5.Bölüm

1312 Words
“Yüzleşme…” ✨ Urfa’da sır kalmaz derlerdi. Haklılarmış. Daha sofradan kalkalı kaç saat olmuştu. Dün gece annemler sofrada konuştuktan sonra odama çekilmiştim. Sabah güneşiyle beraber dünün yankısını duymaya başladım. Önce mutfakta fısıldaşan hizmetçilerin ağzından, sonra kapı önünde çay içen komşu kadınların dilinden. “Leyla Hanım, Yusuf Arslanın nasıl da yüzüne vurmuş…” “Vaktiyle ne aşk yaşanmış da, neler çekilmiş demek…” İnsan, kendi acısını duyunca başkalarının ağzından, bir kez daha kanar ya. Ama bu defa başka… İçimde o tanıdık sızı yoktu. Bu defa içimde sadece netlik vardı. Temiz bir kararlılık. Geçmişi anmak bile artık sadece bir hatırlatmaydı. Ezilmiyordum. Öğlene doğru ufak bir gezintiden sonra konağa dönerken, konağın önün de onu gördüm. Avlunun taş basamaklarında beni bekliyordu. Elleri cebinde, sırtı hafif eğilmiş. O kendine has, kibirli duruşu yerini gerginliğe bırakmıştı. Göz göze geldik. Eskiden olsa kalbim hızlanırdı. Şimdi içimde tek bir kıpırtı yoktu. Sadece öfke… ama serin ve sakin bir öfke. Dizginlenmiş, ama dipte birikmiş. “Konuşmamız lazım,” dedi. Gülümsedim. Acı bir gülümsemeydi. Karşısına dikildim, gözümün içine baksın istedim. Eskisi gibi kaçmasın. “Geç kaldın Yusuf. O konuşmayı seninle yıllar önce yapmalıydık. Şimdi ise… sadece dinleyeceklerin var.” Yusuf bir adım yaklaştı. Gözlerindeki o tanıdık panik, beni sevdiğinden değil. Elinden kaydığımı anladığından. “Sana böyle ulaşmak istemezdim. Ama herkesin diline düşmeden önce… bir kelam edebilirdin.” Gülüşüm daha da alaylı oldu bu kez. Ama sesim ciddiyetini korudu. “Kelam mı? Sana bir zamanlar kalbimi verdim, Yusuf. Ama sen onu çamura bastın. Şimdi kelam isteme benden. Söyleyeceklerimi çoktan söyledim. Herkes duymuş olabilir ama en çok senin duyman gerekiyordu zaten.” Gözleri karardı bir an. Hiddetlendiğini hissettim. Eskiden korkardım. Şimdi bir adım bile geri atmıyordum. “Sen beni ne zannediyorsun Leyla? O zaman çocukluktu, delilikti…” “Hayır!” diye kestim sözünü. “O zaman bendim! Saf, temiz, sana güvenen bir bendim. Delilik değildi. Sevmek asla delilik değil. Ama senin yaptığın ihanetti, Yusuf. Ve ihanetin affı yoktur.” Etrafımıza insanlar toplanmaya başlamıştı. Konaktakiler pencereye çıkmıştı bile. Urfa’nın gözleri üzerimizdeydi yine. Ama bu defa ben eğilmiyordum. Yusuf sessizleşti. Omuzları düştü hafif. Sanki ilk kez gerçekten küçüldü gözümde. İlk kez… acizdi. Ben geri döndüm. Sırtımı dönerek yürüdüm. Yusuf Aslan artık sadece geçmişimin lekesiydi. Ve ben o lekeyi, her adımda biraz daha silmeye başlamıştım. ••• “İpek sen gir ben kapıda bekliyorum seni hadi.” “Ya Leyla huysuzluk yapma.” “Kızım bittim bittim yoruldum ya geç bak ben buradayım.” İpek daha ısrar etmeyip dükkana girdiğinde bende etrafta dolanmaya başladım. İpeğin son eksiklerini almaya çıkmıştık çarşıya. Bir süre sonra ipek geldiğinde tekrar beraber dolanmaya başladık. Güneşin kavurduğu Urfa çarşısında, taş sokakların arasından yürürken İpek yanımda, neşeliydi. Ama benim içim tamamen başka bir yere gitmişti. O anda, kalabalığın arasından biri çıktı karşıma. Karşıda ki kalabalıkta parlıyordu simsiyah oluşuyla. Bir an gözlerim ona takıldı. Kaan Karahan… Elifin abisiydi. Bu topraklarında söz hakkına sahip en güçlü ailelerinden biriydi. İstemsizce kalbim hızlanmıştı. Yakışıklıydı hem çok. Orada toplulukta ki adamlarla tokalaşıyordu. Ama bir an gözleri bana kaydı ve birbirimize baktık. Çekmeden Sadece baktık. O an, kalbimde küçük bir fırtına koptu ama dilim suskun kaldı. İlk ayrılan o oldu. Önüne dönüp onun etrafında toplanan adamlarla konuşmaya başladı. Sonra Elif çıktı ortaya. Abisinin yanına gidip birşeyler söyledi. Bir an adamın kaşları çatılsa da yanınsa ki adama emir verdi. Ama daha devamını görmeden İpekte beni kolumdan çekip o handan çıkardı. Kalabalığın içinden sıyrıldığımızda Urfa’nın o tanıdık, toprak kokulu sokağında yürümeye başladık. Ayaklarım yavaşlıyor ama kafamın içindeki sorular hız kesmiyordu. Bugün fazlasıyla yüz gördüm, ama iki tanesi aklımda dönüp duruyordu. Biri o bakışlarıyla insanın içini delip geçen kadın… Diğeri, taş gibi bir yüz ifadesiyle gözlerini üzerimde gezdiren o adam. Dayanamadım artık. Yanımdaki İpek’e döndüm, adımlarımı durdurarak. “İpek… Bugün orada, kahvehanenin önünde gördüğüm şu kız geçende sordum sana… Kimdi o?” Aslında tanıyordum abim biraz anlatmıştı ama dıştan bir gözden bilmek en iyisiydi. İpek duraksadı. Bir an tereddüt ettiğini gördüm. Ama sonra içini çekip konuştu. “Elif… Elif Karahan. Tanışmadınız değil mi?” Başımı salladım. “Hayır… Ama bir şeyi fark ettim. Abim ona bakarken bir tuhaf oluyor. O da ona. Ne var aralarında?” İpek kaşlarını çattı. “Sen daha yeni geldin tabii. Aralarında bir şey olmuş. Kimse açık açık konuşmuyor ama… bizim evde bile adı geçince bir sessizlik olur. Kimse tam anlatmaz. Bildiğim tek şey… zamanında birbirlerini çok seviyorlarmış. Ama birdenbire yolları ayrıldı. Hem de sert bir şekilde.” Yutkundum. “Abim hiç anlatmadı.” Dedim bilerek. Dıştan objektif bakmak istiyordum konuya. “Bana da anlatmadı. Ama Elif’in gözleri hâlâ anlatıyor.” İçimde garip bir sızı vardı. Bilmek istemediğim bir geçmiş bana yaklaşıyordu, sessizce. “Peki…” dedim, biraz duraksayarak, “O adam… Bugün çarşıda, Sert bakışlı, yüzü taş gibi. Kimdi o?” Sadece ismini bildiğim adamı tanımak istedim. İpek’in gözleri irileşti. Hafifçe gülümsedi. “Kaan Karahan.” Dedi. Ardından da devam er “Elif’in abisi. Karahanlar, Urfa’nın en eski ve en zengin ailelerinden biri. Serttirler. Gururludurlar. Ama Kaan… Onun yeri ayrı. Sessiz ama etkili biridir. Çok karışmaz ama karıştığında da ortalık durulmaz.” O ismin içimde bir yerlerde yankılandığını hissettim. “Bugün beni öyle bir süzdü ki… sanki gözlerimin içini okudu.” İpek güldü. “Sen onunla göz göze gelmişsin bir de! O kolay kolay kimseye öyle bakmaz.” O anda içimde tarif edemediğim bir sıkışma oldu. Nefretten mi, meraktan mı, bilmiyorum. “Elif… Kaan… Karahanlar…” dedim fısıltıyla. “Her biri başka bir sır gibi.” İpek başını salladı. “Hoş geldin Urfa’ya Leyla. Burası sandığın kadar sessiz bir şehir değil.” ••• Konağın taş avlusuna adım attığımda, içimdeki sızı büyümüştü. İpek’le geçirdiğim o sohbet aklımı darmadağın etmişti. Elif… Kaan… Karahanlar… Hepsi bir sır, hepsi bir geçmişin yankısıydı. Ama asıl hesap sormak istediğim kişi hâlâ bu evdeydi. Abimdi. Benden sessiz kalıyordu aşkına! Yemek saatine kadar odama kapanmakla yetindim. Ne konuşmak istedim ne de görmek birini. Ama içimdeki dalga büyüyordu. Bu sessizlik çok uzun sürmeyecekti. Akşam ezanı okunurken, konağın alt katından gelen gürültü beni yemeğe inmeye zorladı. Yemek odasına girdiğimde herkes yerini almıştı. Babam, her zamanki gibi sofranın başında. Annem sessiz, ama gözleri her şeyi izliyor. Abim ise kafasını önüne eğmiş tabağını inceliyor gibi yapıyordu. Sanki biri gözlerine bakmasın diye kaçıyordu bakışlardan. Oturduğumda çatalların sesi dışında bir şey duyulmuyordu. Ama içimden geçen fırtına, göğsümde patlamaya hazır bir yıldırım gibiydi. Dayanamadım. Çatalımı usulca tabağa bıraktım, abime döndüm. “Bugün Elif’i gördüm,” dedim, sesim beklediğimden daha sert çıktı. Abimin omuzları kasıldı. Tüm masanın sessizliği bir anda büyüdü. “Çarşıda… göz göze geldik. Ama asıl dikkatimi çeken şey… senin ona nasıl baktığını bilmek.” Annem çatala uzanmış eliyle durdu. Babam başını kaldırdı. Ortalık o an tamamen sessizleşti. Abim yutkundu. “Neden bahsediyorsun Leyla?” Kaşlarımı çattım. “Geçmişten. Elif’ten. Karahanlardan. Ve senden. Neden kaçıyorsun abi. Seviyorsunuz işte birbirinizi neden?” “Leyla, bu senin anlayacağın bir mesele değil,” dedi, sesi kısık ama netti. “Elbette anlarım!” dedim, sesim yükseldi. “Ben her şeyi geride bırakıp döndüm buraya. Her şeyin üzerine yeniden yürümeye cesaret ettim. Ama sen—sen geçmişinle yüzleşmeyecek misin?” “Yüzleştim,” dedi abim, gözlerini kaçırarak. “Yıllar önce bitti o hikâye.” Yalan söylüyordu. Babamdan saklıyordu. “Bitmemiş!” diye bağırdım. “Senin suskunluğun bitirmiş gibi davranıyor. Ama Elif’in gözleri konuşuyor. Senin gözlerin susuyor.” Babam sertçe araya girdi. “Ne bu sesler? Ne bu laflar?” dedi. “Geçmiş geçmişte kaldı. Üstünü deşmeyin.” Yüzümü ona çevirdim. “Baba… Senin geçmişte yaşadığın gurur mu, Abimin hayatına mal oldu?” O an annem başını önüne eğdi. Abim bir şey demedi. Ama o an her şeyin cevabını hissettim. Karahanlarla olan o küslük, gurur, aile düşmanlığı… Hepsi abimin Elif’le arasındaki köprüyü yıkmıştı. “Ben size bir şey söyleyeyim mi?” dedim, yavaşça ayağa kalkarak. “Ben bu evde sessiz kalmaya gelmedim. Herkes susarken ben susmam. Bu sefer hiçbir şey görmezden gelinmeyecek.” Masadan uzaklaştım. O an arkamdan kimse bir şey demedi. Çünkü hepsi gerçeği biliyordu. Ve bazen, sessizlik en büyük itiraftı. Bölüm Sonu…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD