Yazarın anlatımı...
Göktuğ, Görkem’ in evine geldiğinde, kapıda onu bir yardımcı karşıladı. İçeriye alınmasını beklerken içi kıpır kıpırdı, ama bu heyecan hoş bir heyecan değildi. İçinde yılların getirdiği bir huzursuzluk vardı. Buraya isteyerek gelmemişti, ama gelmek zorunda hissetmişti. En azından kardeşi evleniyordu ve bu onun için önemliydi. Görkem’ i yıllardan beri görmemişti, en son birlikte bu evde yaşadıklarında çocuk denecek yaşlardaydılar. Onu hatırlıyordu elbette, ama yıllar her şeyi değiştirmişti. Zaten hatırlamak için aynaya bakması yetiyordu. Bu evde ise pek iyi anıları yoktu.
Yardımcı yukarı çıkıp Görkem ’e haber verdiğinde, Görkem yataktan kalkmadan önce sıkıntılı bir nefes verdi.
"Evde olduğumu söyledin yani. Bir daha gelirse ve ben önceden söylemediysem, almanı, evde olmadığımı söyle. Ayrıca benim kardeşim yok. Bir daha kimsenin yanında söyleme bunu. Git şimdi, içeri al."
Görkem yavaşça doğrulup yataktan kalktı. Bugün işe gitmemişti, zaten gitmeye de niyeti yoktu. Gece bir eğlence mekqnına gitmişti ve sabaha karşı uyumuştu. Göktuğ’ un geleceğini hiç düşünmemişti. Telefon konuşmalarında Lale ile evleneceğini söylemişti, ama bu kadar kısa sürede çıkıp gelmesini beklemiyordu. Aslında, ailesi arada bir Göktuğ’ u aramasını istiyordu, yoksa kendisi bunu bile yapmayacaktı. O, hayatına devam etmişti. Tek çocuk olmanın rahatlığını seviyordu. Kardeş sahibi olmak hiç işine gelmemişti.
Görkem banyoya gidip bir duş aldı. Çıktığında saçını kuruttu, temiz bir gömlek ve pantolon giydi. Üzerine parfüm sıktı, aynada kendine baktı. Görüntüsünden hoşnut olduğunda, ağır adımlarla merdivenlerden indi.
Aşağıda Göktuğ sıkılmış bir şekilde bekliyordu. Kardeşinin bu kadar süslü olduğunu biliyordu, ama yine de bu kadar bekleyeceğini düşünmemişti. Yıllar sonra biraz acele eder diye umut ediyordu. Onu gördüğünde yüzü aydınlandı, hemen yerinden kalktı ve yanına gidip ona sıkıca sarıldı.
"Kardeşim. Bir ağabeyin olduğu aklına geldi sonunda."
Görkem önce kollarını boşlukta bıraktı, sonra belli belirsiz sarıldı. Memnundu tek çocuk olmaktan. Bunun bozulmasını istemiyordu.
"Nerede bu hizmetçi? Sana bir şey getirmedi mi?" dedi, sesi sert çıkmıştı. Kendini hemen geri çekti.
Göktuğ gülümseyerek başını iki yana salladı. "Celallenme hemen. Sordu ama ben bir şey istemedim."
Görkem oturmasını işaret etti. Göktuğ, onu görmekten gerçekten memnundu. Ona boksu öğreten usta, kendisini 14 yaşında yanına almıştı ve bir nevi babalık yapmıştı, ama yine de Göktuğ için asıl ailesi her zaman Görkem olmuştu. Onu hiç görmediği zamanlarda bile içinde hep bir yerlerde kardeşini koruma isteği vardı.
Bir süre sessizlik oldu. Göktuğ, Görkem ’in yüzüne bakarak konuşmaya başladı.
"Hayırlı olsun."
Görkem başını salladı. "Teşekkür ederim."
Göktuğ derin bir nefes aldı, sonra buraya gelirke aklında olan soruyu sordu. Asıl ailesi benim diye düşünüyordu.
"Ne zaman gidiyoruz kızı istemeye?"
Görkem, kardeşinin bu tavrını pek sevmedi. Göktuğ ’un orada olmasını istemiyordu.
"Bilmiyorum. Aileler karar veriyor."
"Oğlum ne demek aileler karar veriyor? Konuşmadın mı kızla?"
"Aileler karar verecek. Lale’ nin babasıyla babam büyük bir iş için ortak olmak istiyor. Ülke çapında ses getirecek bir iş. Bir nevi ortaklığı garantiye almak istiyorlar."
Göktuğ duyduklarına inanamadı. "Öyle şey olur mu Görkem? Sen hiç mi bir şey hissetmiyorsun? Sırf bunun için evlenilir mi?"
Göktuğ başka bir şey söylemek istemedi. Yanlış anlaşılmak istemiyordu. Lale, onun çocukluk aşkıydı. Hayatına giren başka kızlar olmuştu, ama hiçbiri o çocukken yaşadığı masumiyet gibi gelmemişti. Çocukken bile Lale ’ye kıyamazdı. Onun için koşturur, onun için kavgalara girerdi. Elbette hayatına giren kızlar olmuştu. Mesleği nedeniyle popüler sayılan biriydi artık, çevresinde onu tanımayan yoktu. Ama o, Lale ’nin farklı olduğunu hissediyordu. Kızlar mesleği nedeniyle onun kötü çocuk olmasını istiyordu. Aslında kabul ediyordu. Karanlık bir havası vardı. Güçlü bir yapısı ama o bir sporcuydu. Spor olsun diye boks yapıyordu şiddeti sevdiği için değil. Şimdi fazla bir şey söylese sanki eski hisleri nedeniyle söylemiş gibi olacak diye sözlerine dikkat etmeye çalışıyordu ama içinde bir yan Lale' yi bu kadar önemsiz görmesine üzülüyordu.
Cebine attığı elini sıkıca yumruk yaptı, sonra yavaşça çıkardı. Şekerleri Görkem ’e uzattı.
Görkem kaşlarını kaldırarak şaşkınlıkla aldı. "Artık büyüdüm farkındasındır umarım."
Göktuğ gülümsedi. "Koca adam oldun ama benim hala küçük kardeşimsin. Bunlar senin için değil. Lale ile konuşacağın zaman bunları ver. Küçükken çok severdi. Hatırlaman hoşuna gidecektir."
Görkem, şekerleri sehpanın üzerine bıraktı. "Göktuğ, artık Lale de büyüdü. Böyle şeylerden hoşlandığını hiç sanmıyorum."
Göktuğ başını iki yana salladı. "Kızlar, kendileriyle ilgili küçük detayların hatırlanmasını sever."
Görkem başını kaldırıp ona baktı. "Kızlar para, mücevher ve seksi sever. Neden hala bekar olduğun anlaşılıyor."
Göktuğ Lale' nin öyle bir kız olmadığını düşünüyordu ama sessiz kaldı. Zaten oraya gitmesinden pek hoşlanmadığını da fark etmişti ama yine sessiz kalmayı seçti. Bunu söyleyip tamamen kaybetmek istemiyordu. Bir gün Görkem' in de kardeş olmanın önemini anlayacağını düşünüyordu.
Ama sonunda iki konuda da sessiz kalmak zor geldi.
"Her kadın aynı değildir. Bazıları duygusal olur."
Görkem güldü, dalga geçercesine bir bakış attı. "Çocukken bile bu yüzden kaybederdin sen. Hala hiçbir şey değişmemiş. Elindeki bütün parayı Lale için harcardın, ama o Görkem diye ağlardı. Bunca yıldır öğrenememişsin. Kızlar, kendilerine değer vermeyen erkeklerden hoşlanır."
Göktuğ, içinde bir şeylerin sızladığını hissetti. Evet, belki çocukken öyleydi. Lale her zaman Görkem ’in peşinden giderdi. Oyunlarda bile hep onu takip ederdi. Ama büyüdüklerinde değişen bir şey olmuş muydu? Lale gerçekten Görkem ’i seviyor muydu, yoksa bu bir alışkanlık mıydı?
Göktuğ, bunları dile getirmek istemedi. Zaten Görkem ’in umurunda bile olmazdı. Ama içinde, derinlerde bir yerlerde, Lale ’nin bu kadar basit bir karar ile Görkem’ e verileceğini düşünmek bile onu rahatsız ediyordu.
Yine de şimdilik susmaya karar verdi. Görkem' de yıllardır tanıdığı birine bu kadar acımasız bakıyor olamazdı. Belki de bu şekilde konuşmak havalı geliyordu. Göktuğ' un aklına anılar geldi.
Göktuğ ve Görkem, dünyaya aynı gün gelmiş ama hayata bambaşka pencerelerden bakmak zorunda kalmış ikizlerdi. Doğdukları andan itibaren birbirlerine bağlı olsalar da, hayat onları hep farklı yerlere sürüklemişti.
Bir koruyucu aileye verildiklerinde henüz çok küçüktüler. Onlara bakan çift, maddi durumu gayet iyi, dışarıdan sıcak ama içinde daha soğuk duvarları olan bir aileydi. Görkem, en başından beri rahatına düşkündü. Yeni ailesinin sunduğu imkanları hızla benimsedi, onların ilgisini kazanmak için doğuştan gelen çekiciliğini ve özgüvenini kullandı. Sanki hep bu hayata aitmiş gibi davranıyordu. Göktuğ ise daha temkinliydi. Kendini bir misafir gibi hissediyordu, her an gitmesi gerekebilecek bir yabancı gibi. Fazladan bir yük olduğunu düşündüğü için bir şey istemekten kaçınır, elindekilerle yetinmeye çalışırdı.
Koruyucu aileleri, Görkem’ e daha sıcak davranıyordu. Onun rahatlığı, neşeli ve dışa dönük hali onları etkiliyordu. Ama Göktuğ, fazla sessizdi, fazla içine kapanıktı. Aile, onun fazla ciddi ve mesafeli olduğundan şikayetçiydi. Bir de yaramaz olmasından. Sanki ne yaparsa yapsın, onların gözünde Görkem kadar sevimli olamıyordu. Bu yüzden Göktuğ, başının çaresine bakmayı öğrenmişti.
Okul harçlığını dikkatlice kullanmaya başlamıştı. Sabahları herkesten önce uyanır, cebine koyduğu birkaç lira ile bakkala uğrayıp su, çikolata ve ufak atıştırmalıklar alırdı. Sonra okulda, bunları arkadaşlarına biraz daha pahalıya satardı. Bu, onun için küçük ama önemli bir kazançtı. Kazandığı parayı kendisi için harcamazdı. Kendi canı çekse bile su almaz, çikolata yemezdi. Çünkü bir amacı vardı: Lale’ ye bir şeyler almak.
Lale, onların mahallesinde büyüyen, tatlı ama biraz dikkatsiz bir kızdı. İkizleri her zaman karıştırırdı.
Ne zaman bir şey alsa, onu Görkem’ in aldığını sanıyordu. Göktuğ, her defasında yanlış anladığını söyleyebilirdi. Ama söylemedi. Çünkü bir şekilde Lale’ nin mutlu olması onun için yeterliydi. Önemli olan, pamuk şekerini alıp almadığıydı, kimin verdiği değil. Onun en sevdiği renk pamuk şekerini almak için fazladan yol yürüdüğünü de söylemezdi.
Ama bugün, yıllar sonra bile o yanlış anlamaların gölgesinde kalmış gibi hissediyordu. Görkem hala dikkat çekiyordu, hala rahat ve umursamazdı. Lale hala ona bakıyordu. Ve Göktuğ, hala arka planda sessizce duruyordu. Belli ki sonsuza dek böyle olacaktı. Lale ve Görkem evlenecekti.
Göktuğ işi olduğunu söyleyip kalktı. Bunu söylemişti çünkü ne derse desin Görkem ’in onu kalmaya ikna etmeyeceğini biliyordu. Böyle demek, en azından kendisi için durumu daha katlanılabilir hale getiriyordu. Sanki işi olmasa Görkem ona “Kal.” derdi gibi düşünmeyi tercih etti. Yıllardır içinde olan bu kırgınlık duygusunu bastırmaya çalışıyordu. Onun için burada fazla vakit geçirmek, bir türlü açılmayan bir kapının önünde beklemek gibiydi. Sonunda başını dik tutarak kapıdan çıktı, ardında hiçbir duygu kırıntısı bırakmadan.
Göktuğ oradan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Lale, heyecanla eve geldi. Kızların gazına gelmişti. Arkadaşları Görkem ile evlilik konusunu açtıkça, Lale’ nin aklında bir şeyler dönmeye başlamıştı. Gerçekten evlenecekler miydi? Görkem ona karşı ne hissediyordu? Evlenmek istiyor muydu? Bunların hepsi direkt sormasa da alması gerektiğini düşündüğü cevaplardı.
Eve geldiğinde kapıyı açan yardımcı onu hemen tanıdı. Sonuçta aileler sık sık görüşüyordu, Lale de bu eve yabancı değildi. Yardımcı, hiç tereddüt etmeden içeri aldı. Lale, koridor boyunca yürürken etrafı süzdü. Bu evde sayısız anısı vardı. Küçükken buraya geldiğinde her şey daha büyük, daha ihtişamlı görünüyordu. Şimdi ise her şey daha soğuk, daha mesafeli geliyordu. Yine de aileler sık görüştüğü için alışıktı.
Salon kapısından içeri girdiğinde, Görkem’ in onu ayağa kalkarak karşıladığını gördü. Her zamanki gibi kendinden emin bir duruşu vardı. Üzerindeki koyu renkli gömlek, ona daha olgun bir hava katıyordu. Ama Lale onu hep çocukluk yıllarındaki hâliyle hatırlıyordu. Küçükken de böyleydi; biraz mesafeli, biraz soğuk ama bir şekilde ilgisini de hissettiren biri. Ona hediyeler alan biri.
Lale tam konuşmaya başlayacakken sehpanın üzerindeki şekerleri gördü. Gözleri hemen parladı. Küçüklüğünden beri bayılırdı böyle şeylere. Elini uzattı, parlak ambalajları tek tek inceledi. Sonra gülümseyerek başını kaldırdı ve Görkem ’e baktı.
“Bunları çok severdim. Hatırladın mı?” diye sordu, neşeyle.
Görkem bir an duraksadı. Şekerleri hatırlamıyordu bile. Göktuğ ’un neden bunları ona verdiğini şimdi anlıyordu. Lale hala aynıydı. Küçükken olduğu gibi, hala küçük şeylerden mutlu oluyordu. Ama Görkem için bunlar önemli değildi. O sadece konuşmanın yönünü değiştirmek istiyordu.
“Tabii ki. Unutur muyum hiç? ” dedi, soğukkanlı bir ifadeyle. “Küçükken de severdin, belki hala seviyorsundur diye görünce senin için aldım. ”
Lale hemen bir tanesini alıp açtı. Şekeri ağzına attığında gözlerini kapattı, yüzünde tatlı bir gülümseme belirdi.
“Aynı tadı.” dedi mutlu bir şekilde. “Teşekkür ederim, Görkem.”
Görkem hafifçe başını salladı ama içinde bir huzursuzluk vardı. Lale’ nin ona olan ilgisi göz ardı edilemezdi ama aslında ona ait olmayan bir anının içinde gibiydi. Bu şekerleri buraya koyan kendisi değildi. Ama Lale bunu bilmiyordu ve bilmesini de istemiyordu.
Lale şekerlere mutlulukla bakıyordu.
" Hepsi senin. Hepsini alabilirsin. " dedi
Görkem ve o an fark etti. Gelen kişi sadece Lale değildi. Geçmiş de peşinden gelmişti. Ama Görkem geçmişle ilgilenmiyordu. O sadece kazanmak istiyordu. Lale ise buraya gelirken aklında olan bütün sorulara cevap almış gibi hissediyordu. Görkem onu unutmamıştı. Onunla ilgili böyle bir detayı bile hatırlayıp önem veren biri sadece aileler istiyor diye evlenecek olamazdı.