‘’ Hazır. Başlayabiliriz. ‘’ RV elinde tuttuğu silindiri çalışma masasının üstüne dikkatlice bırakıp yanımıza geldiğin ayaklandım ve elimdeki hançeri ona uzattım. Hançeri elimden alıp avuç içime küçük bir kesik attığında gözümü bile kırpmadan yaptıklarını izlemeye devam ettim. Büyülü birkaç kelime ettikten sonra elimi çekip kasenin üstüne getirdi ve ardından avucumda birikmiş kanı su dolu kasenin içine akıttı. Kâsenin içindeki suyun yüzü kanım ile birlikte dalgalanmaya başlarken gözlerimi kıstım. RV elimi bıraktığında yumruk yapıp kendime çektim ve kaseye doğru eğildim.
‘’ Geri çekil. Yaptığım büyü sayesinde – ‘’ Sözünü kesen şey kasedeki suyun buharlaşarak yükselmesi oldu. Buhar git gide yoğunlaşıp dikdörtgen bir şekil aldığında kaşlarımı çattım. Sanırım birazdan her şeyi öğrenecektim ha?
Dikdörtgen şekil dalgalanıp ardından ailemi göstermeye başladığında nefesimi tuttum. Eğlenerek bir şeyler ile ilgileniyorlardı. Unuttuğum seslerini duyarken boğazıma kocaman bir yumru oturdu. Kalbim sızlıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırıp ne yaptıklarını anlamaya çalıştım. Süslemeler ile uğraşıyorlardı. Ahh, doğru ya! Benim doğum günüm için hazırlık yapıyorlardı. Gözlerimi kısa bir süre yumup derin bir nefes aldım. Yutkunmaya çalışarak gözlerimi araladım ve izlemeye devam ettim. Aile üyelerim – Aisha, Emanuel, Fred, Joshua, Melissa, annem ve babam hatırlayabildiklerim idi – birden bir yere odaklandığında kaşlarımı çattım. Baktıkları yön şeklin dalgalanmasının ardından gösterilirken gözlerimi kıstım. İçimde git gide büyüyen nefret ve öfke ile dişlerimin arasından konuşmaya başladım.
‘’ Igor, Arman, Fernando, Miguel, Elliott, Kurt, Dean, Sergei, McKenzi, Dennis, Ivan, Erne, Rick. Ve Benjamin. ‘’ Hepsini tanıyordum. Hepsi bir zamanlar ailem dediğim ordudakilerdi. Ne kadar da aptalmışım. Resmen benim ile dalga geçmişlerdi. Düşmanlarım ailemin şaşkınlığından faydalanıp birden ejderha formlarına dönüp saldırdığında olacakları bilerek gözlerimi kırpmadan izlemeye devam ettim. Babamın kanatlarını koparan Benjamin’di. Annemi öldüren de oydu. Sonra birden görüntü değişti. Görüntü hareketli bir hal alırken acı dolu bir haykırış yankılandı çalışma odasında. Bu bendim. Benim gözlerimden bir süre izlemeye devam ettik. Ağaçların arasından küçük kanatlarım ile geçmeye çalışıyordum. Gülümsememe mani olamadım. Ardından görüntü tekrar değiştiğinde bu sefer abim Emanuel’i gördüm.
Yerde can çekişirken üstündeki ejderhaya bakıyordu. Şaşırmadım. Yine Benjamin’di. Sonra abimin sesi yankılandı odada. Unutmuş olduğum ses kulaklarıma dolduğunda kalbimin acısı ikiye katlandı. Pençelerini üstündeki ejderhanın pençelerine koyarken yalvararak Benjamin’e bakıyordu.
‘’ Yapma abi. ‘’ diye fısıldadım. Ardından dediklerini kalbim ölecekmişim gibi hissettiren bir acı ile çarparken dinledim.
‘’ Kardeşime dokunma! O daha çok küçük, ne olur ona bir şey yapma. Bırak yaşasın. O hiçbir şey yapmadı size. Çok küçük o daha. Öldüreceksen öldür beni gıkımı çıkarmam, al bak. Çabalamıyorum bile yaşamak için. Kabullendim ölümü. Ama yeter ki onun yaşamasına izin ver. O yaşasın. ‘’ Sustu abim ve ardından benim ‘ Anne ‘ diyen sesim duyuldu. Abim beni duyunca ağlamaklı bir şekilde tekrar yalvarmaya başladı Benjamin’e.
‘’ Amacın ne ise ulaştın ona. Hepimizi öldürdün. Tüm ailemi öldürdün. Karşına çıkabilecek kimse kalmadı. Bitti. Sen kazandın. O bir şey yapamaz sana. Minicik ki o. Ne olur bırak da yaşasın kardeşim. Daha bebek o. ‘’ Emanuel’in dedikleri kalbimi parçalarken nefes alamadığımı hissettim. Son nefesinde bile benim için, benim yaşayabilmem için Benjamin’e yalvarmıştı. Kanım bedenimde donarken gözlerimin karardığını hissettim. Öfkem içimde çağlarken gözümü bile kırpmadan abimin üstündeki Benjamin’e baktım. Sonunda benim ölümüm bile olsa ne yapıp edip ailemin intikamını alacaktım. O sırada siyah ejderha haline çoğu kez savaş meydanlarında gördüğüm Kurt yaklaştı abim ile Benjamin’e. Benjamin bir pençe darbesi ile abimin boğazını parçalayışını izledim. Ardından sesine aşina olduğum Benjamin mırıldandı.
‘’ Tek bir kişi bile kalmamalı. ‘’ Sahne Benjamin’in dediklerinin ardından değişirken; annem ve babamın uyanması için çaresizce çırpınışım belirdi yüzeyde. Söz veriyorum. Söz veriyorum intikamımızı alacağım. Hepsini tek tek acı çektirerek öldüreceğim.
‘’ Bir küçük ejderha, uçar minik kanatlarıyla.
Yükselir yavaşça, rüzgârın da yardımıyla.
Annesi ve babasının küçük ejderhası. Minik Destiny.
Seslenirdi göklerden anne ve babasına.
Görüyor musun baba? Uçuyorum minik kanatlarımla.
Görüyor musun anne? Aşıyorum dağları kanatlarımı her çırptığımda.
Az önce geçtim abimi o küçük yarışımızda.
Ardımda bıraktım kırık kalbimi.
Rüzgâr esti yavaşça ve alıp götürdü beni.
Getirdi minik bedenimi yanınıza.
Görüyor musun baba? Aşıyorum ülkeleri kanatlarımla.
Görüyor musun anne? Yükseliyorum Kırmızı Topraklar’ın semalarında.
Ninni söylerdi bir zamanlar kâhinler.
Şarkılar mırıldanırdı kraliçeler.
Krallar dans ederdi prenseslerle.
Ama ben minik kanatlarım ile yarışırdım rüzgârla.
Görüyor musun baba? Uçuyorum minik kanatlarımla.
Görüyor musun anne? Aşıyorum dağları kanatlarımı her çırptığımda. ‘’ Küçük Destiny annemin kanadının altında babamın ona her gece söylediği ninniyi mırıldanırken uzanıp Richard’ın hazırlamış olduğum kâğıdı aldım. Aslında ihtiyacım yoktu. Hepsini tek tek aklıma kazımıştım. Yine de intikam planımı şekillendirirken düşmanlarımı bir sıraya koymam gerekecekti.
‘’ Destiny… ‘’ RV’nin acı çekiyormuş gibi bir sesle adımı söylemesi ile ona döndüm. Gözleri kızarmıştı. Richard ve Jackson’a baktım. Tanrılar? Richard resmen salya sümük denilen şekilde sarsılarak ağlıyordu. Fark etmemiştim bile. Jackson ise üzgün bir şekilde bana bakıyordu. Tekrar RV’ye döndüm ve elimi omzuna koyup gülümsedim.
‘’ Teşekkürler RV. Her şey için teşekkürler. ‘’ Ardından onları geride bırakıp çalışma odasından çıktım.