11.Bölüm -Başlangıç-

1187 Words
Heyecanla bir ileri bir geri gidip dururken Jessica ve Alex beni izliyordu. "Mia abla garip davranıyor Jess abla." demişti Alex. Jessica'da küçük Alex'e hak vererek "Haklısın küçük bıldırcın." demişti. Alex, Jessica'nın ona taktığı lakaba sinir olduğunu belli edercesine kollarını birbirine bağladı ve yanaklarını şişirdi. Bu görüntüye dayanamayan Jessica, Alex'in şiş yanaklarını parmaklarıyla sıkıp sevmeye başladı. "Küçük bıldırcın sinirlendiğinde ne kadar da tatlı oluyormuş." Zavallı çocuk ondan kurtulup bana koştu ve "Sanırım beni gerçek bir bıldırcın sanıyor. Beni yemesine izin verme." diyerek sarılmıştı. Küçük kolları belime uzanıp sarmaladığında garip hissetmiştim. Alex'e gülümseyip "Umarım seni koruyabilirim. Açıkçası beni de bıldırcın olarak görmesinden korkuyorum." demiştim dalga geçerek. Fakat Alex, bunu ciddiye alıp bana daha çok sarılmıştı. Jessica iki adımda yanımıza gelip sırayla ikimizi gıdıklamaya başladığında küçük salonda kaçışmaya başladık. Alex gıdıklanırken kahkaha atıyor ve bu durumdan kurtulmaya çalışırken gayet mutlu görünüyordu. Jessica, Alex'i es geçip bana yoğru hareketlendiğinde kaçmak için hazırlandım ama o sırada kapı açıldı ve içeriye giren ilk kişiye çarptım. Düşmemek için uzandığım omuzlar geniş ve sağlamdı. Belimi saran kollar güçlü bir şekilde beni tutuyordu. Bakışlarımı bu kişinin yüzüne kaldırdığımda onun bakışı zaten yüzümü çevrelemişti. Tanıdık yüzünde sevdiğim mavi gözleri bana bakıyordu. Buz mavisi irislerindeki derin bakış kalbime işliyordu. Üzerine giydiği montun kumaşını sıkıyordum. Biraz gevşettiğimde yutkunup "Özür dilerim." demiştim kekelememi engelleyemeden. Tam arkada duran Bruno "Sanırım Mia senin iyileşmeni istemiyor." diye dalga geçti. Ben gözlerimi devirirken koltukların arkasına saklanan Alex, Bruno'nun sesini duyduğu gibi gizlendiği yerden çıktı ve koşarak Bruno'ya ulaştı. "Baba." Alex Bruno'ya baba dediğinde herkes şaşkınca birbirine baktı. Bruno gülümseyerek "Alex'i evlat edindim." diye açıklamıştı. Herkes sırayla Bruno ve Alex'i kutlarken kaçamak bakışlarımla Edwan'ı izliyordum. Onlara bakarken içten gülümseyişlerini her yakaladığımda tebessüm ediyordum. Yavaşça ona yaklaştığımda dikkatini çekmiştim. Bana gülümseyip montunu çıkarmak için hareketlendi. Fermuarı açtığında montu omuzlarından çekmek için kolunu kaldırdı ama duyduğu acıyla yüzünü buruşturdu. "Yardım edeyim." Parmaklarım montun boynuna değen kısmını kavradığında Edwan dokunuşumla ürperdi. Sıcak teni soğuk parmaklarımı ısıtırken montu omuzlardan sıyırmak için ayak parmak uçlarımda ona doğru yükseldim. Dengemi bozmamak için yerinde kıpırdamadan duruyordu. Yüzüm onun yüzüne fazlasıyla yakındı. Verdiği nefes yüzüme çarparken montu sırtına doğru indirip arkasına geçtim. Kollarını çok fazla hareket ettirmeden montu sıyırdım. Sonunda mont çıktığında askılığa yöneldim. Peşimden gelen Edwan "Dün nereye gittin? diye sormuştu. Cevap vermek için acele etmeyip Edwan'ın montunu askıya astım. Edwan her hareketimi izliyordu. Diğerlerinin bu tarafa bakmadığına emin olarak Edwan'a döndüm. "Burada konuşamayız." Edwan kaşlarını şaşkınca kaldırdığında "Odama gidelim." demiştim. Edwan'ın beni takip etmesini umarak diğerlerinin tersinde kalan duvara yaklaşıp odama ilerledim. Kapıyı açtığımda arkamda kalan Edwan'ı bekledim. İçeriye geçtiğinde bende içeriye girip kapıyı kapattım. Meraklı bakışını sürdüren Edwan "Garip davranıyorsun ve bu beni korkutuyor." deyip yatağıma oturmuştu. Kapıya yaslanıp "Hatırlıyorum Edwan." dedim. Edwan hızla ayağa kalktığında acı duyarak göğsünü tuttu. Endişeyle ona yaklaştığımda parmak uçlarım omuzlarını tutuyordu. Edwan, kendi ellerini göğsünün üzerinden çekip omzunda duran elime ulaştı. Parmaklarıyla elime hafif bir şekilde güç uygulayarak, hakimiyetindeki elimi yavaşça acıyan göğsüne çektiği sırada hali hazırda yüzüme bakan gözlerinin içine baktım. Bakışlarında yakaladığım anlamlı bir şey vardı. Öyle içine işleyen bir bakıştı ki bu hüzünle doluyordun. Kelimeleri söyleyemediğin zaman gözler konuşuyordu. Onun gözleri sanki kendini bana teslim etmişti. "İyi misin?" Sorduğum soruyla nefes aldı ve geri nefes vererek "Evet." diye cevaplamıştı. Yavaşça yatağa oturması için onu iterek "Otursan iyi olacak." demiş ve ona yardım etmiştim. Edwan artık oturduğunda bana baktı. Bu sorgulayıcı bakışını hemen yakalayıp açıklama yapmaya başladım. "Beni bulduğun yerin biraz ilerisine, ormana gittim." Edwan kaşlarını çatıp "Mia! Sen delirdin mi?" diye sesini yükseltmiş daha sonra biraz alçaltarak "Başına bir şey gelebilirdi. Bana söylemeliydin." diye sitem ettiği ve kızdığı konuyu belirtti. "Edwan bana bunun için kızma. Seni bir daha tehlikeye atamam." Edwan, ellerimi tutup beni kendine doğru çekerken "Tüm bu her şeyi tek başına kaldıramazsın Mia. Lütfen sana yardım etmeme izin ver." demişti beni ikna etmeye çalışarak. Kafamı sallayıp "Bilemiyorum Edwan. Seni daha fazla incitmek istemiyorum." dediğimde Edwan "Bırak buna ben karar vereyim. Ben ne olursa olsun seni korumak istiyorum. Sadece sen bana bunu yapmam için izin ver. Beni kendinden uzaklaştırma, çünkü ben asıl sen bunu yaptığında incineceğim." dediğinde ikna olmuştum. Bende onun sürekli yanımda olmasını istiyordum. Edwan, her yanımda olduğunda kendimi güvende hissediyordum. Sanki hayatım boyunca hiç hissetmediğim güven hissi Edwan ile birlikte anlam bulmuştu. Arkamı döndüğümde onun benim için her şeyi halledeceğini biliyordum. Bana zarar gelmemesi için tüm düşmanlarımla çarpışabilirdi. "Edwan, sana bir şey olmasını istemiyorum." Kurduğum cümleyi kısık ve titreyen bir sesle söylemiştim. Edwan bunu anladığında ayağa kalktı ve tam karşımda durmuş oldu. Benden yirmi, belki otuz santim daha uzundu. Gözlerine ulaşabilmek için yukarıya bakmak zorunda kalıyordum. Hala ellerinin arasında olan ellerimi omuz hizasına kaldırdı. Benim tavırlarımı izlerken ellerimi geniş ve yapılı omuzlarında serbest bırakmıştı. Boşta kalan ellerini kıvrımlı kalçamın yakınında duracak şekilde ince olduğunu düşündüğüm belime koydu. Alıp verdiğimiz nefesle vücudumuz birbirine ara sıra temas ediyordu. Beni daha çok kendine çekerek "O zaman beni kendinden uzak tutma." demişti. İçimdeki bir dürtü ona daha çok yaklaşmak için bedenimi daha yakınına iteliyordu. Bakışlarım istemsizce onun dudaklarına kayarken onunda aynı şekilde dudaklarıma baktığını fark ettim. Bunu isteyerek mi yapıyordu emin değildim ama ben o dudaklara ulaşmak istedim. Mıknatıs bizi birbirine çekiyorcasına, yüzümüz ürkek bir şekilde birbirine daha çok yaklaştı. Yumuşak dudakları yarı açık dudaklarıma değdiğinde ürperdim. Hafif baskı şiddetli bir öpücüğe dönüştü. Ağzımı biraz daha açıp rahatça dillerimizin birbiriyle buluşmasını sağladım. Gözleri kapandığında bende onu tekrarlayıp inlememe engel olamadım. Bu kısık inleme onu daha çok tahrik ederken elleri kalçama ulaştı ve hafifçe sıktı. Dudaklarıyla beni yiyip bitiriyordu. Beklemediğimiz bir anda kapının birkaç defa tıklanması bizi ayırmıştı. Kızarmış yüzümüz ve şişmiş dudaklarımız bizi ispiyonluyordu. Boğazımı temizleyip kendime gelerek kapıya yaklaştım ve açtım. Kapının ardında duran Bruno her ikimize baktığında utanmıştım. "Davet mi bekliyorsun?" Edwan kurtarıcı bir şekilde her zamanki gibi araya girdi ve beni bu utançtan sıyırdı. Bruno sonuna kadar açtığım kapıdan odama geçiş sağladı ve cama doğru ilerleyip kollarını birbirine bağladı. "Bir anda ortadan kayboldunuz." Sahte olan bu sorgulayıcı tavrından dolayı pür dikkat ona baktık. Dudakları sırıtmayla kıvrıldığında dalga geçtiğini anlamıştık. "Beni kimin bu duruma getirdiğini biliyorum." Anında ortaya attığım şey onların düşündüğü tüm şeyi kafalarından uzaklaştırdı. Bu sefertüm odak ben ve söylediğim şeydi. "Nasıl" diye sordu Bruno. Edwan "Ormana gitmiş." diye cevapladı beni suçlayan bakışlarıyla yerken. Bruno saç diplerini yavaşça parmaklarıyla çekip "Haber vermeden yaptığınız her şey başınıza bela açtı." diye kızdı. "Her şeyin başladığı yere gidiyorum diyerek aslında haber vermiştim." Bu söylediğimle ikisi birden bana bakıp susmamı sağladılar. Bende daha fazla onları kızdırmak istemeyip sustum. Bruno "Peki kim?" diye sordu. "Matthew." Verdiğim cevap Edwan'ı şaşırtmazken, Bruno ne diyeceğini düşünmeye başladı. "Adi herif." Edwan bunu söylerken yumruklarını sıkıyordu. Bruno ise "Sana inanıyorum Mia ama kanıt olmadan başkalarını inandıramayız." diye açıklamıştı. "Kanıtları şimdiye kadar yok etmiştir o şerefsiz." Bruno Edwan'a sakin kalmasını işaret edip "Olabilir ama illa atladığı bir şey olabilir. Belki bazı hareketleriyle kendisini ele verebilir. Seni vurduğu zaman bunu yapmıştı." dediğinde çok haklıydı. Matthew'i tam olarak hatırlamıyor olsamda onun sağlam bir paçup olmadığı açıkça ortadaydı. Bunu, onu ilk defa gören kişi bile fark edebilirdi. "O zaman ne yapacağız" diye soran Edwan cevap arar halde her birimize baktı. "Onun yakınında durmam gerekiyor. Madem babamın şirketinde ortağıydı, artık patronun kim olduğunu ona gösterme zamanı geldi." Söylediğim şey onları endişelendirmişti. Karşı çıkmalarını umursamıyordum,çünkü yapacağım şey tüm sırları önümüze serecekti. ... Bölüm sonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD