Ertesi sabah erkenden şirkete gitmiştim. Bugün dağ evine gideceğimiz için daha rahat kıyafetler giymiştim.
Şirkette bana yeni ofisimi gösterdiler. Tam da Alexandr'ın dün emrettiği gibi onun ofisinin bir alt katındaydı.
Sade döşenmiş bir odaydı, ön cepheye bakıyordu. Küçüktü ama bir kişi için rahat bir çalışma alanıydı. Bilgisayar ve diğer ofis malzemeleri hazır bekliyordu.
Yanımda getirdiğim ağır sırt çantamı çıkarıp evden getirdiğim bazı kitaplarımı masama yerleştirdim. Bunlar yapacağım iş için bana yardımcı olacak bazı ders kitaplarım, mimarlık dergileriydi.
Dün geç saatlere kadar evde çalışmış, bir dağ evi için olası fikirleri not almıştım. Not defterimi açacakken kapı çalınarak açıldı.
Benimle aynı yaşlarda, kızıl saçlı, hafif tombul bir kız vardı kapıda.
“Buyrun?”
“Merhaba, ben Mine. Bugünden sonra sizin asistanınızım. Sabahları kahve mi içersiniz, çay mı?”
Herhalde odaları karıştırdı diye düşünüp etrafıma bakındım.
“Merhaba, ben de Dünya. Ama sanırım yanlış ofise geldin.”
“Yok yanlış gelmedim Dünya Hanım.
“İyi de, ben zaten stajyerim, asistanım olamaz.”
“Orasını bilemem. Bay Alexandr böyle emretti. Ee? Çay mı kahve mi?”
Şaşkın şaşkın ona baktım. Neler olduğunu bir anlayabilseydim. Sempatik, samimi bir kıza benziyordu.
“Eğer filtre kahve varsa alırım Mine.”
Mine gülümseyerek çıkıp kapıyı kapattı. Sandalyeme yaslandım ve düşünmeye başladım. Bu adamlar nasıl birer manyaktı da staj için aldıkları kıza asistan atıyorlardı?
Az sonra Mine elinde tepsiyle geldi. Tepside iki fincan vardı.
“Birlikte içeriz, hem de tanışmış oluruz diye düşündüm. Rahatsız olmazsanız tabii Dünya Hanım?”
“Ne rahatsızlığı? Gel lütfen. Ayrıca madem birlikte çalışacağız, sizli bizli konuşmayalım olur mu? Ben alışık değilim böyle.”
Mine’nin gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı.
“Tamam, sen nasıl istersen!”
Kahvemi içmeye başladım.
“Ne zamandır burada çalışıyorsun Mine?”
“Daha dokuz ay oldu. Ben Büro Yönetimi mezunuyum. Dokuz aydır tek yaptığım fotokopi çekmekti biliyor musun? O yüzden dün beni çağırıp yeni iç mimarın asistanı olacaksın dediklerinde sevinçten havalara uçtum. Bir daha fotokopi…”
“Bir saniye, bir saniye.” Sanırım Mine’nin enerjisine ve fazlaca konuşma becerisine alışmam biraz zaman alacaktı.
“Yeni iç mimar mı dedin? Mine dedim ya ben sadece stajyerim.”
“Valla bana dün böyle dediler Dünya. Sen iç mimar değil misin?”
“Evet. Hayır. Yani evet… Ama daha değil. Okulumun bitmesine üç ay var.”
Mine kahvesinden büyük bir yudum aldı.
“Eh tamam işte. Şimdiden seni kapmışlar anlayacağın. Dün beni senin asistanın yapmalarından sonra Bay Alexandr’ın asistanı gelip beni tebrik etti.”
“O niyeymiş?”
“Yeni iç mimar hem Bay Alexandr için hem de Mustafa Bey için çok kıymetli dedi. E ben de senin asistanın olarak şirkette sağlam bir yere gelmiş oluyorum.” Şirin bir kahkaha atarak ellerini çırptı.
Kıymetli?
Ben?
