6. AVCI VE AV

1077 Words
Küçük suratındaki büyük çene kemikleri dişlerini sıkmaktan çukurlaşmıştı. Durmadan kontrol ettiği dikiz aynasında gördüğü bir şeye takılmıştı. Dikkatimi tam olarak ona veremiyordum fakat her saniye babamın koltuğunda aynaya şahlanması gözüme değiyordu. "Rolling yarışlarında mıyız? Yüz yirmi de gidiyorum!" strese sokulmayla iğneleyerek konuşuyordum. Hız bir süre boyunca yaşanılan tutkuydu ve yönetilmezdi, şu anki yaptığım hız yönetiliyor ve gereksiz maratondu. "Allah'ın bir kulu yok yolda baba, boş versene hızı sen." Ellerimi direksiyondan ayırıp iki şeritte de boş asfaltı gösterdim. Gözlerime baktı, göz bebekleri öfkenin zelzelesiyle titriyordu, ağzı, yüzü, göz kapakları gözlerimde silinmiş bir canavar gibiydi, babamın sadece zihnime dayatılmış öfkeli gözlerini görüyordum. Öfkeye tutsak olmuştu. Ruhuna sıçramış, gözlerini sarmıştı. Gözlerimin içine baka baka, direksiyonun ortasında yumruğunu patlattı. "O çeneni kapat Sena, belanı bulma benden gece gece!" diyerek yaptığının neyle sonuçlanacağını düşünmeksizin gürledi. Ellerimin yoldan hâkimliği çekilirken arabanın lastiği ani direksiyon dönmesiyle düzleşti; ıpıssız yolda lastiklerin figanı feryat etti. Çıkan sesin benzersiz yankısıyla, felç uzuvlarım tutmuştu, kanım tersten serin akıyordu, arabanın dengesini daha fazla bozmak istemeyerek freni paniklemeden basmaya başlamıştım. Hız düşerken iki elim direksiyona eğimini verdi, ciğerlerime dolan nefesi tekte saldım. Sonrasında nefes nefeseydim. Babam düz bakışlarıyla izlemiş, etkilenmemişti. "Yapacağın işe..." diyerek dumura uğramış ses tonuyla bağırdı. "Bir işi de becer, bir işi!" Kuruyan dudaklarımı zarar verici şekilde ısırarak bekledim, tersten aktığını bileklerimde hissettiğim kanım ellerimi ısıttı. Beni onun öfkesinin eşi benzerine teşvik ediyordu ve bilmiyordu, en büyük öfke kuytuda büyümeye bırakılandı. O öfkenin büyüklüğü nedir görmemiştim, onu göremeyeceğim kuytuya salmıştım. Belki zincirliydi fakat tasması elimdeydi, belki aç susuzdu fakat beslemek elimdeydi, belki cılızdı fakat alevlendirmek elimdeydi. "Çekeyim kenara, al sen kullan." Dedim, anlık bakışla gergin yüz ifadelerimi babamın yüzüne fırlatırcasına bakarken. Ay ışığı bana bakan kasılmış çenesine vuruyordu, kolunu arabanın kapısına yaslamıştı ve beni görmezden geliyordu, parmak uçlarıyla dudaklarına dokunmaya başladı. Bedeni gerilmişti ve şu an tek anlayabildiğim buydu, duyguları gıpta edilecek ölçüde bir perdenin arkasındaydı. "Sakın öyle bir şey yapma deneme!" Bakışlarının çevrelediği aynayı, göz kapaklarının kuşkucu dikkatiyle özenle kapatıp açıyor ve şeytani düşünceleriyle pürdikkat izliyordu. Gözlerim konsantre olduğu aynaya kaydı, bizimle aynı şeritte az bir uzaklıkta arakamızda acelesiz süratiyle ilerleyen arabaya gözlerim ilişti. Gecenin karanlığında, uzun far ışıklarının yoğunluğu belirginleşiyordu. Otobandı burası, bize ait değildi ya. Dikkati bir anlığına bozulmuş gibi gözlerini kıstı, camı tamamen indirip görüş açısını değiştirdi; kartalın avcı bakışları gibi gözüne ilişen avını gözledi. Bana dönmeden eli lambaları işaret etti, "Uzunları kapat." Dedi sesi kısıkça, avcı avına yaklaşıyor gibi hissiyat veriyordu, elini uyarıyla salladı. "Gördüğüm ilk uygun yerde kenara çekeceğim arabayı." diye bağırdım. "Ne oluyor?" korku kalbimi sarmaya başlamıştı. "Bakma yüzüme safça, dediğimi uygula." Diyerek gözleriyle far kumandasını gösterdi. Düşünmeme, uygulamama ve nedenini nasılını ayırt etmeme zaman vermiyordu. Yap diyordu, sorgulama, yap. "Keskin virajları görmüyor musun baba? Bu karanlıkta kullanamam." Kafamı iki yana salladım, yapamayacağımı biliyordum. "Sana kapat dedim!" bağırışı kulaklarımı delip geçtiğini hissettim. "Şu arabaya kaybettir izini." Farları kapattım, gecenin karanlığıyla ladese tutuştum. Ölüme teşebbüstü bu. Gözlerim kocaman açıldı, "Bizi mi takip ediyor?" diye korkuyla sordum. "Ben yıllardır şoförüm, bir kaza mı veya çiziğimi gördün mü?" Cümlesini müthiş bir yenilmezlikle gözlerimin içine anlattı. "Şimdi rahat ol, babana güven, arabayı sür." hokkabazca sözler sarf ediyor gibiydi fakat sonra dolandırıp basit bir yere bağlıyordu. Bize çok yakın mesafedeki arabanın far ışıkları gözlerime vuruyor; kamaştırıyordu. Kısaları yakmanın virajlarda yaratacağı kaosu düşündüm, virajları zorlardı hatta sıfıra sıfır bariyerlerden dönüşler yapardım. Yansımalardan dolayı yanılmaktansa, direksiyondaki atikliğimi tercih ederdim. Kısa farlar yolun geniş görünürlüğünü yok ederken; gözüm benim tarafımdaki aynaya kaydı, arkadaki arabanın ışıklarının dörtlüleri sönüp yanmaya başlamıştı. Gözlerimi şüpheyle kısarak babama döndüm, o da benim gördüğümü görmüş olacak ki alnını sertçe ovdu. "Şerefsiz!" diye mırıldandı. Arkadaki arabanın her bir hamlesini izliyor ve yüzü bulanıyordu. "Sen hangi itsin acaba?" Ne yapacağını bilmiyordu, çünkü ona has ezici bakışları arkadaki arabanın baskısıyla ezilmişti. Hâlbuki araba kovalamıyordu, tek yaptığı babamın eylemlerine misliyle karşılık vermekti. Biz bu arabayı tanıyor muyduk ki? "Niye durmuyoruz, niye izimizi kaybettirmeye çalışıyoruz? Araba sinyal veriyor." Soru sormadan duramıyordum çünkü başımızda ne gibi bir bela var çözememiştim, cevapsız kalan sorular beynimi zorluyordu. Hislerim babamla yaşadıklarıma kıyasla, donmuştu. Hissettiklerim, hissedeceklerime karışıyor ve ben alayla yola bakıyordum. "Duralım sonra bir orospu evladı gelsin kafamıza mı sıksın?" kıskıvrak öldürülmekten korkuyordu, yüzü öfkeden kızarmıştı. "Saatlerdir takip edilmişiz, ruhumuz duymamışız." Korkularımı susturmayı denedim, "Defalarca kez polisin elinden firar ettin, şimdi sıra gözünü kırpmadan seni de beni de öldürecek insanlardan kaçmakta mı?" dedim şaşkınlıkla emin olmak için. "Saçmalıyorsun yine," dedi büyük bir tepki vermeden. "Benimki her ihtimale karşı bizi güvende tutmak." "Hayır." Gözlerine baka baka karşı çıktım. "Bu öyle küçük bir şüphe değil, korkuyorsun," dedim kararlı ifadeyle. "Büyük bir şey var, bana söylemiyorsun." Burnumun dikini kaldırmıştım işte, içimde kımıl kımıl meydan okuma savaşı karıncalanmıştı. Keskin bir virajla rampayı çıktım ve arkadaki arabanın inlediği motor sesini duymamla kibrim yükseldi. Alaylı ifadelerim yoğunlaşıyor, kanımda olmayan özgüven veriyordu. Babamın isteklerini karşılıyordum sanırım. Düşünmüyordum, sorgulamıyordum ve vitesi beşe takmıştım. "Tek korkum sensin: sana zarar gelmesi." Diyerek arkadaki aracın arka tampona değmek üzere oluşunu takipte kaldı. Kaç tehlikeyle burun burunaydım? "Anlamadığım ne biliyor musun baba?" dedim alayla kafamı omzuma yatırırken. Yüzümden yere düşmeyen o alaylı hal, bana güç veriyordu. "Kaçarken peşindekini de kovalar gibisin." Diyerek direk gözlerine baktım. Kısaydı ama en derini eşeledim. Gülümsedim, öyle bir gülümsedim ki, bu gülümseyiş, onun gözlerine acı tohumlarımı ekti. Kalın kaşları aşağıya düşerken gülümsememi bozarak usulca yola döndüm. "Konuşma Sena." dedi benimle uğraşmak istemeyerek. "Şu arabadan bizi kurtar, yeter." Ona dönmeden boğazımdan yükselen boğumla konuştum, "Kovalarken de kaçar gibisin." Hem kaçıyor hem kovalıyordu, çünkü geride bıraktıkları, önüne kattıklarından daha önemliydi. Geride bırakılanlar, önemini yitirmezdi, babam yitirir zannetmişti. "Bu kez ne kaçıyor ne kovalıyorum Sena," dedi, sesi derindendi. "Seni koruyorum." Bana bakıyordu, bakışları beni boşluğa sürüklüyordu ve ruhum da katlanılmaz suçlayıcılıkla önümde dikiliyordu. Kışkırtıcıydı, intikamcıydı ama irademe sahip çıkabilirdim. Suçlu, suçlu olduğunu kabullenmezdi, hüküm giyine denk. "O zaman arkamızdaki kim baba?" araba hızdan dolayı sarsılıyordu artık. "Bizi takip ediyor, biz ise kaçıyoruz!" "Gör artık, leş kargaları etrafımızda!" Kendisiyle kavgasını sürdürdüğüne emindim, dudakları buruştu, yüzünde kural tanımazlık belirdi. Psikopat bir adamdı benim babam. "Niye?" diye sordum, çığlık atarcasına bağırarak. "Niye diyorum baba?" "Sen karışma!" beni gram duymadı. "Götü yiyen gelecek, istediğini benden alacak. Her şeye seni katarım ama bu mesele apayrı." Diyerek kendisiyle yaptığı konuşmayı bitirdi. Beni çıldırtacaktı, beni çıldırtacaktı! Gözlerim öfkeden doldu, "Beni bu yüzden çağırdın, sen beni bu yüzden çağırdın! Hayatım bu kadar ucuz mu baba?" Hızıma hız kattım, frenlenemeyecek derecede dozu kaybetmiştim. "Eceline mi susadın, Sena?" diye bağırdı öfkeyle. "Öldürecek misin bizi? Yavaşla biraz." Direksiyon avuçlarımı kaşındırıyor, motor gücünü lastiklerden aldığını gösterircesine küçük bir kıvrımda dahi asfaltı karaya boyuyordu. Direksiyonun tüm hakimiyetini almıştım, "O zevki kimseye yaşatmayacağım." dedim. "Hiç kimseye." Diye belirttim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD