|DİLEVAN AŞİRETİ|
Miran Dilevan, karşımda duruyordu. Konaktan içeriye girdiği an gözlerinin beyazlığı kırmızı bir dumana bırakmıştı yerini. Babam, karısını vurup karnındaki çocukla birlikte öldürdü. Kendisinin bile haberi olmadığı çocuğunu ve karısını bir gece ansızın, tüm aşiretlerin gözü önünde kaybetti. Aşiret büyükleri, kan hakkının yerine gelmesini istediler. Öne sürülen kişi ise hem babam hem de abimdi... Bebek için biri, karısı Yeliz için biri...
Evimize geldiklerinde babam ve abim gitmeyi, saklanmayı reddettileri için bellerindeki silahla birlikte boy gösteriyorlardı ancak herkes biliyordu ki, kan hakkı hiçbir zaman bir ananın, evladın gözünün önünde alınmazdı. Bu yüzden aslında burada ölmeyeceklerini biliyorlardı.
Büyük ninem, Narin Çelengi ayağa kalktı. Yaşlanmış olmasına rağmen dik duruşu hiçbir zaman kendisinden ödün vermiyordu. Hikmet Dilevan ile karşı karşıya duruyordu.
"Konağıma hakkın olmayan kan hakkı için mi gelirsin Dilevan?!"
"Hakkım olanı almak için geldiğimi sen de bilirsin Narin Çelengi! Ben, hakkım olanı almadan gitmem! Beni herkesten iyi sen bilirsin!"
"Benim sana verecek kan hakkım yoktur! Ben, sizin kurşunuza kurban giden gelinimin ve yetim kalan iki torunumun hakkına saydım. Bitti o fasıl!"
"Narin Hanım! Konağının önüne yığarım Urfa'nın bütün aşiretlerini! Duyar mısın beni?!"
"Senden korkan senin gibi olsun!"
"Oğlunla torununun hayatından korkman gerekiyor Narin Çelengi! Allah size acısın, ben gözümü bile kırpmayacağım!"
Miran Dilevan, babam ve abime keskin bakışlar atarken yutkundum. Babaannemin kollarının arasına sokuldum. Beni sıkıca kendine doğru çekti ve elleri bütün vücudumu sarıp sarmaladı. Hikmet Dilevan ile o an ilk kez göz göze geldim. Çatılmış kaşları birden yumuşadı, yaşlı yüzündeki sallarının altına gizlenmiş dudakları aralandı. Yüzündeki mimiklerin dalgalandığını görebildim. Neredeyse bana gülümseyecekti ama sonra aniden silkelenerek kendine geldi.
"Torunun Berfin Çelengi'yi isterim Narin Hanım!"
Herkes birden bana bakarken kalbime bir hançer yemişim gibi irkildim. Duyduğum şeyin yakıcılığı beni kasıp kavurdu. Bütün vücudum baştan aşağıya uyuşurken babam öne atıldı,
"Ölürüm de vermem!" dedi.
Önüme siper olduğunda hala neler olduğunu anlamak ile anlamamak ya da anlamak istememek arasında gidip geliyordum. Hikmet Dilevan, babamı dikkate almadı ve Narin Nine'min yüzüne iyice yaklaştı. Aralarında bir anlaşma geçti o an, birbirine sessizce baban gözleri konuştu ve Narin Nine, bir adım geriye doğru sendeleyerek bana baktı. Yüzünde bir azap vardı, bunu bana her baktığında görüyordum ama sebebini hiçbir zaman anlamamıştım. O anlamlandıramadığım bakış yeniden yüzüne yerleşti.
"Benden bunu istemeyesin Hikmet Ağa..."
Büyük Ninem, şimdi meydan okumuyor ve sanki karşısındaki yaşlı adamı bir düşman olarak değil de bir şey isteyebileceği eski bir dost gibi görüyordu. Hikmet Dilevan, omuzlarını dikleştirdi ve kendinden emin bir tavırla konuştu,
"Bir gelin aldınız benden, Berfin'i gelin olarak vereceksiniz. Bir torun aldınız benden, Berfin bana bir torun verecek... Aksi halde, geride tek bir Çelengi erkeği bırakmam Narin, bilesin!"
"Dede!"
Miran Dilevan, öne doğru atılıp istemediğini söyleyecekti ama Hikmet Dilevan'ın yere sertçe vuran bastonu buna keskin bir şekilde engel oldu.
"Benim sözümün üstüne söz söyleyecek olan mı vardır Miran?! He oğlum? Var mıdır?! Diyesin hele bana!"
Miran Dilevan, ne yapacağını bilemez bir şekilde başını önüne eğdi. Dudaklarını birbirine bastırdı, elleri giderek daha sıkı bir yumruk haline geliyordu.
"Yoktur Ağam..."
"Ha şunu bileydiniz!"
Hikmet Dilevan, Narin Nine'me doğru yeniden döndüğünde aralarında bir anlaşmanın imzalarının atıldığını anlayabildim. Narin Nine, Hikmet Ağa'ya fısıldayarak sordu,
"Onu görebilecek miyim Hikmet Ağa?"
"Ben görebildim mi Narin? Yandığım gibi yanacaksınız..."
Bu konuşmayı benden başkası duymadı. Onların arasındaki anlaşmayı da kimse bilmiyordu, henüz...
Miran Dilevan ile göz göze geldim. Aramızdaki yaş farklı bir yana, benden oldukça iriydi. Öyle öfkeli bakıyordu ki, Dilevan Konağı'nı benim için cehenneme döndürecek olan kişinin Miran Dilevan olacağını biliyordum. Beni, ölmekten daha beter bir hale getirecekti...