Mayıs ayının 14 Cuma günü;
İlkokul 1. Sınıftayım ve arkadaşlarım okulun ilk gününden beri turuncu saçlarımdan dolayı benimle dalga geçerlerdi. İlk başlarda çok sık karşılaştığım durum zamanla azaldı ve onlarda alıştılar. Biraz da Mustafa da susturmuş olabilirdi. O 3. Sınıftaydı, ta o zamanlardan başlamıştı dostluğumuz. Beni hep koruyan taraf olmuştu,abilik duygusunu bende bastırıyordu.
Ama o Cengiz denen çubuk kraker hiç vazgeçmedi benimle dalga geçmekten. Mustafa onu birkaç kez dövdü ama yine akıllanmadı dayak arsızı. Öğle yemeğinde annemin verdiği beslenmeyi yerken yine musallat olmuştu Cengiz. Belki tepki vermezsem gider diye düşünürken muzlu sütümü tam içeceğim anda kutuyu sıkarak üzerime boca etti. En sevdiğim muzlu sütüm ziyan ve tüm kıyafetim pis olmuştu. O zaman ben minikliğime bakmadan üzerine atladığım gibi yere düşürdüm. Saçını yoldum, yüzünü cırmaladım, tokat attım, yumruk attım ama bir türlü rahatlayamıyordum. Dövdükçe dövesim geliyordu ve kimse beni alamıyordu üzerinden.
En son öğretmenim beni kolumdan çekiştiriyor ama ben ellerimi Cengiz in saçından çekmiyordum. Benimle birlikte onu da sürüyordum. Birkaç kişinin müdahalesiyle zor aldılar elimden. Öğretmen bizi müdürün odasına çıkardığında Cengiz in haline baktığımda çok güzel işçilik çıkarmıştım. Keyiften yüzümde nur vardı sanki,ışıl ışıldı gözlerim. Ama öğretmenim sinirden kıpkırmızı olmuştu, çünkü Cengiz in annesi en yakın arkadaşıydı. Tabi beni mi savunacaktı yoksa biricik Nur un en kıymetli evladını mı.
Müdür odaya geldi ve durumu öğrenmek için öğretmenimize baktı. İşte o an herkesin öğretmen olmaması gerektiğini anladım. Adalet , sevgi , anlayış , hoşgörü , sabır ve en önemlisi ahlak olarak her hangi birinde şüphe varsa veya eksikse yapmamalıydı bu kutsal görevi. Benim öğretmenim adaletten kalmıştı
Sadece benim Cengiz i dövdüğümü söyledi, nedensiz gibi. Tam ağzımı açıp iki kelime edeyim dediğim her an susturdu beni. Okulun ilk gününden itibaren uyumsuzmuşum, düzensizmişim… gibi bir çok şey söyledi. AMA diyebiliyordum sadece devamı yoktu. Yarım saat 45 dakika hep susturuldum, hıçkırıklarıma sahip çıkmaya çalışıyordum ve ağlamamak için sıkıyordum kendimi. Ta ki
-Bir de ağla tam olsun, hep böyle yapıyor zaten Hocam
Dediği anda kontrol edemediğim bir titreme geldi ve artık kendime sahip çıkamıyordum. Hıçkırarak ağlıyordum , salya sümük karışmıştı bende. Ve o rahatlama hissi, işte o an ilk defa karşılaştım karanlık dipsiz kuyuyla.
Hastanede açmıştım gözümü dezenfektan kokusunu o günden sonra hiç sevmedim. Annem başucumda babamla konuşurken ‘’hastalığı neymiş’’ dediğinde
‘’-aşırı strese maruz kalmış, fazla üzülmemesi ve duygularını yoğun yaşamaması gerekiyormuş.
EPİLEPSİ dedi doktor ‘’
Aslında sevimli güzel bir ismi varmış, neden beni bu kadar çok yordu ki bu minnoş isimli hastalık
……………………………………………………
Uzun yıllar ilaç tedavisi görmüştüm ve tetikleyen olayları bildiğim için kendimi bir şekilde telkin etmiştim.
