Kocamı İstiyorum

2406 Words
Hüma'nın Anlatımından Devam Gece Hatice hanım bana kalacağım odayı gösterdiğinde oraya geçmiştim. En azından saat gece bir olduğunda. Bire kadar avluda oturup boş boş etrafı seyretmiştim. Ve Alaz gelmemişti. Sevgilim var demişti. Belki de onun yanındaydı yine. Madem şirket hisselerini vermekte tereddüt bile etmemişti ben de o zaman onu sevdiği kadından vururdum. Bakalım baban bir sevgilin olduğunu öğrendiğinde bile benimle evlenmek isteyecek misin Alaz ağa? Bu düşüncelerle, yarını düşüne düşüne odama gidip kendimi yatağa bıraktım. Giyecek kıyafetim olmadığı için öyle uyumuştum. Sabah uyandığımda ise koluma merhem sürüp odadan çıktım. Ben odadan çıkarken Alaz da merdivenleri çıkıyordu. Eve yeni geliyordu demek. "Ooo, günaydın Alaz ağa? Erkencisin bakıyorum." deyip dalga geçtiğimde karşıma geçip nefesini bıraktı. "Erkenciyim. Bir takım işleri hallettim. Müstakbel karımın mehir istekleri ile uğraşıyordum." "Şu mesele... Nikahtan önce o hisseler üzerime olursa sevinirim." dediğimde gülümsedi. "Elbette olacak. Ama tek bir şartım var." dediğinde merakla onu bekledim. "Hisseleri aldıktan sonra benimle en az bir yıl evli kalmak zorundasın." Kaşlarımı çattım. "Bu ne demek?" "Bir yıl boyunca bu imam nikahı sürecek demek Hüma. Bilirsin, dini nikah düşmesin diye bazı şartlar var. Beraber onları yerine getireceğiz. Sen de bir yıl boyunca bu konaktan ayrılmayacaksın." deyip eğildi. "Temiz de olsan, kirli de olsan seni her gün koynuma alacağım demek." dedi. Adi pislik. Hisselerden vazgeçmem için bilerek yapıyordu. Ama sen dur Alaz Taşkın. Ben daha son kozumu oynamadım. "Pekala." dediğimde bozguna uğramış gibiydi. Şaşkındı. Beklemiyordun değil mi kabul edeceğimi? Adamı böyle şaşırtırlar işte. "Sen de sevgilin ile görüşmeyeceksin bu bir yıl boyunca. Her gün benim koynuma gireceksin. Onun değil." deyip kollarımı bağladım. Hadi Alaz bey, buna cevabın ne olacak? "Delirmişsin sen. Sana sormayacağım. O kadın benim resmi nikahlı eşim olacak çok yakında." "Kuma istemem." dedim sert bir ifadeyle. "Asla istemem. Üzerime kuma getirmene de müsaade etmem." "Neden?" deyip aramızdaki mesafeyi kapatıp başını eğdi. "Kocanı kimseyle paylaşmak istemiyor musun yoksa?" deyip sırıttı. "Kuma olan sensin Hüma. Sen yokken Leyla vardı. Onun yerini asla alamayacaksın." Başımı eğip derin bir nefes aldım. "Neyse ne. Zaten baban da bu evliliğe izin vermeyecek. Boş hayallere kapılma." dediğimde geri çekildi. "Görelim Hüma." deyip arkasını dönüp odasına geçtiğinde sinirlerime hakim olamadım. "Orangutan! Domuz! Komodo ejderi!" diye saydırdım arkasından. "Pis mahluk!" Boş yere ama ya. Her şey boş. Bu konuşma bile boştu. Hak etmiyordu. Onun için nefesimi boşa harcamayacaktım. Sinirle avludaki sedire gidip oturdum. Çalışanlar kahvaltı masasını hazırlarken o tanıdık sesi duydum. Kadriye babaannenin bastonunun sesi... Bir bu eksikti diye geçirirken içimden önümde durdu. "Edepsiz. Bir günaydın demek de yok." dediğinde nefesimi bıraktım. Yüzüne bile bakmadım. "Şuna bak şuna, yüzümüze de bakmıyor artık!" Ayağa kalkıp babaannesine döndüm. "Ne istiyorsunuz? Kavga mı edelim istiyorsunuz siz?" Gözleri hayretle aralandı. "Sürtüğe bak sen! Dili de pabuç kadar!" "Aynen. Bana ne derseniz karşılığını misliyle alırsınız!" "Ne oluyor burada?" Alaz'ın babası da teşrif edince yerime oturup bacaklarımı sallamaya başladım. Sinirimden kafayı yiyecektim. "Bu densiz gelinle uğraşıyorum. Ama dursun o, ben seni de elime almasını iyi bilirim." Görelim bakalım. Kim kimi eline alıyor görelim. "Ana, tamam dur sen de. Daha gelinin bile olmadı. Rahat bırak şu kızı. Ağzımın tadını kaçırmayın benim." "Ah evlat ah. Gelinlerden yana hiç yüzüm gülmedi benim." derken masaya doğru adımladılar. Ben de oturmaya devam ettim. Masadaki herkes yerini alana kadar oturdum. Biraz sonra Alaz elinde bir dosya ile geldi. "Kalk ayağa." deyip masaya doğru ilerlediğinde merakla masaya yaklaştım. "Herkes buradayken söylüyorum. Şirket hissesinin yüzde ellisi Hüma'nın olacak. Şart olarak da en az bir yıl boyunca benimle bu imam nikahını sürdürecek." "Ya kirlenmişse? Ya..." "Babaanne." deyip lafını kesti Alaz. "Sus artık. Karım hakkında bir daha bu şekilde konuşma. Bu mesele yalnızca beni ilgilendirir hem. Seni değil." "Ne diyorsun Alaz? Ben kirlenmiş gelin istemem!" "Ben istiyorum!" diye bağırdı. "Hüma benim karım olacak ve ben onu her şekilde kabul edeceğim. Kimse tek kelime etmesin." deyip dosyayı gösterdi. "Sen de imzala şunu. Kalan işleri avukat halleder." "Hemen halletsin." "Tamam, hadi." dediğinde kalemi alıp imzalamam gereken yerleri imzaladım. Evet, hisselerin yüzde ellisi artık benimdi. Dörtte üçü Alaz'ındı zaten. An itibariyle şirketteki en yüksek hisseye sahip olan kişi bendim. Bu daha ilk adımdı Alaz bey. Dur sen daha. " Herkes memnunsa gidiyorum ben. Akşam üstü imam ile geri dönerim." "Gelinlik istiyorum ben." dedim. Durup bana döndü. "Alt tarafı imam nikahı." "Olsun. Gelinlik istiyorum ve giyeceğim." "Ya sabır." diye mırıldandı. "İyi, annemle gider alırsın kendine. Ne istiyorsan al. Beni de rahat bırak artık." deyip uzaklaştı. O merdivenleri inerken ben de sandalyemi çekip masaya oturdum. "Yüzsüz." diye mırıldandı babaannesi. Belki de şu an masadaki en zengin kişi bendim. Zoruna gidiyor olması normaldi. "Utanmadan bir de soframıza oturuyor." dediğinde gülümsedim. "Buna alışsanız iyi edersiniz Kadriye hanım." Yüzü renkten renge girdi. Canı epey sıkıldı ama dert etmedim. Önüme dönüp istemeye istemeye kahvaltımı ettim. Çok açtım aslında ama bunların yanında bir şey yemek istemiyordum. Yine de kendimi zorladım işte. Açlığımı dindirecek kadar yedikten sonra da masadan kalktım. Bir kaç saat sonra Hatice hanım yanıma geldiğinde onunla beraber gelinlik almak için çarşıya çıkmıştık. Ben gelinliklere öylesine bakınırken lafa girdi. "Alaz özünde iyi biridir." dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ya ne demezsin. Ne iyidir o... "Son zamanlarda çok değişti." "Belki de aşık olduğu içindir." dediğimde kolumu tuttu. Endişeli gözleri yüzümde gezindi. "Sen biliyor musun?" Başımı salladım. "Laf arasında sevgilisi olduğunu söylemişti." "Buna rağmen onunla evlenecek misin?" "Hatice hanım, bize bir şans verilmedi. Biz seçmedik bunu." duraksadım. Biz seçmedik. Alaz da seçmedi. Babamı öldürebilse ondan kurtulurdu. Yapamıyordu ve sevdiği biri varken sevmediği bir kadınla evlenmek zorunda kalmıştı. Ben bir an tek mağdurun kendim olduğunu düşünmüştüm. Başımı iki yana salladım. Hayır. Bu hikayedeki tek mağdur benim. Alaz bana kötü davrandı. Ona acıyacak değildim. "Ben bunu beğendim." dedim konuyu değiştirmek için. Elime bakmadan bir gelinlik aldım hatta. "Canım, bu gelinlik çok açık. Babaannen bir şey demesin." Babaannesi... Bir şey derdi muhtemelen. Ama kimin umrunda? Gülümsedim. "Ben bunu istiyorum." dediğimde anlayışla başını salladı. "Pekala. Bir kez evleniyorsun ne de olsa. İstediğini giy." dedi. Taşkın konağında tek iyi niyetli olan kadın kesinlikle Hatice hanımdı. Hoş henüz Alaz'ın abisini yakınen tanımıyordum ama Hatice hanım gerçekten iyi birine benziyordu. Elimdeki gelinliğe baktım. Göğüs dekoltesi vardı ve Kadriye hanımın aklı uçardı bunu görse. İnce askılı, straplez ve çiçek desenliydi üstü. Altı sıradan tüldü ama çok da kabarık değildi. Normalde denemeyecektim ama Hatice hanım ısrar edince denedim. Tam bedenime göre olduğu için şanslıydım doğrusu. O yüzden fazla uzatmadan gelinliği almıştık ve yolda Kadiroğlu konağına uğramıştık kıyafetlerimi almak için. Annem çok ağlamıştı ama benim iyi olduğumu görünce sakinleşmişti. Nikaha gelmek istemişti ama buna izin vermemiştim. Olmaz anne, beni ona evet derken görme. Ben kendimi o şekilde görmek istemiyordum zaten. Sen de beni öyle görme. Zar zor ikna etmiştim onu. Vedalaşırken de yine ağlamıştı. Bu bir veda değildi ama ben kendi hikayemi yazmaya gidiyordum. Bu hikayede yalnız başımaydım. Öyle olmalıydım. Eve döndüğümüzde doğrudan odama girip gelinliği yatağa bıraktım. Bunu giydiğimde Kadriye hanımın yüzünü öyle çok merak ediyordum ki... Delirecekti. Kıyafetlerim de yanımda olduğu için banyo yapmak istedim. Kolumdaki askıyı çıkardım. Bir daha takmama gerek yoktu. Hızlıca banyo edip üzerime kırmızı tişört ve siyah kot pantolon giyip saçlarımı kuruladım. Gelinliği fırlatıp kendimi yatağa bıraktım. Burada zaman geçmek bilmiyordu. Uyumak istedim. Son kez uyumak istedim. Bu lanet adamın lanet karısı olmadan önce uyumak istedim. ~ ~ ~ ~ ~ Noter işleri de bittiğinde şirketin yarısı artık bana aitti. Bu güzel haberle beraber karnımı da doyurup odama girmiştim. Gelinliğimi giydikten sonra duvağı dağınık saçlarıma taktım. Gerek yoktu. Makyaja da saça da gerek yoktu bugün. Bu yeterliydi. Ve şimdi sırada Kadriye hanımın canını sıkmak vardı. Bu gelinliği gördüğünde canı epey sıkılacaktı. Gelinliğimin eteklerini tutup odadan çıktım. Hepsi avluda beni bekliyordu. Beni ilk gören de Kadriye hanım olmuştu. "Edepsiz! Giydiğine de bak hele!" dediğinde planım başarılı olmuştu. Alaz başını kaldırıp kısa bir göz gezdirdikten sonra ayağa kalktı. "Karışma babaanne. Giysin istediğini." deyip cebinden kırmızı kurdele çıkardı. "Bir de bu sürtüğe bekaret kuşağı mı takacaksın?" Kırmızı aşkın rengi, kurdeleyi de bağlıyordu. Bir insan buna başka bir anlam yüklerdi ya. Sonsuza kadar birbirimize bağlı kalırız belki, romantik açıdan baksak böyleydi. Ama işte bu kadına göre bekareti temsil ediyordu. Kırmızı kuşaksız gelin demek kirlenmiş gelindi. Değil mi? Alaz babaannesini umursamadan kırmızı kuşağı taktı. Bağladıktan sonra uzaklaşıp gözlerimin içine bakıp gülümsedi. "Ben her şeyin farkındayım." diye mırıldandı. Hayır Alaz. Kafamın içinde dönüp duran şeyden haberin yok senin. "İmam gelmiştir, bizi bekliyor. Haydi." dedi babası. Abisi ile beraber önden adımlarken Alaz da yanımda durdu. "Gidelim müstakbel karıcım." "Gidelim." dedim. Gelinliğimin eteklerini tutup salona geçtik. Kapının önünde Hatice hanım üzerime bir şal örttü. Başımı da örttükten sonra Alaz ile beraber imamın önüne oturduk. Sabırla beklerken ne dediklerini dinleyemedim. Zihnim çok kalabalık, çok meşguldü. Ama her şeyden de emindim. Kimse benim hayatım hakkında kararlar alamaz. Kimse beni aşağılayamaz. Bunu herkese gösterecektim. "Hüma kızım?" İmamın sesiyle ona döndüm. "Buyrun?" "Mehir olarak ne istersin eşinden?" Benden önce Alaz'ın babası konuştu. "Biz o işi hallettik Cuma hoca. Gelin hanım şirket hisselerinden istedi, çoktan payını verdik." "Verdiler mi gelin hanım?" dediğinde başımı olumsuzca salladım. "Benim mehirim o değil." "Ne diyorsun sen Hüma?" dedi Alaz sessizce. "Şirket hisselerini aldın ya." "Aldım. Ama benim mehirim o değil." "Ne dersin sen Hüma? Biz sana mehir hakkını verdik. Şimdi nasıl başka bir şey istersin?" Omuz silktim. "Başka istiyorum." dedim. "Ya şirket hisseleri ne olacak?" "Kocamın hediyesi olarak kabul edeceğim." dediğimde Alaz gergin bir şekilde gülümsedi. "Ben mehir hakkımı şimdi imamın huzurunda söyleyeceğim." "Söyle bakalım kızım." imam da şaşırmıştı. Ama şimdi daha çok şaşıracaktı. "Kocamı istiyorum." dedim. Bütün gözler bana döndü. "Anlamadım kızım?" Alaz'a döndüm. Meraklı gözleri gözlerimi buldu. "Kocamın can hakkını istiyorum." dediğimde kaşlarını çattı. "Anlamadım, bu nasıl bir istektir?" "Bana bir şey olursa kocam da kendi canını hiç düşünmeden feda edecek." dediğimde dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Oyun böyle oynanır Alaz Taşkın. "Bu mümkün değil. Dinimizce intihar günahtır." "Kabul ediyorum." dedi Alaz. "Karımın tüm isteklerini kabul ediyorum." deyip imama döndü. "Nikahı kıyın lütfen." "Alaz sen ne dediğinin farkında mısın? Bu kızın isteğini yerine getiremem ben! Olmaz!" Alaz gözlerini kapatıp sabır çekti. "Ben istiyorum." dedi. "Karım ne istiyorsa o olacak. Şimdi..." dedi sakince. "Kıyın şu nikahı. Hemen." İmam da babası da ağzını açamadı. Başımı önüme eğip duaların bitmesini bekledim. Ve sonra o soru... "Hüma kızım, Murat'tan olma, Hatice'den doğma Alaz Taşkın oğlumuzu eşin olarak kabul ettin mi?" "Ettim." dedim. Bugün onu eşim olarak kabul ediyorum ama ona çok da iyi bir hayat yaşatmayacaktım. Hatta az önce onun hayatını da elinden aldım. "Ettin mi?" "Ettim." "Ettin mi?" "Ettim." dedim son kez. Çok önemliymiş gibi üç kez söylemiştim ya bir de bunu. Sanki sevdiğim adamdı, sanki rızam vardı da üç kez söylemiştim... "Alaz oğlum." deyip Alaz'a döndü. "Halil'den olma, Nermin'den doğma Hüma kızımızı eşin olarak kabul ettin mi?" "Ettim." dedi bastırarak. "Ettin mi?" "Ettim." "Ettin mi?" Etme Alaz. Beni eşin olarak kabul etme. "Ettim." başımı eğip derin bir nefes aldım. "Ben de sizleri Allah katında karı koca ilan ettim. Hayırlı olsun." deyip ellerini açtı. Kendime gelip ellerimi açtım ama kulağım hiçbir şey duymaz oldu. Verdiğim söz geldi aklıma. Tutmam gereken o söz... Ama yeminim olsun sana o kanlı çarşafı vereceğim hepsine. Gözlerine gözlerine sokacağım. Ve bu gece hepsine unutamayacakları bir acı yaşatacağım. Alaz'ın canı, artık benim canımdır. ~ Ben Murat bey herkese her şeyi söyler diye düşünmüştüm ama öyle olmamıştı. O sinirle aşağı inerken abisi Ferhat sadece tebrik etmişti. Kadriye hanım da kapının önünde bizi bekliyordu. "Hadi bakalım." diye mırıldandı. "Göster o kanlı çarşafı da gerçekten pir-ü pak mısın görelim?" "Sabredin. Görürsünüz." deyip Alaz'ın odasına doğru ilerledim. Alaz da peşimden gelirken odanın kapısını açtım. Tabi ya, siyah nevresim takımları kalkmıştı. Yerine beyaz örtü serilmişti. Akbabalar gibi bekliyordu işte dışarıda. "Güzel oyun kurmuşsun." dedi Alaz. Ona döndüm. "Sabrımı yeterince sınadın Hüma." "Aptal olmasaydın." dediğimde güldü. "Ben aptalım. Ama sen de temiz değilsin Hüma." "Göreceksin birazdan." dediğimde kırmızı kuşağımı tutup beni kendisine çekti. "Göreceğim." diye tıslarken bir ses duyuldu. Başımı eğdiğimde kuşağımı yaktığını fark ettim. "Ama bunu hak etmiyorsun." dediğinde hızla ondan uzaklaştım. "Delirdin mi sen!" deyip kuşağı çözmeye çalıştım. Gelinliğim de yanacaktı şimdi. Kuşağı çözdüğüm gibi onu yere attım. Daha fazla yanmasına izin vermeyip üzerine bastıktan sonra Alaz'a döndüm. "Ne yapıyorsun sen ya! Benden intikamını böyle mi alacaksın? Beni yakarak mı?" "Ben seni şimdi yakacağım Hüma. Yatağa geçtiğinde." "Geçeceğim." deyip başımı salladım. "Elimi yıkayıp geleyim geçeceğim ben senin yatağına." Gelinliğimin eteklerini tutup banyoya girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes aldım. "Pes etmek yok Hüma. Buraya kadar gelmişken pes edemezsin." deyip lavaboya yaklaştım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra en son aşamaya geçtim. Banyodan çıktığımda Alaz yatağın diğer ucundaydı. Ben de diğer ucunda onu bekleyip yatağın üzerindeki nevresimi kaldırdım. "Ciddisin yani?" dediğinde başımı salladım. "Çok ciddiyim." Başını salladı. "Pekala." diye mırıldanıp başını eğdi. İkimiz de yatağa bakarken içim titredi. "Önce babam olduğunu öğrendim. Sonra beni zorla evlendirmeye çalıştı." dediğimde ona döndüm. Başını kaldırıp yüzüme baktı. "Sen beni öldürmeye çalıştın, yetmedi beni bu Allahın cezası yere getirdin! Namusuma kadar dil uzatıldı!" dedim. Sinirimi ancak şimdi haykırabiliyordum. "Kanlı çarşaf ha?" deyip elimde sakladığım jileti gösterdim. Alaz'ın gözleri kocaman olurken jileti bileğime yaklaştırdım. "Hüma bırak onu." dedi elini kaldırıp. "Bırakmam! Kanlı çarşafı görmek istemiyor mu? Birazdan görecek işte." deyip güldüm. "Asla, kimse bana asla dokunmadı Alaz. Benim birini sevmeme bile izin vermediler ki... Ama ben ölürken temiz öleceğim." Küçük bir kahkaha attım. "Senin beni kirletmene izin vermeyeceğim." nefesimi bıraktım. "Eğer benim ilkim sen olursan bana aferin diyecekler, bu kız temizmiş diyecekler. Ama sen bana dokunduğun an ben kirleneceğim! Buna asla izin vermem!" jileti bileğime yaklaştırdığımda bağırdı. "Yalan söyledim! Hüma yalan söyledim. Sen korkarsın da vazgeçersin diye yalan söyledim. Benimle uğraşma diye yalan söyledim." "Ne?" "Son ana kadar seni korkutmak istedim ama sana asla dokunmayacaktım. Ben başkasını severken sana zaten dokunamam. Kork diye öyle söyledim." "Dokunmayacak mısın bana?" dediğimde başını iki yana salladı. "Hiçbir zaman dokunmayacağım." elini uzattı. "Onu bana ver. Söz veriyorum sana dokunmayacağım." Dışarıda kanlı çarşaf bekleyen bir kadın vardı. Ve benim de sözüm. Ve beni üzen herkese yaşatacağım bir acı. Ben ölecektim. Alaz da sözünü tutarsa eğer o da ölecekti. "Artık çok geç." deyip bileğimi çizdim. "Hüma!" Bileğimi sıkıca kavrarken jilet elimden düştü. "Ne yaptın sen kendine aptal!" Kanın fışkırarak aktığını hissedebiliyordum. Ben canımın bu kadar acıyacağını hiç düşünmemiştim. "Söz verdin." dediğimde yatağa düştüm. Yatağa çıkıp beni kucağına çekerken bileğime daha sert bastırdı. "Sus artık. Sus gerizekalı." "Söz verdin Alaz. Senin canın artık benimdir." sol gözümden bir damla yaş aktı. "Bu can artık benim. Benimle beraber geleceksin." dedim. "Aptal. Ölmeyeceksin. Boşuna heyecanlanma." Gülmeye çalıştım. "Öleceğim ve sen de benimle geleceksin. Taşkın konağı yasını tutacak Alaz." gözlerim kararmaya başladı. "Çünkü ben Taşkın'ların oğlunu da yanımda götüreceğim." gözlerini yüzüme dikti. "Benimle geliyorsun." "Aptal." diye mırıldandı bir kez daha. "Sözüm söz. Sen gidersen gelirim. Ama sen hiçbir yere gitmeyeceksin Hüma." Belki de çoktan yola çıkmışımdır diye düşünürken gözlerim kapandı. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD