5. Bölüm ~ Başak Darca
“ Ne demek bu?” Anlamıyordum. Evet. Çocuğu hastaydı ama bunun benimle ne alakası vardı?
“ Zamanla anlarsın. Çok yakında bir karar vereceksin. Şimdi bırak da kızımı göreyim.” Başımı salladım. Önüme dönüp yolu izlemeye devam ettim.
Yarım saatlik yolun sonunda büyük bir konağı andıran evin önünde durduk. Duraksadığımı fark etti. Benimle birlikte öylece oturup yüzümü inceledi. Benim burada ne işim vardı. Alakamın olmadığı bu evde ne diye kalmaya gelmiştim ki. Babam yüzünden oluyordu hepsi. Vücudumun kaskatı kesildiğine emindim.
“ Seni istemediğin bir şeye zorlayacak değilim. Korkman gereken kişi ben değilim.” Derin bir nefes aldım.
“ Farkındayım.” Bakışları boşluğa düşer gibi oldu.
“ Farkındaysan bu halin ne? Seni buraya zorla getirmişim gibi davranıyorsun.” Gülümsedim.
“ Zorla getirmedin mi zaten?” Omuz silktim. “ Bana düşüncemi sormadın ama bende hayır demezdim. Sorun o değil. Babam ya da Sarp durulmayacak. O içi kötülükle dolmuş birisi. Sarp da keza öyle. İstiyor musun onlarla uğraşmayı?” Dediklerim onu rahatlatmıştı.
“ Eğer sorun buysa benim için dert değil. Babanın yapacağı şeyler bugüne kadar hep başıma gelen şeyler zaten. O yüzden ben sıkıntı etmiyorum.” Sıkıntılı bir nefes verdim.
“ Sen etmiyorsun ama ben ediyorum. Bana dürüst ol. Neden geldik buraya. Beni alelade bir yere de götürebilirdin. Tabii eğer amacın korumaksa. Neden ailenin olduğu ortama bile isteye sokmak istiyorsun?” Gülümsedi.
Neden sürekli gülümsüyordu. İçime sıkıntı oturdu. Resmen adamın gülümsemesini istemiyordum. Belki de etkileniyordum. Bu daha büyük bir sorun demekti. Oflayarak başımı cama yasladım.
“ Sinir bozucusun. Seni anlamakta zorluk çekiyorum.” Sırıttı.
“ Biliyorum ve bu hoşuma gidiyor.” Tanıştığımızdan beri ilk defa güldüğünü görmüştüm. Bu garipti. “ İnmemiz gerekiyor artık. Kızım beni bekliyor. Seninle konuştuğum her dakika onunla geçirebileceğim vakitten kayıp demek.” Sabrımı zorlamak zorunda mıydı? Arabanın kapısını sertçe açıp dışarı çıktım. O da arkamdan indi.
“ Kızınla vakit geçir o zaman! Beni ne diye getiriyorsun buraya? Seni tanımıyorum. Babam gibi birisi olup olmadığını da bilmiyorum. Beni zorluyorsun.” Gözlerini kapatıp yutkundu.
“ Beni onunla kıyaslama. Ben baban değilim. Seni buraya korumak için getirmişken o adamla kıyaslamış olman…” Burun kemerini sıktı. “ Canımı sıkıyorsun küçük. Yaşın gibi davranmayı öğren.” Kollarımı göğsümün üzerinde birleştirdim.
“ Yaşım gibi davranmasını bilmiyorum çünkü hiç yaşımı yaşamadım. Beni anlayabileceğini sanmıyorum. Anlamaya bile çalışmıyorsun. Can sıkıcısın.” Bakışları ciddileşti. Yanıma doğru adımladı ve tam önümde durdu.
“ Bu durumda olmaktan bende memnun değilim ama seni korumak için çaba gösterdiğimi bil. Zor durumda kalmanı istemiyorum. Kızım hasta ve onu görmem gerekiyor. En azından biraz sabret. Daha sonra oturup konuşacağız.” Başımı isteksizce salladım.
Babamdan daha kötü birisi çıkmayacağı aşikardı. Güvenmekten başka çarem yoktu. Önde yürümeye başladı. Bende peşinden eve doğru yürüdüm. Göz ucuyla arkaya baktı.
“ Bu arada arabamın kapısını bir daha bu şekilde çarpma. Normalde umursamam ama onu tamir ettirmek demek boşa harcanacak para demek. İsraf yapma niyetinde değilim.” Görmedi belki ama başımı salladım. Haklıydı.
Evin önüne geldik. Kapıyı çaldığında çok gergindim. Elimle oynuyordum. Bir süre sonra kapı açıldı. Sarışın bir kadın kapıda duruyordu. Orta yaşlardaydı. Annesiydi sanırım.
“ Hoşgeldin.” Bakışları beni buldu. “Oğlum?” Kadının gözleri şok ile sonuna kadar açılmıştı. Bir bana bir de Çınara bakıyordu. “ Çınar mı geldi Hanım?” Arkadan erkek sesi geldiğinde daha çok gerildim. İstemsizce Çınar’ın arkasına sığındım. Bunu fark ettiğinde gözleri kısıldı. Kolunu koluma doladı. Gerildiğini kastığı kolundan anlıyordum.
“ Oğlum bir şey demeyecek misin? Bu kız kim? Neden bizden korkuyor?” Derin bir nefes aldım. Ciğerlerim aldığım nefesle dolup taştı.
“ Anne konuşacağız her şeyi. Bir içeri geçelim. Başak nasıl?” Annesi kenara çekildiğinde Çınar tuttuğu kolumla bir içeri girdi. Arkasından sürüklenerek bende girdim.
