Bölüm 9 - Yiğit’in Gözünden

655 Words
Hücre kapısı kapandığında, yalnızlığın soğuk nefesi omuzlarıma çöktü. Demir kapının arkasında yankılanan sesler, duvarlardan sıçrayan gölgeler… Hepsi bana yıllardır süren yalnızlığın hatırlatmasıydı. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım, ama nefesim boşlukta kayboldu, bir türlü dolmadı. Burada zaman yavaş akıyor, her dakika biraz daha ağırlaşıyordu. Duvarda asılı küçük saatin tiktakları, kalbimin hızına eşlik ediyordu. Her saniye, hatırlamak istemediğim anıları getirdi. Eğitim günleri… İlk tatbikat… Kardeşlerim gibi gördüğüm asker arkadaşlarımın kaybı… Hepsi, zihnimde tekrar tekrar oynayan bir film gibiydi. O an, Yiğit… bir asker olarak yemin etmiştin, doğru bildiğini yapacaktın. Ama sistem seni sattığında, ne yapacağını bilmeden kaldın. Gözlerinin önünden geçen o korkunç anlar, kanlı sahneler, arkadaşlarının çığlıkları… Hepsi beynimde tekrar tekrar dönüyordu. Ve şimdi burada, bu hücrede, adaletin yerine gelmesini beklemekle suçluluk arasında sıkışmıştım. Bir ses geldi dışarıdan. Görevli mi, yoksa bir gölge mi…? Adımın anons edildiğini duydum. Kapının kilidi tıkırdadı ve aralandı. Zeynep’ti. İlk bakışta bir umut, bir ışık gibi geldi bana. Ama aynı zamanda bir korku da vardı içimde. Dosyayı biliyor, olası tehlikeyi fark ediyor ve buna rağmen buradaydı. “Buldun değil mi?” dedi sesi kısık, ama kararlı. “Evet,” dedim, sesim sert ama titrek. “Ama artık bu sadece senin davan değil. Benim de kaderim oldu.” Zeynep’in bakışları derinleşti. Gözlerinde bir karışım vardı; güven ve çekingenlik, endişe ve cesaret. Bu karmaşık ifadeyi anlamaya çalışırken, birden koridorun ucundan ayak sesleri geldi. Ağır, kasvetli… Ama tanıdık. Askerlerdi. İki kişi, biri diğerinin arkasında sert bir adımla ilerliyordu. Hücre kapısına yaklaştıklarında, gözlerimin içine baktılar. Sessizlikleri, susturulmam için gönderilmiş bir tehdidi anlatıyordu. “Yiğit,” dedi biri, sesi derin ve soğuktu. “Dosyaya bulaşmayı düşünüyorsan… aklında bulunsun. Burada bazı şeyler, senin sandığın gibi basit değil.” Bir adım geri attım. Ama yüzümü hiç değiştirmedim. İçimde fırtına kopuyordu; öfke, korku ve bir parça umut hepsi birbirine karışmıştı. Zeynep, bir adım öne geldi, gözleriyle bana cesaret vermeye çalışıyordu. Ama askerlerin bakışları, bizim her hareketimizi ölçüyordu. “Bize güvenmene gerek yok,” dedi diğer asker, parmağını ceplerine doğru gezdirerek. “Yalnızca sus. Yoksa… sonuçlarına katlanırsın.” Birkaç saniye boyunca sessizlik oldu. Ardından biri omzuma hafifçe dokundu, tehditkar bir dokunuştu bu; bir mesaj, “Burada tek başınasın.” Kapı tekrar kapandığında, nefesim kesilmiş, kalbim deli gibi atıyordu. Zeynep’in gözlerine baktım; onda gördüğüm cesaret ve kararlılık, benim içimdeki öfkeyi kontrol altına alacak kadar güçlüydü. Bu kadın, sadece benim değil, aynı zamanda bu davanın da kaderini değiştirebilecek bir ışık gibi geliyordu. O gece, yalnızca hücredeki demir soğukluğunu değil, geçmişimin ve geleceğimin ağırlığını da hissettim. Arkadaşlarımın kaybı, ihanetler, sistemin karanlığı… Hepsi zihnimde birbirine karıştı. Ama bir gerçek vardı: Zeynep burada ve ben artık yalnız değildim. Geçmişe döndüm bir an için. Tatbikat günleri… Özel timlerle yapılan eğitimler… Patlamalar, kâğıt üzerinde güvenlik önlemleri, ama gerçek savaşta ölümün soğuk yüzü… Erdem’in korku dolu bakışları, telsizden yankılanan emirler… “Devam edin, müdahale yok.” O emirler hala beynime kazılıydı. Şimdi, bu sessiz hücrede, sistemin bize nasıl ihanet ettiğini düşünüyorum. O zamanlar sadece bir eğitimmiş gibi gelen anlar, aslında hayatlarımızı yönlendiren bir planın parçalarıydı. Ve biz, farkına varmadan bir siperin içinde sıkışıp kalmıştık. Zeynep’in sesiyle gerçek dünyaya döndüm. “Yiğit, dikkatli olmalısın. Onlar her şeyi görebiliyor.” Başımı salladım. Biliyordum. Ama artık geri adım atmak yoktu. İçimde bir şey değişmişti; korku ve öfke, cesaret ve kararlılık ile yer değiştirmişti. Bu savaş, sadece benim değil, ikimizin savaşıydı. Saatler geçtikçe hücrede sessizlik çöktü. Ama o sessizlik, bir tehdit gibi değildi artık; daha çok bir hazırlık, bir nefes alma zamanıydı. Gözlerimi kapattım ve zihnimde stratejileri kurdum. Sistem karşısında nasıl duracağımı, Zeynep’i ve dosyayı nasıl koruyacağımı düşündüm. O an anladım: Bu savaşta yalnız değildim. Zeynep, sadece bir meslektaş değil, aynı zamanda bu karanlığın içinde parlayan bir umut ışığıydı. Ve ben artık bu ışığı kaybetmeyecek kadar güçlüydüm. Kalbim yavaşça ritmini buldu. Bir sonraki hamlemizi planladım. Dosya sadece bir kağıt parçası değildi; arkadaşlarımın, gerçeklerin ve adaletin simgesiydi. Ve ben, her ne pahasına olursa olsun, bunu koruyacaktım. Hücre kapısının ardında yankılanan sessizlikte, kendi iç sesimle fısıldadım: “Artık bu savaşta yalnız değilim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD