Aklımda hala o kanı kimin yok ettiği sorusu ve şüpheleri vardı.
"Ne yaparsan yap Sena, birazdan oradayım. Görüşeceğiz seninle." Suratıma telefonu kapattı. Telaşlanmıştı.
Daha da hırslanmam için elinden geleni yapıyordu. Topuklu ayakkabılarımın topuğunu vura vura davet salonuna tekrardan girerek Aleyna'yı karanlıkta aramaya başladım. Allah kahretsin ki, sahnede saçma sapan açılışın kurdelesini tutuyordu.
Ulaş aslında güzel bir fikirdi.
Hızlı adımlarla arka bahçeye çıktığımda havuz başında sigarasını tüttürüyordu. Yanında mekâna ilk girdiğimde belini tuttuğu doğal güzelliğiyle kız arkadaşı duruyordu.
Ulaş'ın bakışları kızın vücuduyla sevişiyordu. "Ulaş," diye bağırdım. Kaşlarını çatarak yüzüme baktığında olduğu yerde durmaya devam etti.
Kıza bakarak, samimiyetsiz bir gülücükle, "Merhaba!" diyerek anında Ulaş'a döndüm. Ulaş'ın omuzlarını anın heyecanıyla tuttum, "Bana yardım edebilir misin?" diyerek nefeslendim.
"Tabii ki hayır Sena." kollarını kollarımın altından geçirip ellerimi üstünden çekti. Yanındaki kızın kısık kıkırdamasını duyarken ateş saçan gözlerle ona döndüm.
"Ben suçluymuşum gibi davranma, beni aşağıladın, ne yapsaydım teşekkür mü etseydim beni aşağıladığın için? " Sigarasını öfkeyle yüzüme üfledi. Omzuna vururken öksürüğe boğulmuştum.
"Evet," dedi uyuzlukla bezenmiş o küstahlığıyla. "Huyuma gitmeliydin."
"Ergenin tekisin, bir de senin huyuna mı gideceğim?" Diyerek yüzüne tısladığımda kendime engel olamamıştım. "Bana yardım edeceksin Ulaş!" diye topuğumu yere vururken sigarasının dumanını kafasını kaldırıp gökyüzüne üfledi.
"Etmiyorum." Dedi benim söylediklerimi taklit ederek. "Ne yapabilirsin Sena?" yüzüme yaklaştı.
"Seni buradan attırmamın zor olacağını düşünmüyorum. Kapıda pineklersin," Kız arkadaşına göz ucuyla bakarak, "Kız arkadaşınla." Dedim büyük oynayarak.
"Ha yani bel altı vuruyoruz öyle mi?" dedi inanmayan gözlerle bakarak.
"Haklısın. Bel altı oldu." Dedim gözümün önüne düşen saçları sertçe arkaya atarak. "Tut ki babana bana yardım etmediğini söyledim, bence dakikalar içinde ayağıma gelip bana yardım edersin Ulaş. Dolaylı yollara başvurmayalım."
Yayvan şekilde güldü, kız arkadaşı buz kesilirken o gülmeye devam etti.
"İnsanların iyi niyetini kullanmaya utanmıyorum musun sen ya?" dedi öfkeden uzak neşesiyle. Omuz silkerken ciddiyetimi bozmamaya devam ediyordum.
"Tamam tamam söyle, yardım edeceğim." Diyerek omzuma omzunu vurdu. Gülümseme dudaklarıma vururken kız arkadaşının şaşkın bakışları ve itirazları komikti. "Başım belaya girmeyecek değil mi?" dedi şakayla karışık. "Nedense bu yardım belanın ta kendisi gibiymiş geldi bana, korkmalı mıyım?"
Sanırım az önce Ulaş'la barış imzalamıştık. Ya da ben, tamamen saftım.
"Aşkım," diyerek elini omzuna koyan kız arkadaşına tuhaf bir varlıkmış gibi baktım. "Beni korkutuyorsunuz. Ne belası?" Sıkılgan sesli bir nefes verirken ellerimi kotumun arka cebine soktum.
Ulaş, kız arkadaşının saflığına daha da yayvan gülerken, "Ölmeyeceğim sevgilim. Ben ölür müyüm hiç?" Dedi yüzüne sahte acı çekermiş bir ifade koyarak.
Dudağımı tamamıyla ısırırken Ulaş'la aramızda komik bir etkileşim vardı.
Topu bana atmıştı, "Belayla tamamen alakasız şeyler." Dedim inanmasını umut ederek. "Salonda sivrisinek var, uyuz oldum. Sevgilinin boyu uzun, o sineğe haddini bildirecek." Diyerek dolaylı yoldan açıklama yaptığım.
Ulaş örneklememi çözdü, "Sivrisinek tehlikesinden bahsediyor sevgilim, hani bulaşıcı, hani sokunca ölüyorsun falan, zaten Sena beni tanır, Ulaş tehlike anında yok olur. Değil mi Sena?" İşaret parmağını burnuma sokacaktı neredeyse.
"Siz ne yapıyorsunuz ya? Ulaş?" diye ciyakladı kız arkadaşı. "Hiçbir şey anlamıyorum."
"Artık izin verir misin konuşmamıza?" Diye tahammülsüz bir kabalıkla yaklaştım.
Ulaş, elini kız arkadaşının yanağına koyarken, "Alt tarafı sivrisinek avlayacağım bebeğim. Bu ne mızmızlık?" Dedi yatıştırıcı fakat başından savar gibiydi.
"Asıl bu drama ne? Görücü usulüne kurban gitmiş; başka bir adamla evlendirilecek kadın tavırlarındasın." dedim isyan bayraklarını havalandırırken.
Ulaş'ın kolunu tutup, "Sen gelsene şöyle." Deyip onu o kızın etki alanından çekip almıştım.
Kız arkadaşına bakıp göz devirerek, Ulaş'a döndüm, "Çok aranmış ve bulunmuş bir sevgili. Her neyse, daha sonra gülerim. Hatırlat mutlaka." Alayla kafasını salladı, o da beni alaya alıyordu. Kestirmeden tak diye sorduğumda, "Ergin Ertürk? Dökül Ulaş, çabuk." Yüzü çeşitli şekiller alırken, kaşları hareketliydi.
Anında şüpheyle bakmaya başladı, "Niye babana sormuyorsun kızım? Git sor babana." Dedi elinin tersini git dercesine oynatarak.
"Seni ilgilendirmez, bana sorumun cevabını verir misin?"
"Veririm tabii." Dedi uzun saçlarının önünü karıştırarak. Kaşlarını oynattı tehditkâr bir şekilde, "Ama birazdan arayacağım Saruhan abiyi, kızın başına bela mı almak istiyor diye soracağım. İzin verirse söylerim." Telefonunu cebinden çıkardı, avucunun içinde döndürdü. "Bekle bir iki dakika."
Telefonu elinden kaptım.
"Günün birinde elime düşersin Ulaş." Diyerek telefonu göğsüne fırlattım. Arkamı dönüp giderken avuçlarıma tırnaklarımı batıran kızgın bir boğaydım.
Ulaş'ın intikamını almış gülüşünü duymak çok daha sinir bozucuydu, zafer onundu.
Topuğumu sinirle yere vurdum.
Aleyna'yı salondan stresli çıkışını görürken, bir kez daha şansımı denemekten zarar gelmeyeceğini düşünerek "Aleyna!" diye bağırdım. Sesim yankı yaparken bir iki kişi bana dönmüştü, Aleyna'nın yanına hızla adımlarken, "Merhaba." Dedim sabırsızlıkla. "Yardım gerek. Edebilir misin?"
"Sizi arıyordum, Nilay Hanım sizi görmek istiyor." Diyerek açıklama yaptığında elimi umursamazlıkla salladım.
"Boş ver onu. Sen bana yardım edip edemeyeceğini söyler misin?" dedim gözlerinin içine heyecanla bakarak.
"Elbette ederim." Dedim samimi gülümsemesiyle. Avuçlarımı birbirine vurdum.
Herkes Ulaş ve babam değildi ne de olsa.
"Babamın dosyasını şu an nasıl bakabiliriz?" diyerek onun yardım eli uzatabileceği yerden başladım.
"Dosyanın kopyası sadece Nilay Hanım'da mevcut. Laptop da iki tabanlı güvenlik önlemleri var. Nilay Hanımın izni gerek." Sinirle dudaklarımı ısırdım. Ulaş'tan daha uğraştırıcıydı.
"Teşekkür ederim." Diye başımı oynattım. İçeri adımlarken Aleyna arkamdaydı. Nilayı sahneden inmiş birileriyle kaşları inik, ciddi meseleler hakkında sohbette görürken pervasız denebilecek şekilde kolunu kendime doğru çektim.
Şaşkınlıkla bana bakarken, "Önemli bir konu var." diyerek ilgisini çekerken ondan yardım istemem onun göğsünü kabartmıştı.
Kenara çekilirken, "Söyle, dinliyorum." Dedi kibarlıktan uzaklaşarak.
"Babamın dosyasını görmem gerek." Şüpheyle gözlerini kıstı. Herkes niye bu derece ketumdu? "Bakın Nilay Hanım, babam buraya gelecek fakat aklınıza gelen her şey olabilir. Olmaması için dosyada önemli bir ismi bulmalıyım."
Zaman kaybetmemek adına onunla kavgaya girmek istemiyordum. Nasılsa acısını çıkartacaktım yakında.
"Tamam." Dedi bana eğilerek. "Dosyaya oldukça hakimim Sena. Ne öğrenmek istiyorsan bana sor."
Ona güveniyor gibi mi duruyordum? O kayıp kan lekelerini unutmuş değildim.
"Kendim baksam daha iyi olacak, lütfen dosyayı açın. Kim olduğumun farkındaysanız, güvenlik ihlali gibi bir durum söz konusu olamayacağının da farkındasınızdır." Nilay, Aleyna'ya baktı.
"İlk tanıştığımızda ne demiştin? Dur hatırlayacağım." diyerek işimin düştüğünün farkına vararak tadını çıkardı. "Resmi müessese sınırları bilirsin, Sena."
"Sizi aşağılamak istemiyorum, gecenizi de mahvetmek gibi bir derdim yok ama bunlar dosyayı verdiğiniz takdirde olacak şeyler Nilay Hanım." Gözlerimi büyüttüm. "O dava, benim davam." üzerine doğru iki küçük adım attım.
Boylarımızdan dolayı burun buruna kaldık.
"Demek babanızın dosyasını sahiplenebildiniz Sena Hanım. Bravo!" dedi elleriyle alkış tutarak. "Gözüm üstünde Sena," diye fısıldadı. "Seni tek yanlışında çekip alırım, kapıdan içeri dahi giremezsin, bu benim gecem, aklından kahramanlık yapıp sahneye çıkmak geçmesin."
'Aptal' diye bağırmak istedim. Neler döndüğünü bilmeyen aptal.
Asıl gölgede kalmayı, bu kapıdan içeri babam, ardından Emir Sayer girdiğinde görecekti, gece uzundu ama her dakika benim aleyhimeydi.
"Zamanım yok. Artık dosyayı ver!" Diye bağırdım öfkeyle.
İrkilerek yüzüme bakıp Aleyna'ya izin veren bir bakış attı. Sabrım taşmak üzereydi.
"Odalardan birine çık, işini hallet. Çok zaman kaybetmeden buraya dön." Dedi emirlerini sıralarken. Kasılan vücudumla çıkışa yönelirken Aleyna yanıma gelmişti.
Aleyna odanın kapısına kart tutarken oyalanmadan şifreyi halledip dosyanın başına oturdum. Dosyada istediğim ismi tararken dosyanın kabarıklığı ve isim çokluğu istediğimi elde etmemi imkânsız kılıyordu. Dirseklerimi yasladığım masada kafamı avuçlarımın arasına aldım.
"Yok! Yok!" diye bağırdım. "Bulamıyorum." Laptopun ekranını kırarcasına kapattım. Aleyna camdan dışarı bakıyordu dalgınca, büyük olasılıkla neler döndüğünden bihaberdi. Sesten dolayı ürkerken tedirginlikle bana baktı.
"Çeklerin fotokopisi, alacak verecek çetelesi, raporlar herhangi birisi burada mı?" kafa sallarken yerimden sıçrayarak kalktım.
"Bana verir misin? Nerede?" diyerek etrafı gözlerimle tararken pratiklikle iş çantasından çıkartıp bana uzattı.
"İşte bu." Dedim ellerime kâğıtları alırken. "Ergin Ertürk, bu ismi kâğıtlarda arar mısın Aleyna?"
Yarım saat denecek zamanda kâğıtlardan hala Ergin Ertürk ismi çıkmazken adamın aklını ve sinsiliğini kutluyordum. Hiçbir yerde imzası yoktu.
"Buldum, işte burada adı yazıyor!" diye benimkine benzer heyecanla bağırdı Aleyna.
"Ne?" diye gülerek yerimde zıpladığımda, kâğıdı elime aldım. Çek fotokopisini elime aldığım anda ellerim titredi.
Tam tamına beş yüz bin Türk lirası hem yazılışla hem de sayıyla kâğıda yazılmıştı. Babamın kimseye böyle bir borç vermesinin olasılığı yoktu. O akıllı bir adamdı, yüzde yüz risk almazdı.
Yıl 2004'tü. Babamın iflasının belirgince yaşandığı yıllar.
Yer Bursa'ydı. Babamın imza atması gereken yer dolgunca gözüme çarpıyordu. Babamın imzası mıydı yoksa taklitten mi ibaretti?
"Şuna da bak." Diyerek bir kâğıt daha uzattı. Kriminal rapor kâğıdıydı. Babamın imzalarının onlarca farklı çeşidi ve raporun altında hâkim onayıyla açılmış sonuç kâğıdı vardı.
