Arman’ın bana atmaya çalıştığı yumruktan basit bir manevra ile kurtulduğumda bedeni öne doğru sendelemişti. Öfke ile bağırıp hızla bana döndüğünde üstüme atılarak beni yere düşürmeye çalıştı ama kolunu tuttuğum gibi çevirip sırtımdan da güç alarak bedenini bir köşeye savurdum. Sırtı duvara çarpıp acı içinde inleyerek yere yığıldığında odada volta atmaya başladım cık cıklarken.
‘’ Aşk olsun Arman. Bunu neden yaptın ki şimdi? Dur yoksa! Beni yenebileceğini mi düşündün? Eskiden de yenemezdin ki beni. Ne çabuk unuttun o günleri? ‘’ Arman dediklerimin ardından korku dolu bakışlar ile bana bakarken odada volta atmayı bırakıp ona döndüm. Bir köşeye sinmiş benden kaçabilecek fırsat arıyordu. Az önce bana saldıran o değilmiş gibiydi. Gülümsedim bu haline. Kediden korkan fare gibiydi. Birkaç dakika önce buraya giriş yaptığında beni karşısında görmeyi beklemiyordu. Ufak bir selamlaşma ve ona yapmayı planladığım işkence yöntemlerimi anlattıktan sonra korksa bile fark ettirmemeye çalışarak kendinden emin bir ses ile konuşmuştu. ‘ Yine birilerinin pisliğini temizlemem gerekecek. ‘ diyerek bana saldırmıştı. Ama hüsran ile sonuçlanmıştı bu girişimi. Bakışlarını bana çevirip kendini inandırmak istercesine mırıldandı.
‘’ Senin ölmüş olman gerekiyordu. Beş yıl boyunca senin öldüğüne inandım. İnandık. ‘’ Arman’ın dedikleri ile sırıtıp ona doğru yavaşça ilerledim. Attığım her adımda o, iyice duvar ile bütünleşmeye çalışıyordu. Tam tepesinde dikildiğimde bir süre üstten aşağı ona baktım ve ardından çömeldim. Dirseklerimi dizlerimin üstüne koyup yüzümü ellerime yaslayarak ona üzgün bakışlar attım.
‘’ Burada olduğuma göre, ölmüş müyüm sence? Her neyse Arman, bu arada bunu sana kim söyledi? Yani benim ölmüş olduğum yalanını? ‘’ Gözlerimi kırpıştırarak sorduğum soru ile titreyen göz kapaklarıyla bana kaçamak bakışlar atarken kekeledi.
‘’ Be – Benjamin. ‘’ Duyduğum beni şaşırtmış gibi bir yüz ifadesi ile ona baktım gözlerimi kocaman açarak. Korkusunu belli etmeye başlamıştı. Titriyor ve kekeliyordu. Burnuma etrafa yaydığı feromonlardan korkunun kokusu net bir şekilde geliyordu.
‘’ Benjamin mi? Yani beni evlat edinen adam mı? Ama nasıl? Neden benim ölmüş olduğumu söylesin ki sana? ‘’ Diye sordum şaşkın çıkan sesim ile. Arman bana kafası karışmış gibi bakarken kaşlarını çatmıştı. Onu o kadar çok korkutmuş olmalıydım ki mantıklı düşünemiyordu.
‘’ O, o seni buraya getirmiş. Ölmek üzereyken de seni buraya kilitleyip gitmiş. Senin buradan çıkamaman için de büyülemiş kapıyı ve kaleyi. Bize artık endişelenmemiz için hiçbir sebep kalmadığını, yaşayan son Varon’u da öldürdüğünü söyledi. ‘’ Dediklerini dinlerken kafamı yana eğmiştim. Ah şu ejderhalar ve onların egoları yok mu? Kendilerinden emin konuşmayı çok seviyorlardı.
Arman’a rahatlaması için sebep vermek amacı ile yere bağdaş kurarak oturdum ve ellerimi kalçamın iki yanına yerleştirip yükümü kollarıma vererek geriye yaslandım. Amacım beni yenebileceğini düşünmesini sağlamaktı. Ona bu ihtimale sıkıca tutunması için fırsat vermeye çalışıyordum. Birazdan bu umudunu yerle bir edecek olsam bile o küçük umut parçasına sıkıca tutunmasını istiyordum.
‘’ Demek öyle. Tahmin ettiğim gibi. Peki, sen buraya neden geldin? Bedenimden geri kalanları – kemik, kafatası ve benzeri şeyleri – görmek mi istedin? Nekrofili misin yoksa? ‘’ Sorduğum soru ile kafasını hızla iki yana sallayıp bana doğru döndü hafifçe. Bedeninin duruş şekilden birazdan üstüme atılacağını görebiliyordum. Çok barizdi. Topuklarını arkasındaki duvara dayamıştı. Arman her zaman tahmin edilebilir biri olmuştu.
‘’ Hayır Destiny, hayır. Kesinlikle öyle sapkınlıklarım yok. Doğruyu söylemek gerekir ise buraya kadar güzel bir kadını takip ettim. Bilirsin; Saklı Orman zırvalıklarına, böyle saçma hurafelere hiç inanmadım. Neymiş, buraya giren bir daha çıkamıyormuş. ‘’ Benim ile gayet rahat konuştuğuna göre saniyeler kalmıştı bana saldırmasına. Ona açık vermek için kafamı sallayıp gülümsedim. Takip ettiği güzel kadının aslında RV’nin büyüsü olduğunu ona söylemeyecektim. RV’nin yaptığı büyü sayesinde kişinin bilinçaltında yatan ideal kadın ete kemiğe bürünüyordu ve bu da avımı bana getiriyordu. RV’ye bir ara teşekkür etsem iyi olacaktı.
‘’ Evet haklısın, burası da daha önceden kullanılmış bir yer. Benjamin anlatmıştır. Hem ben buradan sağ çıktım değil mi? Bu tezi – Saklı Orman’a giren birinin sağ çıkamayacağı gerçeğini - çürütmüş olduk böylelikle. ‘’ Bakışlarımı odada dolaştırmaya başladığımda hızla üstüme atıldı. Yere sırt üstü düşerken Arman’ı sırtımdan ve ayaklarımdan güç alarak arkamdaki duvara doğru savurdum. Bedeni duvara çarptığına ben çoktan ayaklanmıştım bile. Sırıtarak ona doğru ilerlerken yerden sarsakça kalktı ve kanayan kafasına elini götürdü.
‘’ Bir daha buradan sağ çıkamayacaksın! ‘’ Boş tehdidine gülümsemek ile yetindim. Bana tekrar saldırmaya kalktığında güçlü bir tekme ile bilincini kaybetmesini sağladığımda ellerimi belime koydum. Yere yığılan bedenine kaşlarımı çatarak baktıktan sonra bir zamanlar – bundan tam beş yıl önce – benim zincirli olduğum şekilde onu bağladım. Daha önceden hazırlamış olduğum odun ve çalı kümesini dışarıdan almak için zindandan çıktığımda aldığım tanıdık koku ile etrafıma bakındım. Tepenin kenarında oturmuş olan RV’ye doğru yavaşça ilerledim.
Ondan sadece büyüler için yardımda bulunmasını istemiştim. Hepsini bir seferde değil de tek tek öldürmekti amacım. Her birine ayrı ayrı işkence edecektim. Bunun için de RV ile anlaşmıştım. Bana bir ya da iki aylık bir süre vermesini, bu zaman boyunca da sadece benim eksik yönüm olan büyülerde bana yardım etmesini istemiştim. Bu bizzat benim ilgilenmem gereken özel bir meseleydi. Onu da kendim ile birlikte intikamın ruhu karartan boşluğuna çekmek istemiyordum. O neşeli, hayattan zevk alan, yaşamak için sebepleri olan biriydi. Sevdiği insanlar, onu seven bir sürü kişiye sahipti. Her ne kadar ona uzak da olsalar en azından yaşayan bir ailesi vardı.
Arkasında durup bir süre onun da yaptığı gibi manzarayı seyrettim. Bundan beş yıl önce Benjamin ile seyrettiğim manzarayı… Hayat ne kadar da tuhaftı. Hoş biz ejderhalar için her şey karmakarışık ve saçmaydı. Normallik bekleyecek iyi niyetli biri değildim. Ya da hayalperest mi demeliydim? Derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim. Benjamin… Onu en sona bırakmıştım. Ailemin suikastından sorumlu herkesi tek tek öldürürken sıranın ona geldiğini bilerek korku ile beni bekleyecekti. Ölümün ona yaklaştığını hissederek acı çekecekti. Nefesimi her an ensesinde hissedecekti.
‘’ Büyü için teşekkürler RV. Şimdi gitsen iyi olur ama. ‘’ Sonunda sessizliği bozup konuştuğumda RV kafasını çevirerek omzunun üstünden bana bakmıştı. Bakışlarımı ona çevirip ifadesiz bir surat ile inceledim onu. Çalışma odasından ayrılıp direkt odama gitmiş ve yıllardır beklediğim şeyi, ailemin intikamını gerçekleştirmek için hazırlıklara başlamıştım. Richard, Jackson ve RV iyi olup olmadığımı anlamak için yanıma tek tek geldiklerinde her birine aynı cevabı vermiştim. Omuz silkip iyi olduğumu söylemiştim. Beni – belli aralıklar ile rahatsız edip – en sonunda yalnız bıraktıklarında hazırlanmaya kaldığım yerden devam etmiştim. İşkence için kullanabileceğim eşyaları RV’nin kilerinden aldığım bir valize koymuştum. Aletleri ise hayal gücümü de kullanarak farklı yerlerden temin etmiştim. Küçük bir sırt çantasına da birkaç parça kıyafet koyup RV’nin benim için hazırladığı büyü için tekrar çalışma odasına dönmüştüm. Herkes kocaman masanın etrafına oturmuş düşünceli bir şekilde konuşuyordu ben odaya girdiğimde. RV’ye büyü için geldiğimi söyleyip hazırladığı o iğrenç sıvıyı bir dikişte bitirmiştim. Bir süre Kırmızı Topraklar’da olacağımı, ordumuza asker seçme işini ben geri dönene kadar – tabi eğer dönebilir isem – Richard’ın üstlenmesini istemiştim. Benden sonraki ikinci komutan ve ordumuzun ikinci yeni üyesi olmuştu bundan iki yıl önce.
‘’ Sorun değil Destiny. Ben seni burada bekleyeceğim. ‘’ RV’nin dedikleri ile kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım düşüncelerimden sıyrılırken.
‘’ Hayır RV. Geri dönüp ordu ve geri kalan işler ile ilgilenmelisin. Ben iyi olacağım. Arman ile işim bittiğinde yeni hedefimin kim olduğunu sana söylerim sen de o tuhaf büyüyü yaparsın, olur mu? ‘’ İtiraz etmek istediğini biliyordum, gözlerinden bunu anlamak zor değildi ama beni yalnız bırakmalıydı bu savaşımda. Yalnız kalıp içimdeki ateşi söndürmeliydim. Yoksa yakında kendime zarar verecek hale gelecektim. Yenilmişlikle omuzlarını çökertip ayağa kalktı. Bana doğru gelip tam önümde durdu ve birden bana sıkıca sarıldı. Bir süre ne yapacağımı bilemeyerek hareketsiz kalsam da sarılışına acemice karşılık verdim kendime geldikten sonra.
‘’ Birbirimizin ailesi olduğumuzu unutma Destiny. Kendine dikkat et ve ne olur ruhunu kaybetme bu yolda. Senden haber bekliyor olacağım. ‘’ Boynumda dedikleri ile dişlerimi sıktım. Ne diyebilirdim ki ona? Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Bomboştum. Kollarımdan ayrılıp bana buruk bir şekilde gülümsedi ve dünyalar arası geçidi açıp gözden kayboldu.
***
Arman’ın kıyafetlerini yırtarak çıkarmış ve yaktığım ateşe atmıştım. Kılıcımı közlerin içine koydum ve ısınmasını beklerken Arman’ın inlemesi ile doğrulup ona döndüm. Gülümsedim. Uyanmıştı! Sonunda.
‘’ Günaydın Arman? Kendini nasıl hissediyorsun? ‘’ Konuşmam ile neler olduğunu anlamaya çalışan bakışları korkuya bürünmüş ve ardından beni bulmuştu gözlerini odada endişe ile gezdirdikten sonra. Karanlık çökmüştü ama ejderha gözlerimiz ve arkamda yanan ateşin yaydığı ışık ile her şey oldukça netti. Arman’ın korkulu bakışları altında ona doğru ilerledim ve tam önünde durdum. Kafasını geriye çekip büyülü sözleri mırıldandığında kıkırdamadan edememiştim. Acı dolu inlemesi zindanda yayılırken bileklerindeki yanık kokusu burnuma dolmuştu.
‘’ Sanırım Benjamin sana bundan bahsetmeyi unuttu. Buradayken dönüşemezsin. Büyülü zincir bunlar. Aslında odanın her tarafında büyü var ama bilirsin. Siyah ejderha olarak pek de anlamıyorum. ‘’ Ellerimi iki yana açarak odayı gösterirken konuştuğumda Arman’ın bakışları önce bileklerindeki zincirlere ardından odanın duvarlarına kazınmış büyülere ilişmişti.
‘’ Destiny, bırak beni. Söz kimseye senden ve yaşadığından bahsetmeyeceğim. Ne olur bırak beni. ‘’ Arman’ın dedikleri ile alaycı bir şekilde sırıttım. Arkamı ona dönüp ateşin yanına gittim ve kılıcımın kabzasını dikkatle tutarak aldım. Ateşin etkisi ile köz gibi kızaran ucuna baktım ve Arman’a döndüm. Bakışları kılıcıma kayarken yerinde debelenmişti ama bu nafile bir çabaydı. Uzuvlarındaki hassas sinirlerini belimdeki hançeri çıkararak hızla kestiğimde Arman’ın acı dolu çığlığı yankılanmıştı zindanda. Ardından kızgın kılıcım ile kanayan kesiklerini dağladım bakışlarımı bir saniye bile acı içindeki yüzünden ayırmadım.
Dağlama işim bittiğinde kılıcımı yerine, közlerin arasına koyup RV ile vedalaşmamdan sonra valizden çıkardığım işkence aletlerimin başına geçtim. Acaba ilk ne kullansam? Parmaklarımı farklı aletler üzerinde gezdirirken en basit olandan başlamaya karar verdim. Gülümseyerek kerpeten ve beş tane de küçük burgulu çivi aldım. Hiçbir şey demeden elimdeki aletler ile Arman’a ilerledim ve o yapmamam için yalvarırken; çivileri dişlerimin arasına alıp sol elindeki tırnakları tek tek, acı çekmesini daha çok sağlaması için yavaşça söktüm. Parmaklarını korumak için birçok kez çabada bulunmuş ama hiçbir işe yaramamıştı. Zindanda acı dolu haykırışları kulağıma müzik gibi gelirken sağ eline doğru yöneldim bu sefer.
Dişlerimin arasındaki çivilerden birini alıp yumruk yaptığı elini açmaya çalıştım.
‘’ Destiny, yalvarırım dur. Yapma ne olursun! ‘’ Dedikleri ile ona dönüp öfke ile gözlerinin içine baktım. Ağzımdaki çivileri elime alıp kerpeten ile sağ eline sert bir şekilde vurdum gözlerimi ondan ayırmadan.
‘’ Aisha’yı, kuzenlerimi öldürürken durdun mu Arman? Ya da benim ile oyunlar oynarken, bana kılıç tutmayı, işkence etmeyi öğretirken bir kez bile aklından bana gerçeği söylemek geçti mi? ‘’ Sorduğum sorular ile ağlamaya başladığında gözlerimi devirdim ve bir kez daha yumruk yaptığı eline sertçe vurdum. Çivileri – biri hariç – tekrar dudaklarımın arasına alırken yumruk yaptığı elini açtım ve başparmağını sıkıca tuttum. Elimdeki kerpeteni bir kenara savurdum ve Arman’a kısa bir bakış atıp işime geri döndüm.
‘’ Özür dilerim Destiny. Yalvarırım affet beni. Çok pişmanım, Benjamin’e uydum. O emir verdi ben de yerine getirdim. ‘’ Dediklerini umursamadan burgulu çiviyi tırnak ile eti arasına yerleştirip yavaşça çevirerek etine gömmeye başladım. Yalvarışı tekrar çığlıklara dönüşürken aynı işlemi tüm parmaklarına uyguladım. Geri çekilip ellerimi belime koyarak Arman’a baktım. Çektiği acılar yüzünden güçsüz düşmüş bir şekilde bana ağlayarak bakarken gülümsedim. Harika bir sanat eseri çıkarmıştım ortaya. İşkence aletlerimin başına geri dönerken yaralarına uygulayabileceğim bir şeyler var mı diye bakmaya başladım.
RV’nin mutfağından yürüttüğüm tuzluğu görünce gözlerimi devirdim. O an bir anlık bir fikir ile almıştım ama işimi görürdü sonuçta. Arman’ın bedeninde açtığım tüm yaralara tuz döküp ardından kızgın kılıcım ile gövdesinde yaralar açmaya başladım. Gövdesi tanınmaz hale gelene kadar işkenceye devam edip ardından kılıcım ile erkeklik organını koparıp ateşin içine attım. Iyy! Midem bulanmıştı. Her neyse. Arman bir süreliğine bilincini hissettiği acı yüzünden kaybettiğinde ellerimi temizleyip ateşi körükledim. O uyanır uyanmaz da işkenceye kaldığım yerden devam ettim. Küçük bir jilet alıp bacaklarında minik kesikler açarken Arman yalvarıyor, acı içinde haykırıyordu.
Sıra yüzüne gelirken yine RV’nin mutfağından aldığım – daha doğrusu çaldığım diyelim, çünkü haberi yoktu – tuz ruhunu ağzını zorla açarak ona içirmiştim. Ölümü yakındı. Ağzından ve burnundan kanlar gelmeye başlarken o hala yaşarken dudaklarını birbirine mimledim. Gözlerime yalvarırcasına bakarken ölümün yakın olduğunu bilerek karşısına geçip yere bağdaş kurarak oturdum ve bakışlarımı ondan ayırmadan izlemeye başladım. Boşa çırpınışını ve git gide ölümün pençesinde yuvarlanışını izlerken gülümseyerek gözlerinin içine bakıyordum. Bedeni tükenip son nefesini verdiğinde derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Cesedi zindanın dışına çıkarıp ejderhaya dönüştüm ve bulmaları için – tabi eğer saklı ormana girmek akıllarına gelir ise – tepeden gözüken göletin içine attım.
Geri dönüp kalıntılardan kurtuldum ve işim bittiğinde rahat bir nefes alarak işkence aletlerimin yanına çöktüm. Elime babamın hançerini alarak – dolunayın yeni yeni yükselmesi ile aydınlattığı zindanda – hançerin yansıttığı ışık ile gülümsedim.
‘’ Adım adım intikamımızı alıyorum baba. ‘’ Mırıldanıp sırtımı duvara yasladım ve gözlerimi yumdum.