12.GEÇMİŞİN HESABINI GÖRMEK

1760 Words
Kâğıtları ellerimden çöp atarmış gibi yere fırlattım. Kurumuş dudaklarımın ucuyla, "Bu sizin davanız, benim değil." Diyerek fısıldadım. Uğursuz sessizlikte sesim duyuldu. "Beni karıştırmayın." Hepsi babamı yüz halini görmek için babama bakıyordu, babamsa gözlerini kırpmadan bana. "Bencilsin." Diye fısıldadı. Bencildim. "Bencillik mi? Bencillik görmemişsin sen." dedim hırsla saçlarımı yüzümün önünden geri çekerek. "Baba, çetelesini iyi tutamamışsın geçmişin." işaret parmağını dudağına tehditkarca götürdü. Sus işareti yaptı. Susmadım. "Mahvedilmekmiş." diye fısıldadım dalga geçerek. "Etsene hadi baba. Alışık olmadığımız şey mi?" Mahvederek yola getiremeyeceğini anladığı benim suratıma lütufkarca baktı babam. "Geriye tek şey bıraktın," dedi ruh hastasıymış gibi burnunu kıvırarak içine çekerken. Şahı mat edecek intikam taşını oynadı, "Ayaklarıma gelip bu davayı sahipleneceksin Sena." Dedi iddialı duruşuyla. Ufacık bir tereddüt bile sezmedim. O kadar emindi. Üst dudağımı ıslattım, "Nilay Hanım görsün davanı, işim olmaz bu davayla." sırtımı herkese dönüp nefeslendim. Alkol kanımı fazla ısıtmıştı, vermeyeceğim tepkileri veriyordum. "Yaşanılanların sorumlusunun kim olduğunu söyleyeceğim." Yüzünde, bana duyduğu acımasızlıkla, onun kızı olduğuma bir an inanmadım; bir baba kızına, bu denli öç alırcasına bakamazdı, gözlerimin içine bakarak, yaptıklarımın diyetini ödetiyordu ve istediklerini yaptırıyordu. "Yaşanılanlar." diye fısıldadım. Tekrardan yüzümü onlara döndüm, "Beni nasıl bir şeyin içine çekiyorsun baba?" artık o kadar çaresizdim ki, kimseyle göz göze gelmek istemedim. "Bu ısrar, bu tehditler hiç normal değil." Kaşlarını kaldırdı, alnı büzüştü ve bir kâhin bilgiçliğiyle gülümsedi, "Seni bilmiyor muyum? Tanımıyor muyum sanıyorsun? Nerede ne yapacağını, ben senden önce biliyorum Sena!" yine bildiği doğruları bana kabul ettirmek isteyen bir kafa salınımıyla söylediklerini onaylatmak istedi. Donuk kalmaya devam ettim, bana doğrularını kabul ettiremezdi, bana yalanlarını doğru dedirtemezdi. "Al geçmişin hesabını gör." Dedi. Dürüst bir iç ses, benim gerçeklerimin, Saruhan Gökyel'in yalanları olduğunu söyledi. Sessiz kaldım. Ben herkese, her şeye ve rağmenlere rağmen sessiz kaldım. Bir nefes verdim. Babamın bana göstermek istediği gerçeklere gelmiştik. Babam beni manipüle edip istediği noktaya getirebilmişti sonunda. "O kişiyi söyleyeceğim ve söylediğim vakit, sen kızım, bu davayı sahipleneceksin." Kirli bir gülümsemeyle gülümsedi, bir çocukluğun her yaşını acılara dağıttı. "Tanıyorum seni." 'Benim davam seninle.' diye bağırmak ortalığı yıkmak istedim. Duyduklarım zihnimde sirenli, gördüklerim gözlerim de fluydu, "Bu davayı benim vekaletimle yürütmeni istedim ama anasını satayım, dik kafalılığınla her şeyin içine ettin." Dedi beni tekrar tekrar pişman edercesine. "Yeter artık." Diye fısıldadım acıyla. Pişman olmuyordum. Yırtılan kâğıtları işaret parmağıyla gösterdi, "Al, dava senin davan. Bildiğini oku." Avukata baktı yürü dercesine, kâğıtların üstüne basarak çıkışa çıkan merdivenlere yöneldi. İki iç basamak çıktığında durdu, "Kim olduğunu söylemedim kızım." dedi yumruğunu alnına vurarak. "Gerçi dosyada hepsi yazıyor." Açık açık ceza veriyordu ve ben susuyordum. Niye, hapse girenin yine de o olacağını söylemiyordum? Kıpırdamadan dakikalarca babamın olduğu yere baktım, varlığı bedenen yoktu ama sesi buradaydı, kafamın içinde. Susmuyordu. Ben Bursa'ya geldiğimde çoktan avlanmıştım ve babamdan kendimi koruyamazdım. Yere düşen ceketimi alarak, apar topar bardan çıktım. İçimden bir ses, babamın onun arkasından gideceğimi bildiğinden burada olduğunu söylüyordu. Yenilmez egosu, arkasından koşturmamı istiyordu. Babama dair ipucu arayan gözlerim, karşı caddede bir cipe yaslanmış, dudaklarının arasında sigarasını tüttürürken buldu. Sağımı soluma bakmadan yanına koştum, o beni görür görmez sağa sola bakmıştı, bence davasına hizmet edemeden ölüp kalmamdan endişeleniyordu. İyi kader, ben zor can verirdim. Geçmişimin prangalarının anahtarı açıldı ve geleceğe salındı, "Bekir Sayer? O adam, her şeyin sorumlusu." çenem sıkı sıkıya kenetliydi ve çene oyuğum belirginleşmişti. "Bize kaza yaptırdı, seni içeri tıkmak istiyor, işlerinin büyümesinden mi rahatsız oldu?" "Nasılda dediğime geliyorsun Sena." Dedi gururlu bir ifadeyle, suratında gururunu okşadığımı belirten aksi bir gülüşle sigarasından son kez nefes çekti, hafif kafasını kaldırıp dudaklarından dışarı saldı. Yanakları kemikleşip, içe göçtü. O bu karizmasıyla, yirmilik delikanlılara taş çıkartırdı. "Bekir Sayer evet. Onun verdiği zararı kimse veremez bana." beni yola getirdiğini düşünüyordu, buna karşı çıkmayacaktım, şimdilik böyleydi. "Dediğine geldiğim yok." dedim kaşlarımı çatarak. "Hapsi boylayacak olan değişmedi. Dava benim olsa ne değişir sanıyorsun baba?" Kendisine duyduğu güveni zedeledim, elindeki izmariti yere atıp hırsla çiğnedi. "Yargılanan ben değilim." "Çok şey değişir kızım." işaret parmağının tersiyle yanağımı okşadı. Ödül verir gibiydi. Kendimi geri çektim. "Çok şey değişir." Yineledi. Küçüklüğümdeki gibi yapıyordu, ona olan sevgimle beni mahvediyordu. Buna izin veremezdim. Onun açtığı yaraları sahiplenmiştim, yokluğunda bıraktığı yara izlerini okşamıştım fakat yenileri için saldırıya açık olamazdım. Merhamet, babamın bana bırakmadığı sıcak tebessümlerde çoktan öldü, şefkatse saçlarıma dokunmadığı ellerinde can verdi. Şimdi merhametim kin, şefkatim öfke. Kalbime binmiş diri kin titreşti, gözlerimin duygu geçirmez perdesini araladım, hissettiklerim bir an olsun kahverengi irislerimi büyüttü, "Benim davam başkasıyla, o adamla davası olan sensin." Sesim şiddetliydi. Gözlerime baktı, duygularım gözlerinin halkasındaki aralanmış perdeyi kapattı, asla o perdeyi aralamayacaktım. Davamın ondan başka birisiyle olamayacağını biliyordu fakat sözlerim dürüst değildi ya da babamın gözünü boyamak için uydurmaydı. Bekir Sayer'e olan kinimi bilmeyecekti. Açık açık benim söyleyemediğimi söyledi, "Benimle olan meselelerine üstünü karala bir süre." önemsiz bir konuyu konuşurmuş gibi gözleri dışarıdaydı. "Şu davayı gör, benimle olan davan da o zamana denk görülmüş olur belki." dudakları tereddütlü şekil aldı. "Hayat bu bilemeyiz." Kinim asırlıktı, ne yapılsa giderilmezdi. Söylediklerim yalandı, Bekir Sayer için serpilmiş bir kin çocukluk hafızamdaydı. Babamı çocukluğumda bir kez bile suçlamazken, o adama diş bilemiştim. Evde ismini kimse ağzına almazdı, nasıl göründüğünden bahsedilmezdi, aklımda kalan acı serzenişlerde, babamın 'hayatımızı mahveden adam' olarak telaffuz ettiği kişi, Bekir Sayer'di. Dudaklarımı babamı geçiştirircesine büzdüm, "İstediğin olsun baba." Omuzlarımı umursamazlıkla salladım. "Okulum bittiğinde avukat olmuş olacağım. Senin içeride olman benim için iyi olmaz." Dedim kafasındaki Bekir Sayer'i geçmişime karşı kullandıracak tüm kuşkuları silmeye çabalarken. Başını onay vererek sallayarak, "İnandırıcı duruyorsun Sena." Dedi can sıkıntısıyla. "Ama haklısın, baban ağır Cezadan yatıyorsa ve sen avukatsan, bu utanç verir." Spor ayakkabımın ucunu asfalta sürterken kafamı eğip alaylı bir tebessüm ettim. Derin bir nefes verdim, "Senin de istediği olduğuna göre," diyerek Avukat ve babama gözlerimi yönelttim. "Şartlar benim dilediğim gibi nasıl olur, onu konuşalım." İkisinin de yüzünde hazırlıklı halleri dikkatimi çekti. Önceden müzakeresi yapılmıştı büyük olasılıkla, bu hoşuma gitmemişti. Nilay denilen kadın konuşmaya girerek, "Babanla bunları konuştuk Sena." Dedi ellerini kullanarak açıklama yaparken. İnatla resmiyet çerçevesinde konuşmuyordu. "Hayır," diyerek sözünü kestim. "Ben arz edeceğim sizse gerçekleştireceksin Nilay Hanım." Derken ağzı şaşkınlıkla açıldı. "Yani, babamın hükmü sona erdi. Benimle konuşacaksınız, bir başkasıyla değil." Dedim çekinmeden babamın gözleri önünde onu alt ederken. "Müvekkiliniz beni var sayın artık, babamla işiniz bitti." Madem bu dava, benim davam, Nilay ve babamı görülen davanın en dışına atmak en kutsal görevimdi. Pasif bir kadın değildi, göğsünün kabarıklığından, omuzlarının yüksekliğinden ve avukat oluşu bunun kanıtıydı fakat babamla henüz anlayamadığım ilişkisi vardı. Tek taraflı veya karşılıklıydı, bu durum ona üstünlük kurmama yarıyordu. Benimle arasını iyi tutmaya niye çalışıyordu? Kaşları havalanırken, mesleğine yakışır şekilde tereddütsüz savunma aldı, "Tecrübesizsin. Bensiz bu dosyanın altından kalkabileceğini mi düşünüyorsun?" Diyerek küçümseyici ses tonunu inceltti. "Bunu tartışmayacağım." Dedim rahat bir tavırla. "Şartlara gelmek istiyorum." Sabır dolu bir nefesi ciğerlerine doldururken sağ elini devam et dermişçesine kaldırdı. "Dava sürecinde iznim alınmadan imza atılıp, hiçbir şeye resmiyet kazandırılmayacak." Tane tane konuşup akıllarına kazıyordum. Babama bakıp, "Zaten eminim ki, dava yasal ilerlemeyecek." Deyip gözlerimi tekrardan avukatta gezdirdim. O ise babamdan teyit alırcasına babama baktı. Babam göz kapaklarını kapatarak söylediklerimi kabul etti, ardından, "Babanla fakülteye stajyerliğini bildirip, sigorta kaydını oluşturduk." Diyerek çantasından arabasının anahtarını çıkardı. "Başka bir şey kalmadıysa, büroda görüşmek üzere." Kartını uzatıp, düşen çanta sapını koluna astı. Kartı alıp, sadece adrese bakıp kartı yere çöp gibi fırlattım, "En kısa zamanda." Dedim başımı sağ eğip gözlerine kuşkunun yirmi farklı şekliyle bakmadan geri durmadan. Birkaç adım atarak onlardan uzaklaştım. Ellerim kotumun arka ceplerinde oyalanıyordu, avukata ait arabanın kilit sesini duydum sonra yabancı bir arabanın kilit sesi daha duyuldu. Ulaş'ın sesi, "Sena!" yakından geldi. Etrafıma bakıp Ulaş'ı aradım, avukatın arabasının iki araba arakasında babamla beraber, Ulaş'ın arabasının önündeydiler. Ulaş anahtarlığı babama güleç suratıyla fırlatırken şakalaşıyordular, sürücü koltuğunun yanına Ulaş geçerken arka koltuğa küheylan beyi gibi kurularak, gözlerime dokunan güneşle gözlerimi kıstım. Evin yakınlığından dolayı yüzeysel muhabbetler dönmüş, sohbetlerine girmemiştim. Araba durduğu gibi apartmana koştum, annemin arkamdan bağırmalarını umursamayarak odama girdim. Arkamdan adım seslerini duyarken kapının kilidini çevirdim. Şu ilgiden tiksiniyordum, nereye gittiğimi, saatin kaç olduğunu biliyorlardı. Herkes kendi yaptığıyla niye ilgilenmiyordu? İyiliğimi, kötülüğümü hep unutmuşlardı, niye hangi deliğe girdiğimi unutmuyorlardı? Yalnızca yaşamak istiyordum, ben ses etmezdim; içimde bir yerlerde