-İlacı almasına gerek yok gibi , çok güçlü Mine. Kendisinin ve durumunun farkında olduğu sürece kontrolünü sağlayabiliyor. O yüzden sadece atak anlarında alması için bir ilaç yazacağım, onun dışında gayet güzel atlattı bu süreci. Bundan sonra Mine anlaştığımız gibi tamam mı?
Demişti en babacan ve karizmatik doktorum Levent amca.
15 yaşımda idim en son bu hastalık için muayenesine gittiğimde.
………………………………………………………………
Yine o nefret ettiğim dezenfektan kokusu, kolumda damar yolu açılmış ve bir köye yetecek kadar serum torbası sallanıyordu yukarıda.
Gözlerimi hafif araladığımda Levent amca babamla konuşuyordu. Ay iki sevdiğim yürüyen karizma benim için nöbet tutuyorlar. Manzaram o kadar güzel ki biraz nazlanmaktan zarar gelmez. Yarı inler şekilde ‘’ çok özür dilerim babam, seni üzmek istemedim.’’ Diye olayı kendime çevirmeliydim. Yürü be turuncu kafa, bunun sonunda ışık var. Sen bu işin sonunda istediğin her şeyi yaptırırsın. İç sesim beni gazlıyor, tezahüratlarda bulunuyordu. İki damla gözyaşı da eklersem Amerika ya bile giderim ben.
Babam dolmuş gözleriyle bana bakarken Levent amca da tahlillerime bakıyordu. Saçlarımı okşadı mavişim , bir yandan da
-Tamam sen şimdi sakinleş , herşeyi çözeriz. Üzülme tamam mı , yorma kendini
Levent amcaya döndü.
-İyisin portakal, serumun bitsin taburcu edeceğiz seni. Ama ilacını almamışsın , seninle konuşmuştuk kontrolünü sağlayamadığında alman gerektiğini. İlla boynuna not mu asalım
dalga geçiyordu yine benimle.
Olsun , bu durumda bana gelen en iyi iki şey yanı iki karizmatör yanımda. Serumum bittiğinde babam çıkış işlemlerini halletti ve arabamıza doğru ilerledik. Beni her zaman ki gibi ön koltuğa yerleştirdi. Sanki kırılacak eşya muamelesi yapıyordu. Hayır salak ben piremses muamelesi gösteren babam varken saçma ilgilere nasıl itibar ettim. Cahillik işte veya düpedüz mallık. Kendime bile bu kadar kibar olmamam da içimdeki insan sevgisi.
Yol boyunca serumunda etkisiyle uyudum, epitopu 20 dakikalık yol. Ama üzerimden kamyon geçmiş gibiydim. Eve babamın kolunda girdim, herkes telaşlanmış bizde toplanmıştı. Duyan gelmiş duymayana haber salınmış. Babaannem bile kaç kez aramış, beni de alın gözümle görmek istiyorum diye. Bizimkilerde iyi olduğumu söyleyip yarın gündüz gözüyle alırız seni deyince ikna olmuş. Ah benim yerli Versace m. Seni de üzdüm öyle mi. Babamın yüzündeki ifade birden Mustafa yı görünce değişti. Bunun burda ne işi var dercesine anneme baktı. Konuşulan olaylardan rahatsız olduğunu apaçık belli ediyordu. Baktım babam bir panter edasında atlayacak gibi hemen müdahale etmeliydim
-Naber nişanlım, sende mi burdasın
Dediğimde herkes yüzüme bakıyor, Mustafa da ne diyorsun manyak edasıyla afallamış durumdaydı.
-Aaaa size söylemedik değil mi? Sınav bitsin Mustafa lar beni istemeye gelecek, bahçede onu konuşuyorduk en son di mi nişanlım
Ya Mustafa efendi bak şaka nasıl oluyor. Babamda seni hastanelik etsin de şartlar eşitlensin. Ortamda sadece Sıla gülüyordu, anlamıştı ne yapmak istediğimi. Herkes bir Mustafa ya bir bana bakıp mekik dokuyorlardı aramızda. Onun o ecel terleri döken halini gördükçe daha da zevk alıyordum ama onu babamın elinden alacak kimse olmadığı için şakaya son vermeliydim. Yoksa dışarı biletimi de kendi ellerimle yırtamazdım. Ama bi dakika belki tüm cezalarımı iptal de ettirebilirdim.
-Sakin ol derin okyanusum şaka yaptım
diye ilk önce kolundaki babama baktım. O anda herkes derin bir nefes aldı. Mustafa ise o an intikam yemini içiyordu kesinlikle.
Mustafa nın yanından geçerken ona bakış attım ve
-intikam ve soğuk ne güzel iki kelime
İkimizde kılıçlarımızı kuşanmıştık artık. Ama ben hep 1-0 öndeyim kaslı hamsi. Senin saadetin benim ellerimde. Koltukta ben babamın kucağına uzanmıştım onlarda bugün olanları konuşuyorlardı. Bense sessizce dinleme modundaydım, hala uykum vardı. Annem durumu fark edince Meryem teyze ile bakıştılar. Bunun üzerine Meryem teyze müsaade isteyince kocası Halit abi ve Mustafa yı uğurladı annem.
Karşı koltuğa geçti ve otoriter sesi ile yine durum analizi yapmıştı.
-Sana kaç kere söylicem Mine o ilaçları yanından ayırma diye, hatta son 2 hapın kalmış onu bile söylemeye tenezzül etmemişsin.
Dediğinde vallahi gördüm gözleri kırmızı olmuştu. Ama sinirden değil içine bişey girmişti sanki. Tövbe tövbe bu ilaçlar çok tehlikeli olmaya başladı. Konuşmaya daha yumuşak ve kararlı bir tonda devam etti.
-Aklından bu durumu kullanıp , babanı da kandırmaya çalışma. Sabah ki konuştuğumuz tüm maddeler hala geçerli ve öyle de olacak. Sabah babaannen ve Sevgi ablan gelecek. İkisini de zor tuttuk, biliyorsun ablan zor bir hamilelik geçiriyor. Senden ricam daha fazla kimsenin üzülmesine yol açma.
Bu sefer ki ses tonu azarlar değilde yalvarır tondaydı.
Aha işte şimdi de bembeyaz kanatları çıktı. Bu kadın melek mi şeytan mı ben bilemedim arkadaş. Her şeyi de bil yahu. Yok Mine senin annen bambaşka bir dünyadan gelme. Sen en iyisi haddini bil ve itaat et. Senin cürmün bu kadarına yetmez.
O arada telefonum çaldı,arayan Derya ablamdı. ‘’ efendim ‘’ dememe müsaade etmeden
-Ya sen nasıl bu kadar sorumsuz olabiliyorsun, canım çıktı burda. Siktiri boktan bir mevzu için bu kadar strese neden giriyorsun. O Hale denen orospunun tüm nöronlarına sokacağım.Hayır arkadaş kondomun icadın da mı haberiniz yok. O gece kullansalardı Hale gibi bir nemrut dünyaya gelmeyecekti.
Derya aynı annem gibiydi. Seviyor mu dövüyor mu anlamıyordum. Hayır çok ta incelikli sövüyordu ama kesmek zorundaydım çünkü içerideki herkes tüm konuşmayı duymuştu.
-Ablacım bende iyiyim. İşte hastaneden geldik babamlar falan oturuyoruz. Onlarında çok selamı var
Yutkunma sesi odada yankılandı.
-Bende selam ederim sevgili kıymetli ailem, hepinizi çok seviyorum. Sadece kardeşimle hasbihal etmek için aramıştım. Müsaadenizle izninizi istiyorum dedi ve kapattı.
Sıla ile gözgöze geldik ve evde kahkahalar havada uçuştu. Herkesin siniri bozulmuştu anlaşılan. İzin isteyerek yatmaya gittim, artık göz kapaklarıma hakim olamıyordum çünkü. Babamı kokulu öptüm, sonra anneme yaklaştım ve ona da bir buse. En son Sılaya öpücük yolladım ve güne yatağımda veda ettim.
……………………………………………………………………