu.
Ona sarılmaya devam ederek "Bruno geldi." diye açıkladım.
"Güzel uykumuzdan uyandırmasının cezasını ona ödeteceğim." demişti sinirle ve "Hadi uyumaya devam et." diye eklemişti.
"Akşam yemeğine çağırdı. Gitmeliyiz." dediğimde ondan ayrılarak yatakta doğruldum.
Çarşaf üzerimden kaydığında açılan göğsüm Edwan'ın dikkatini çekmişti. Bakışı utanmama sebep olurken hemen bu utancı atlatıp çarşafı bırakarak yataktan çıktım. Çıplak vücudum odanın içerisinde gezinirken tüm kıyafetlerimi toparladım ve üzerimi giyinmeye başladım. Edwan da ayaklandı ve dikkatimi ilk çeken şey büyük penisiydi. Odağımın bir boxer ile kesilmesi canımı sıkarken üzerini giyinen Edwan'a yaklaşıp sarıldım.
"Seni seviyorum Edwan."
...
Bölüm sonu