Ben bu adamlarla daha dün tanışmamış mıydım? Dün buraya adım attığımdan beri şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyordum.
“Bu patronlar nasıl biri, anlatsana biraz Mine. Sağını solunu bileyim de ona göre davranayım.”
“Ben de bilmem ki Dünya. Dedim ya dokuz aydır fotokopi odasındayım. Bir iki defa görmüşlüğüm var sadece. Ama ikisi de bütün çalışanlara adil davranır. Kimsenin hakkını yemezler.”
“Böyle patron kaldı mı ya?”
“Değil mi ama? Özellikle Mustafa Bey herkese karşı çok cana yakındır. Herkesi güldürür, şakalar yapar.”
Dünkü bebeğim lafı şimdi anlaşılmıştı. Demek ki adam herkese karşı samimiydi.
“Ya Bay Alexandr?”
“O da herkese karşı adaletlidir. Kimseye kaba davrandığını görmedim. Ama…”
“Ama, ne ama?”
Hah, sonunda olumsuz bir taraflarını yakalayacaktım. Kimse bu kadar iyi olamazdı.
“Bay Alexandr’ın asistanı bazen çok dert yanıyor. Bay Alexandr biraz, nasıl desem, düzen takıntılı. Her şeyi zamanında ve düzenli ister. Onun dışında bir şeyini duymadım.”
Yok yine olmamıştı. Olumsuz brir şey bulamamıştım. Bu kadar büyük bir şirket yönetip düzen ve dakiklik istemek en doğal şeydi.
“İkisi de mühendis mi?”
“Evet, zaten üniversite arkadaşıymış onlar. Hala da yapışık ikiz gibilerdir.”
“Nasıl yani?”
Mine biten kahvemi tepsiye koyup anlatmaya devam etti.
“İkisi birbirinden o kadar farklı görünseler de her şeyi beraber yaparlar. Her yere beraber giderler. Kardeş olsalar bu kadar olmazdı yani.”
Vay be. Ne dostluk…
“Öyleyse evli falan da değiller?”
Mine kıkırdadı. Sanki bir sır verecekmiş gibi öne eğilerek fısıldadı.
“İkisi de bekar. Bay Alexandr’ın hiçbir vukuatını duymadım. Ama Mustafa Bey maşallah magazin hesaplarının göz bebeğidir. Hiç görmedin mi?”
Bak sen şu Mustafa Beye! O kadar flörtüz bir adamın çapkın olmamasını beklemiyordum zaten.
“Ben şu fincanları götüreyim. Benden başka bir istediğin var mı?”
“Şey, bugünlük yok. Bugün gidip dekore edeceğim evi göreceğim, ondan sonra işlerimiz biraz yoğunlaşacak.”
“No problem! Yeter ki fotokopileri bana çektirme.”
İstemsizce güldüm. Mineyi gerçekten sevmiştim, belki bu kez biriyle arkadaş bile olabilirdim. Hem ilk kez biri bana daha ilk tanışmamızda ‘Nerelisin? Ailen nerede? Kardeşin yok mu?’ gibi sorular sormamıştı.
Mine çıkınca biraz daha not defterime fikirler karaladım. Evi görmek için sabırsızlanıyordum. Az sonra kapım çalındı ve içeri Mustafa girdi.
“Günaydın! Ooo sen de kahvecisin demek, Alex’e eşlikçi çıktı desene.”
Onu görür görmez ayağa fırlamıştım.
“Günaydın Mustafa Bey.”
Kapıdan kafasını uzatıp birine seslendi:
“Bana bir çay gönderir misin?” Bana dönüp sordu, “Bir kahve daha içer misin?”
“Olur.” dedim az çıkan bir sesle.
Mustafa tekrar dışarı seslendi:
“Dünya hanıma da bir kahve daha lütfen?”
Kapıyı açık bırakıp az önce Minenin oturduğu koltuğa yığıldı. Üzerinde bu sefer yıpranmış bir kot pantolon, siyah bir tişört ve kırmızı oduncu gömleği vardı.
Saçları her yana dağılmış gibi görünse de aslında böyle dağınık şekil verdiği belliydi. Gözlerim onu incelemeyi bitirip yeşil gözlerine ulaştığında hınzır bir gülümsemeyle bana baktığını gördüm.
“Ezberledin mi bari?”
Gözlerim şaşkınlıktan o kadar büyüdü ki yerinden çıkacaklar sandım. Yanaklarım utançtan yanmaya başladı.
“Özür dilerim, dalmışım. Hemen çıkacak mıyız?”
Hafifçe kıkırdadı. Utanmam onu eğlendirmişti belli ki.
“Dur bi kendimize gelelim yavrum.”
Hayda! Şimdi bir de yavrum çıkmıştı!
“Peki, Mustafa Bey.” diyerek yerime oturdum. Bey lafını özellikle vurgulamıştım.
“Bana Mustafa de lütfen. Önümüzdeki aylarda çok sıkı fıkı çalışacağız. Evimi teslim ettiğim kadınla böyle sizli bizli olmak istemiyorum.”
Hala ne diyeceğimi bilemeden ona bakıyordum. O sırada Mine içeri girip beni kurtardı. Kahvemi ve Mustafa’nın çayını bırakıp gülümseyerek dışarı çıktı.
İçeceklerimizi içerken biraz daha sohbet ettik. Ona dün gece düşündüğüm bazı fikirlerden bahsettim. Onun da hoşuna gitmişti.
Telefonuna gelen bir mesajı okuduktan sonra ayağa kalktı.
“Alex bizi otoparkta bekliyormuş. Hadi gidelim.”
Birlikte yer altındaki şirket otoparkına indik. Alexandr bizi 4x4 bir cipin yanında bekliyordu. Bizi görünce gözlerini kıstı.
“Yarım saat önce çıkmış olmamız gerekiyordu.” dedi sertçe.
Tıpki dünkü gibi siyah takım elbisesi vardı. Mustafa cebinden anahtarı çıkarıp arabayı açtı.
“Geldik işte huysuz herif, sakin ol. Hadi atlayın bakalım.”
Alexandr'a çekinerek bakıp selam verip vermemek arasında kalmıştım. Sanki günaydın desem cevap vermeyecek gibiydi.
Onun da gözleri benimle buluştuğunda bakışları daha da sertleşti. Ayaklarımdan başlayıp yüzüme çıkana kadar beni süzdü. Tekrar gözlerime geldiğinde sessizce bakmaya devam etti.
Bu adamı hiç anlamıyordum. Mustafa aniden kornaya basınca yerimde zıpladım. Alex başını bana doğru eğdi:
“Kapını açmamı falan mı bekliyorsun? Bin hadi.”
Bu sözlerle kendime geldim. Acele adımlarla arka kapıyı açıp bindim. Alexandr da Mustafa’nın yanına geçince yola çıktık.
* * *
Kısa sürede şehir merkezinden çıkmış, kıvrıla kıvrıla uzanan yollardan geçmiştik. Artık sık bir ormanın içinde yol alıyorduk. Manzara beni büyülemişti.
Az sonra bir ara yola sapıp dağ evine geldik. Arabadan indiğimde derin bir nefes aldım. Ekim ayının hala sıcak geçtiği şehir merkezinden çıkıp bu serin havaya gelmek beni rahatlatmıştı.
Dağ evi tamamen ahşaptı. Tam da tahmin ettiğim gibi. İlk iki katın üstünde çatı katı yükseliyordu. Büyük bir verandası vardı. O verandayla yapacaklarımı düşününce heyecanlanmıştım.
Birlikte eve girdik ve beni gezdirmeye başladılar. Gördüğüm her şeyi ve onların bazı isteklerini not aldım. Bazı fikirlerimi anlattım.
Böylece birlikte tekrar şirkete döndük. Mineyi çağırıp hızla çalışmaya başlamıştım bile.
Alexandr ve Mustafa’nın garip tavırlarını görmezden gelip kendimi işe verdim. Bu iş benim en büyük şansım olacaktı. Kendimi kanıtlayacaktım.