Mehir Hakkı

1604 Words
Hüma'nın Anlatımından Devam Kolumun ağrısı ile uyanırken yerimde huzursuzca kıpırdandım. Ağrısı yetmiyormuş gibi bir de üzerindeki baskı daha çok canımı yakıyordu da bu üzerindeki baskı neydi harbiden? Bakışlarımı aşağı kaydırıp da bedenimin üzerinde bir kol gördüğümde panikle onu üzerimden atıp doğruldum. Bana sarılarak uyuyan kişi Alaz'dan başkası değildi. "Ne yapıyorsun sen ya!" diye bağırdım ama hala uyukluyordu. "Hey! Sana diyorum!" deyip kolunu dürtmeye başladığımda kaşlarını çatarak gözlerini araladı. "Ne istiyorsun Hüma?" diye mırıldandı. "Ne isteyeceğim be ben senden? Ahtapot gibi sarılarak uyumuşsun. Hayırdır sen?" dediğimde etrafına bakınıp doğruldu. "Sana mı sarılmışım ben? Daha mantıklı yalanlar söyle bari." elini ensesine götürdü. "Başım zonkluyor zaten, seninle uğraşamam." Bıkkınlıkla nefesimi bıraktım. "Yalan san sen. Ayyaş herif. Bir daha bana dokun da bak neler oluyor göstereyim sana!" Güldü. "Sen imam nikahından sonra ne olacağını biliyorsun değil mi? Sadece dokunmakla kalmayacağım." "Biliyorum." dedim tekdüze bir sesle. "Ama o zaman evlenmiş olacağız. Şimdi bana dokunamazsın." Ağır ağır başını salladı. "İyi bakalım." diye mırıldandı. "Sana ilaçlarını aldım. Yerdeydi." deyip ayağa kalktı. Dengesini bila koruyamıyordu. Çok içmiş olmalıydı. Yere eğilip ilaç poşetini aldıktan sonra yanıma oturdu. "Askıyı çıkar." "Ben hallederim." deyip elinden poşeti almaya çalıştım ama izin vermedi. "Merhem var.Ben süreceğim. Sen şimdi onu da beceremezsin." merhemi çıkarırken nefesimi bırakıp askımı çıkardım. "Becerilemeyecek ne var acaba? Ben hallederim diyorum. Bana bırak." "Bence Hüma..." diye mırıldandı. Başını kaldırıp yüzüme baktı. Gözleri her yerde gezindi ama sarhoşluktan dolayı nereye odaklayacağını bilemiyor gibiydi. "Kocanın sana dokunmasına alışsan iyi olur. Ne de olsa yarın akşam yatağıma gireceksin." Kaşlarım istemsizce kalktı. "Yarın akşam mı?" o kadar erken mi? Beni başıyla onayladı. "Bir an önce olsun ve bir an önce kurtulayım senden." tabi ya, ben bakire değilsem eğer beni bu evden göndereceklerdi. Sırf bunun için bila hayatımda biri olmasını o kadar çok isterdim ki... Koşa koşa gider kendimi onun kollarına atıverirdim. İlkimi o kişiye verir ve bu lanet adamdan da ailesinden de kurtulurdum. "Bakire olmadığımdan çok eminsin değil mi?" başını sallayıp kolumu açtı. Merhemi moraran yere sürerken konuştu. "Bakire olmadığını biliyorum." dedi kendinden emin bir şekilde. Şu an onu öldürmek isterdim. Bana bunu dediği için onu öldürmek istedim. Ama hayır Alaz Taşkın. Senin için harika planlarım var ve seni öldürmek bunların arasında yok. "Bu yaşına kadar gelmişsin. Hayatına birinin girmemiş olması çok saçma olurdu. Güzel kadınsın." diye mırıldandı. Gözleri tekrar kapanmak üzereyken onu yatağa ittirdim. Yatağa düştüğü gibi gözleri tamamen kapandı. Ben de kendi işimi kendim görüp merhemi sürdüm ve ayağa kalktım. Odasından çıktığımda havanın kararmak üzere olduğunu fark ettim. Ne çok uyumuşum ben ya diye geçirdim içimden. Adımlayıp avluya doğru ilerlerken Alaz'ın yengesi Buket ablayı görüp yanına geçtim. "Merhaba." dediğimde başını kaldırıp yüzüme baktı. "Oooo, yeni gelinimiz uyanabilmiş sonunda." dediğinde yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirip yanına oturdum. "Dün ki kazadan dolayı hiç uyumamıştım. Uykusuzdum haliyle biraz." gülümsedim. "Aslında ben bir konu hakkında size danışmak istiyordum." Yani aptal değildim sonuçta. Buket'in egosunu biraz şişirmek iyi olabilirdi. İşe yaramış gibi keyifle gülümseyip arkasına yaslandı. "Sor tabi." "Şimdi sen evlisin, benden iyi bilirsin her şeyi." "Bilirim. Kaç yıldır katlanıyorum şu evdekilere. Ben bilirim tabi." "Sen evlenirken mehir olarak ne istedin?" "Ağırlığımca altın istedim, tabi ne isteyecektim başka? Benim pısırık Alaz kadar varlıklı olsa çok daha fazlasını da isterdim." dedi. "Senin eşin ne iş yapıyor ki?" Onu da hiç görmemiştim burada. "Edebiyat öğretmeni. Ben bilsem ailesinden bir kuruş almadığını evlenir miydim onunla?" nefesini bıraktı. "Gençken yanlış kararlar alabiliyoruz maalesef." Her neyse bunlar beni ilgilendirmiyordu şu an. "Ah, Alaz'ı da o kadar iyi tanımıyorum ki... Ne isteyeceğime bir türlü karar veremedim." deyip başımı eğdim. "Açıkçası ondan bir şey de istemiyorum ama gerekliymiş." "Aptal olma. Şirketinden hisse işte. Yüzde beşini mesela." Şirketinden hisse mi? "Şirketi mi var Alaz'ın?" "Var tabi. Dörtte üç oranıyla en büyük hisse de Alaz'da. Sen de yüzde beşini iste ondan. Nikahtan önce şart koyuyorum de." Başımı salladım. "Bu baya mantıklı." "Yeter de. O şirketin yüzde beşi bile milyonlar kazanıyordur şimdi." Gülümseyip ona döndüm. "Teşekkür ederim Buket abla. Ben de bu konuları tam bilmiyordum. Bana yardımcı oldun. Çok iyisin." "Evin büyük gelini olarak sana her zaman yardım ederim. Merak etme." deyip alayla gülümsedi. Evlendiğim anda onun da beni ezeceğinden emindim. "Ben gidip Alaz'ı uyandırayım. Yemek vakti herhalde." "Dur kız. Sen nereye?" deyip ayağa kalktı. "Evlenmeden aynı odaya girmeniz bile doğru olmaz." dediğinde başımı salladım. Az önce beraber uyandık biz. Bilse canıma okurdu o babaannesi. "Ben uyandırırım. Sen aşağı in, yemeğe yardım et." "Tamam abla." Kahkaha attı. "Abla da deme kız. Yenge de bana." dediğinde başımı salladım. Ya tabi, derim. Buket abla kıvırta kıvırta uzaklaşırken ben de merdivenleri hızlıca indim. Mutfağa geçmeden önce konağın kapısı açıldı ve içeri bir adam girdi. Elindeki siyah çantaya ve tavrına bakacak olursak bu Buket ablanın eşi olmalıydı. O da beni görünce duraksamıştı. "Siz kimsiniz?" diye sordu adımlayıp. "Hüma ben. Alaz'ın müstakbel eşi." Kaşları havalandı. "Ya... Demek o sensin. Bir berdel muhabbeti dönmüştü de ihtimal vermemiştim." gülümsedi. "Ferhat ben. Alaz'ın abisiyim." "Memnun oldum." deyip başımla selam verdim. Bu kadarı yeterdi. "Ben yemeğe bir bakayım." deyip kendimi alelacele mutfağa attım. Yardım edeceğimden değildi. Onların masasına bir tabak bile koymayacaktım. Sadece buradaki herkesten kaçmak istiyordum. Mutfaktaki çalışanları boşverip bir sandalye çektim ve oturdum. Kendim dışında hiç kimse umrumda değildi şu an. Başka hiçbir şey umrumda değildi. ~ ~ ~ ~ ~ Alaz'ın Anlatımından Devam Bedenimdeki ellerin sahibini merak ederken yengemin sesini duydum. "Alaz?" gözlerimi araladım. Eli göğsümdeydi. Hızlıca elini üzerimden ittirip doğruldum. "Ne arıyorsun sen yine burada?" ayağa kalkıp kolunu tuttum. "Çık odamdan! Çabuk!" "Yavaş Alaz. Ne yaptım sanki?" "Yenge, delirtme beni. Seni bir daha odamda görmeyeceğim." Güldü. "Canım sıkılıyor Alaz. O pısırık abin yetmiyor bana. Belki sen yetersin." Kaşlarımı çattım. "Sen abime ihanet edersin ama ben etmem yenge. Şimdi defol odamdan." deyip onu ittirdim. "Defol!" Düşmedi ama yalpaladı. "Ayıp ediyorsun Alaz." "Yenge defol. Sabrım taşıyor." "Bana yenge deyip durma. Benim de canımı sıkıyorsun artık." "Çık." dedim sabrım taşıyordu. "İnat etme Alaz. Her gece kadınları koynuna alıyorsun zaten. Bir gece de benimle ol. Kimsenin haberi olmaz." "Utanmadan bana bunu nasıl söylüyorsun sen?" dedim sessizce. Bağırıp çağırmamak için kendimi zor tutuyordum. Bunu defalarca kez yapıyordu zaten ama bugün sınırını aşmıştı. "Sen çocuğuna dua et. Yoksa seni yaka paça attırırdım bu evden. Şimdi defol odamdan ve bir daha odama gelme. Saçmalama da." "Neden istemiyorsun beni?" "Niye isteyeyim lan! Sen kimsin ki!" "Alaz..." deyip yaklaştı. "Kimsenin haberi bile olmaz diyorum. Nesini anlamıyorsun." "Buket abla!" dedim bastıra bastıra. "Yenge, sabrımı sınama. Ben başkasını seviyorum. Başkasını istiyorum. Hoş o olmasa bile ben abime ihanet etmem. Yaşlı kadınlardan da hoşlanmıyorum." dediğimde yüzünü düşürdü. Yaşlı demem hoşuna gitmemişti. "Aramızda iki yaş var." dediğinde nefesimi bırakıp kolunu tuttum. "Yeter sana." deyip kapıyı açtım. "Bir daha odama girme." dedim. Kimsenin olmadığını görünce onu ittirip odamın kapısını kapattım. "Ya sabır." dedim. Ama iyi olmuştu, sinirimden kendime gelmeyi başarabilmiştim. Bir de duş alsam daha iyi olacaktı. ~ ~ ~ ~ ~ Banyodan sonra siyah takımımı giyip elimle saçlarımı düzeltip parfümümü sıktım. Leyla'yı görmeye gidecektim. Bu evde kalırsam aklımı kaybedecektim yoksa. Odadan çıktığımda bizimkileri yemek masasında gördüm. Hüma da aralarında oturuyordu. Kurtlar sofrasındaki kuzu gibi kalmıştı aralarında. Nefesimi bırakıp masaya yaklaştım. "Ben gidiyorum, herkese afiyet olsun." "Nereye Alaz?" diye sordu babaannem. Sanki çok umrundaydı. "Kafa dinlemeye babaanne." dediğimde yüzünü asıp başını çevirdi memnuniyetsiz bir şekilde. Umursamayıp arkamı döndüğümde Hüma konuştu. "Otur Alaz." dediğinde şaşırıp ona döndüm. Otur Alaz mı? Başka bir emrin de var mıydı? Başını çevirip yüzüme baktı. "Sizinle konuşmak istediğim şeyler var. Bu yüzden otur." "Sonra konuşursun. Şimdi işim var." "Şimdi konuşacağız." dedi. Kendinden emindi. "Mehir hakkımı konuşmak istiyorum ben." deyip aile üyelerime bakındı. Babam, babaannem herkes şaşırmıştı haliyle. "Ne mehiri? Bir de mehir mi istiyorsun utanmadan? Bir altın neyine yetmiyor." dedi babaannem. Sandalyeyi çekip yanına oturdum. Bakalım ne isteyecekti? "Mehir benim hakkım. Evleneceksem hakkımı alacağım." "İste bakalım." dedim babaannemden önce davranıp. Herkes merakla ona dönmüştü. "Nikahtan önce isterim mehir hakkımı." deyip bana döndü. "Aksi takdirde evlenmem. Evet demem." Güldüm. "İste." Ne isteyebilirdi ki? "Şirket hisselerinin yüzde ellisini istiyorum." dediğinde kaşlarımı çattım. "Yosmaya bak hele! Yüzde elli ha! Oldu ya, başka!" diye çıkıştı babaannem. Hüma hiç bozuntuya vermedi, gözlerini gözlerimden ayırmadan devam etti. "Bu ilki." deyip gülümsedi ve babaanneme döndü. "Mesleğimi icra edeceğim. Kimse de bana karışmayacak." Babaannem elini masaya vurdu. "Orosbuluk yapmak ne zamandan beri mehir hakkı olmuş!" diye bağırdığında yumruğumu sıktım. "Babaanne yeter!" Babam da lafa girdi. "Berdel yüzünden evlendiriyoruz sizi. Bunları yapamayız. Senin abin benim kızımı kaçırdı. Senin mehir hakkın bu kadar fazla olamaz." "Birincisi o benim hakkım değil. İkincisi, mehir haklarım kabul edilmezse evlenmem." deyip eline çatal ve kaşık aldı. Kurnaz şeytan. Aklınca beni evlilikten vazgeçirmek istiyordu. "Kabul." dedim. Babaannem de babam da ve hatta Hüma da bana döndü. "Ne demek kabul? Bu kızın temiz olup olmadığı belli bile değil. Bir de buna şirket hakkından mı vereceksin! Hayatta olmaz." Hüma tekrar lafa girdi. "Yarın akşam herkes o kanlı çarşafı görecek." dedi. "O zaman kimin temiz olduğu kimin kirli ve aşağılık olduğu ortaya çıkar." deyip ayağa kalktı. "Yarın şirket hisselerinin yüzde ellisi benim olmazsa bu evlilik olmaz. Kocam olacak adamdan da söz istiyorum. Benim çalışmama karışmayacak." "Karışmam." deyip ayağa kalktım. "Ama bil Hüma. Bütün bunların bedelini de ödersin. Ödetirim sana. Canımı sıktıkça ben de senin canını sıkarım. Asla unutma." Gülümsedi. "Görelim Alaz Taşkın. El mi yaman, bey mi yaman? Yoksa ben mi?" deyip uzaklaştı. Gidecek yeri yoktu diye aşağı indi. Babaannem lafa girdi. "Bu kız temiz değilse andım olsun onu öldürürüm. Yeminim olsun öldürürüm onu!" Sabır çekip gözlerimi kapatıp açtım. Ev değil cehennem, tımarhane resmen. "Babaanne çok konuşma." deyip sinirle aşağı indim. Hüma aşağıda sedirin üstünde oturuyordu. Ona kısa bir bakış atıp konaktan çıktım. Kafayı yemek garantili Taşkın konağı. Arabama bindim. Demek oyun istiyorsun Hüma? Oynayalım o zaman. Ama bil ki ben oyunu hiçbir zaman kurallarına göre oynamam. Bu yüzden sana bol şans. Bütün bu yaptıklarını burnundan fitil fitil getireceğim. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD