Hepiniz babamı sırtından bıçakladınız.
O Rus görünümlü adam da Cihan'ın sözlerinin üstüne eklerken, "İflas etti, faturayı bize kesti anlayacağın." Masum görünümü altındaki güven yıkıcı ihanetlerini göğsüm üzerine ağırlık basarken hissediyordum.
İflas etti. Babamın yaşadığı, babam sayesinde benim yaşadıklarım 'iflas etti' demeye sığar mıydı?
Kadınların araları arasında yaşanan konuşmalar bitmişti, Nilay'ın konuşmayı yakalamak için yerinden saydığını farkındaydım, parmaklarıyla avcunun içinde oynuyordu.
Azımsayan, yaşadıklarımızı karınca haline getiren adamın yanındaki kadın bir şeylerin üstünü kapatmak isteyen telaşla adamın koluna girdi.
"Sena'nın yanında eski meseleleri açmak ne kadar yanlış Ergin, üstelik Nilay'ın gecesini de imha ediyorsunuz canım." Diyerek kocası olduğunu düşündüğüm Ergin'e kırmızı ışık yakmıştı.
Söze bu kez ben atladım, "Rahatsız olmuyorum," dedim keskin bir ifadeyle, yüzümün ciddiyeti ortamı gerginleştiriyordu, bakışlarım Ergin'e tekrar döndü, "Kendi ağzınızla söylediniz, fatura sizlere kesilmiş, kesilen fatura da payınız olmasa bir başkasına kesilecekti ama size kesilmiş." Bakışlarım ellerine kaydı, parmak uçları sinirsel tepkiyle atıyordu. "Siz beni gayet iyi anladınız." Dedim gülümseyerek.
"Babanın avukatı olduğunu atlamamalıydım Sena." Deyip hırsla kadehini dikti. Anlayışla karşılamadım ve bunu görmesi için histerikçe güldüm. Alaya aldım.
Ergin denen adamın babamla dostluklarını hatırlıyordum fakat ticaret adına, çıkar dostluğu olduğunu kendisi bile inkâr edemezdi. Babamın çek yazacağı gecesi, onlara misafirliğe gidişimizi ve babamın çok sıfırlı yazdığı o çek kâğıtları gözümün önündeydi.
"Hayır," dedim temiz şampanya kadehini parmaklarımın arasına kıstırarak. "Avukatı Nilay Hanım, ben kızıyım." Masadaki gözlerden en çok etkisine tepki verdiğim Nilay'a baktım.
Bana ne yapmam gerektiğini söyleyemezdi.
Hız kesmeden söze birisi daha girişti, ilk defa bir kadın sohbet girişiminde bulundu, sarı seyrek saçları ve kısa boyuyla iyi bir görünüme sahipti. "Sena?" Dedi kaşlarını kaldırarak. "Hangi üniversitedesin kızım?" sesi sevecendi.
"Artık Uludağ Hukuk Fakültesindeyim." Dedim derin bir nefes alarak. İğrenç bu duruma alışamayacak gibi hissediyordum.
"Artık?" dedi haklı bir merakla.
"İtalya, Bologna Üniversitesi'ndeydim." Dedim saçlarımı sağ omzuma toplayarak.
"Wow," dedi kırışmış dudak çizgilerini belirginleştirerek. "Bir eğitimci olmam sebebiyle biliyorum, birçok hukuk öğrencisinin büyülü rüyasıdır o üniversite." Bilgi ve samimiyet akıyordu gözlerinden.
Teşekkür eden bir mimikle gözlerimi açıp kapattım, imrenti sesiyle tekrar bana baktığında, "Büyük başarı sahiden Sena, aynı zaman da Nilay'ın da senin gibi başarılı bir öğrenciden kendine katacağı çok şey olduğunu düşüyorum."
Nilay'ın düşen yüzünü gördüğünde, yanlış bir şeyi dillendirdiğini düşünerek sözlerini toparlamaya çalıştı, "Aynı zamanda onun gibi başarılı bir avukattan sende kendine çok şey katacaksın, Nilay üniversiteden benim öğrencimdi, diğer hocalarım ve ben, onu böyle bir mevkide görmek gururumuzu okşadı bu gece."
Nilay masanın üstünden elini uzatarak sımsıkı hocasının elini tuttu.
"Size olan minnetimi biliyorsunuz hocam." Dedi kafasını sımsıcak ifadeyle omzuna yatırarak. Birbirlerine şefkatle gülümserlerken aralarındaki samimiyeti tuhaf bir ilgiyle izliyordum.
Kolum sarsıldığında başımı o kişiye çevirdim, "Kızım," dedi babacan tavırla Cihan. "Sakin bir yerde oturup iki dakika konuşalım mı?" iyi niyetini ifade edemiyormuş gibi hissediyordu.
O kadar kötünün arasında onun iyi niyeti ifadesizdi.
"Konuşalım." Dedim, yüzü aniden gülümsedi. Elimdeki kadehi ağzıma boşaltıp, masaya bırakıp onu takip ettim. Hiç kimsenin olmadığı bir masaya geçerken karşısına geçtim. "Buyurun?" dedim sözü saygıyla ona vererek. "Dinliyorum sizi."
"Resmiyeti kaldıramayız mı kızım?" dedi gülümsemeye devam ederek. Hafifçe bana eğilmişti. "Cihan amca samimiyeti kendimi rahat hissettirecek."
Soğuk bir gülümseyişle dudaklarıma astığım soğukluğu, "O kadar yaşlı mısınız?" diyerek, saçma bir espriyle ısıttım.
Cihan büyük bir kahkahayla ortamı ısıtırken sır verirmiş gibi eğildi.
"Senin yaşlarında çok karizma bir oğlum var," dedi fısıltılı. "Şimdiden onun yolunu yapıyorum sana." Diyerek gözleri mekânda, tahminimce oğlunu aradı.
"Şu kerataya bakar mısın?" dedi az ötemizdeki kolona genç bir kızı dayamış beyaz kot, petrol mavisi ceketiyle gülüşen söylediği gibi benim yaşlarımdaki oğlunu göstererek. Kahkaha sırası bana geçerken o komik bir şekilde oğluna onaylamaz bakıyordu. "Ne kaybettiğini bilmiyor haylaz." Dedi espriyle.
"Kesinlikle." Diyerek dilimi üst damağıma vurdum.
Oğlu üzerinde bakışları hissedip bize döndüğünde elimi dalga geçerek ona salladım, bir babasına bir bana baktı. Yanımıza gelecekken dudaklarını birbirine bastırdı, Cihan'a baktım elini ona 'gelme' diyerek sallıyordu.
Bize yaklaşan gözleri içkiyle kapanmak üzere olan Engin'i görmemle tüm neşem uçtu, "Sarhoş." Dedi Cihan. "Saçma sapan kim bilir neler anlatacak, sen git, ben idare ederim." Diyerek anlayışla yüzüme baktı.
"Benim için geliyor." Dedim cesaretle Ergin'e bakarak. "Takkesini düşürüp keline bakmak istiyorum." Diyerek avuçlarımı ovuşturdum. Dalga geçiyor olsam da keyfim bozulmuştu.
"Hadi bakalım, izlemedeyim." Diyerek iki üç adım geri çıktı.
"İzleyin." Dedim özgüvenle, dilim özgüvenle kıpırdanıyordu. Alt etmek isteyen bir dik kafalılıkla bekliyordu. "Takke düşecek, kel görünecek."
"Merhaba Sena," dedi yanımda durarak. Kafamı ona çevirmezken kolunu masaya koydu. Hafif ezgilerle keman çalan kadına bakıyordu. "Gece pek keyifli ilerlemiyor sanki." Diyerek sert içkisini tekte bitirdi.
Beyaz takım giymiş garson kızı görüp, "Baksana," diye çağırırken, gevşekliği canımı sıkmaya başladı.
"Buyurun efendim?" diyerek elindeki tepsiyi aşağıya indirip yanımıza yaklaştı.
"İki viski," dedi bana rahatsız hissettiren bakışla. Genç kız, tepsisindeki viskileri bize uzattı.
"Teşekkür ederim." Dedim dudaklarımı kıvırarak.
"Afiyet olsun efendim." Diyerek uzaklaştı. Masaya viskiyi koyarken, Cihan'a baktım. O da rahatsız olmuştu.
"Ergin?" diye seslendi. "Ben terasa çıkıyorum, sende genç kadını alı koymaktan vazgeçerek beni takip et." Dedi ters yapmaktan uzak, yumuşak sesle. "Sena, seninle sonra konuşuruz, ciğerlerim bayram etmek istiyor."
Ergin yüzümü göz hapsinee alarak, "Sen ilerle Cihan, ben sana yetişeceğim." Cihan, ikimize tereddütle baktı.
"Bizi yalnız bırakabilirsiniz." Dedim kapalı sözler altında kalan açık niyeti.
Cihan, Ergin'in omzunu sıktı, "Sarhoşlukla bir hata yapma kardeşim." Sesi karşında beni bulursun der gibiydi.
Ergin yalnız kalmamızı yüzüme bakarak bekledi, "Saruhan," dedi öfkeyle. "Karşıma çıkacakmış."
"Tekil konuşmayın," dedim ukalalıkla yüzüme buruşturarak. "Babamın ilgilendiği bir insan değilsiniz." Bir adımla aramızdaki mesafeyi kapattı.
Sarkmış yüzünde iticilik, iğrenç bir canavarı andırıyordu ve ağzındaki yoğun alkolün kokusu içimi bulandırmıştı, buna rağmen başımın dikliğinden taviz vermedim.
"O buraya geldiğinde benim itibarım ne olur biliyor musun sen?" dedi elindeki viski bardağını iri parmaklarının arasında parçalayacak gibi sıkarak.
"Küçük meseleler," dedim yüzümü alayla çevirerek. "Burada dönen büyük meselelerin yanında sizin itibarınızın derdine düşemem."
"Büyük meseleler?" tek kaşını kaldırdı. "Benim itibarım küçük mesele yani?" dilini ısırıp çevirdi, mahallenin keşlerine benziyordu.
Elinde duran bardağı öfkeden ne yapacağı bilmez kıracak gibi güç uyguladı, çok geçmedi ki ayaklarımın ucuna viski bardağını fırlattı, kılım kıpırdamadı.
"Muhtemelen babam öyle düşünüyor." Dedim bana ikram viski bardağını alıp kaldırarak. "Bu gece bitecek itibarınıza, içiyorum o zaman." Tekte içerken cüretkârlığımın çoğaldığını biliyordum.
"Etrafınızda olan birkaç aptala Saruhan'ı 'ben' bitirdim dediniz değil mi?" diyerek durumu tahminlerimden çok, emin olduklarımı açığa çıkardım.
"İnsanlar," dedim cam kırıklarına basarak. "Sizin olmayan gücünüze saygı duydu. Çünkü bitmiş bir adama güvenemezdiler. Böylelikle iş aldığınız insanlar çoğaldı, babamın iş yaptığı insanlara özellikle itina duydunuz. Ve bu gece size sözüm olsun," diyerek kafamı arkaya eğerek uzunca tebessüm ettim.
"O itibar," diyerek şampanya bardağını parmak uçlarımda tutup yukarı çıkartıp aşağı bıraktım. İnce bardak viski bardağının yanı sıra tuz buz oldu. "Aynen böyle olacak."
Önünden çekildim, iki üç adım geriledim, "Bu gece itibarımın yere düşüşü, kolay unutulacak Sena. Unutulduğunda ben itibarımı çoktan tekrardan kazanmış olacağım." Dedi kozlarını sergileyemeye hazır halde. "Gölgede kalmak ilk defa hoşuma gidecek."
"Normalde sahnede olan siz miydiniz? Hiç sanmıyorum, sahnede siz olsaydınız acemi bir avukatı bu denli dikkate almazdınız." Elini sakalına getirip yolmaya başladı. "Ve dipnotu ekleyim, tiyatro sahnesindeki suflörden hiçbir farkınız yok." Kahkaha attı, uzun ve serinkanlılıkla.
Suflör sahnedekilerin unuttuklarını fısıldarken bu adam sahnedekilerin unuttukları rollerini oynuyordu.
"Suflör tam ikimize layık benzetme Sena, zekâna hayran kalmamak elde değil."
"İkimiz?" dedim daha fazla kaşlarımı çatarak. "Ben sizinle aynı durumda değilim."
"Babandan daha kibirliyken babanın suflörüsün." Dedi keyifle. Aşağılamak istiyordu ve bunu dahi yapabilecek akla sahip değildi.
"Ya siz? Karşımda durmuş, kimin unuttuğu sözleri fısıldıyorsunuz?"
"Sence?" dedi dişlerini gösteren pis sırıtışıyla. "Tahmin etmesi zor mu?"
Bekir Sayer'di.
"Paralı asker, sizden başka var mı?" diyerek gözlerimi kısıp etrafa baktım. Sonra ona dönüp asker selamı verdim. "Her söylediğiniz beni keyiflendiriyor. İnanın niye bilmiyorum."
"Bu gece gölgedeyim Sena," dedi görevini bir kez daha hatırlatarak. "İstediğin kadar keyiflenebilirsin. Bilhassa insanlar beni değil Saruhan'ı konuşacak. Gecenin iki dakikalık olayıyım ben, sen babana yan."
"Nedense bu gece canım eğlenmek istiyor." Diyerek kollarımı birbirine bağladım. "Ne yapsak ki?" dedim dilimi alt damağımda gezdirerek. "Sıyrılamayacaksınız." Yapacaklarımı gösteren bir gülümseme yüzümde ışıldadı. "Sahnenin konuğu sizsiniz." Diyerek az önce sahneye çıkıp mikrofonu eline alan Nilaya baktım.
Hırslıydım, kısa sürede Ergin'i o sahneye çıkartıp o sahneden rezil bir adam olarak indirmeliydim. Çocuğu olduğu, aç kalacağı, iflas edeceği umurumda değildi. Ben ona merhamet ettiğim takdirde o bana merhamet eder miydi?
Etmezdi, bu acımasızlığımı uyandıran yanıttı.
Bana merhamet etmeyecek hiç kimseye merhamet etmeyecektim. Kısasa kısastı.
"Zamanın daralıyor Sena." dedi ben sahneye dönüp izlerken, kulağıma eğilerek. Yanımdan ayrıldı.
Mekândaki tüm ışıklar Nilayı gösterirken platformun arkası renkli ışık oyunlarıyla doldu ama yine de karanlıktı. "Her birinize burada olduğu için teşekkür ederim." Diyerek büyük alkış toplayan Nilay, utanarak kızardı.
Göz devirdim, kendisinden zerre hoşlanmıyordum.
"Aileme özel bir teşekkürü borç bilerek başlamak istiyorum sözlerime." Dedi ve sahnenin en önünde ellerini çenesi altında toplamış büyülenmiş şekilde bakan annesine gözlerini döndürdü.
"Anne, sen olmasaydın güçlü bir kadın olamazdım. Her zor duruma düştüğümde arkama geçmişsin, şifalı ellerini omuzlarıma koymuşsun gibi hissediyorum. Bu hayatta en büyük şansım sensin." dedi içli gülümseyerek. Gözlerindeki yaştan gözleri parıldıyordu.
Kızını dik kafasıyla gururla izleyen kırlaşmış saçlı babasına dönerek, "Baba, sen benim ilk kahramanımsın ve kırk altı yaşıma geldiğim bugün de bile ben senin o her şeyi bildiği düşünen yumurcak kızınım." diyerek sesi ağlamamak için direnirken gözlerinden taşan iki üç damlayı sildi.
Güçlü bağı vardı ailesiyle, bu ona olan ön yargımı daha yıkılmaz hale getiriyordu.
"Ve abi, şu an yanımda olamasan da varlığını hissediyorum. Buradaysam, hep ailem sayesinde, sizi çok seviyorum." Dedi büyük bir sevgi gösterisiyle.
Arkadaki perdede üniversite mezuniyetinden çekilmiş, elinde diploma, yüzünde bin bir umut barındıran sevinciyle çekilmiş yıllar önceki fotoğraflar geçip gidiyordu.
Herkes duygularını barındıran aile konuşmasını takdirli gözlerle izleyerek öncekinden daha şiddetli alkışlamıştı.
Yanıma sinsince gelen Ulaş'ın babası Berat'a bakarken, yüzü sahneye dönüktü, hafifçe bana eğilerek "Alkışlamamakla kabalık ediyorsun Sena." Dedi yüzünde alaylı bir sırıtkanlıkla. Bu gece çoğu insan kibirli olduğumdan yakınmaktaydı. İnkâr edemezdim.
Egolu bir yaklaşımla, "Takdir hak etmiyor." Diyerek Nilaya baktım.
Yüzümde insanlara dikenini batıran bir ifadeyle dolaşıyordum ve onlara batan dikenden rahatsızdılar.
"Daha dün bir bugün iki, önyargılı olma. Baban Nilay'ı şans eseri seçmedi, o sahiden başarılı bir kadın."
"Her başarılı insanı takdir etmiyorum."
Uzun uzun bana baktı, kınayıcıydı, "Saruhan sabit fikirli olduğundan bahsederdi. Bahsettiğinden çok daha fazlasıymışsın." Kafasını bu durumdan hoşlanmamışçasına sağa sola salladı. Beni kınadı, beni herkes kınardı.
"O beyefendi kendisinden bahsediyor." Derken sahneye bakarak ikimiz de güldük. Soğuk ve mesafeliydim.