“ Yavaşla!” Sesimi kısık tutmaya özen göstererek söylendim. Beni dinlemiyordu. Evin salonuna girdiğimizde babası olduğunu tahmin ettiğim adamla genç bir kız duruyordu.
“ Abi? Bu o kız değil mi? Burada ne işi var?” Sıktığı kolumu çekmeye çalıştım. İzin vermiyordu. Bu kız beni nerede görmüştü ya?
“ Başak nerede? Uzatma da söyle abim hadi.” Kız eliyle yukarıyı gösterdiğinde kolumdan çekiştirerek merdivenlerden çıkmaya başladı. Kaç kez düşme tehlikesi atlattım tahmin edemiyorum.
“ Düşünce rahata mı ereceksin? Yavaşla diyorum.” Yavaşlamıyordu öküz. “ Yavaşla Çınar!” İsmini söylememi istemiyordu. Söylediğim an durdu. O durduğu için sırtına çarptım. Burnumun acısıyla inledim. Elim burnuma gitti.
“ Sana yavaşla dedim değil mi? Burnumu acıttın işte!” Beni takmıyordu. Kapı sesi duydum. Burnumun acısından nereye geldiğimize bile bakamıyordum. Kolumdan sürükleyerek bir odaya soktu.
“ Baba…” Çınar kolumu bıraktı. Küçük bir kız sesi duymuştum. Elimi burnumdan çekip odaya göz attım. Altı yaşlarında küçük bir kız çocuğu yatakta yatıyordu. Minik bedenine serum takılmıştı.
“ Kızım, iyi misin? Benim meleğim hasta mı oldu?” Kızına karşı farklı bir kişiliği vardı. Onları izlemeye başladım. Bu durumdan rahatsızdım ama beni buraya getiren kendisiydi.
“ Baba ben iyiyim. Birazcık ateşim çıktı sadece. O da seni özlediğim için oldu.” Çınar kıkırdadı.
“ Bebeğim daha iki gün önce görüştük ama. Biliyorsun babanın işleri yoğun. Bende seni görmeyi çok istiyorum ama bazen elimde olmayan sebeplerden ötürü gelemediğimi biliyorsun.” Başak üzgünce kafasını eğdi.
“ Ben seni her saniye özlüyorum baba. İşlerin benden önemli mi?” Duygu sömürüsü yapan küçük kıza gülümsedim. Sarı uzun saçları vardı. Halsizdi ama gene de güneş gibi parlıyordu.
“ Küçük cadı.” Onlar gülüşürken bakışlarımı kaçırdım. İzlemek yanlış gibi geliyordu. Etrafa bakınmaya başladım.
“ Baba bu abla kim?” Küçük kıza döndüğümde çipil gözleriyle bana baktığını gördüm. Gülümseyerek yanına yaklaştım ve yatağının kenarına oturdum. Minik parmağını tutarak hafiften sıktım.
“ Merhaba Başak. Ben Alara. Ama istersen sen bana lala ya da Alâ abla diyebilirsin.” Lala yakın arkadaşlarımın bana taktığı bir isimdi. En azından eski yakın arkadaşlarımın. Bunu kimseye söylemesem de kanım bu kıza kaynamıştı.
“ Lala güzelmiş. Sen beni nereden tanıyorsun lala abla?” Bakışlarım Çınar’a döndü. Merakla ne diyeceğime bakıyordu.
“ Babanın bir arkadaşıyım. Bana senden çok bahsetti. Güneş gibi parlayan bir kızım var dedi hep. Oradan biliyorum seni.” Küçük kız gözleri parlayarak babasına baktı. Bir süre sonra yüzü düştü ama.
“ Ben seni çok sevdim Lala abla ama seni seversem sen de gidecek misin? Gitmeni istemiyorum. İyileştiğimde beraber oyunlar oynayalım istiyorum.” Çınar gerildi. Küçük bir çocuğa bunları dedirtecek kim ne yapmıştı anlamıyordum. Başak’ın elini daha sıkı kavradım.
“ Beni istediğin kadar sevebilirsin. Seninle oyunlar oynarız. İstediğin kadar yanında kalırım. Anlaştık mı?” Başak mutlu olmuştu. Babasına döndü.
“ Baba Alara abla her istediğimde yanımda olacak mı gerçekten?” Çınar Ezel Darca sıkıntıyla kafa salladı.
“ Birazdan belli olacak kızım. Sen yat biraz. Biz birazdan yanına geleceğiz. Lala ablanla konuşmam gereken şeyler var.”
Çınar ayağa kalktığında bende ayağa kalktım. Onu takip ederek odadan çıktım. Yandaki odaya girdiğinde bende peşinden girdim.
“ Lala ha?” Siyahlara boyanmış bir odaydı. Etrafı izlemeyi bırakıp ona döndüm.
“ Evet, Lala. Konuş artık. Bana söylemek istediğin şey ne?” Çınar gerildi.
“ Bana Çınar dedin. Sana deme dediğim halde dedin. Madem dedin o zaman bir karar vereceksin. Başak ilik kanseri. Tedaviye yanıt vermiyor. İlik nakli olması gerekiyor. Bizim verdiğimiz testler yanıt almadı. Sana teklifim şu. Buradan gidersen baban seni bulur ve o Sarp denen adamla evlenmek zorunda kalırsın. Ben seni onlardan kurtaracağım. Sen de kızımı kurtar. Bana bir bebek ver. Kızım kardeşinin iliğiyle iyileşsin.”