Rapor açık ve netti, açık çek bile değildi. İmza sahteydi ve dava edilen Ergin Ertürk yasal suç sayılabilecek oranla tefeci, dolandırıcıydı. Verilen yargıyla ilgilenecek zamanım yoktu.
"Ben demiştim," diye fısıldadım. "Bunu söylemekten zevk alıyorum." Kâğıdı telefonumdan fotoğraflarken gülerek zaferimi kutluyordum.
Çok az kez yanılmıştım ama bu gece yanılmayacağımı biliyordum çünkü birini gördüğüm ilk anda ruhunu soyardım. O adamın ruhundaki irinleri görmüştüm, kokusunu almıştım ve haklı çıkmıştım.
Merdivenlerden koşarak inerken Aleyna bana yetişmekte zorlanıyordu, elimdeki kâğıtlarla birine çarpıp savrulduğumda bile bu kişinin kim olduğuna bakmadım. En son Aleyna benim adıma özür diliyordu.
Personel odasına dalarak girerken bilgisayar karşısında oturan bir kadın bir erkek çalışanı nefesimi vererek gülümsedim. Nefeslenirken yaralarım çıban gibi kasıklarımda geriliyordu. Elime o bölgeye bastırırken elime gelen ıslaklığı görmezden geldim.
"Özür dilerim. Çalışmanızı böldüm." Diye ağzımda gevelendim. "Telefonumda olan şu resimleri projeksiyondan perdeye yansıtabilir misiniz?" ricacı gözlerim onların kararsız gözleriyle buluştu. Birbirleriyle bakıştılar.
"Böyle bir izne yetkimiz yok." Diye alçak sesle mırıldandı orta yaşlı kadın.
Aleyna önüme geçerken, "Büromuzun stajyeri: Sena Hanım, ayrıca büronun sahibinin kızı da kendisi." Derken doğrudan kısa yöntemi seçmişti. Bana göz kırparak baktığında gözlerimi kapatıp açarak teşekkür ettim. "Beni tanıyorsunuz zaten, benim sorumluluğumda."
"Öyleyse pekâlâ, telefonu alabilirim." Dedi bana ısınmış sesle.
Telefonumu uzattığımda aktarma kablosu takıldı, "Buraya bağlı içeride ses sistemi var mı?" diyerek acımasız intikamımı izlemekten yana olduğum için tüm görevi çalışanlara devrettim.
"Var." dedi kulaklığını kulağından çıkartarak.
"Kâğıtta yazılanları okur musunuz? Lütfen. Önemli." Dedikten sonra isteksizce kafa salladı. "Çok teşekkür ederim." Dedim odadan çıkarken.
"Hadi şovu kaçırmayalım." Diyerek salona koşarak girdik.
Lambalar karartılıp raporlar projeksiyona yansıtıldığında, mikrofon sesi denemesi yapıldı ve orta yaşlı kadın konuşmaya başladı.
"Bursa 15. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın, tefecilik suçu ve sahte imza suçuyla yargılanan Ergin Ertürk, Anayasa Mahkemesi'nin Kararı ile 5237 Sayılı TCK'nın 53. Maddesinin Değerlendirilmesinin Zorunlu Olduğu bir yargıyla, zamanaşımı ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve kabule göre de sanığın bir sonraki davayla netleşecek olan celbinde, mağdur Saruhan Gökyel üzerinden tüm şüpheler kalkmıştır."
Uzun bir sessizlikle pür dikkat izlenen perdede babamın imzaları inceleniyordu. O güvenilir itibarlı adamı ayağımın ucuyla ezmiştim.
Fısıldamaya başlayan insanların göz ucuyla baktığı bedenim, dudaklarında zafer gülümsemesiyle perdenin tam karşısında kollarını bağlamış izliyordu.
Işıklar açıldı. Şaşkınlık nidaları kadınların ağzından fırlarken, erkekler tepkiselliğini ortaya koyup, yüksek sesle kınadılar.
Aleyna, "Zafer senin. Kutlamalısın." Diye elime şampanya bardağını tutuştururken.
Elime şampanya bardağına uzatırken, salonun girişinde patlatılan şampanyanın sesi yankı yaptı.
Yüzümü oraya döndürürken nefesimin iki üç kez arka arkaya teklediğini hissettim. Zafer tebessümü yüzümde her hücreme dağıldı. Ardından tüm bedenim oraya dönerek geleni davet kârlıkla ağırladı.
Emir Sayer.
Gelmişti. Dudaklarındaki tehlikeli tebessümü altında kibirli kutlayış herkesin gözüne çarpabilecek türden belirginlik taşıyordu.