Sinirle odanın içinde dolanan Edwan ve planımı düşünen Bruno sessizliğiyle beni korkutuyordu. Çokta harika olmayan bu tehlikeli planım mantıken işimize yarayabilirdi.
"Lütfen hemen olmaz demeyin." diye engelledim olumsuz düşüncelerini.
Edwan "Kesinlikle olmaz." diyerek beni görmezden geldi.
Bruno ise "Güzel bir planla olabilir." diye ekledi beni destekleyerek.
Sinirli bir şekilde Bruno'nun karşısına geçen Edwan "Mia o adamla olmayı bırak yan yana bile gelemez." diye onu reddetti.
Sıkıntıyla dışarıya nefes verdiğimde "Sonsuza kadar böyle, bir hiç gibi kalamam. Kimliğime kavuşup bana bunu yaşatanların cezalarını çekmesini sağlamalıyım. Bana yardım etmek istiyorsanız çok sevinirim ama beni bu yapacağım şey için engelleyecekseniz karşımda durmayın." dedim sitem ederek.
Edwan söylediklerimden sonra düşünceyle arkasını döndü. Bruno ise anlayışlı bakışını üzerimde gezdirdi.
"Mia ben hep yanındayım, ne gerekiyorsa yapalım."
Bruno'nun bu samimi sözlerine gülümsedim ve Edwan'a baktım. Duvarın düz saman rengini inceliyordu. Düşünceyle yaptığı bu analiz beni kırmıştı. İhtiras dolu tutkulu öpüşmemiz sonrası bana karşı bir şeyler hissettiğini düşünmüştüm. Fakat o, bu planıma karşı çıkarak, kafamda ona dair olan düşüncelerimi karıştırmıştı. Şuan onun ne istediğini ya da ne düşündüğünü anlamıyordum.
Edwan bana doğru döndüğünde ateş saçan gözleri yerini denizin karanlık mavilerine bırakmıştı. Bakışında beni onaylayan, yumuşak bir ifade vardı. Tereddütle bana gülümsediğinde bende karşılık verdim. Bu karşılığımla rahatladığında yüz kasları gevşemişti.
Bana iki adımda yaklaştığında Bruno'nun varlığından rahatsızlık duymayarak ellerimden tuttu ve "Ben hep yanındayım Mia. Karşı çıkmamın nedeni sana bir şey olacağından endişelenmem." diyerek açıklama yaptı.
Onayla kafamı aşağı ve yukarı sallayıp "Yanımda olursan." deyip Bruno'yada bakarak "Yanımda olursanız, benim için endişelenmeniz gerekmez. Bu yüzden size çok teşekkür ederim." diyerek her ikisine gülümsedim.
Edwan gülümsemeyle karşılık verip "Peki Matthew'in yanına nasıl gitmeyi düşünüyorsun?" diye sordu.
Araya giren Bruno "Bence Matthew ile direkt muhatap olmak yanlış olur." diyerek araya girdi.
Şüphe ve merakla Bruno'ya bakarak "Aklında ne var?" diye sordum.
Bruno ayaklanıp odanın içinde dolanarak "Üçümüz Amerika'ya gidiyoruz." diye belirtti.
Edwan ile ben şaşkınca birbirimize baktığımızda "Nasıl yani?" diye sormuştum anlamadığımı belli ederek.
Olduğu yerde durup bize bakan Bruno "Matthew'in ortak olduğu aynı zamanda babana ait bu şirketin yerini biliyorum. Uzun süredir ortalıkta yoksun ve kimsenin haberi olmadığında bir anda sen ortaya çıkarsan, seni kimin desteklediğini öğrenebiliriz." diyerek anlamamızı sağladı.
Bu plan hoşuma gitmişti. Artık kendimle alakalı birçok şeye ulaşacaktım. Kendimi hatırladığım zamanlarda kiminle dost, kiminle düşmandım hepsini öğrenecektim. Sadece nasıl adapte olacağımı bilemedim. Bu kasabada gözlerimi ilk defa açtığımda hafızam yerinde olmadığı için adapte olmak beni zorlamamıştı. Beni zorlayan şey kendime dair ismimden başka bir şey bilmiyor olmamdı.
Durumlar değişmiş, her şey anlam kazanmaya başlıyordu. Bu günden sonra hayatım değişecekti. Belki benim bile hatırlayamadığım birçok şeyden daha fazla değişecek, bir ilki yaşayacaktım. Elbette korkularım vardı, fakat bu korkular aşılması en kolay durumdu.
Odada benimle fikir alışverişi yapan ve her durumda yanımda olan Edwan ile Bruno'ya baktım. İkisi aralarında bir konuyu tartışıyorlardı. Muhtemelen Amerika'ya gittiğimizde ilerleyeceğimiz plan hakkındaydı. Edwan endişeli yüz kaslarını gizleyememişti. Bruno ise aksine rahat ve kendinden oldukça emin davranıyordu.
Kapıyı açıp içeriye doğru bakan Jessica "Yemek hazır." demişti çocuklarını çağıran bir anne edasıyla.
İlk önce Bruno çıkmak için hareketlendiğinde ona yol verdik. Jessica, Bruno'ya eşlik ederken Edwan benimle kaldı. Yüz hatları gerginliğini atlatıp gevşediğinde sıkı çenesini sağ elinin parmak uçlarıyla kaşıdı. Gidenlerin arkasından takip ettiği bakışı bana döndüğünde içtenlikle gülümsedi.
Kolları yaramazca belime dolanırken "Yemekten önce tatlı bir öpücük alabilir miyim?" diye sordu.
Edwan'da daha önce görmediğim bu özgüvenli tavra şaşırıp "Aslında yaramaz bir koca adam olduğunu bilmiyordum." dedim alay ederek.
Bu alayıma karşılık beni kendisine çekip göğsümün onun sert göğsüne değmesine neden oldu. Hafif çarpışma içimi alevlendirirken gülümseyerek yüzüne baktım. O da aynı şekilde yaramaz sırıtışını kusursuz yüzünde sergilediğinde dudaklarından öpüp utangaçça geri çekildim.
Edwan kısa öpücüğe üzülürken "Jess çıldırmadan masaya geçelim." diyerek annesinden azar yemekten korkan bir çocuk gibi geri çekildim.
Yüz ifadesi normale dönen Edwan anlayışla "O zaman acele edelim." diyerek kapıdan çıktı.
Arkasından Edwan'ı takip ettiğimde Bruno, Jessica ve Alex masada oturuyordu. Masaya yaklaştığımızda yerlerimize geçip oturduk. Çoktan servis edilmiş yemeğe baktım. Oldukça iştah açan bir yemekti. Sebzeli tavuk güvecine benziyordu. Masada duran çatalımı alıp dilimlenmiş sebzelerin tadına baktım.
"Aman tanrım, Jess."
Farkında olmadan bağırdığımda masada herkes dikkatle bana baktı ve "Aşırı güzel olmuş." diye açıkladım aniden bağırmama pişman olarak.
Jessica bu iltifatıma gülümsediğinde "Teşekkür ederim canım arkadaşım, masadaki çoğu erkekten daha kibarsın." dediğinde Bruno "Eline sağlık Jess. Zehirlenmekten korkuyordum, artık içim rahat." diyerek dalga geçti.
Jessica çilli burnunu kıvırıp düşmanca baktı ve "Bir dahakine tek amacım seni zehirlemek olacak." dedi kavgaya davet edercesine parmaklarıyla kendi yeşil gözlerini gösterip Bruno'yu işaret etti.
Bruno korkmuş gibi yaparak "Tamam, teslim oluyorum." dedi ve kollarını tutuklu gibi yukarıya kaldırdı.
Edwan ve ben bu atışmalarına gülerken Alex "Jess abla biraz daha tavuk alabilir miyim?" diye araya girdi.
Jess, Alex'in tabağına tavukları koyarken "Bu zamana kadar odaya kendinizi kapattınız." diyerek imalı sözüne açıklama bekledi.
Jessica'ya bahsedip bahsetmeme düşüncesi ile bir şey söylemek için beklerken, Bruno "Alex bir süre seninle kalabilir mi? Seyehate çıkacağız." diye araya girdi.
Jessica onaylayarak kafasını sallarken "Elbette benimle kalabilir. Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu meraklı gözlerini her birimizde gezdirerek.
"Amerika."
Edwan hepimizden önce davranıp cevabı verirken şaşkınca bakan Jessica "Bu kadar uzağa mı gideceksiniz? Ne için?" diye sordu.
"Hafızam tam anlamıyla yerine gelmesede birkaç önemli şeyler hatırladım. Bu hatırladığım şeyler çokta iyi şeyler değil. Hem kendimle alakalı her detayı hem de bu halde olmamın sebeplerini öğreneceğim."
Jessica anlattığım şeyleri can kulağıyla dinlemiş ve beni onaylayarak "Eğer bana ihtiyacın olursa beni çağırmak için sakın çekinme, ne yapabilirsem, elimden ne gelirse senin yanında olacağım." dediğinde gülümsedim ve kafamı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım.
Herkes önündeki yemeğe odaklanıp yemeye başladı. Kısa süre sonra Alex masadan kalkıp masada yiyip bitirdiği boş tabağını eline aldı. Kısa bacakları mutfağa doğru hareketlenirken Jessica ve ben ona sevecen bir şekilde baktık. Bu hareketi taktir edilmesi gereken bir hareketti. Bruno'nun onu evlat edindiğine sevinmiştim. Oldukça akıllı, bazen yaramaz olsa da uslu durmaya çalışan bir çocuktu. Yaptığı tüm yaramazlıklar büyüklerine yardım etmek için gerçekleşmişti.
...
Akşam uyumadan önce yerleştirdiğim bavula sabahın erken saatlerinde son kez baktım. Bir küçük bavul tüm eşyalarımı koymak için yetmişti. Ne kadar süreliğine Amerika'da kalacağım belli değildi ve buraya geldiğimde Jessica'nın bana verdiği birkaç giysiyi bavula yerleştirmiştim. Bunlar dışında ihtiyacım olabilecek bir şey yoktu.
"Hazır mısın?"
Edwan usulca arkamdan gelip soru sorduğunda yerimde irkildim. Kolları utanmazca belime dolanırken "İki saat sonra uçak kalkacak, çıkmamız gerekiyor." dediğinde " Hazırım." diyerek bavulun fermuarını çektim.
Amerika'ya gitme planımızın üzerinden iki gün geçmişti ve gerekli tüm evrakları Bruno halletmişti. Vize ve pasaportum kayak merkezinde kaybolmuş eşyaların tutulduğu kısımda kalmıştı. Artık ismim ve soyadımın belli olduğunu düşünürsek onları bulmak zor olmamıştı. Ki bulamasam bile turist olarak bu ülkeden geçiş sağlayabiliyordum. Fakat Amerika vatandaşı olduğum için buna gerek kalmazdı. İnternet ve birkaç telefon araması ile her şeye ulaşabiliyorduk.
Bruno arabasının içine bavulları yerleştirdiğinde arka koltuğa geçip oturmuştum. Jessica erken saatlerde Alex'i okula götürmek için evden ayrılmıştı. Bu yüzden tekrar görüşmek üzere daha öncesinde vedalaşmıştık. Edwan ön koltukta yerini alırken Bruno sürücü koltuğuna yerleşti. Araba çalıştığında hafif yağan kar eşliğinde yolda ilerledik.
Bu güzel manzarayı izleyip hafızama kazıdım. Kış mevsimi hoşuma gidiyordu. Önceden de böylemiydi düşünmeden edemedim. Kendimi keşfedeceğim birçok fırsat karşıma çıkacaktı. Bunları şuan düşünmeyi bırakıp önümüzdeki uzun yola odaklandım. Hissettiğim korku ve heyecan Edwan ile Bruno'nun varlığıyla kendimi rahat hissetmemi sağlıyordu. Böyle güzel ilişkiler kurabildiğim için seviniyordum. Bu konuda şanslıydım.
...
Bölüm sonu