KARTVİZİT
Okulun kantininde oturmuş kahvemi içiyordum. Dersten önce ayılmam gerekiyordu. Dün gece sabaha kadar kabuslarım yüzünden uyuyamamıştım.
Ne zamandır kabuslarım beni ziyaret etmiyordu. Bu aralar yine görünür olmuşlardı. Anlaşılan bana yine terapist yolları görünmüştü.
Bu düşüncelerle dalıp gitmişken yanımdaki sandalyeye oturan arkadaşımı fark edip irkildim. Kocaman gülümsemesiyle bana baktı ve selam verdi:
"Günaydın Dünya, nasılsın bebişim?"
"Bok gibiyim Sultan. Çok uykusuzum." Kaşlarımı çatıp ona baktım.
"O zaman sabah sabah seni neşelendireyim kuzum."
Kaşlarım havaya kalktı. İnşallah yine beni bir çifte randevuya zorlamazdı. Sultan'la çok yakın değildik. Ama garip bir şekilde sürekli bana birilerini ayarlamaya çalışıyordu.
Endişemi fark edince bir kahkaha attı.
"Korkma Dünya'cığım, bu sefer sana birini bulmadım. Sana iş buldum!"
"Ciddi misin?"
İşte şimdi dikkatimi çekmeye başlamıştı. Üniversitenin ilk yılından beri hiç durmadan çalışmıştım. Okul masraflarımı ve kalacak yerimi bazı hayırseverler karşılasa da, özel ihtiyaçlarım için çalışmam şarttı.
Birkaç hafta önce, iki yıldır çalıştığım büyük kitabevi uzun süredir boğuştuğu mali sorunlara dayanamayıp kapanmıştı. Ben de böylece kısacık hayatımda ilk kez işsiz kalmıştım.
"Tabii ciddiyim kızım. Hem bu sefer bölümünle alakalı. Eminim kendini sevdirirsin sen. Belki mezun olunca da devam edersin. Okulun bitince hazır işin olur kız, fena mı?"
Mezun olmamıza sadece üç ay kalmıştı. Bu da içimde ayrı bir dertti. Okul bitince tüm yardımlarım kesilecekti.
Bu koca dünyada hiç kimsesi olmayan ben, hepten bir başıma kalacaktım. Mezun olduğumda bir işim olmazsa kiramı bile ödeyemezdim.
"Ne işiymiş bu bir bahsetsene?"
"Bak şimdi kuzum, bunlar iki ortaklı bir mühendislik firması. Baya da büyük bir firma, azıcık araştırdım."
"O kadar büyük firma beni ne yapsın Sultan?"
"Dur kızım bir dinle! Stajyer sayılarını artırmak için bunları zorlamışlar. Şirkette zaten çok çalışan varmış, bunlar da bu sefer stajyer olarak iç mimar almaya karar vermişler.
Stajyerlik dediğime bakma, asgari ücretten fazlasını vereceklermiş. Sanırım birazcık çalıştıracaklar, ama sana koymaz biliyorum. İşte bildiklerim bu kadar."
"Kaç gündür gezmediğim iş ilanı sitesi kalmadı, ben neden görmedim ki?"
Sultan dudaklarını büzüp çantasında bir şey aramaya koyuldu.
"Bilmiyorum Dünya. Bana da oda arkadaşımın sevgilisi bahsetti. O mühendislik fakültesinde biliyorsun, onlar aşina bu firmalara. Hatta bana bir kartlarını verdi, al bak."
Hala çantasını karıştırıyordu. Aslında biraz kafam karışmıştı. Tamam benim bölümüm iç mimarlıktı ama güzel bir maaş vereceklerse benden ciddi bir iş bekleyecek olmalıydılar.
Mezun olmama çok az kalmış olsa da işin altından kalkabilir miyim bilemiyordum. Ama bir yandan da, eninde sonunda kendi mesleğimde bir kariyere başlamam gerekmeyecek miydi?
Kendimi sevidirip de mezun olduktan sonra da devam etsem ne güzel olurdu. Sultan sonunda çantasından bir kartvizit çıkarıp bana uzattı.
"Hah, buldum sonunda! Al canım. Valla bana sorarsan hiç kaçırma bu fırsatı derim."
Elimdeki kartvizite baktım. Bej rengi çok sade bir karttı.
Bu da bana firmanın profesyonel olduğunu düşündürüyordu. Kendilerini süsleyip püsleyip reklam yapma ya da dikkat çekme ihtiyacı hissetmiyorlardı.
Kartın üstünde büyük puntolu harflerle DRUZYA MÜHENDİSLİK yazıyordu. Hemen altında daha küçük harflerle sol tarafta Mustafa DAĞHANLI, sağ tarafta ise Alexandr A. MİHAİLOVİÇ yazıyordu. Daha aşağıda ise daha küçük harflerle telefon ve adres bilgileri vardı.
"Ortaklardan biri Rus mu?"
"Yarı Rusmuş sanırım. Ben de kartı görünce merak edip sormuştum. Dünya bence bu işin peşine düş. Şimdiden yüzlerce rakibin olduğuna eminim."
"Sen neden başvurmuyorsun?" Kartı elimde sıkı sıkı tutuyordum. Sanki içime sinmeyen bir şey vardı.
Sultan'la çok yakın değildim. Çünkü ben kimseyle yakın olmazdım. Hiç kimsem yoktu, hiçbir zaman da olmayacaktı.
Sultan ofladı:
"Sence neden? Vize notlarım berbat biliyorsun. Bu işe girersem ders falan çalışamam. Eğer son dönem derslerden kalır da okulu uzatırsam babam ağzıma sıçar."
Sultan'a bakarken içim burkuldu. Ağzına sıçacak bir babası olmasının nasıl bir lütuf olduğunun farkında mıydı acaba?
"Tamam, bugün bir ararım."
"Arama Dünya. Sana tavsiyem ders çıkışı üstünü başını değiştir doğruca oraya git."
"Kızım çat diye gidilir mi?"
"Güven bana. Böyle büyük insanlar öz güvenli, girişken, hırslı insanlardan hoşlanır. İlk intiba önemli."
Ona hak verdim aslında. Telefon etsem karşıma herhangi bir sekreter çıkacak, belki de sadece bilgilerimi alıp kapatacaktı. Ama oraya gidersem belki işe alımlara bakan yetkili biriyle görüşebilirdim.
"Kıyafetimi değiştireyim yani?"
"Herhalde Dünya. Bunu da sana ben mi söyleyeceğim? Bu kadar büyük bir firmaya görüşmek için kot pantolonla mı gidilir?"
"Tamam Sultan, gideceğim. Bu iyiliğini de unutmayacağım."
Sultan bir kahkaha daha attı:
"Unutmasan iyi olur kuzum, çünkü mezun olunca beni de işe aldıracaksın."
"Allah allah, ben girdim de seni aldırmak kaldı?"
Sultan samimiyetle omzumu sıktı:
"Ben eminim anında sevdireceksin kendini, bak gör, Sultan demişti dersin."
İkimiz de gülerek kantinden çıkıp derse girdik. Bugün sadece öğlene kadar dersim vardı.
Ama hiçbir dersi anlamamıştım. Sürekli aklım şu yeni iş ihtimaline kayıyor, elim istemsizce hırkamın cebindeki karta gidiyordu.
Sultan bütün sözlerinde haklıydı. Eğer orada işe başlar ve yerimi sağlamlaştırırsam hayatım düzene girerdi. Bu iş benim için çok önemliydi.
Onun da dediği gibi, öğlen ders biter bitmez eve gidip kendime çeki düzen verip şirketin kapısına dayanmaya karar verdim.
Bu işi ne kadar istediğimi gösterecektim. Son bir kez cebimdeki kartı okşadım.
Bu iş benim kaderim olacaktı.
Öyle olmalıydı.