Annesi ve babası kızlarına öpücükler gönderirken aklımda milyon tane plan geçiyordu. Gözlerim donuk en arka saftan onları izliyordum. Aile saadetleri gözlerimi yaşartmıyordu.
Daha fazla Nilayı dinlemeye ve izlemeye tahammül gösteremeyerek "Birkaç işim var, izninizle." diyerek başımla saygılı bir hareketle eğerken onay bildiren bakışları görüp salondan çıktım. Ona söylersem beni engelleyeceği fikrindeydim.
Telefonumu elime alırken, babamın telefonu olmadığından annemi aradım, "Alo, Sena?" diyerek neşeyle telefonu açan annem, telefonuma ulaşan babamın uzun ve maceralı gençlik hikâyelerinden bir tanesinin sonuç kısmını anlattığını düşündüğüm bol mizah içeren durumlardan dolayı annemin gür sesli kahkahalarını duyuyordum.
Mutluydular. Hep mutlu kalamazlar mıydı?
"Anne?" diyerek şakıdım. Mutluluğunu bozamazdım. "Babama telefonu uzatsana, kısa bir şey soracağım."
"Akıllı kızım, babanın telefonu yok mu?" dişlerimi sıkarak büyük kırdığım potu kolayca atlatabilmeyi umut ettim.
Babam bir şeyler söylerken, telefonun el değiştirdiğini anlayıp rahat bir nefes verdim, "Sena?" dedi babam endişesini gizlememişti. "Sorun mu var?" diyerek anneme kendini rahat göstermeye çalışması sesine yansıyordu.
"Hayır, hayır." Dedim hızlı nefesler vererek. "Ergin diye bir arkadaşın vardı senin, soyadı ne?" diyerek planımın başlangıç düğmesine bastım.
"Ertürk." Dedi hızla. Keskin bir hafızası vardı. "Neden sordun? O da mı orada?" Diyerek öfkesinin üstünü örtmeye çalıştı. "Moskof Ergin." Lakabı buydu.
"Burada." Diyerek çevremi kolaçan ettim. Az insan vardı giriş bölümünde ve kendi halindeydiler. "Şüpheli listemde. Ayrıca çok sevimsiz bir adam." Mızmız bir tonlamadaydım. Ağzımın içinde, "Yaşlı mahlûk." Diye mırıldandım.
Babam güldü, "Sena," dedi rahatlayan sesle. "Sana göre herkes sevimsiz. En azından birkaç insanla iyi anlaşmaya çalış ve mide bulandıran küçük sineklerle uğraşma."
"Öyle değil, bu adam cidden şüpheli." dedim itirafta bulunarak. "Sen bana güven ve bu adamın pisliklerini bana söyle."
"Anlat," dedi ciddi sesle. "Neden kıskacına aldın o moskofu?" hakaretine bakılırsa ben haklıydım ama babamın ağzından kerpetenle dahi laf alamıyordum. "Onun tasmasını Bekir salmıştır, ondan oradadır."
"Buraya gelirsen itibarsızlaşacak, kendi ağzıyla söyledi. Niye?" aramızdaki hızlı konuşmalar işe yaramayacak gibi duruyordu.
"Tonla böyle adam var kızım, hangisiyle uğraşacaksın? Sen işine bak." Kafamı iki yana salladım.
Söylemiyordu, saklıyordu; hissediyordum. Kesinlikle, babamın bahsettiği çek kırdıran adam Ergin'di. Bekir Sayer'in arkadaşıydı. Eli kolu uzun diye babam benden gizliyordu.
"Benim bir işim yok, dikiliyorum yalnızca. Her neyse, sağ ol, fazla yardımcı oldun baba." Diyerek iğnelemeyle gözlerimi devirdim, ne de olsa görmüyordu. "Size afiyet olsun." Derken motivasyonum yerle bir olmuştu.
"Burnunun dikine gitmeye kalkışma." Homurdandım.
"Kapatıyorum, zaman daralıyor." Diyerek burnumun dikine gideceğimi gösterirken öfkeli nefesi kulaklarıma doldu.
"Sena," dedi yüksek sesli uyarı niteliğinde. "Uğraşma." Dedi vurgulayarak.
"Uğraşacağım." Dedim inatla. "Sözüme itibar etmen gerektiği göreceksin baba. Ya da sakladığın bir şey varsa onu nasıl öğreneceğimi de göreceksin. Adam beni açıkça tehdit etti."
Aklımda hala o kanı kimin yok ettiği sorusu ve şüpheleri vardı.