saklanırdım. Bırakmalılardı beni, bıraksınlar ki, sevgi yerine kin, ruhumda kutsallaşmasın. Görmüyorlar mıydı? İçimdeki sıcaklığı bana yaşattıklarıyla bağrımdan koparıp almıştılar; ellerim küçükken sıcacıktı, şimdiyse tenime dokununca ürperiyordum. Onların da yaraları olduğunu hissedebiliyordum, gözlerinde satır satır, ince ince okuyabiliyordum. Her insanın duyguları vardı fakat acılı bir ruhun yaralarında hisler sel alırdı, acılı ruhun kulakları kaderini yaralarından bulurdu. O halde bana niye sağırdılar, niye his körüydüler? Beni anlamıyordular. Unutmamam gereken şey, her şeyden önce, acının zalim, acının cahil olduğuydu. Babama göre acı zalimdi, annemeyse cahil. Ben acıyı bilgin yapmıştım, bana bakarken gördükleri: acının beni yüceltiyor olmasıydı belki de. Acının yücelttiği her ruh, ulaşılmaz gözüküyordu. Babam, anneme "Hilal," diye uyarı niteliğinde bağırdı, "Bırak, ne yaparsa yapsın." Kızgınlıkla değil annemi benim başımdan savmak için korumacı şekilde söylemişti. Bu da bana verdiği bir ödüldü. "Neler dönüyor yine?" diye çıkıştı annem. "Sen evin yolunu sabahları bulabilirsin Saruhan ama Sena'yı geldiği ilk günden kendine benzetme." "Kendime benzetmeyim mi?" dedi annemin ciddi olmadığını düşünerek. Haklıydı, babamın dev aynasıydım, ben onda bulunanların uç haliydim. "O benim kızım." Sinirden köpürüyordu, "Senin kızınsa, onun iyiliğini iste Saruhan, alkol komasına girene kadar içmesine izin vermemekle başla buna. Halini görmedin mi?" Tamimiyle babamı suçluyordu, bu çok barizdi. "Ya da kendini feyz al, ona alkolik olmanın ne demek olduğunu anlat. Seni dinleyecektir." Sesi uzun zamandır biriktirdiklerini kusuyor gibi, planlı ve kafasında problem edilmişti. Babam, "Ne saçmalıyorsun sen?" dediğinde, ne zaman gürleyecek dediğim anda gürledi. "Geç kaldın bunları düşünmeye Hilal. O lanet olasıca sesini, bundan beş altı yıl önce çıkarmalıydın! Çocuk yetiştirmek uzaktan bakmaya benzemiyor." nefesimi kesti bu cümle. Evin duvarlarında sesin şiddetinin yankısı vurdu. Bir süre ikisi de konuşmamayı tercih etti, çünkü ne kadar hatalı olursa olsun babam her daim gerçekçiydi. Yaptığı yanlışları görmemeyi tercih ederdi ama mutlaka yaptığı hatanın farkına varırdı. Anneminse başka bir akla, başka bir göze ihtiyacı olurdu gerçekleri yalın görmeye. "Tamam," dedi sakinlikle. Babam yine, sakinleşmiş ve annemi gerçekleri göstermekte istekli ve açıklayıcı şekilde, "Onu hiç tanımıyormuş gibi konuşuyorsun," diyerek konuştu. "Saf ama aptal değil. Ne yapması gerektiğini biliyor. Paranoyalarından kurtul artık. İşe yaramıyor. Ben ne yaptığımı biliyorum. Gözüm üzerinde." Kapıdan uzaklaşıp yatağa yüzüstü kendimi bıraksam da sesleri geliyordu. Yararsız olan bu konuşmalar, pek bir şey hissettirmiyordu. Beni değil, komşumuzun kızının dedikodusunu yapıyor hissiyatı doğmuştu. Ne babam ne annem yetiştirmişti beni, beni ben büyütmüştüm. "Vicdanını rahatlatıyorsun Saruhan." Dedi annem çatallı sesiyle. "İkimizin sorumsuzluğu apaçık ortada işte." "Onu uyardım, şimdi odadan çık ve beni rahat bırak. Kaç yaşına gelmiş, ne kadar içip içmemesi gerektiğini ben mi öğreteceğim?" Çok geçmeden çalışma odasının kapısını son gücüyle çarptı. Anlaşılan, annemin histerik öfkesi gün boyu bizimleydi. Konuşulan her şey, yararsızdı, boşaydı. Gözlerim yozlaşmış bir sakinlikle uykuya dalarken yastığıma kollarımı dolayıp, öncekilerden daha huzurlu bir uykuya daldım. Çünkü babam yan odadaydı, çünkü kanımda alkol kol geziyordu. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD