6.Bölüm

1173 Words
“Kına Karmaşası..” ✨ Güne sabahın erken saatlerinde, konağın kalabalığıyla uyandım. Penceremden dışarı baktığımda kadınlar çoktan avluyu ele geçirmişti. Renk renk yazmalar, bohçalar, büyük tencereler, tandır tepsileri… Her şey kendi düzeninde ama belli bir kaos içinde dönüyordu. Bu Urfa’nın alışık olduğu telaşlardan biriydi ama benim için yepyeniydi. İpek’in kınası vardı bugün. Evin en küçük kızı, nazlısı, gülü… Kadınlar teker teker ellerinde kınalıkları, mis kokulu sabunlarıyla gelmiş, avluyu çeyiz gibi işlemişti. Genç kızlar kenarda mendil katlıyor, bazıları tel kırma işliyor, bazıları sabırsızca cep telefonuna sarılıp “story” çekiyordu. Eskiyle yeninin böyle yanyana durmasına alışamadım ama sıcak bir kaos vardı işte. İçimi garip bir sevinçle karışık hüzün kapladı. Evin her yeri kadınlarla dolmuştu. tepsilere badem şekeri dizilmiş, yoğurulmuş köfteleri kazanlara atıyor. Taş zeminden gelen ayak sesleri, kahkahalar, arada yükselen yöresel şarkılar… Burası şimdiden bayram yerine dönmüştü. İpek’in odasında rengarenk kına bohçaları diziliydi. Her biri özenle hazırlanmış, kurdeleleri sarılmış. Odaya girdiğimde İpek aynanın karşısında oturmuştu. Yanında kızlar… saçını örüyorlar, ellerine kına yakmak için sıraya girmişler. O hâliyle bana geçmişin Leyla’sını hatırlattı. Genç, heyecanlı ve her şeyin güzel olacağına inanan… Ben bir köşede durdum. İçimde bir burukluk… Ne tam buraya ait hissediyorum ne de tamamen kopmuşum. Kendi elimle inşa ettiğim boşluğun tam ortasındaydım sanki. Gün boyunca o telaş hiç bitmedi. Kadınlar geldi, misafirler taşındı, baklavalar dizildi, halay mendilleri hazırlandı. Arada İpek gelip bana sarıldı, “İyi ki geldin” dedi. O an içimde bir yer yumuşadı. Burada olmak bazen nefes almak gibi geliyordu. Hazırlıklar böyle sürdü gün boyunca. Bende üzerimi giyinip aşağıya indim. Siyah dar elbise m vücudumu sarmış sırt ve göğüs dekoltesi ile buradan oldukça ayrı duruyordum. Ve akşam… Hava karardı, lambalar yakıldı. Konağın avlusu ışıkla doldu. Kadınlar en güzel elbiselerini giymiş, altın kemerlerini takmışlardı. Davulun sesi içeri dolarken gençler dışarıda toplanmıştı. Misafirler birer birer gelmeye başladı. Her gelen isimle konağın havası daha da kalabalıklaşıyor, içim hafifçe daralıyordu. Ve o an… Kapıdan içeri girenleri izlerken gözüm takıldı. Elif. Yılların eskitemediği, ama vicdanın ağırlığını yüzüne kazıdığı o kadın… Zümrüt yeşili elbisesi adete parlıyordu üstünde. Bakışlarını etrafa savuruyor ama gözleri beni bulduğunda durdu. Bir anlık bir sessizlik oldu sanki içimde. Kalbim, adını duyduğum ilk andaki gibi titremedi. Bu sefer titreyen öfkemdi. Yanıma İpek geldi, koluma dokundu. “Leyla… Karahanlar da gelmiş. Elif de…” Sustum. Gözümü Elif’ten ayırmadan başımı salladım. O bana yaklaşırken kalabalık yavaşça aralandı. Herkes, bu karşılaşmanın farkında gibiydi. Sessiz ama gergin bir merak vardı havada. Bir şey demeden annemlerin yanına geçtim ama onlarda tam karşı masamıza oturdu. Yetmezmiş gibi bir sonraki tahlillerimiz de pek sevdiğim eski kaynanam ve görümcemde gelmişti. Saadet Arslan ve pek değerli kızı Gülsüm Arslan bir siz eksiktiniz zaten. ••• Kına havası konağı baştan sona sarmıştı. Davulun sesi duvarlara çarpa çarpa yankılanıyor, kadınların zılgıtları gökyüzünü yarıyor gibiydi. Bahçedeki sandalyeler dolmuş, eline kına yakılmış genç kızlar mendillerle halaya durmuştu. Gelin ortada, başında duvağı… Herkesin gözü onun üstünde. Ama benim gözüm başka yerdeydi. Bir noktadan sonra kalabalığın içinde kalmak ağır geldi. İçim daraldı. Göğsümün ortasında tanımlayamadığım bir sıkışma vardı. Ayağa kalktım ve kimseye çaktırmadan üst kata çıktım. Konağın terasına… Gece Urfa’ya güzel yakışır. Yıldızlar parlıyor, hava ne sıcak ne serin. Tam kararında. Ve o karar anında… arkamdan gelen ayak seslerini duydum. Elif’ti. Sessizce yanıma geldi. Omzunda ince bir şal, elleri birbirine kenetli. Göz göze gelmedik hemen. Aşağıya, oynayan kadınlara baktık bir süre. Müzik uzaktan yankılandı bize. Ben başımı çevirmeden konuştum. “Güzel gece. Bu evdeki kına kokusu, çocukluğumdan beri hiç değişmedi.” Elif hafifçe başını salladı. “Bazı şeyler değişmez Leyla. Hatırlatır sadece.” Sonra sustuk. Sanki her kelimeyi dikkatle seçmemiz gerekiyormuş gibiydi. Derin bir nefes aldım. “Ben neler olduğunu bilmiyorum ama bazı anlaşılan şeyler var. Senle konuşmak istiyorum çünkü ne hissettiğini seni yargılamak için değil anlamak için istiyorum.” O gözlerini kaçırmadı bu defa. “Ben de anlamaya yeni başladım,” dedi. “Bazen insan kendini bile tanımıyor, ne hissettiğini bilmiyor. Serhatı çok seviyorum. Hemde canımdan çok ama… korktum. Cesaret edemedim. Aşkın karşısında ben hep yarım kaldım.” “Abimde hâlâ tamamlanmadı,” dedim. “Onun yarım kalan tek şeyi sen değilsin ama seninle kırıldı. Tekrar olmaz mı herkese rağmen.” Yüzüme baktı. Bir sessizlik daha oldu. Ama bu sefer acı değildi. Kabullenmenin sessizliği. “Peki şimdi?” dedim. “Neden buradasın?” “Elif Karahan olarak değil, Elif olarak geldim. Serhattan özür dilerim’ demeye değil… onu bir kere daha görmeye. Onun iyi olduğunu bilmeye. Ama yetmez biliyorum. Bazen sadece uzaktan sevmek düşüyor insana.” Başımı yavaşça salladım. “Bazı sevdalar yakmaz, sızlar. Ama sızısı ömür boyu sürer.” Aşağıda bir zılgıt daha yankılandı. İkimiz de sessizce eğilip kalabalığa baktık. Kadınlar halayda, çiğ köfte tepsileri dolaşıyor, çocuklar koşturuyordu. Herkes kendi telaşında. Bizse üst katta geçmişin yükünü hafifletmeye çalışıyorduk. “Ben sana düşmanlık taşımayacağım Elif,” dedim sonunda. “Ama dostluğun kolay kazanılmadığını da unutma. Zaman… sadece zaman konuşacak artık.” O başını eğdi, minnetle gülümsedi. “Bunu bile duymak benim için bir adım.” Ben içimdeki fırtınayı biraz susturmuş, yarım bir barış imzalamış gibiydim. Düşmanlık büyütmektense anlamayı seçmiştim. O gece Elif’le bir savaş değil, bir kabulleniş yaşadık. Ve kına gecesinin sesi, geçmişin suskunluğunu biraz olsun bastırdı. Elif’le terastaki sohbetimizi bitirip masaya doğru inerken, tam o sırada Saadet Hanım ve ablası Gülsüm’ü gördüm. İkisi de yüzlerinde alaycı, küçümseyen bir ifade ile bana bakıyorlardı. Gülsüm öne çıktı, sesini yükselterek: “Leyla, kına gecesinde boy göstermek cesaret ister. Ama unutma, sen buraya layık değilsin. Burası bizim ailenin, bizim kurallarımızın yeri.” Beni süzerek konuşmuştu. Saadet Hanım ise soğuk ve keskin bir tonla ekledi. “Senin gibi biri burada barınamaz daha önce gittin tekrar gidersin.” Yüzümdeki tebessümü bastırdım, gözlerimi onlara dikerek sertçe cevap verdim: “Burada olmamı engelleyebileceğinizi mi sandınız? Burası sadece sizin değil, benim de ailemin evi.” Gülsüm daha da sinirlendi, burnunu havaya kaldırarak “Bak Leyla, burası senin oyun alanın değil Kendini fazla kaptırma, çok şey kaybedersin.” Ben ise aldırmadım, son derece kararlı ve hırslı bir şekilde seslendim: “Kaybedecek bir şeyim yok! Ben buradayım, varlığımı kabul edin veya etmeyin, umurumda değil. Kınada kavga istemiyorum ama kimin dik durduğunu herkes görecek.” Bunları söyledikten sonra onlara son kez baktım, sonra da arkamı döndüm. Adımlarımda kararlılık vardı. Onların küçümseyen bakışları ardımda kalırken, içimde alevlenen bir güçle kına gecesinin neşesine karıştım. Gülsüm ve Saadet Hanım’la yaşadığım o sert karşılaşmanın ardından, kendimi hemen Ipek’in yanına attım. Tereddüt etmeden elimi uzattı ve sıkıca tuttu. Gözlerimiz birbirine değdiğinde ikimizde aynı kararlılığı gördük; bu gece bizim gecemizdi. Salonun köşesinde kurulan kına alanına doğru yürürken, içimde büyüyen heyecanla kalabalığa karıştım. Herkes dikkat kesilmişti; siyah derin üzerine tam oturan elbisem, duruşum ve gözlerimdeki ateşle, herkesin içine işleyen o o eski Leyla’yı gördüğünü biliyordum. Müzik yükseldiğinde Ipek kolumu tuttu ve birlikte dans etmeye başladık. Her adımımızda, her gülüşümüzde, geçmişin yükünü hafifletiyor, yeni bir sayfa açıyorduk. Misafirlerin hayranlıkla bizi izlemesi, içimdeki özgüveni daha da körüklüyordu. “Bakın bakın, Leyla Karabağ geri döndü!” diye fısıldanıyordu bir grup. Bu sözler kalbimde yankılanıyor, bana güç veriyordu. O an anladım ki, ne geçmişin zincirleri ne de karşımdaki engeller beni durdurabilirdi. Kına gecesinin o sıcak, samimi atmosferinde, ben Leyla Karabağ olarak yeniden doğmuş, gücümü ve kimliğimi tüm Urfa’ya göstermiştim. Bölüm Sonu…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD